3 Mayıs 2008

Sular Değişti

Sular Değişti

İlkokul dönemimi hatırlıyorumda Arslanlar Köyünde tüm tarla kıyılarında ki kanallardan su akardı. Her kanal söğüt ağaçları ve sazlarla doluydu. Sapanla su tavuğu avlamaya çıkardık. İki kaynağımız vardı. Birinde (ikili dere) yüzmeyi öğrendik, diğeri futbol sahamızın aşağısındaki kanalın başındaydı. Top oynamaya ara verince koşar suyumuzu içer oyuna devam ederdik. Hayal felan değil daha 20 yıl önceydi bunlar. Sonra Palalık diye tanımlanan küçük göletlerden oluşan sazlık bir yer vardı ki kurbağa vıraklamalarından helede uyku iştahınız azsa uyuyamazdınız. Su değirmenimiz vardı. Değirmen gözeneklerinde balık tutardık. 5-6 metrede artezyenlerimiz vardı. Yazın ortasına kadar çoğu kişi bahçesini, bostanını kanallara attığı basit düzenekli alıcılarla suvarırdı. Biz o çağlarda tarla sulayan yakınımıza, işçiye yemek görütürdük. Kanallardan o çalı üzümleri (böğürtlen) adeta fışkırır yola taşardı. İşin kuralı daracık tarla yolunun ortasından gitmekti. O küçüçük yürek, bir elde ekmek çıkını diğerinde serum lastiğinden, hayıt çatalına yapılmış sapanla heran bir yılan fırlayabilecek çalılardan gelen kıpırtıları dinleyerek yol alırdı. En çok korkulan ise güdük engerekler (kuyruksuz engerek yada küt kuyruklu) ve ala yılanlardı. Karayılanlar ne sevimli gelirdi. Zehirsiz oldukları ve yılanların tarlalarda ekinlerin düşmanı fare, köstebek vesairin düşmanı oldukları belletildiğinden belkide.

Balık Dağı eteklerindeki şutlar özellikle bizim mahellenin yetmeleri için yüzme öğrenmede ikinci seçenekti. Oraya Taşkesik Köyününde veletleri de gelirdi. Hatta oralarda balık tutulduğunu, Bursadan yörüklerin trenlerle koyun getirip, göçtüklerini hatırlıyorum. Birçok tarla kıyısında armut, yemiş (incir), dut ağaçları kendinden biterdi. Siz sadece aşılardınız. Adım başı akan artezyenlerden istediğiniz zaman kana kana içerdiniz. Tepeköy - Perşembe Pazarına genelde traktör ile giderdik. Taşkesik ve Arslanlardan yola çıkanlar kokarçay virajını dönünce soğuk artican (artezyen) bir mola yeriydi. Fetrek Çayına yakın olmasından mