İsmail Uygur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmail Uygur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2008

Aziz Kocaoğlu ve İsmail Uygur'a UzunByPas



Aziz Kocaoğlu ve İsmail Uygur'a UzunByPas

CHP İzmir eski başkanlarından Alaattin Yüksel’in son CHP Genel Kongresinde Deniz Baykal’a bayrak açtıktan sonra yaşanan gelişmeleri 13 Ekim 2008 tarihli ve “Aziz Kocaoğlu Tekrar Aday!” başlığı bitimine ünlem işareti koyarak, değerlendirmiştik. (Tekrar okumak isteyenler, http://cenksarigol.blogspot.com/2008/10/aizi-kocaolu-tekrar-aday.html ) İlgili yazımızda kısaca değindiğimiz Torbalı belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur’un tekrar adaylığını değerlendirmemiz gerek! Üstelik bu değerlendirmeye eski milletvekilimiz Sedat Uzunbay’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığını eklemeden olmayacak.
Muhalefete tahammülsüzlüğü ile bilinen Deniz Baykal, CHP Genel Kongresinde aykırı çıkışlar yapan zamanın il başkanı Alaattin Yüksel’i kısa bir belgeçer (fax.) ile yönetim kurulu ile görevden almıştı. Yerine Ekrem Bulgun atandı. Alaattin Yüksel’in görevden alınması sürecinde önce CHP Merkez Yürütme kurulu Üyeliğinden alınan Sedat Uzunbay, 22 Temmuz Genel seçimlerinde ise listeye bile alınmadı. Tıpkı Alaattin Yüksel görevden alınınca yaptığı basın açıklamasında yanında duran, destek veren çeşitli illerden diğer milletvekillerinin listeye giremediği gibi… Bu sırada Yüksel’e en çok destek çıkanlardan birisi, Piriştina’nın vefatıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını adeta herkesi şaşırtarak, hediye ettiği üniversiteden fakülte arkadaşı Aziz Kocaoğlu’ndan başkası değildi.
Benim Tahminimce, CHP genel başkanı Deniz Baykal, atadığı Ekrem Bulgun’un ilk CHP İzmir il kongresine gidilirken, yılların deneyimiyle çok zorlanacağını gördü. Zira Alaattin Yüksel’in görevi sırasında kendi tabanını oluşturmasından, delege ve üyelikleri şekillendirmesinden doğal ne olabilirdi ki? Kollar sıvandı… Önder Sav’ın koordinasyonuyla İzmir merkez ve ilçelerde CHP Parti Tüzüğünün 12. maddesine dayanarak, binlerce üye düşürüldü ve yenileri eklendi. (Hatırlayın: yılların CHP’lisi ve Deniz Baykal rahatsızı Emin Yıldız’ın üye olmadığını öğrenmesi ve gazetelere beyanat vermesi) Buna rağmen Alaattin Yüksel veya desteklediği adayın şansı kırılamamıştı. Deniz Baykal B Planına geçti. Buna göre güvendiği birisi, atadığı Ekrem Bulgun yönetimine karşı liste çıkaracaktı. Selçuk Ayhan bu konuda görevlendirildi. Nasılsa Alaattin Yüksel ve gururları kırılarak görevden alınan yönetim kurulu üyeleri, Ekrem Bulgun’a karşı ya liste çıkaracak ya da çıkan listeyi destekleyeceklerdi. Beklenen oldu. Deniz Baykal’ın planı tuttu. Baykal’a muhalefet eden ne kadar İzmir CHP örgütü üyesi varsa, Onun atadığı Ekrem Bulgun’un karşısında yer aldı. Diğer aday Kemal Karataş kongre sürecinde Bulgun lehinde adaylıktan çekildi. Dikkat edin kaybeden aday lehine adaylıktan çekilen Karataş şimdi CHP İzmir il başkanıdır. Sedat Uzunbay ise il başkanını belirleyen Karşıyaka ve Konak ilçe kongrelerinde delegasyonu yönlendirerek, ciddi itibar kazanmış ve Selçuk Ayhan’ı il başkanlığına taşımıştı. Deniz Baykal’ın iki kafa adamından Kemal Anadol Bulgun listesini desteklerken, Önder Sav’ın Ayhan’ı desteklediğini belirtmiştik. Peki, Parti Meclisine (PM) girecek isimleri öneren Önder Sav’ın İzmir il kongresinde aynı adayı destekledikleri Sedat Uzunbay’ı es geçmesinin anlamı nedir?
Böylece Deniz Baykal hem güvendiği bir adamı tekrar ve kendisine muhaliflerin dahi oyunu aldırarak seçtirdi. Diğer yandan Selçuk Ayhan ve sair isimlerle kendisine muhalif ne kadar isim varsa, kapalı kapılar ardında konuşulanlara varıncaya kadar öğrendi. Öğrenmekle kalmadı muhalif temizliğinin ilk etabını 22 Temmuz genel seçimlerinde tatbik etti. CHP İzmir il kongresinde Ekrem Bulgun’u destekleyen ve destekledikleri aday kaybeden tüm CHP İzmir milletvekilleri tekrar listeye girer veya seçilirken, destekledikleri aday kazanan kazanan milletvekillerinden sadece Bülent Baratalı listede yer bulabilecekti. Temizlik sadece İzmir ile sınırlı kalmadı. Alalattin Yüksel’in görevden alınmasının ertesinde ona destek vermek için basın açıklamasında haziruna yazılan diğer illerin CHP milletvekillerinin hepsi listelerde yer bulamadı. Bakın seçilemedi değil, milletvekili aday listesine bile giremediler. Bunların içine Torbalılı Sedat Uzunbay dâhildir. Komik olan ve tahminimi güçlendiren en önemli ayak ise Selçuk Ayhan’ı destekleyen milletvekilleri elenirken, Ayhan’ın milletvekilliği ile ödüllendirilmiş olmasıdır! (Bakınız; http://cenksarigol.blogspot.com/search?q=il+ba%C5%9Fkanlar%C4%B1n%C4%B1n )
Önümüzdeki 2009 Yerel Seçimlerinde temizlik harekatının ikincisini göreceğiz. Mevcut Alaattin Yüksel torpilli İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu kesinlikle tekrar aday olamaz. Aday adaylığı ile yetinecek! Buna ne Deniz Baykal nede ‘arsenikli su’ skandalları izin vermez. Biliyorsunuz
14 Ağustos 2007: Kemal Karataş, CHP İzmir İl Başkanlığı’na atandı. Belediye ve il genel meclisi toplantılarına katılacağını, sert muhalefet yapılacağını belirterek, partiye “Karataş tarzı” getireceğini söyledi. Bu ziyarette CHP’li 17 ilçe belediye başkanı, 4 ilçe başkanı, 12 belediye meclis üyesi Kocaoğlu’na eşlik etti. Lakin benim bildiğim kadarıyla Torbalı CHP’den kimse yoktu.11 Eylül 2007: Ülke gündemine oturan Tayland gezisi sonrası Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grubu’nda tartışma çıktı. İl Başkanı Karataş, Tayland gezisine katıldıkları için kınama cezası alan İmar Komisyonu üyesi 3 CHP’linin yeni komisyonlara aday olamayacağını açıkladı. Kocaoğlu ise komisyonların parti organı olmadığını aynı isimlerle çalışmak istediği yanıtını verince küfürlü gerginlik yaşandı. 30 Aralık 2007: Buca İlçe Kongresi’nde Kocaoğlu, Karataş’ı ima ederek, “Adam gibi adam olacaksın. Seçilmişinin arkasında adam gibi duracaksın” dedi. Karataş da “Efelenmek, ‘benim makamım senin makamını döver’, ‘ben seni yok sayarım’ anlayışları ‘İzmir’i istiyorum’ diyen AKP iktidarının ekmeğine yağ sürer” dedi. 17 Şubat 2008: CHP İzmir İl Kongresi’ne Genel Merkez’in desteğiyle giren Kemal Karataş, güven tazeledi. Baykal, örgüte “Küslüklere son verin. Parti siyaseti istemiyorum, toplum siyaseti yapın” talimatı verdi. Kongrede Karataş, Kocaoğlu’na delege olmadığı gerekçesiyle oy kullandırmadı. 13 Mart 2008: İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu, altı aydır ayak basmadığı CHP İzmir İl Başkanlığı’na giderek, Kemal Karataş’ı makamında tebrik etti.24 Ekim 2008: İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın İzmir'de düzenlediği basın toplantısına alınmak istenmemesi ve ardından CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş ile arasında yaşanan gerginliğe ilişkin, "Benim bir problemim yok" dedi. Aziz Kocaoğlu ve Kemal Karataş, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı Adnan Menderes Havalimanı'ndan uğurlamalarının ardından VIP salonundan ayrı ayrı çıktılar.İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun niçin tekrar aday gösterilmeyeceğini sanırım iyice anlatabildik! Tabii önce CHP PM’den sonrada milletvekilliğinden bypas edilen Sedat Uzunbay’ında…Gelelim Torbalı belediye Başkan’ı İsmail Uygur’un durumuna; Baştan söyleyeyim, Torbalıda Uygur üzerine hesap yapanlar yeni konumlarını belirlesin! O defter kapandı. Bunda sayın başkanın sağlık durumunun ciddiyetinden önce yukarda saydığım sebepler ve daha başkaları var. Uygur genel merkez ve il yönetimince dışlanan Kocaoğluna “atom karınca” lakapları takacak yakınlıkta mıdır? Siroz teşhisiyle ve buna bağlı mide kanaması sebebiyle acil getirildiği hastaneden çıkınca nekahet dönemini Sedat Uzunbay’ın Çeşme’deki yazlığında geçirdi. Tüm bunların Deniz Baykal tarafından bilinmediğini ve zararsız görüldüğünü kabul etsek bile, Bülent Ersoy ve M. Armağan Uzun nikâhını yine Çeşmede bir yatta (07 Temmuz 2007) kıymış olması (bilgi; http://cenksarigol.blogspot.com/2007/08/yz-karas.html ) Uygur’u genel başkanı gözünde düşürmeye yeter! Ne alaka diyeceklere hemen belirteyim. Bülent Ersoy, CHP Genel başkanı Deniz Baykal’ı kastederek; "12 Eylül döneminde sahne yasağımın vardı. Yasağın kaldırılması için şimdi bir parti genel başkanı olan kişi (o sırada Baykal siyasi yasaklı ve avukatlık yapmaktadır) benden servet (100 milyon) istedi." İddialarında bulunmuştu. Bunun üzerine Deniz Baykal kişilik haklarını ihlal ettiği iddiasıyla sanatçı Bülent Ersoy aleyhine açtığı 300 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı. Davayı kazandı ve Ersoy’dan 15 bin ytl. Tazminat aldı. Dava sürecinden önce Ersoy ve Baykal arasında yaşanan gerginlik, atışma ve söz düellosunu bilenler, hatırlayanlar size sorabilir miyim? Devlet adamlığı ciddiyetini önemseyen, kinini diri tutan, muhalefete acımasız siyaset tarzı ile Deniz Baykal, böyle bir davada muhatabı olan Ersoy’un nikahsını kıyan ve tv ekranlarında bence rezillik söylentileri baş haber olan Armağan Uzun için pazaryerlerine dev canlı yayın ekranları kurduran Uygur ve o ekranlara Popzıtar yarışmasına SMS atma komikliği yansıyan Sedat Uzunbay’ın sizce adaylık şansı var mı?


Cenk SARIGÖL

1 Kasım 2008

Torbalı, Kabaçakırı OSB


Kabaçakırı OSB ve TTO

Kabaçakırı (Yeniköy ve Ahmetli köyleri arasında kalan arazi) mevkiine Organize Sanayi yapmaya ben karşıyım. Bir çok kerede bunu dillendirdik köşemizde... http://cenksarigol.blogspot.com/2007/12/anlaamyorlar-anlatlar-anlalr.html OSB’nin Kabaçakırına kurulmaması için onlarca sebebimiz var. Ertan Ünver karşı çünkü arazi Metropolis (Ana tanrıca antik kenti) kazı alanı havzasında. Daha ilerde burada yapılacak, turizm bağlantılı rekreasyon düzenlemelerini engelleme ihtimali çok kuvvetli. Ünver’in hassasiyetine katılmamak mümkün değil. Mustafa Yetkil Hocam zengin tarım havzalarının sanayi ve konut yapımına açılmasına Küçükmenderes Ovasının her yerinde olduğu gibi buradada karşı çıkıyor. Hocama aynen katılıyorum.
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/10/torbal-kkmenderes.html Bizim ise karşı Ünver ve Yetkil’in sebebleride dahil olmak üzere birkaç daha farklı sebebimiz var.
Öncelikle Torbalı etrafında hızla yayılan sanayi istilası içinde tek temiz hava kaynağını güney ve batı yönlere bırakmış durumdadır. Ahmetli, Yeniköy ve Özbey’in sırtını dayadığı dağdan hava mı gelirmiş?” diyenler olabilir. O hava Pamucak sahilinden dağlara sürtüne sürtüne gelmese dağ yamacındaki köylerimizde eşsiz lezzette zerzavatı zor yetiştirirdik. Torbalı kuzeyinde Ayracılar ve Yazıbaşı, kuzeydoğusunda ve batısında Kemalpaşa yolu ve Fetrek Çayı çevresi, Güneydoğuda Çaybaşı ve Subaşı, Kuzeybatıda Pancar sanayi kuruluşları ve fabrikalarla kuşatılmış durumdadır. İlçemiz için yüzünü çevirip, nefes almasına olanak sağlayacak, güneyde Sağlık Köyü, Güneybatıda Ahmetli ve batısında Özbey ve Yeniköy kaldı. Torbalı’nın doğusundan geçen Fetrek Çayı tamamen, batısındaki Çevlik Çayı ise %60 kirlilik düzeylerinde. Siz yaz aylarında akmamasına bakmayın, dere, çay ve nehirler görünürde akmasa bile alt havzalarında 20 metre kadar derinlerde akışlarını sürdürürler...

Diğer OSB şerhim, “kurulacak sanayinin Torbalı işsizliğine merhem olacak” diyenleredir. Çevresinde bunca fabrika ve Sanayi bölgesine rağmen işsizlik olan bir ilçede yani OSB’nin işsizliği azaltacağı sadece safsatadır. Hergün çevre ilçe ve İzmir’den 12 bin işçi taşındığı söylenen bir ilçede böyle bir yalana inanmak, aklından zoru olmaktır. İnanın Kabaçakırı sanayiye değil tarıma açılsa kat ve kat fazla insanımız ekmek yer ordan.

Kabaçakırı’na OSB kurulmasına karşı çıkan insanları "sanayiye karşı” olmakla itham eden söylemler ayrı çirkinlik taşıyor. Biz sanayiye karşı insanlar değiliz. OSB’nin daha uygun yerlere kurulabileceğini düşünüyoruz. Hatta gerek biz, gerekse Ünver alternatif olarak, Killik ve Gugur dağının batısı ile Saipler Köyü, Çapak Mahallesi altı ve çevresini defaatle dillendirdik. Torbalı Belediyesi ve siyasi parti temsilcilerini Kabaçakırı’na “HAYIR” diyerek taraf olmaya davet ettik. Torbalı Belediyesi, Metropolis Kartalını simge olarak, taklarında, etiketlerinde tepe tepe kullanıyor ama bu konuda ağızlarını bıçak açmıyor. Ticaret Odası Başkanı Muzaffer SekbanOSB konusunda bilen, bilmeyen konuşuyor” diyerek bizleri töhmer altında bıraktı. Hadi diyelimki Sekban OSB için en uygun yerin Kabaçakırı olduğuna inanmış durumdalar. Sekban’a birşey demeyelim. Lakin Torbalı Ticaret Odasında geniş bir muhalefet var Sekban’a değil mi? Meclis başkanından, yönetim kurulu üyelerine kadar... Şimdi sormak hakkımız değil mi? Ya siz Muzaffer Sekban’ın neyine karşısınız? Hiçbirinizden OSB konusunda aykırı ses duymadık biz! Sekban’ın çalışmamasından yakınıyorsanız alın size işte! Adam ilçeye OSB getirdi. Madem karşı değilsiniz Kabaçakırı Osb’ye bunu başarı kabul etmek zorundasınız. Çalışmıyor diyemezsiniz?

Geriye ne kalıyor? Muzaffer Sekban’ın giyimi, konuşması, ayakkabıları, tesbihi dışında? Maaş almadan başkanlığı yürütmesine mi? Ticaret Odasının parasını kullanmadan bankada tutmasına mı? Niçin karşısınız siz Muzaffer Sekban’a? Kabaçakırı halen Ticaret Odası yönetiminde bulunup, Sekban muhalefeti yapanların turnasol kağıdı oldu.

Kabaçakırı OSB’ye karşı olanlara bakarsanız, aralarında hiçbir siyasi akrabalık ve ilisiyet olmayan kişi ve kuruluşları görürsünüz. Torbalı Baro Temsilciliği, TOGİAD ve ÇYDD açıkça karşı olduklarını deklare ettiler. Hepimizin siyasi dünya görüşleri farklı olmasına rağmen, Biz, Vahap Olgun, Ertan Ünver, Mustafa Yetkil gibi basının ayrı renkleri ortak tavır aldık. Siviller bu kadar karşıyken, hiçbir konuda anlaşamayan ilçemiz güzede yerel ve genel iktidarı, tüm muhalefet ve siyasi birlik platformlarıyla nazar değmesin OSB birifinğlerine koşuyorlar. Meğer Torbalı üzerine farklı düşünen siyasi partimiz ve siyasetçimiz bile yokmuş! Muhtarlara gelince Ahmetli Muhtarı Veli Koç haricinde ikisi bu köşede görüşlerini öğrenmek istediğimizi belirtmemize rağmen sukut kalarak ikrar ettiler. Özbeyli ve Yeniköylü köylüler bundan böyle sakın kamyonlar geçerken toz kaldırıyor, sebzelerimizi kara ballık tutuyorda heder ediyor diye yol kesmesin. Şimdi günde 50 kamyon geçiyorsa Osb’den sonra 300 araç geçecek! Bize rahat iş çıkacak diye heves edenler avuç içlerine bal veya tuz sürsünlerde boşuna yalamış olmasınlar! OSB kabaçakırına gelsin, ardından Metro gelir. Siz o zaman görün Torbalıda işsizlik neymiş.

Torbalı Belediye Başkanlığı çok sessiz kalmaktadır. Tahminimce OSB'nin Kabaçakırına kurulmasına taraftır. Oysa Torbalı belediyesi'ninde karşı çıkış hareketi sergilemesi durumunda, Kabaçakırı OSB geri dönülemez değil. Lakin destekleyen, Birlik Platformu seminerlerine halkımızın ilgi göstermemesinin sebebini ben buldum: “yok birbirinizden farkınız”. Ortaya farklı bir söylem ve öneriyle çıkmıyorsunuzki? Torbalılar size niye prim versin? OSB kurulunca Yeniköy Dağ Lokantasında çok demlenen başta İsmail Uygur ve sair etkili, yetkili, mevkili Torbalı tabakası artık, Kabaçakırı OSB’nin insanın içini açan beton çatılarına baka baka kendi kendilerini tatmin ederler..!

Cenk SARIGÖL

27 Eylül 2008

Partizane

Sendikalılar
İşsizlikten beli bükülmüş eski belediye zabıtası arkadaşına dert yanıyordu;
-“Belediyeden atılınca ne yapacağımı bilemedim. Biraz birikmişim ve aileden topladıklarımla işyeri açtım. Küçük esnaf birmiş, ben küçük esnaf olacam derken eldeki bitti.” Arkadaşı tekrar sormuş;
-“Başka bir yapsaydınya arkadaş, maaşlı bir iş.
-“Tamamda arkadaşım. Biz zabıtaydık. Onu biliriz. Fen işlerinde olsak, tesisatcılık yapardık. Bildiğimiz mevzut serbest piyasada işletmelerde çalışmaya yetmezki!” bu sırada kapıdan Ermonun biri girer, elindeki gazeteyi masaya fırlatarak, habere bakın habere der. İsmail Uygur tarafından göreve gelmesinin ilk yılı işten çıkarılan eski zabıta, “Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur, Belediye-İş 4 yıl aradan sonra masaya oturdu. 50 işçi sendikalı oldu. İşçiler sendika sayesinde iş güvencesi, grev, toplu görüşme hakları kazandı” Ermonun biri haberin üstüne alaylı şekilde mağdur işçiye sorar;
-“Sizde sendikalı değilmiydini? Bu nasıl güvence ve iştir ki? İsmail Uygur sizi sendikalısınız diye kapının önüne koyarken, 4 yıl sonra kendisi işçilerini sendikalı yapıyor?” Canı sıkılan Eski zabıta ibretlik cevap verir;
-"Yok biz önce ve sadece sendikalıydık. Bunlar önce CHPli sonra sendikalı…" C.S(bu bir fıkradır)


Haber şöyle:
“TORBALI Belediyesi'nde çe-şitli görevlerde çalışan 50 daimi işçi dün Belediye-İş Sendikasına geçti. Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur,

CHP Torbalı İlçe Başkanı Ertan ÇELİK

CHP İlçe Başkanı Ertan Çelik ve CHP'li Belediye Meclis üyelerinin de hazır bulunduğu sözleşme töreni dün Belediye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Torbalı Belediyesi ile Belediye-İş Sendikası 2 nolu şube arasında 50 işçiyi kapsayan toplu sözleşme imza töreninde sevinç ve mutluluk hakimdi… Belediye Başkanı İsmail Uygur'a teşekkür eden işçiler, ‘Bize çok güzel bir bayram hediyesi oldu’ dedi. Önümüzdeki aylarda taşeron işçilerinin de sendikalı yapılacağı öğrenildi."


Çifte Standart
Alın size CHP güzellemesinde bir çifte standart örneği..! Sayın İsmail Uygur seçilip, 2004 seçimlerinde koltuğuna oturduğunda ilk büyük icraatlarından biri işçi kıyımları oldu. 200 civarında işçiyi gruplar halinde kapı önüne koydu. O dönem bu işçi çıkarımlarının mali gerekliliğinin olabileceğini ve başkanın bu girişiminde haklı olabileceğini düşündüğümü yazmıştım. Hatta eski başkan Sayın Hasan Karatoklu’nunda 28 Mart 2004 Yerel Seçimleri öncesi 6 ayda yüze yakın işçi alımı yaptığı sızıntılarını aktarmıştım. En büyük sloganımda şuydu;
SİYASETLE GELEN. SİYASETLE GİDER

H. Karatoklu

Mehmet Hasan Karatoklu’nun oy kaygıları ile şişirdiği kadroların havasının alınması bencede gerekliydi! Mademki o dönem personel maliyetinin yüksekliği ve fazlalığı ve yapılan iş karşılaştırmalı israf vardı (o dönem sayın Uygur bunları dile getirmişti). Gereğine itirazımız olamazdı.
Fakat Uygur işi sadece Karatoklu’nun son 6 ay yada 1 yılda aldığı işçileri işten çıkarmakla kalmadı. Karatoklu döneminde (10 yıl) alınanları hatta Ertan Ünver ile çalışmış personele kadar vardırdı. Tabii işin birde ilçe halkı tarafından algılanması vardı. Herkesin dilinde,
İsmail Uygur kendisini destekleyen, CeHaPe (doğrumu yazdım? Aynı sizin gibi değil mi?) flaması sallayan, konvoyuna katılan partililerine kadro açıyor. Mevcut işçileri çıkarmalı ki tabanına yer açılsın!
şeklinde sözler dolaşıyordu. Haberi okudunuz. Sendikalı ve yüksek ücret aldıkları için 4 yıl önce siyasi yandaşlara yer açmak için kapı önüne konulan içilerin yerine buyur edilen yenilere bizzat CHP’li belediye meclis üyelerinin katılımı ile Sendikaya üyelik töreni düzenleniyor. 4 yıl önce yerine geldikleri insanlara zehir olan yaşamlara inat “bu bize bayram oldu” diyorlar.
Peki yerel seçimlere 6 ay kala İsmail Uygur ve CHP’li Belediye Meclis üyeleri bu kulakları ağızlarına varan ve işçi yönetici birbirlerini yaplayarak neden sendikalaşma yapıyorlar?
Basit; İsmail Uygur seçimi kaybetme ihtimaline karşı kendi kadroloduğu işçilere sendikal koruma sağlıyor! En azından ben öyle algılıyorum. “eden bulur” diye bir atasözü var. Bu işçilerde şekergibi bir bayrama giriyor! Artık İsmail Uygur kaybetse bile arkalarında sendika olacak! 2004de Ak Parti adayı şimdi aday adayı Atilla Kaya defaatle o zamanda şimdide “belediye işçilerine dokunmayacağım. Biz kimsenin ekmeği ile oynamayacağız. Çok çalışacağız ve herkese iş olacak” derken. Sendikalaşmaya neden gerek duyuldu diye sormayın. Herkes kendinden bilir. Zamanında Uygur adaylığı sırasında farklı şeyler söylemiyordu..! Sorun Mahmut Atilla Kaya’nın sözünde durup, durmaması değil, kişinin (CHP Yönetiminin) karşısındakini kendi gibi bilmesidir.
Atilla Kaya arkadaşım. Sözünde durmaya özen gösterir. “Biz geldiğimizde kimse işinden olmayacak” diyorsa, işini layıki ile yapan kimse ekmeğinden olmayacaktır. Ha bana sorsanız, ben öyle yufka yürekli değilim. Adalet elbette birilerinin eliyle tecelli eder. Siyasetle geleni, siyasetle gönderir. Yerine liyakat sahibi, bilgi, beceri ve yeteneğine göre kadro kurardım.
Ben İsmail Uygur’a siyasetle gelenleri, işten çıkardığı için hiç kızmadım. Elbette her başkan güvendiği bir ana, tepe kadro kuracaktır. İşten çıkarmalar ne zamanki siyasi linç olayınıda aşar hale geldi, eleştirilerim ondan sonra başladı. Bu yaz ve geçen yaz yaşadığımız susuzluğun, CHP kadrolaşmasına kurban giden işçilerin yerine gelen çoğu ehil olmayan personelden kaynaklı olduğunu söylesem.! Bu kadar kadrolaşmadan bahsettik, bir örnek vermesek olmaz;
Hamit Küçük, 2004 yerel seçimlerinde Subaşı Beldesinde CHP’den Belediye Başkan adayıydı. (Subaşı ilginç yerdir. Vefat eden Osman Dirik Genç Partiden seçilmiş, CHP’ye transfer olmuştu. Şimdiki başkanda Ak Partiden belediye meclis üyesi seçilmiş CHP’ye geçmişti. Dirik vefat edince belediye meclisi tarafından Başkan seçildi) Hamit Küçük, Seçimi kaybedince hemen akabinde Torbalı Belediyesinde işe başladı… Yazıyı ayrıntılı okumak için http://cenksarigol.blogspot.com/ linkine bakabilirsiniz.

Not: Bizim iki yıl önce burada kaleme aldığımız Ramazan ve Şeker Bayramı yazımızın benzeri bir tartışmaya ülke gündemi yeni gelmiş. Okurlarımız normal gündemden 2 yıl öndesiniz. Farkındamısınız?

Cenk SARIGÖL

16 Eylül 2008

Torbalı Gazeteleri Notları


Torbalı Gazetelerinden Sızanlar

Gazete sayımız arttı. Benim için bu sevindirici bir olay. Rakip kaliteyi arttırır, piyasayı genişletir. Gazete patronları için aynı şey ne kadar geçerli orasını bilmem. İlçemde yaşanan bir kaç gazete haberi, olayı, manşetini sizler için irdelemek istiyorum.

Görmeme

Gazetem Torbalının HERŞEYİ Okan Diril aslında fıkralara konu olacak bir olaya imza attı. HERŞEYİ dedim çünkü, muhabir, dizgici, dağıtıcı ve yeni evli üstelik oruçlu olunca matraklığın dibini bulmuş. Geçen sayı Torbalıspor posteri diye gazetenin içine Bandırmaspor posterleri koyarak dağıtmış. Ya bari Şebinkarahisarspor olsaydı! Daha üç gün önce ilçe takımınla olaylı maç yapmış takım bu. Kavgalar çıkmış taraftarlar arasında...

Torbalıdaki ajans ve gazete muhabirleri haber atladı! Oysa ulusal basında kesin yer bulabilecek bir hata... mesela habere şöyle başlıklar konu olabilirdi;yeni evli gazetecinin dalgınlığı, sabote yapsan olmazdı, şaşkın gazeteci, okuda inanma, büyük hata vs.

Görmemezlikten Gelme
Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan’ın taa vefat eden eski başkan Osman Dirik zamanında belediye tarafından yazılmış bir dilekçenin varlığından hareketle, beldedeki elim kazanın sorumluluğunu kendi üzerinden Karayollarına atmasıyla başlayan süreci biliyorsunuz. Bu konunun takipçisi oldum. Ben tekrar tekrar yazdım. Her seferinde Büyük Torbalı Gazetesinde
Tek suçlu Karayollarıdır. Başvuru dilekçemize olumlu yada olumsuz cevap vermediler” diye açıklama yaptı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/suba-belediyesi-kmaz.html
Sezgilerim böyle bir dilekçenin olmadığı yönündeydi. Yazdımda bunu. Okan Diril gitmiş araştırmış dilekçeyi meğer Karayollarına teslim edilmemiş. Bu ne demek, Subaşı Belediyesinde hiç kimse eski başkandan kalan işleri takip etmemiş. Dilekçenin akıbetini sormamış ona güvenerek, suç isnad dahi ediyor. Güzel bir haber, araştırmacı gazetecilik örneği... http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/zanl-suba-belediyesi-geen-hafta-28.html

Dilekçenin karşılıksızlığı üzerine B.Torbalı Gazetesinin veya diğerlerinin, Okan Diril’in Gazetem Torbalıda manşetten verdiği haberi görmemesini nasıl değerlendirmeliyiz? Sonuçta Subaşı Belediye başkanı Erkan Zeylan desteksiz beyanlarını, desteksiz suçlamalarını B.Torbalıda yapmış. Halka yalanını duyurmak için kullanmış. Ben beklerdim ki en sert tepkilerden birini B.Torbalı Haber Servisi versin. Aksine görmezden gelindi.

Manşetlik Fıkralar
Daha FIKRAnın tanımını bilmedikleri için birşey söyleme gereği bile duymuyorum. Ama İzmir, Torbalı, Arslanlar fıkraları yazmaya devam edeceğim. Gelen maillerden anladığım kadarı ile sürdürmemi isteyen çok. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/torbalda-fkra-maneti.html Makale değilde fıkra için gelen yorumların birkaçını sizlerle paylaşayım:

Cenk Bey fıkralarınızın devamını dilerim. İnanın çok güldüm. Heykel olayını ve İsmail Uygur’un ‘Atatürk’ün yanında durmak şereftir’ dediğini bildiğim için gülmekten yerlere yattım desem yeridir. Siz bizi güldürdünüz, Allah’ta sizi güldürsün. Bence Atatürk’e yapılan heykel densizliğine en güzel cevabı vermişsiniz. Bunlar kimdir ve yaptıkları iki kaldırım, bir parke ile kendilerini koskaca Atatürk’ün yanına yakıştırma seviyesinde görüyorlar? Büşra Kartaş

Atatürk bunlarla konuşmaya değmeyeceğini bilirdi! O yüzden keşke atı konuştursaydınız bunlarla. Kendilerini ne sanıyorlar? Ne oldum delilleri...Ercan Gümüş

Birde fıkrayı okumayanlarada duyurdukları, reklamını yaptıkları için teşekkür ederim. Tek hayıflandığım manşette yarım bırakmaları fıkrayı. Kendilerini ve gazetecilik başarılarını tebrik ederim.

Cenk SARIGÖL

13 Eylül 2008

Torbalıda Fıkra Manşet'i

Fıkra Bu ya...
Torbalı
nın acar gazetecilerinden birisi Manşet’ine sıkıntı çekiyormuş. Çevresindekiler, ‘su sorunu devam ediyor, ilçe parti bşk.ları toplantı yaptı, İZSU sondaj yapıyormuş, Halk Müziği Konseri var, Subaşı Belediye Başkanı teslim edilmemiş bir dilekçeye dayanarak, karayollarını suçluyormuş vs.’ Diye öneri getirmişler. Muhabir,
-Onlar artık bayat, su sorunu iki yıldır devam ediyor, Torbalı Belediyeside susuz bıraktı, İZSUda, halk müziği konseri, sanat müziğide standart artık. Subaşı haberi okunmaz.
-Peki ne yapacaksın öyleyse?
-Ben bir bakayım yazarlardan ‘makale fıkrası’, ‘fıkra yazısı’, ‘yazılı fıkra köşesi’ yapan olduysa içinden bir şey bulurum artık? Madein CS

 

Kendi Heykelini Dikesice Adam

İsmail Uygur kendi ve eşinin heykelini yaptırmıştı meydana

Bundan tam 2yıl önce Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur kendi ve eşlerinin heykelciklerini yeni meydana (Atatürk Meydanı) Atatürk heykelinin sağ ve soluna kondurdu. Bu olay üzerine gazetecilere (samanyoluhaber) Uygur, “Atatürk'ün yanında bayrak tutan bir genç olmayı kim istemez ki? Atatürk’ün yanında olmak şereftir... Böyle bir düşüncem olsaydı, altına ismimi yazardım, ama başkanlığı bırakmadan önce de kendi heykelimi yapacağım ve altına İsmail Uygur diye yazacağım." Dedi.

Heykel olayının patladığı sırada İsmail Uygur “görevi kötüye kullanmak” suçundan yargı önündeydi... Böyle bir şeyi başka bir belediye başkanı yaptı diyelim ama yolsuzluk, rüşvet, zimmet ve ahlaksızlıktan yargılanıyor. Ve kendini Atatürk’ün yanına konduruyor! Devam eden mahkeme sürecinde suçu sabit görülerek, hapise düştü. Hayal edin, Atatürk Heykelinin yanında yolsuzluktan, rüşvetten, zimmetten, ahlaksızlıktan mahkum bir adamın heykeli var! İşte bu yüzden Atatürk Heykellerinin yanına yapılacak heykel yüzleri anonim denilen bir çok kişinin karması şekilde yapılır. Heykeltraş enaz 5 ayrı kişinini çeşitli perspektiflerini kullanrak heykelde anonim bir yüz ortaya çıkarmaya çalışır.Bana göre Uygur bu hareketi ile Atatürk’e hakaret etmişti. Herkes Atatürk’ün yanında heykeli olsun istebilirdi. Peki Atatürk herkesi yanında istermiydi? Bunu mizahla anlatmak, güldürmek, düşündürmek, İsmail Uygur’un kendi düştüğü komik durum ve Torbalı’ya yaşattığı utançı fıkra formatında aktardım. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/chp-izmir-suba.html 

Torbalı Manşet Gazetesi bu fıkrada geçen bir kelimeden hareketle mizah yoksunu olduğunu (yada tam tersi) sandığım bir vatandaşımızın şikayetini manşetine taşımış. Hadi diyelim ki bunun haber değeri var. Yaptın. Manşetlik değeri nerden geliyor? Başka bir gazeteye saldırma, başka gazetenin yazarını eleştirme hazzından mı? Köşe yazısında “bir yazarın makalesinde yaptığı gaf yüzünden mahkemelik olduğunu okudunuz” Daha makale ile fıkra arasındaki farkın ne olduğundan habersiz! Yada haberlidirde işine gelmiyordur.

Atatürk ‘lan’ der mi?” diye köşe yazısına başlık atmışlar. Fıkrada geçen “Eğer Gündoğdu meydanındaki heykeli konuşsa sanırım derdi!” olayı nasıl saptırdıklarınızı görün diye kurdum cümleyi. Fıkradaki hangi kelimeleri söylerdi! Hangi vali yardımcısıyla konuşurdu! İsmail Uygur’a kızarmıydı! Manşete bak be hey! Fıkra zaten güldürmek ve düşündürmek için bir kurgudur. KURGU. Manşetin sorusuna gelince Atatürk, ‘LAN’ı kelime içindede olsa muhakkak kullanmıştır! Bunu adım gibi, sizin fıkrayı gazete yazısı ve makale ile karıştırmayı bildiğiniz kadar biliyorum!

Atatürk ‘lan’ der mi?” hayal gücünüzden bunu mu çıkarabildiniz FIKRAdan? Ben size yeni şikayet konuları bulmada yardımcı olayım;
-Atatürk Heykeli konuşur mu?
-Hele İsmail Uygur ile konuşşur muydu?
-Sabahın köründe çöpcülerin olduğu meydanda tek başına ne yapıyor? Atatürk gibi bir lider yanlız orda durur mu?
-‘Şiişşşt’ der miydi?
-‘destur’ der miydi?
- Gölgesinde oturanların dedikodularına izinsiz kulak misafiri olur muydu?
-Birgün önce ‘vali vekili’ dediğine ‘yaver’ diye hitap eder miydi? Yani unutkan mıydı? (unutkan ve bunamış olduğunu vurguladığımı iddia edersenizde şaşırmam hani!!!)
Benim yazdığım fıkradan bunlarıda çıkarıp, şikayet konusu edebilirsiniz. Fakat fıkralardan çok daha komiksiniz.
Madem araştırıyorsunuz,
-Gündoğdu Meydanındaki Atatürk heykeli konuşuyor mu?
-Hangi vali yardımcısına seslendi,
-Gölgesinde oturan vatandaşlar kimdi?
-İsmail Uygur’u sadece azarlayarak bıraktı mı?

Tekrar ediyorum o bir fıkra, gülmece ve Atatürk’e karşı yapılmış asıl hakaretin üzerinde düşünmeyi sağlamak için yazıldı. Sonra ben bir yazıyı yazarken, mahkeme aşamasını, o şikayet edermi? Bu nasıl anlar diye yazmam.Birazda hukuk dersi, birisi beni mahkemeye vermedi. Savcılığa şikayet etti. İkisi aynı şey değildir. Bu fıkra yüzünden birisi beni savcılığa verecek diye bilsem, gene yazardım. O yüzden bu talihsiz bir YAZI değil, talihli bir FIKRAdır. Talihide Manşetlerden duyurulan bir fıkra olmasından kaynaklanır. ne talihli fıkraymış, sadece yayınlanmakla kalmıyor MANŞETte kendine yer buluyor. Bende fıkrası manşetlere çekilen yazar olarak böbürleneyim bari..!

Şikayetçi beyfendi Ufuk Çakmak bana mail atmış, ilgisine hassasiyetine teşekkür ederim. Atatürk üzerinden prim yapmaya çalışıyormuşum. Böyle anlamış demek. Eh be kardeşim ben neden buna gerek duyayım? Bak sen nasıl prim yapıyorsun hem Atatürk hemde bizim üzerimizden Manşetlerdesin! Sana kolay gelsin. Yinede bir okuyucunun ‘ben buradayım ve böyle anladım’ demesi yazar için çok önemlidir. Ufuk Çakmak’a tekrar teşekkürler.

Son olarak, Fıkraları bundan sonra umarım FIKRA olarak okursunuz. Ama ben yazdığım fıkradan sonra bu kadar güleceğimi hiç sanmazdım. Özelliklede size...

Cenk SARIGÖL

6 Eylül 2008

Chp İzmir Subaşı

Önce Ramazanlık Fıkramız

Birgün İzmir vali yardımcılarından biri Gündoğdu Meydanından geçiyormuş. Atatürk’ün at üstünde heykelinin yanından geçerken bir ses duymuş:
şiişşşt vali vekili bi bak” Vali yardımcısı afallamış, etrafa bakmış sabahın körü bir kaç çöpcü dışında kimse yok. onlarda kendi işinde tekrar aynı ses:
şiişşt vali vekili bura bak, bana bak!” vali yardımcısı irkilmiş, ve sesin geldiği yeri anlayınca korku ile karışık saygıyla, Emredersiniz paşam demiş. Gazi,
-Yaver bir ilçe belediye başkanı varmış, geçen gölgemde serinlemek için dinlenen vatandaşlarımdan duydum, benim heykelimin yanına kendininkini kondurmuş. Vali yardımcısı titrek sesle cevaplamış,
- Torbalı Belediye Reisi RAMAZAN İsmail Uygur ‘dan bahsediyorsunuz sanırım Paşam. Mustafa Kemal kaşlarını çatmış,
- Bulun ve hemen bana getirin o adamı..! Hemen Uygur’u bulmuşlar yakapaça huzura çıkarmışlar.
-‘Bu mu yaver? Kendini benim yanıma yakıştıran adam?’ demiş. Gazi Mustafa Kemal Atatürk. RAMAZAN İsmail Uygur hemen söze karışmış,
-‘sizin yanınında durmak şereftir gazi hazretleri’ demiş. Atatürk kaşlarını çatmış,
-‘Efendi efendi destur! Peki sen hiç düşündün mü benim için senin yanında durmak ne demek?” Fıkra Madein CS

Arsenikli su olayını biliyorsunuz İzmir’den 585 km uzakta bulunan bir şehrin belediye başkanı haber vermeseydi, zehirli suyu CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi halkına içiriyor olacaktı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html Önce Aziz Kocaoğlu’ndan CHP milletvekillerine kadar hepsi olayı inkar etti. Eğer Sağlık Bakanlığı yetkilileri İzmir Büyükşehir Belediyesinin kendilerine sudaki arsenik oranını düşürmek için verilen 3 yıllık süreye bir 3 yıl daha isteyen dilekçesini kamuoyu ile paylaşmasaydı, bunlar valilik ve İzmir Sağlık İl Müdürlüğü açıklamalarına rağmen “arsenik yok” tezlerini savunurdu. Belge kendi elleriyle verdikleri olunca kabul etmek zorunda kaldılar. Tipik CHP mantığıdır. Onlar dışında herkes düşman, devlet, millet haini, vatanı satanlar ve emperyalist uşaklardır. Söyledikleri yalandır. Siz önlerine belgede koysanız inanmazlar. hala daha inanmıyorlar. onlara göre bu "arsenik" olayı hükümet partisi AK Partinin CHP'nin kalesi İzmir'i ele geçirmek hatta feth etmek için kurduğu bir komplodur. Kanser oranlarında İzmir'in çevresinde kendisine en yakın ilin 3.5 katı fazla ve ilk sırada olduğu açıklamalarıda böyle değerlendiriliyor. şimdilerde bastırdıkları el buroşürleriyle (fatura göndermiyorlar maliyeti kurtarmıyor diye ama bedava dağıtılan buroşüre para var!) DSİ ve Çevre ve Orman Bakanlığını suçlamayı ihmal etmiyorlar.

Önder SAV ve Deniz Baykal’ın şapSAVlık denilebilecek bir olay sonrası nasıl ülkeyi gerdiklerini, polis ve istihbarat teşkilatlarını, hükümeti haya sınırlarını zorlar şekilde eleştirdiklerini hatırlayın. Ardından Vakit’in haberi Önder SAV’ın açık unuttuğu telefondan derlediğini açıklaması. CHP’den yükselen inkar sesleri... “o kadar salakmıyız?” diyenler bile olmuştu. Türktelekom, Vakit Gazetesinden şu numara (Sav’ın cep nosu) şu tarih ve saatte aranmış ve 42 dk. Görüşülmüş açıklamasını yaptı. Dökümünü sundu. CHP kafası hala inanmadı.( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/05/salo-bir-uvallama.html ) Hatta meclis’e “dinleme iddialarının araştırılması” yönünde komisyon kurulması teklifi vereceklerdiki GSM operatörü Turkcell'in açıklamasıyla sessizliğe gömüldüler. Çünkü Önder SAV’ın ayrıntılı faturası olayı doğruluyordu.Aynı şey CHP’li Torbalı Belediyesi için geçerli, susuzluk konusunda yazıyoruz, sorumluluklarını hatırlatıyoruz. Yöneticiler çıkıp,  ‘tek suçlu İZSU ve Büyükşehirdir’ (http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4517&Itemid=5 ) demekteler. İyide siz geçen yıl su sorunu yaşamayan bir ilçe teslim etmedinizki İZSU bünyesine! Yazıyoruz sizde tedbir alın, fabrika pompaları ve su kaynakları kısıtlansın, arıtma tesisi kurmalarını zorlayın. Bu süyü döngüsel olarak tekrar tekrar kullansınlar, yer altı sularının seviyesini daha derine kaçırmadan muhafaza etmeliyiz. Diyoruz. Hiç ses yok. Yek duyulan ses, “tek suçlu İZSU’dur. Bizi sabote ediyorlar”.

CHP yönetimli Subaşıda meydana gelen elim kazayı ve ardından bizim Subaşı Belediyesinin sorumsuzlularını ve ihmallerini dillendirmemizi hatırlarsınız. Aynı anlayış, “Biz dilekçe verdik, tek suçlu karayollarıdır”( http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4562&Itemid=5 ). Ben böyle bir dilekçenin varlığına inanmadığımı yazınca Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan belediye evraklarından ilgili dilekçeyi çıkartıp, fotokopisini Okan Diril beyle bana göndermiş. Bu arada elinde tuttuğu belgeyi araştıran Diril, bu dilekçenin Karayollarına hiç ulaşmadığını öğreniyor. (http://www.gazetemtorbali.com/haber_detay.asp?haberID=254 )Bir dilekçeden yola çıkarak “TEK SUÇLU KARAYOLLARI” diye bağıranlar. Şimdi size soruyorum! Ortada böyle bir dilekçe olmadığına, başvurunun sözlü yada yazılı yapılmadığının ortaya çıktığına göre tek suçlu kim? İnkar etmeseydiniz bu komik ve halkına yalan söyleyen, hizmet kusuru işleyen yönetici konumuna düşmezdiniz. Hem kendinize hemde halkınıza daha az zarar verirdiniz. Ama olmaz değilmi? İnkar CHP’de bir gelenek sanki...


Cenk SARIGÖL

Edi ile Büdü İzmir ve Torbalı

           Edi ile Büdü

İzmir Büyükşehir İZSU) ile Torbalı Belediyesi arasında yaşanan komediyi seyrediyor musunuz? Hacıvat ile Karagöz gibi mubarekler. Burada kim Edi, kim Büdü ayırmak zor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu daha sakin ve ÇelebiSayın Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur Hacıya gidip gelmiş olsa gölge oyunu karakterleri netleşirdi ama... Akmayan suyun kavgasını veriyor görünmeleri nasıl bir tiyatro oyunudur? Trajik, dram, trajikomik, macera, gerilim olabilir mi? Bu arada fatura tahsilatlarına devam. Merak ediyorum bu İzmir fiyatlandırması Torbalı için geçerli olacak mı? Gündemi takip edenler bilir! Büyükşehir belediyesine Sağlık Bakanlığı tarafından “su içilemez ve gıda üretiminde kullanılamaz” ibaresi konulmasını zorunlu kıldı. Arsenik miktarının normal değerlerin çok çok üstünde çıkmasından dolayı getirilen zorunluluktan, şark kurnazlığıyla kurtulmaz isteyen İzmir B.şehir bld. Su ücretlerini 0-13 metreküp arası suyun metreküpü 10 YKr olarak düşürdü. Böylece “ALINACAK SU PARASI FATURA MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR” gerekçesi oluşturarak, fatura göndermemenin yolunu buldular! Ayrıntılı yazımız için http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html bakabilirsiniz.

Ağustos ayından geçerli olmak üzere konutlarda 0- 13 ton arası ton başına 1.19 YTL olan tarife 10 Yeni Kuruş'a indirildi. Ucuz tarife, arsenik arıtma sistemleri devreye girinceye kadar en az 4 ay geçerli olacak. Olacakta Torbalı’nın su işleri ve faturalandırması İZSU tarafından yapıldığına göre bizleri kapsıyacak mı acaba? Yoksa sadece arsenikli suyun fiyatını mı düşürdü bu CHP’liler? Kırmızı Örümcek zararlısı için zehir değil ki bu arsenik. İnsanlardan kendilerini zehirledikleri su için parada alınması çok ayıp olurdu zaten. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu su işini hakkaten beceremiyor yav. Bir de millete yalan söylemedi mi CHP milletvekili Bülent Baratalı ile iğrenç bir durum doğdu. Ben asıl Ank. B.şehir Bld. Bşk. Melih Gökçek, İzmir suyundaki arsenik miktarını açıklamasa http://cenksarigol.blogspot.com/2008/07/su-zerinde-siyaset.html bunlar ne zaman açıklayacaktı onu merak ediyorum. Baştan inkar ettiler. Ardından “önceden suda arsenik miktarının yüksek olduğunu biliyorduk” dediler. Beyanı kabahatinden beter bunların. Kardeşim madem biliyordun neden bu millete sabah akşam zehirli su içirdin? Uyarmadın, hiç vicdanınız sızlamadı mı beşiktekinden, okullusuna körpeleri zehirlemeye?

Torbalı bu yazda susuzluktan kavruldu. Geçen yazda susuzdu birçok mahallemiz. Gelecek yaz gene kavrulacağını öngörmek medyumluk değil, donanım ister. Ben bu kış bile susuzluk çeken üst katlarımız olacağını tahmin ediyorum. Geçen sene belediye halkına su verememiş ve beceriksizliğini “Küresel Isınma” olgusuna atmıştı. Hatta sık sık İstanbul ve Ankara örnek gösterildi.”heryerde su sıkıntısı var” denilerek, ama ne oldu? İst. Melen Çayı Projesini tamamladı ve bu yıl kısa süreli kesintileri saymazsak, sorun yaşamadı. Ankara ise çok daha büyük bir proje tamamladı. Kızılırmak Suyu, DSİ’nin 10 yılda bir hatla getirmeyi planladığı suyu, 3 hat çekerek bir yılda getiren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek bunu birde arıtmadan geçirerek şebekeye veriyordu. Ayrıca Kızılırmakta normal akışında yüksek olan arsenik oranı AB Standartlarının bile altına düşüldü. Bu yıl Ankarada susuzluk kaynaklı hiç kesinti olmadı. Siz ne yaptını bu arada? Hangi projeyi tamamladınız? İZSU’ya su işlerini devredince sorumluluğunuz kaltı mı?Torbalı Belediyemiz zabıtalarımız eşliğinde İZSU Torbalı’yı bastı. Ne kadar komik ya? Sayın Uygur açıklama yapıyor, “İZSU beceriksiz, halkımızı susuz bırakıyor, çalışmıyor” orası doğru sayın Uygur. Peki senin İZSU’ya devrettiğin belediye beceriksizde geçen yıl İZSU devrede yokken niye susuzluk çekti bu halk? Komedi filmi çevirip, Edi ile Büdü rolleri oynamanın göz boyacılık olduğunu anlamıyormuyuz biz?

Siz Torbalı Belediyesi ve Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur olarak sen zaten şarıl şarıl akan çeşmeler devretmediniz ki İZSU’ya... Diğer taraftan Torbalı’nın çektiği su sıkıntısı kesinlikle su azlığından değil. Su kaynaklarının verimli kullanılmaması ve şebeke kayıplarındandır. Linki yukarda var “Su Üstünden Siyaset” yazımızda bunu ayrıntılı yazdık. Bir daha yazmam gerektiğini anladım. Kıtlık var çünkü! Ayrıca burda biz yazdıkça bir açıklama gönderme zahmetinde bulunmayan, yazılanlarla ilgili 5-6 sene öncesinin verilerini verirken basını bilgilendirme gereği hissetmeyen Torbalı Belediyesi Basın Bürosunun ne iş yaptığını merak ediyorum. Biz halk adına çıkış arıyor, sorumlulara hesap uzatıyoruz. Okumuyormusunuz bu gazeteyi yani? Tabii ciddi işlerde yoksunuz ortada ama sulu işlere varsınız. Komediyi seviyorsunuz. Kim Edi, Kim Büdü hiç farketmez. Ortada dönen çocuk komedisini hep beraber seyrediyoruz. Keşke belediye yönetmek yerine senaryo yazıp, artizlik yapsaymışınız..!


Cenk SARIGÖL

18 Ağustos 2008

Adam Olmayız Biz

Buna yürek dayanmaz. Haber şöyle; “Subaşı beldesi Osman Dirik Parkı'ndaki düğünden çıkıp yol kenarında yürüyen 5 kişiye, Torbalı'dan Tire yönüne seyreden Mehmet Koyuncu (49) yönetimindeki 35 M 6556 plakalı araç çarptı. Otomobilin çarptığı Güler Akpınar (26), İsmihan Akpınar (56), Osman Akpınar (7), Nazmiye Caner (29) ve Mehmet Ali Caner (10), olay yerinde hayatını kaybetti. Gözaltına alınan sürücünün, muayenesinde 320 promil alkollü olduğu belirlendi.”                      Osman AKPINAR

Güzel ALLAH’ım ne büyük imtihan. Bu elim kazada eşi, kızı, iki torununu kaybeden Akp Subaşı belediye meclis üyesi ve Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi başkanlığı yapan Osman Akpınar. Ölenlere rahmet geride kalanlara büyük sabır dilerim. Alkol, içki, rakı, şarap, bira vb. Sürekli özendirilen, çağdaşlık, laiklik, modernizim diye kakalanan sanal mutluluk... geldi ve bir aileyi yok etti. “Balık baştan kokar” hesabı sanki! Şimdi başın cezasını ayaklar çekiyor.

Es.Bld.Bşk.Osman Dirik

Vefat eden eski başkan Osman Dirik prestij proje diye bunu bıraktı işte! Neden böyle işlerimiz yarım hep bizim? Güzel bir tesis yapılmış ama belde ile arasında kaldırım yok. Yürüyüş yolu yok. Aydınlatma yetersiz. Düzenleme yapılmamış. Yine ne yazıkki, şimdi açılar içindeki, en yakınlarını, eşini, kızını torunlarını, hele isminin verildiği torunu kaybeden Osman ağabeyde bu hizmet kusurunda belediye meclis üyesi olarak ortak... Bu açılışa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Ramazan İsmail Uygur kaç defa geldiler. hiçbirisinin aklına gelmemiş demekki bu sorular. Eğer bu yolun kıyısında standartlara uygun yani karayolları yönetmeliği ölçülerinde yüksek kaldırım yapılmış olsaydı. o sarhoş sürücü belkide kaldırıma çarpıp, tekrar yola doğru dönecek, takla atacaktı. bu ölümlerle üzülmeyecektik. Hep aklımdaydı. Ama bizde ölenler badem gözlü olur ve eleştirriseniz, haklı olduğunuzu bilenler bile size yüklenir. Cevap verenler eleştirmez, küfreder. Yaşadık bunları, Haluk Alpsü, ( http://cenksarigol.blogspot.com/2007/11/doru-cevaplar-bilen-herkese-hediye-vard.html ) Bülent Ecevit vb.

Doğru bazen nereden bakarsanız bakın doğrudur. Sıfatı mimar olan bir zat aynı şeyleri yeni yüzme havuzumuzun yer seçimi ve önceliği konusunda dile getirdi. Bunu biz söylesek hasetten söylüyor olurduk.

Torbalı Subaşı Beldesi Osman DİRİK Parkı

Subaşı Osman Dirik Parkı’nın belde merkezi ile bağlantı yolları ile Aquapolis arasında ayniyet yok mu? İkiside merkeze uzak, ikisindede toplu etkinlikler düzenleniyor. Düğün, nişan, sünnet, anma, panel yapılabilir veya yapılıyor. Ne yazıkki ilçeyi, beldeyi yöneten elit kesim herkese arabası, bineği var gözüyle bakıyor! Oysa buralara yürüyerek, bisikletle, motorsikletle giden çok insan var. Aquapolis’e gitmek için yeterli yol çalışması yapılmış mı? Işıklandırma yeterli mi? En önemlisi kaldırım var mı? Hepsine tek cevap: “HAYIR Hadi buna “Sorumlu Belediyecilik” ismi verin, yüreğiniz yeterse...

Sorumsuz Belediyecilik” neye diyeceğiz ki o zaman? öyle demekle olsa taşıma suyla baraj kurar su sorununuda çözerdik değil mi? Sorumlu Belediyecilik bu değilmiş demekki! “Makro düşünmek, mikro çalışmak, işleyişi en az etkiyle tamamlamak gerekiyor.” Ne gerek var bunlara? Biz düşünmesekte olur! Nasılsa başımızdakiler en iyisini bilir ve yaparlar. ( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/04/kafay-deitirmek.html ) Hem bu halktan çok var. Ölen ölür, kalan sağlar oy versin yeter!

Plansız, proğramsız, çevre ilintisiz, ulaşım yeterliksiz olması kimin umrunda? Adam yapmış işte daha ne konuşuyoruz biz ki? Pufların üzerine uzanıp, girişlerde halkına “yıkılmadım ayaktayım. Hasta değilim, adayım” pozları vermek varken. Rabbim vucut sıhhati versin ama, hastalık en yukarda zaten. Kafadan başlıyor hastalık. “Herşeyi ben bilirim. Ben yaparım. Ben bir numarayım. Belediye benim. Yapılan benim. Ben, ben, ben...” narsisti*, megolaman, hastalıklı bir hizmet anlayışı bu. Hizmet önceliğinizi halkın ihtiyaçları değil siz belirlersiniz. Millet susuzluktan kavrulurken, yatırımı havuza yapar, suyu ise halkının kavrulduğunu görmezden gelerek, çeşmesine değil, havuza akıtırsınız. İçme sularına karışan sanayi atıklarına aldırmazsınız, sorumluluk sahanız dışında olduğunu söylersiniz. Arıtmanın elzem ihtiyaç olduğu fabrikalara, sanayi yoğun bölgelere değil, havuz suyuna arıtma tesisi yaparsınız. Oysa bu suyun çevredeki tarlalarda bile rahatça kullanılabileceğini kimse bilmiyor sanırsınız! Komik değil mi durum? Halkı yıkanmak, günlük temizliğini yapmak için su bulamazken, musluklardan su yerine hava gelirken, siz halkınıza hizmet olsun diye milyar ytl. değerinde parayı serinlesinler diye havuzlara gömüyorsunuz. Şimdi bu çarpık mantığı absürt şekilde okuyalım:

sevgili halkım! Çeşmelerinizde su akmadığının ve yıkanamadığınızın farkındayım. Zaten bu büyükşehirin suçu. Beceriksizleri kovdum! Su parasını ben almadığım için beni ilgilendiren bir sorun değil. O yüzden yatırım yapmak enayiliktir. Ama ben size hizmete devam ediyorum. 5 ytl. Verin havuzda hem yıkanın hem serinleyin...
Ağır felan olmadı, salt gerçek maalesef bu.Hizmet tamam! Bilet kesiliyor. Yandaşlar direkt, halk damla alınıyor havuza... madem herkes damlı alınıyor, aile günlerinde 10/1 erkek ve bayan sayı dengesizliğini nasıl açıklayacağız ki? Havuz fotoğrafının kıyısında duran Yusuf Balık düverlik sırtlarında belediye işçilerini kullanarak yapılan şahsi villalarkonuşmuyorda bari buna cevap versin! Yeniköyde alkol alınan mekan var, havuzdada alabilirsiniz içkinizi, sonra atla arabana 2-3 km yol evindesin! Ama hiç sorgulamayalım, “bu havuza yol, ışık, kaldırım niye yapılmadı? Yürüyerek nasıl gideceğiz?” Diye. Bisikler ve motorsiklet yolunu aklınıza bile getirmeyin sakın ola.

Osman Ağabey’e tekrar tekrar sabırlar dilerim. Allah dirayet versin. Yazdıklarımız mı? Onları unutun gitsin! Zaten siz hatırlasanız, haklı görsenizde birşey değişmez. En iyisini baştakiler bilir! Allah korusun bu tip bir kaza Özbey-Torbalı arasında olursa biz gene anımsatırız. Lakin söz veriyorum bu sefer küfürlerle hatırlatacam! Yazık be, insan hayatı bu insan. Yaptım diye şişine şişine söylediğiniz yarım işlerin sonucunda yitenler hep insan. Soluk alıyorlardı, gülüyorlardı. Hayata dair planları, ümitleri vardı. Hem kendilerinin hemde yakınlarının onlara dair, umutları söndü. Siyah gözlükleriniz takıp, cenaze törenlerinde poz vermeden önce elinize yüzünüze bulaşan, yarım yapılan işlerin sonuçu üstünüze sıçrayan bu kanları olimpik yüzme havuzlarında, park fıskiyelerinde, süslü çeşmelerde yıkasanızda çıkmaz. Biz unutsak bile varsa vicdanınız unutmamalı.

*Narsisti;
"Yanlızca Ben
Çok güzel bir peri kızı olan Ekho, kendisine aşık olanlara asla aldırmaz, kimseye yüz vermezdi. Bir gün Narkissos ile karşılaştı. Narkissos çok yakışıklı bir avcıydı. O güne kadar kimseleri beğenmeyen Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık oldu.Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermedi ve peri kızının yanından uzaklaştı. Ekho kara sevdaya tutulmuştu. Günden güne eriyip bitti ve öldü. Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızdılar ve Narkissos~u cezalandırmaya karar verdiler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susadı ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gitti. Su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzünü ve vücudunun güzelliğini gördü. O da daha önce farkedemediği bu güzellik karşısında adeta büyülendi. Yerinden kalkamadı, kendine aşık olmuştu. Kendi görüntüsünü o ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmişti . O şekilde orada ne su içebildi, ne de yemek yiyebildi, aynı Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başladı ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketti. Bu hikaye bizlere narsistik kişilik bozukluğunu tarifler. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler, özel olduklarını, bu yüzden birçok ayrıcalık taşıdıklarını düşünürler. Etraflarındaki herkesin onlara özel davranmalarını isterler. Ünlü olma, beğenilme, tanınma isteğiyle yanıp tutuşurlar. Empati yeteneğinden yoksundurlar, kimseyi düşünmezler ama herkes onları düşünsün onların isteklerine itaat etsin isterler. Eleştirilmek en büyük kabuslarından biridir. Yapılan eleştiriye ya şiddetli bir öfke nöbetiyle ya da kayıtsızlıkla karşı tarafı küçümseyerek karşılık verirler. Dramatik gösterişler, duygusal patlamalar, çılgınca değişken tavırlar narsistlerin karakteristik özelliklerindendir. Onun yaptığı herşey doğrudur. Ona göre, her ortamda kıskanılan imrenilerek bakılan sadece ve sadece kendisidir. Başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı amaç edinirler. Sıra beklemek, rica etmek, yol vermek, yardım etmek asla bir narsiste göre değildir. Dostluklar veya özel ilişkiler yanlızca onları beslediği, çıkarlarını koruduğu, hedeflerine ulaşmaya yardımcı olduğu için vardır.Narsistlerin dostları yada sevgilileri sıklıkla daha once narsistik bir anne yada babaya sahip olmuş kişilerdir. Çünkü, çocukluklarında görüp sevgi sandıkları ilgisizlik ve bencillik onlara yabancı gelmez. Sevgi anlayışları narsist bir kişiye göre şekillenmiştir. Bu yüzden narsistik bir eş ile birlikte olduklarında kendi haklarını aramayı düşünmezler ve ilişkilerini devam ettirerek eşlerinin kendilerini hiç bir karşılık vermeden kullanmalarına izin verirler. Yalan, narsist tutumun vazgeçilmez bir özelliğidir. Kendisi hakkında verdiği tüm bilgi, bir aldatmacadan ibaret olabilir. Narsizimin nedenleri konusunda bir çok kuram bulunmaktadır. Bir kurama göre, 18. aydan itibaren anneden bağımsızlaşmaya başlayan çocuk, ihtiyaçlarına eskisi kadar çabuk ve duyarlı yanıtlar alamadığında narsistik kişilik bozukluğunu geliştirecektir. Bir diğer kurama göre, erken çocukluk döneminde yaşantılanan istismar ve travma süreçleri yani erken çocukluğun narsistik kırılmaları, yetişkinlikteki narsist kişiliğe zemin hazırlamaktadır. Genelde ergenlik çağının başında ortaya çıkmaya başlayan narsistik kişilik bozukluğunun toplumdaki yüzdesi % 1 den daha azdır. Narsistik kişilik bozukluğu vakalarının yarısından çoğunu erkekler oluşturmaktadır. Narsist bir kişi, kişilik özelliklerinden dolayı değil de başka problemlerinin çözümü için psikologa ya da psikiyatriste gelir. Kendilik değerleri son derece kırılgandır. Dünyaya çok sağlam başka bir kendilik değeri sunar ve ona göre yaşamaya çalışırlar.Genelde, kendilik değerleri arasındaki çatışma sonucu depresyona girer ve terapiye başlarlar. Bu kişiler için terapiye başlama fikri zor kabul edilebilecek türdendir. Çünkü onlar, kimseye ihtiyaç duymayacak kadar özel ve üstün niteliklere sahiptirler. İşte bu noktada gerçeğe dayalı tüm yorumları reddederek terapiye son verme girişimi gözlenebilmektedir. Tedavi süreci başarıyla tamamlandığında ise kişi, kendine ait abartılı beklentilerinden kurtularak ilişkilerinde gerçekçi ve yalandan uzak bir yaşam sürer."
Tuba Güngör http://www.donusumkonagi.com/AuthorArticle.asp?ID=170

Cenk SARIGÖL

8 Temmuz 2008

Ben, Futbol ve Torbalıspor

Futbolu Sevmeden

Ayaktopunu oldum olası sevmem. İyi oynayamamın bunda etkisi olduğu gibi Torbalı Endüstri Meslek Lisesi (TEML) ilk yılında futbol takım çalışmalarına zoraki dahil edilmemin bendeki ilgisizliği arttırdığı su götürmez. Meslek Lisesine yeni başlamışız. Amcamoğlu Cevdet Sarıgöl sanki bayrak devreder gibi mezun oldu, ben kayıt yaptırdım. O iriden büyük cüssesiyle nasıl koşar, futbol oynardı, depara kalktığında toz toplatırdı halen hayret ederim. Fizik kurallarını zorlayan bir durumdu onunki, galiba en büyük azmi kazanma hırsıydı. Lakabı “Lokomotif” bizim emmioğlunun. Eh onca koşmak, depar atmanın sonunda nihayet büyük beden ciğerine hava, damarlarına kan istiyordu. Bu yüzden soluk alması 3-5 metreden duyulurdu. Teyzeoğlum Yalçın Bilgiç o sıralar Torbalısporda kaleci... TEML futbol takımını Müdür Yardımcısı Şerif Şen çalıştırıyor. Ne kadar dil döktüm, futboldan anlamadığımı söylesemde dinletemedim.
Kendimi takımda ve idmanlarda buldum. Ama ne antremanlar? Canım istemiyor, sevmiyorum, koş, yat, kalk, sürün, dön, zıpla muhterem müsabakaya adam değil, muharebeye asker yetiştiriyor sanki... 

Torbalı Endüstri Meslek Lisesi

Şerif Hocam epey bir canımı çıkardı. Benim koşmamamı, verdiği direktifleri tam yapmamamı hep haytalığıma yordu;
senin gözün gezmede, haytalıkta! Bu işi yapacaksın. Baba tarafında futbol oynayan var (amcaoğlu Cevdet), ana tarafında var (teyzeoğlu Yalçın) sende yetenek olmaması mümkün değil. Hiç kıvırma bu işi yapacaksın!

Zülüm ta içimdeki kazanma hırsını disipline edene hadar sürdü. Kondisyonum artmış, nefesim açılmış, hırslıydım ama topa vurma yeteneğim yoktu. Arkasını kovalamam iyide, her çalımı yiyordum. Tüm bunların üstüne Şerif Hocam bir gün,
ya Cenk sen gerçekten bu işe yatkın değilsin sanırım” dedi.
Nihayet milletin bildiğini ve yeteneğini kanıtlamak, takıma girmek için uğraştığı futbolda ben 1,5 aylık ağır idmanlardan sonra yeteneksizliğimi ispat edebilmiştim! Belkide futbola hala mesafeli durmamın ana sebebi istemeyerek ve yeteneksizce yapmak zorunda kaldığım bu 1,5 aylık futbol idmanlarıdır. Bu olaydan çıkarsamamda şu oldu;
Çalışmak, disiplin, tekrar, hırs, özveri sizi bulunduğunuzdan daha ileri götürecektir. Fakat yeteneğiniz yoksa ve sevmiyorsanız zirveyi hayal etmeyin!” Şerif Şen o güzel insan bana lise yıllarımın başında vıcık vıcık terleterek bunu öğretti. Sağolsun...


Torbalıspoar’a Transfer

Yok canım ben değil, dedikya ben ayaktopuna yeteneksizim diye konuyu kendi kısacık futbol maceramdan Torbalıspor üzerine transfer edeceğim. Geçen hafta gazete patronu Vahap Bey yeni transfer olduğumuz konuda bir yazısı ( http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4070 ) işlemiş. Son parağraflara kadar kurgusal mantığı iyi... yazının sonuna gelince acelesi vardıda hemen bitireyim mi dedi yoksa aklındaki başka bir şey onu itti mi anlamadım! Hatırı kalmasın diye üzerinden bir uçalım dedim. kendileri,
Parasız pulsuz adamları yönetime alıyorsunuz, ondan sonra da sıkıntı oluştuğunda 'Bu adamlar nitelik-siz ve parasız' diyorsunuz. Torbalıspor çok yanlış yönetiliyor.” Diyesiymiş. Doğrudur . Bu iş parasız olmaz. Futbolu bir spor olarak kaale almamın ana sebebi bu zaten. “Fanatizm ve akçalı işleri”. Burada bir durmak lazım ama... amatör ruhunu taşımayan, ruhunda başarıyı istemeyen takımlar başarılı olamaz. Amatör ruh parayla satın alınmaz. ‘Kiminin parası kiminin duası’ demiş atalarımız. Bazen futbolcu Kemal Uzun’u, Başkan Mustafayı, Hüseyin Günaydın’ı, topları, eşofmanları getirip-götüren Efe Çavuşoğlu ve Cumhur’u üzgün görmemek için hırslanır. O ruhu onlara para değil, amatör ruhları verir. Bu bir eleştiri değil. Benim nacizane görüşüm.

Son parağrafta, “Sevgili Çağlar da geçen sezonun sonuna doğru bir anda kendisini büyük bir tartışmanın içerisinde buldu. Krizi iyi yönetmeyince Baş-kan Uygur ile yaşadığı polemik onu çok yıprattı.. (Gerçi Uygur, Çağlar'ın sert beyanatına cevap vermedi ama yazılmamak kaydı ile -Uygur'dan aldığım bilgiye göre- pavyon muhabbeti ile ilgili olarak Uygur'un elinde ciddi belgeler var.)

Hatırlayın bakalım: Özgür Çağlar bugüne kadar hiç kimseyle polemiğe girmiş mi? “paraları pavyonda yiyorlar” diye Sayın İsmail Uygur konumu ve makamına hiç yakışmayacak şekilde genç ve başarılı birine çamur attı. Sonra Uygur sert tepki gelince ‘cevap vermedi’ oluyorsa, ben buna şapka çıkarırım! Belgesi varmış! Varsa ya yazacaksın yada susacaksın. Varmış gibi yaparak, hem suçlamaya ortak olmayı ama belgelendirmemeyi ben bu gazeteye (Büyük Torbalı Gazetesi) ve yayın politikasına yakıştıramadım. Şimdi Vahap Bey şunu demiş olmadı mı;
Evet! Çağlar paraları pavyonda yemiş. Ben belgeleri gördüm. Gerçekmiş!

Devam edelim Vahap Bey'in yazdıklarına: “Yeni bir sayfa açalım, dündekiler dünde kalsın. Özgür Çağlar yönetimi alınca Uygur’a çıkmalı ve destek istemeli veya Atilla Kaya desteği ile yola devam etmeli. Atilla Kaya da Torbalıspor üzerinden siyaseti bıraksın. Çağlar da ‘Uygur bize yardım etmiyor’ yakınmasını bıraksın” yazı tam bu manaları verirken zortlamış.

Sıralayalım yazıdaki eğreltileri;
1-Önce Atilla Kaya’nın hakkını teslim edeceğiz. Başkanlık yaptığı dönemde final oynanmış ve talihsiz son dakika golü ile yeni sezona hırs depolanmış. Takım elemelere gelmişken AKP İlçe Başkanı seçilmesini ve önünün açılması için Torbalıspor başkanlığından istifa etmiş bir kişi konuştuğumuz. Torbalıspor başarısını siyasi kavgasına alet ederek, üstünlük devşirmek isteyen biri önce o klüp başkanlığı koltuğundan feragat etmezdi.
2-Çağlar eğer çıkarda Uygur’dan destek isterse benim gözümdeki kişiliğinde sorun oluşur. Önce Uygur tebrik edecek. Gerekirse eline çiçek alacak, başarılar dileyecek. Hatta özür dileyecek. Sonra Çağlar’a biat çağrısı yaparız! Neden mi? Finale yamanmış ilçenin milli takımını sokağa attığı, yerine hizmet binası (gerçi en son Torbalı Ticaret Odasının haberi olmadan Ticaret Odası Oteli) yapacağım dediği yer hala boş. O zaman adama sorarlar ‘ilçenin milli takımını neden kapı dışarı ettin’ diye.
3-Çağlar, ‘Uygur bize yardım etmiyor’ diye yakınmadı köstek oluyor diye yakındı. Takımı barksız bırakıyorsun, mali kaynaklarını kesiyorsun. Burada yardım değil faul var.
4-İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük bir partizanlık yaparak, il genelinde başarılı olan tüm takımlara maddi yardım ve parasal destekte bulunurken, sadece AKP’li diye Aliağaspor ve Torbalıspor’a yardım etmedi. Sayın Uygur da çıktı. “Aziz Kocaoğlu kendisine küfür edilen bir yönetime para vermemekte haklı” mealinde sözler etti. Küfür olayı gerçekse bunu kim yetiştirdi Kocaoğluna? Aradaki İrlandalılar kim? Hadi diyelim doğru! Kocaoğlu bu parayı babasının mirasından mı veriyor? Kendi cebinden mi? Yoksa ilçeyede yansıyan ayrımcı CHP mantığının bir tezahürü...
5-Önce İsmail Uygur Metropolisspor’u neden kurduğunu açıklasın? Hemde artık yeni profesyonel lisans almanın mümkün olmadığı bilindiği halde. Seçim gelmeden Deve Güreşi üzerinden oynanan çalımları Metropolisspor’a transfer belgelerini ortaya...
6-Başarıya ortak olmak kolay. Onca engele, siyasi çıkarmalara rağmen bu takım ayakta ve başarılı. O halde yardım için biat isteyen Uygur önce gölge etmesin. İhsanı engelemesin. Çünkü, “Günahların hesabı görülmeden, kimse cennete giremez

Ben ayaktopundan anlamam ama ayak oyunlarından anlarım be kardeşim..!

Cenk SARIGÖL

1 Temmuz 2008

Su Üzerinde Siyaset

Su Üzerinde Siyaset

Torbalı’ya İzmir ve Ankara üzerinden nazar edelim. Geçen yıl Ankara çok büyük su sıkıntısı çekti. O kadar ki, insanlar kullanma suyu olarak, artık geceleri süs havuzlarından su taşıdılar. Mikrop yuvası 2-3 aydır devinen suyu en azından çamaşırda, tuvalete dökmede kullanmak için. Ank. B.şehir Bld. Bşk. Melih Gökçek Kızılırmak suyunu yaz sezonuna yetiştirmesi önemli bir olay oldu. Geçen yıl kendisini kıyasıya eleştirmiştim. Hem yazılarımda hemde ASKİ ve belediye sitesinde... Hatta basın danışmanı Mustafa Özçelik’e kesintilerden sonra büyük patlaklar olabileceğini öngörmüştüm. Gerçektende sel baskını gibi ana artellerde patlaklar olunca aramış ve nasıl bildiğimi sormuştu. Cevap basitti; “Eğimi aşağı, yukarı doğru fazla olan yerlerde alçak kesimde su, yüksek rakımda hava kalır. Siz suyu bırakınca arada kalan su zayıf noktaları patlatır. Pamuk suyundan biliyorum” dedim. Çiftçi zayıf hortumların patlamaması için, suyu bırakmadan önce ya içindeki suyu boşaltırsın yada azar azar verirsin ki havayı sıkıştırmadan dışarı atsın."

Kızılırmak suyu geldi ama çözüm üretmekten çok su bulandırmayı seven CHP’liler normal akış suyu tahlilleri ile Kızılırmak suyunun arsenik miktarının fazlalığını gündeme getirdiler. Oysa bu su direkt şebekeye verilmiyordu. Önce rafine ediliyor sonra şebekeye veriliyordu ve analiz yapılması gereken su örnekleri rafineri girişinden alınmalıydı. Sonuçta diğer kaynak suları ile karıştığından kullanılan suyun meleküler yapısının uygunluğu böyle anlaşılabilirdi. Her zamanki CHP mantığı buradada işledi, vatandaşı ürkütmeleri ve korku senaryoları ile çeşmelere düşman gibi bakar olmuştuk. Melih Gökçek aynı saldırgan tavrıyla ve en iyi savunma saldırıdır prensibi ile İzmir’i gündeme getirdi. Ben eminim ki, suyunda Ankara’dan fazla arsenik barındıran CHP’li belediyeyi bulmak için tüm CHP yönetimli belediyelerin suyunu analiz ettirmiştir. O yüzden İzmir dışındaki CHP yönetimli belediyeler korkmasın!

Gökçek’in İzmir’i işaret etmesinden sonra İzmir Valisi, Bu çerçevede İl Sağlık Müdürlüğünce yaptırılan tahliller sonucu bazı bölgelerdeki içme suyu numunelerinde arsenik değerlerinin yüksek olduğunun tespit edilmesi üzerine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığından su dağıtım şebeke haritası istendi. Ayrıca Vali Cahit Kıraç şu açıklamayı yapmış üç gün önce;
"Sağlık Bakanlığınca ilimizdeki tüm belediyelere gönderilen İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik gereği, ilimizdeki belediyelerden içme ve kullanma sularının kimyasal ve fiziksel analizi olarak 21 parametreden oluşan ölçüm değerleri istenmiştir. Yönetmeliğin 17 Şubat 2005 tarihinden itibaren 3 yıl yürürlükte olacağı ifade edilerek, arsenik değerlerini içeren tahlil sonuçları talep edilmiştir. Yönetmelikte tanınan süre olan 17 Şubat 2008 tarihine kadar arsenik değerlerinin yüksek olduğuna dair bildirim olmadığı gibi süre uzatma talebi de Valiliğimize ulaşmamıştır."

Niye göndermiyorsun ey İzmir B.şehir belediyesi dökümanları? Biz senin açıkladığın rakamlara inanmak zorundamıyız? İnanmamakta da haklıyız. Çünkü, İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘arsenik oranının yüksekliği nedeniyle’ 100 su kuyusundan 29’unu kapattı. Ve Başkan Aziz Kocaoğlu, “şebeke suyunu için diyemem” dedi. Valilikte Karşıyaka, Bayraklı ve bazı yerlerde 9 kuyuyu mühürletmiş!

İzmirde durum buyken Torbalıda ne acaba? Bağımsız dernek ve sivil toplum örgütlerimiz bu konuda çalışma yapmalıdır. Artezyen kuyularından renkli su çıkan ilçemizde vahametin buyutlarını düşünmek bile beni ürkütüyor. Hatta susuzluktan kıvranan vatandaşlarımıza;
belki böylesi daha hayırlıdır. Size zehirli su vermektense hiç vermemeyi yeğliyorlar. Sizin iyiliğinizi düşünüyorlar haberiniz yok” diyesim geliyor. Torbalı Belediyesine su konusunda bir şey söylemeye hakkımız yok! Zaten onlarda üstüne almazlar ve büyükşehirde CHP patentli değil! Geçen yılda su sorunu yaşamamıştık, bunları yazmamıştık ve Torbalı Belediyesi su işlerini Büyükşehire devredeli 10 yıldan (1 yıl kadar oldu ve en son devreden belediyedir) fazla oldu! Yani Ramazan İsmail Uygur ve ekibinin burada zerre sorumluluğu yoktur!

Torbalıda kullanılan içme suyu şebekesinin %40’a yakını 1950’den kalma pik borularla sağlanır. Daha önce %90 olan bu oran Haluk Alpsü ve Ertan Ünver tarafından yarısı yenilenerek reforme etmişlerdi. Zaten “iyi belediye başkanı alt yapıya önem vern kaynak ayırandır. Fakat alt yapıya para kaçıran belediye başkanı iyi siyasetçi değildir.” Alta gömdüğün boruyu, şebekeyi kimse görmez. Üstelik, “yollarımızı kazdı, bizi toz toprak, çamur derya içinde bıraktı” diye seçmen yakınmaları tekrar seçim kazanmalarını zorlaştırırlar.

Size bir matematik sorusu;
Alpsü ve Ünver, su şebekesinin yarısını yenilediğine ve şuan kullanılan şebekenin %38’i 1950 ve öncesi tarihliyse, bugüne kadar (Ünver 1994 de seçimi kaybetti. mevcut su şebekesinin 126800 metresini yeniledi) geçen 14 yılda ne kadarı yenilenmiştir?” Bilenlere ödül olarak içme sularını kaynatmadan kullanmaları tavsiyemdir.

Su şebekesinin geçen yüzyıldan kalması biz gariban vatandaşa nasıl yansıyor değerlendirelim;
1-Su pompasından çıkan su miktarının hatırı sayılır oranda bir kısmı yer altından çeşmenize ulaşmadan toprağa ve kanalizasyona karışır. (bu oranın %60’ı bulduğunu düşünüyorum. Siz genede şaşırmayın)
2-Sular kesildiğinde tersi durum yaşanır ki, bu fizik kuralıdır. Kanalizasyondan içmesuyu destek alır. (direkt rafinesiz su diyebilirsiniz)
3-Drenaj hızının azaldığı durumlarda eski şebeke içeri hava alır. Sonra gelen su bu havayı su sayaçınıza kadar sürükler ve sayaçınızın havayla hızlı dönmesine yardımcı olur. Faturada, içme suyu, kanalizasyon parası, çöp parası, sinekle mücadele kalemlerinin yanına yazılmasada yekün ödemenizi arttırır.
4-Şebekeye güvenemediğinden yetkililer suyu basınçla değil, oluruyla yüksek kesim ve katlara çıkmasını bekler (yoksa yeni parkelenmiş yolların altından yeni kaynak sularımız dışarı fışkırır). Bu durumda yüksek katlı binaların üst katları bol bol çeşmelerini açtıklarında TISS sesi ve hava alır. Bu durumdaki mağdur vatandaşlarımıza tavsiyem su sayaçlarını sıkıca kapatmalarıdır. Yoksa duyduğunuz TISS sayaçınızı döndürmeye devam etmektedir. Ve siz fatıra elinize geldiğinde akçayan çeşmeye gelen su faturasını ağzınız açık incelersiniz.
5-İlçemizde iki ayaklı 500 tonluk depo var. Bunlara 4 pompa su basıyor. 1 tanede yine Ünver döneminde yapılan 2 havuzlu, 3000 tonluk GÖMME depo mevcut. Bunların dışında benim bildiğim en az 6 tane daha 4’lük pompa var (Torbalı Giriş, Otağ Yapı, Erenler Mah., İtfaye, 7 Eylül İlkokulu, Koruluk). Depoları olmadığına göre bunlar şebekeye nasıl su veriyordur sizce? Uzmanlık sorusu değil canım. Bu yazıyı okuma beceriniz varsa cevabı bilmeniz lazım!
6-Depo olmadan direkt şebekeye su basan düzeneklerde klorlama yapılsada sağlıklı olmamaktadır. Üstelik depo ve su havuzlarında çökerek şebekeye akan su burada yer aldından emildiği orjinal haliyle yani toprak ve kumla şebekeye dahil olur. Bu kum daha sonra şebekenin alcak olan yerlerinde çöküntülerle çamur olur ve borularda su akışkanlığını yavaşlatır.

Daha devam etmek isterdim ama yerim kalmadı! Bu konuya hem küresel ısınma; http://cenksarigol.blogspot.com/2007/06/kresel-sulama.html hemde Sular Değişti http://cenksarigol.blogspot.com/2008/05/sular-deiti.html isimli yazılarımızda değinmiştik. Bir sonraki yazıya belki, bir sonraki yaz mevsimi muhakkak bu konuya tekrar döneceğiz. Ben her zaman söylerin İsmail Uygur’u bir siyasetçi olarak takdir etmemek İMKANSIZ!
Bu arada Küresel Isınma ve suyu israf etmeden kullanma üzerine bazı tavsiyelerimizi daha önce yazmıştık http://cenksarigol.blogspot.com/2007/06/kresel-isnma-ve-yapabileceklerimiz.html küçük önlemlerle su israfının bir miktar önüne geçebiliriz.

Cenk SARIGÖL

21 Haziran 2008

Bi Durun, Başımız Döndü!

Bi Durun, Başımız Döndü!
Genel siyasettikteki sert CHP çuvallamaları ne zaman yerel sulara uğrar diye düşünüp duruyordum. Fazla beklemeden tusunami etkisi kendini gösterdi. Özbey Mahallesine bedava taşıma yapmaya başlayan Torbalı Belediyemiz başkanı Ramazan İsmail Uygur uygulamanın, “Özbey muhtarı Kerim Özlü’nün partisine (CHP) geçmesiyle alakası yok. Zaten kendisi partimize geçeli uzun zaman oldu. Köy dolmuş şoförleri ile davalık olmasının ise yakınından geçmediğini, bedava taşıma için Büyükşehir UKM’den izin aldıklarını, olayın Özbeylilerin kendilerine başvurması üzerine başladığını” açıkladı. Ardından UKM müdürü Hülya Argon Torbalı Belediyesine bedava taşıma izni vermediklerini açıkladı. Açık çok (yalan dememek için)! Bu anlama gelen kısacık bir gazete haberinin içindeki yalan ve yalan olma ihtimallerini sayalım isterseniz;
1-Kerim Özlü için daha bir kadar önce MHP İlçe başkanı Behçet Çınar "Özlü partimizin üyesidir” açıklaması yapmıştı gazeteye... Bu durumda 2 yalancı, 1 oyuncu ihtimali var! Ya Uygur yada Çınar yalan söyledi. Yada Kerim Özlü yıllardır üyesi olduğu MHP’den kaydını sildirmeden sinsice CHP’ye üye oldu!
2-Özbey’e ücretsiz taşıma için UKM’den izin aldıklarını söyleyen Uygur yalan söylemiyorsa, Hülya Argon bilemediğim bir gıcıklıktan dolayı, kendi verdikleri! İzni hiçe sayarak yalan söylüyor olabilir!
3-Ücretsiz seferlerin Özbey muhtarının CHP’li olmasıyla ilgisi yok. Diyen Başkan Uygur, bu uygulamanın mahalle halkının kendilerine başvurması üzerine başladığını belirtti. Bizde sorduk, “nasıl başvurdular? Dilekçeyle mi?" devam edelim, sözlü mü? Siz, size sözlü başvuranlardan kayıt altına girmesi için yazılı başvuru istemiyor musunuz? İstiyorsanız (ki istemelisiniz. Yoksa belediye dingonun ahırına döner) bu dilekçede kaç kişinin imzası var? Dilekçe hangi tarihi taşıyor ve gelen evrak dosyasına hangi sayı ve numara ile kaydedildi? Dilekçede imzası bulunanların gelir düzeyi göz önünde bulunduruldu mu? Bu sorular havada ve somut verilere dönmediği sürece Uygur’un yalan söylediği hissini taşımaya devam edeceğim.
4-Özellikle Özbey ve Yeniköylü dolmuşcuların başı çektiği dava ile ilgisi yoksa, neden ücretsiz sefer Özbeyden başladı? Bunun için sadece başvurmak yeteli oluyor mu? Oluyorsa Torbalı Mahallesinde oturanlar başvurursa bu hizmeti alabilir mi?

Yağhane
142 yıllık tarihi binaya nasıl yıkım ve yerine inşaat ruhsatı verildi? Cumhuriyetten önce Sultan Çiftliği olan ve merkez şehir tarihi 75 yıl anca olan bir yerleşimde 145 yıl tarihi olmak için yetmez mi? Bu mantıkla Aşar Köşkü’nü ne zaman yıkacaksınız? Metro geldiğinde olaki size devredilse Tren Garlarımızın durumu ne olur? Belediyeye yada özel sektörün olsa Torbalı Mahallesindeki eski Verem Savaş Dispanseri veya Fransızlar tarafından demiryolu inşaası sırasında yapılan yapıyıda yıkar yada yıkım izni verir misiniz? Metropolis harabeleri belediye kontrolünde olsa yıkarmıydınız? Yıkmazsanız sebepleri; Onlar çok eski, ilçe sembolü olarak kullanıyoruz, zaten yıkıklar, yıkarsak kimse mağdur olmaz vb. olabilir mi?

Tarihin en acımasız liderlerinden olan Timur (Lenk yada Aksak lakaplı) binlerce yıllık Bağdat, İskenderiye kütüpanelerini içindekilerle yaktığında kendisine sorarlar,
Bunca senelik birikimleri, kitapları yaktınız. Fetih sırasındaki hasarları onarsanız, adınız büyümezmiydi? Sizde faydalansanız, insanlıkta faydalansa olmazmıydı?” Aksak Timur tam bir ruh hastası olarak cevap verir,
Eğer onarıp, tekrar açsaydım ilk yapanın ismiyle anılmaya devam ederdi. Yıktım çünkü benden öncekilerin ismi yaşasın istemiyorum

Sanayi Girişi Sevgiyolu
Geçen Pazar günü sanayi girişi bordür ile kapatılıyor. Gazete haber yapıp, açılana kadar iki gün geçiyor. Başkan Uygur en yetkili ağız olarak olayın kendileri ile ilgisi olmadığını söylüyor. Karayollarının bilgisi yok. Karşıdaki Ecem Petrol ise görmemiş! Peki kim kapattı bu yolu? Soruşturma yapılıyor mu? Yapılmıyorsa savcılara bu yazı suç duyurusu olsun. Anayoldan bir giriş kapatılıyor, belediyenin haberi yok, karayolları habersiz, karşıdaki petrol istasyonundan kimse görmemiş. Ama bana gelen telefonlar öyle demiyor. Gayet açık söylediler kimlerin kapattığını? Bu sırada ilçe emniyet ne yapıyordu? Zabıtalar nasıllar?

Ertesi gün halkın teveccühüne mazhar olmuş, sevgili belediye bşk. Yardımcısı Kazım Çelimli’nin Karayolları ile yazışmaları ortaya dökülüverdi;
İzmir İli Torbalı İlçesi 7 Eylül Mah. 30.N.III.d pafta, 492 ada. 2 parselinde kayıtlı taşınmaza Belediyemizce Akaryakıt ve LPG istasyonu hakkında kurumu-nuzun 14.03.2007 tarih ve 10089 sayılı görüş yazısına istinaden imar planı değişikliği yapılarak kurumunuzun 15.11.2007 tarih ve 41573 sayılı yazısına göre 1/5000 ve 1/100 üzerinde imar planı değişikliği yapılmıştır.
Şimdi bu yazıdan çıkarsamalar yapalım. Karayolları 14.03.2007 tarihinde görüş bildirmiş. Bu ne demek? Karayolları durup, dururken kimseye görüş bildirmez! Görüş istenmiş kendilerinden. Yani bu tarihten önceside var anlayacağınız (belki onda Uygur imzası bile vardır!). Bu görüşte muhtemelen ve kabaca şunlar istenmiştir;
Biz belediye olarak ilgili alana Akaryakıt ruhsatı vermek istiyoruz siz ne diyorsunuz?” bu yazıya anlaşıldığı üzere Karayolları,
olur verebilmemiz içinbazı imar değişiklikleri gerektiği” yönünde bir cevap vermiş. Bunun üzerinede Belediyemiz vatandaşa hizmet babından! gerekli düzenlemeleri yaparak ve bunları bildirerek,
biz sizin istediğiniz değişiklikleri yaptık, tekrar olur istiyoruz”. İki yazışma tarihi arasındaki zamanın tam 8 ay bir gün olduğunu söyleyebiliriz. Yani Karayollarının bir dilekçeyi kabul, değerlendirme ve cevap verme periyodu olarak, 8 ay süreyi göz önüne alır ve Büyük Torbalıda yayınlanan Çelimli imzalı yazıda belirtilen Karayollarının son cevap, tarihine eklerseniz. Sizde tam 16 Haziran 2008 tarihine ulaşırsınız. Yolun kapartılma tarihi ne? 18 Haziran yani 15 haziranı takip eden ilk tatil yani Pazar günü... Şimdi soruyorum,
"siz belediye yetkililerine karayollarının son yazınıza cevabı ne? Sizden buraya ruhsat verilebilmesi için ne istediler?" Yoksa Karayolları kapattğınız yolu gerekçe göstererk gene olur vermedi mi? O takdirde buradan maddi veya manevi menfaatim olduğu / olabileceği için ben kapatmış olabilir miyim?
Sayın Muhalefet belediye meclis üyelerimize bizden selam olsun!

Cenk SARIGÖL

13 Haziran 2008

Cüşş Bırıh Bırıh Cüşş!

Cüşş Bırıh Bırıh Cüşş!
Hemen heyacana kapılıp, bu salakoz gene başına iş açacak bir yazı kaleme almış düşüncesine kapılmayın. Maymun gözünü açtı! Bu başlığı Korucuk Köyümüzde Orman İşletme Şefliğini ahır olarak kullanan emektar eşeklerimize attım. Yakışıyor mu lo size? Koskoca devlet dairesini çiftlik damına çevirmek. Babanızın malımı orası istediğiniz zaman gidip keyif çatıyorsunuz? Hadi adabınızla barınsanız tamam fütursuzca sabaha kadar yellen, geğir, anır... Bir devlet dairesinin şahsı manevisinde bu ne terbiyesizliktir! Süturluk yapmayın! Sizin yaptığını devlet arazisine gecekondu yapmaktan daha fena. Çünkü sadece arazi beleş değil, konduyu bile devlete yaptırmışsınız! Bide size ‘Eşşek’ diyorlar. Halt etmişler! Bu beleşi siz İsmail Uygur’dan isteseniz anca seçim dönemi bir çardak sahibi olurdunuz o kadar. Bakın Özbeyliler başvurmuş ücretsiz otobüs seferi başlatmış sayın başkan. Siz barınak isteğiyle başvursanız çardağınız olurdu belki. Yinede bir tiyo verirseniz bize, bu barınak işini nasıl hallettiniz. Toplu olarak TOKİ’ye başvurdunuzda devlet size burayı mı gösterdi. Ben size bu durumu yakıştırdım ve eşekliğinize verdim. Nasılsa bina tarihi değil ve siz yıkıp, site kurmayı düşünmeyecek kadar insaf sahibisinizdir! Hem 4 ayağınız olduğundan her daim affedilmeyi, mazur görülmeyi hakediyorsunuz. Sizin yapmadığınızı yapanlar içinde bize yardımcı olsanız ne güzel olurdu! Mesela “YAĞHANE” mevkiinden sizi suya göndersek, sizde olanca gayretinizle işi ağırdan alsanız ve siz gelinceye kadar sorumlu sorumsuzlarımıza sizin inadınız tuttuğunda size yapılan muameleyi siz gelinceye kadar yapabilsek!

Özbeyliler ücretsiz otobüse binecekmiş. Ne mutlu onlara! Hele Torbalı’ya hergün çalışmaya, okula gidip, gelenler için büyük fayda... Sayın Belediye Reisimiz İsmail Uygur, bu uygulama için “Özbeyliler bize başvurdu. Bizde değerlendirdik uygun bulduk. Büyükşehir Belediyesi Ulaştırma Komisyonu Şube Müdürlüğünden izin aldık. Konunun Özbey muhtarı Kerim Özlü’nün partimize (CHP) geçmesiyle alakası yok!” mealinde açıklamasını okudum gazetede...
Sonrasında B.Şehir UKM müdürü Hülya ArgonTorbalı Belediyesine böyle bir izin vermedik” açıklaması geldi. Birileri fena yalan söylüyor. Hiç yüzleri kızarmadan hemde... Ben Özbey Mahallelilerin ücretsiz ulaşım hizmeti almasına çok sevindim. Üç – beş tane dolmuş sahibi ve şoförü ekmeğinden olacak diye en az 600 - 700 kişinin bedava hizmet alması engellenemez! Hem beş oy nerde 600 oy nerde?

Tüm siyasi parti başkanlarımıza ve muhtarlarımıza da seslenmek istiyorum. Özbey nasıl başvuru yaptıysa, dilekçesinde neler yazdıysa öğrenin aynısını sizde yerine getirin. Yoksa siz mahallelinizin bedava otobüse binmesini istemiyormusunuz? Hizmette eşitlik istemek her mahallelinin hakkıdır. Sayın Uygur Kerim Özlü’nün partisine geçeli çok olduğunu söylerken aslında bu ücretsiz seferlerinin partili olan muhtara verilmiş bir sözün yerine getirilmesi olmadığı anlatmak istiyordu. Yani bedava seferlerin CHP üyesi olan muhtarla ilgisi yok!
Genelde kadınlar, özürlüler için çokca gündeme gelen bir söz var: “pozitif ayrımcılık” diye. Adında ‘ayrımcılık’ sözü geçsede aslında temel felsefe ‘şartları eşitlemek’ için geride olana avans vermek olarak anlamlandırabiliriz. Biliyorsunuz TBMM’de “Kadına Karşı Pozitif Ayrımcılık” konusunda öneri sunulmuş ama red edilmişti. Oysa Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve korunmaya muhtaç kişiler lehine yapılacak düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı olmayacağı belirtiliyordu. İstihdam konusunda özürlülere pozitif ayrımcılık şuan uygulanıyor. Her işletme, fabrika ve kurum toplam personelinin %3’ü oranında özürlü çalıştırmak yada cezasını ödemek zorundadır. Şimdi bu durumu Özbey’in seçim seferlerine (pardon yanlış oldu ücretsiz seferlerine) uyarlarsak, yeni CHP üyesi muhtarı olan, en batı mahallemize pozitif ayrımcılık uygulandığını söyleyebilir miyiz? Valla siz isterseniz söyleyin!

Peki Özbey’e ayrıcalıklı konumu CHP saflarına katılan eski MHP üyesi muhtarı Kerim Özlü kazandırmadıysa, hangi durum ihsan etmiştir? Özbey en fakir mahallemiz midir? En fazla özürlü, yaşlı, bakıma muhtaç vatandaşımız bu mahallede mi oturuyor? Diyelim ki öyle! O takdirde belediyemizin şöyle bir kural getirmesi gerekmez miydi;
65 yaş üzeri olanlar, 0-12 yaş arasındakiler, %35 özürlü kartı bulunanlar, yeşil kart sahipleri belediye otobüslerimizden bedava faydalanacaktır
ki bu saydıklarımın bir çoğunu AKP Büyükşehir Belediyelesi uyguluyor. Bu hizmet ve pozitif ayrımcılıkta eşitliği getirmezmiydi? Şimdi yapılan bu uygulama bir “ayrımcılık ve SEÇİM YATIRIMIdır” aksini ispatla belediyemiz ve İsmail Uygur yükümlüdür. Aksi durumda biz bunu bir “seçim yatırımı ve CHP üyesi olmuş muhtara seçim rüşveti” olarak değerlendirmeye devam edeceğiz.

Yıllarca artık Torbalı’nın genel iktidar ve yerel yönetimin aynı siyasi çizgide buluşması gerektiğini, bunun hizmet almada ilçeyi bir adım öne çıkaracağını yazdık. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Bakın bir muhtarın bile belediye başkanıyla aynı siyasal çizğiye gelmesi nasıl avantajlar sağlıyor? Tabii unuttuğumuz bir şeyde olabilir! 7 aydır ben Torbalı’ya gelmedim. Belkide Torbalı, Alpkent, Atatürk, Yemişlik, Çapak mahallelerimiz gibi merkeze uzak ve bedava otobüs seferlerine hasret insanlarımızın saçları dökülmüş, saç kıran girmiştir başlarındaki kıllara? Çünkü benim aklıma başkaca birşey gelmiyor. 7 ayda neler değişmiştir kim bilir? 142 yıldır ayakta kalamaya çalışan yapılar bile yıkıldığına göre, toplu kelleşmede mümkün... Kurban olun siz! Özbeylilerin sırma saçlarına, badem gözlerine...

Cenk SARIGÖL

20 Mayıs 2008

Turizm ve Torbalı

Turizm ve Torbalı
Metropolis öyle yada böyle bu ilçenin (Torbalı) simgesi haline gelmiştir. Ertan Ünver’in reisliği döneminde dünyada ilk belediye sponsorluğunda kazı çalışması başlatılan antik şehir oldu. İsmail Uygur ile tekrar simgesel kullanıma ağırlık verildi. Uygur tarafından “Sömürülüyor” diyenlere hak vermiyor da değilim. İlçenin girişine ‘Ana Tanrıça Kenti’ betimlemeli taklar, belediye logosuna eklemeler hatta patant ensttütüsünden isim hakları alınması doğru icraatlar. Fakat bunun yanında antik kentin hemen yanına Organiza Sanayi Bölgesi (Kabaçakırı) kurulmasına ses çıkarmamak çelişki değilmidir?

Ünver elbette “Turizm ve Torbalı” gelişimine önem veriyor. Birlikte görüyor, gelecek atfediyor. Kendi kompleks projesini hayata geçirebilseydi söyledikleri doğru olurdu. Yani arıtma tesisi sulamalı, golf tesisli, organik tarım bağlamalı, turizm odaklı bir yapı. Eğer bu proje devam ettirilseydi şimdilerde meyvelarini yiyor hatta kurutup kışında istifleniyor olacaktık. Bu saatten sonrası içinse total fayda sağlama fırsatını kaçırmış bulunuyoruz! Bu benim görüşüm tabii. Prestijsiz tanıtımlar yapılmadı da değil. ( http://cenksarigol.blogspot.com/2007/08/yz-karas.html )Eğer zamanında golf tesisi yapımı sürdürülseydi ve 90’ların ortasında bitirilip, tanıtımı yapılsaydı genel fayda hasıl olurdu. Bence artık bu tren kaçtı! Bırakın bitenleri halen yapımı devam eden ve tamamlanma aşamasında 267 golf tesisi varmış Türkiyemizde... Düşünsenize zamanında değerlendirilse şimdilerde Turizmin en yoğun olduğu ve Adnan Menderes Havalimanı üzerinde bulunan ülkenin en büyük ve ilk golf tesisine sahip olacaktık. (gerçi o dönemde ortaokul öğrencisi aklımla Ünver’e ‘ne golfu ya bari futbol sahası yapta oynayalım’ diye kızıyordum) Afyon, Nevşehir, Mardin illerimizde bile yapılıyor. Neden? Çünkü, zengin turist rağbet ediyor. 1000 orta sınıf Avrupalının harcadığını 10 tane golf tutukunu burjuva bırakıp, gidiyormuş ülkemizden.

İzmir Büyükşehir Belediyesinin “yaptı desinlerarıtma tesisleri zaten böyle bir kompleks yapının önünü kesecektir. Bırakın Kabaçakırı OSB rezaletini. Böylece Metropolis en fazla Yeniköy ve Özbey Mahallesine fayda veren ama Torbalı simgesi işaretlemelerinden bir adım öte gidemeyen bir yer olarak kalacaktır. En fazla İzmir – Aydın Otoyolundan bir cep açılacak, Selcuk – Efes ve Kuşadası kafilelerine bir solukta gezdirilip, kısa mola yeri olabilir. Bu durumdada köy kadınlarından 3-5’i gözleme 10-15’inin elişi emeklerini, çocuklarında soğuk su ve içecek sattığı getiriden başkası hayal. Torbalı’nın diğer tarihi yakın Cumhuriyet öncesi ile başladığı için yabancı turistin II. Abdulhamit’in Aşar http://cenksarigol.blogspot.com/2008/02/tarihe-sahip-kmak.html Köşkü, tuğralı camii, çeşme, havuz ve av köşklerine itibar edeceğini beklemek saflık olur.

Tren kaçmıştır! Aradan geçen bunca yıl içinde Metropolis merkezli bir cazibe merkezi oluşturulsaydı bu sadece ilçe için kaşmaz o Cellat Dağı’ın tepesindeki Keçi Kalesine kadar uzanırdı. Oradan Zeytinköy’e Ahmetli Köyü üzerinden muazzam bir yolla denize bağlantılanır. Böyle kalmaz Zeytinköy bile Torbalı’ya bağlanarak, deniz ilişikli bir ilçe olurduk. Böylece şimdi sancısını çektiğimiz ve büyükşehirin çuvalladığı ‘hızlı tren’, arıtma tesisi, düzensiz sanayileşme, çarpık kentleşme sorunlarımız direkt devlet denetimli ve destekli yürütülürdü. Metropolis tek başına bir rehber ve tercümanla 1 saatte gezilip, görülüp, gidilecek yer olmaktan öte şans bırakılmayan yitirilmiş hazinemizdir. Belki bir saat bile fazla rehber havalimanı yada limandan aldığı turistlere Gaziemir’i çıkınca anlatmaya başlar. 10 dk. İçinde otobandan Efes’e geçerken Yeniköy hizalarında “şimdi herkes sağ tarafa bakarak anlattığım antik kenti görebilir” diyerek, başka bir konu anlatımına geçer. Meşhurlarımızın kalıcı olması ve ilgi çekmesi gerekiyor. nelerle meşhur olduğumuzu başka bir yazıda dile getirmiştik http://cenksarigol.blogspot.com/2007/07/torbal-nelerle-mehur.html bize gerçek meşhurlar, turist çekecek cazibe merkezlerini, duyurmamız fayda sağlayacaktır.

Yazdıklarım acı oldu biliyorum. Gerçekler acıdır ve Aslanlar Biberi kadar yakar. Hele birde Kabaçakırına OSB gelip, kurulursa, Büyükşehir Belediyesinin “yaptı desinler arıtma tesisleri” de bitti mi? Artık hayali bile kalmaz. Ünver bile bunları dillendirmekten utanır... Golf tesisi arazisine Organiza Sanayi, ülkenin bir numaralı sanayi bölgelerinden birisine sadece evsel atık rafine tesisleri, organik tarım yapılacak arazilaride kamyon yolu yapıp, Metropolis yakınlarında taş ocağı ruhsatlarıyla dinamit patlatmak bir Türkiye gerçeğidir. Bunun Torbalı yapılanmasıda kısır siyaset ve siyesetçiler, tepkisiz göçmen (Balkanlar ve iç, güney, kuzey, doğu ve güneydoğu anadolu) halk, günübirlik idare ve sorumsuz işadamlığı olarak önümüzde duruyor. Bakın Kabaçakırı OSB için siyaset meydanında birbirinin kuyusunu kazmaya çalışanlar hiç karşı ve çelişkili söylemler geliştirebiliyor mu? Yada Yeniköy ve Özbey köylüleri ne düşünüyor? Bugün “komyonların kaldırdığı tozlar ürünlerimizi yakıyor, gelişimini engelliyor, güdük bırakıyor” diye yol kapatan, tepki koyan koyan köylüler OSB konusunda ses çıkarmıyor. Neden? sanıyorlar ki buraya OSB gelirse köylerinden 10-15 kişi iş bulacak, karnını doyuracak. Yok canım! Avucunuzu yalarsınız siz! Torbalıda bulunan fabrikalarda bu ilçede oturan işçi oranı neyse onun yarısını (%12) bulursanız şükredin. Ama yinede bekçilik, çevre temizliği, hamallık vb. İşler için sıraya girebilirsiniz. Fakat ben söylemiş olayım. Şimdi ektiğiniz tarlada 10 saat çalışın, burdan alacağınız asgari ücretin en az iki katını kazanırsınız. Yoksa ekin büyütecek tarla araki bulasınız...

Cenk SARIGÖL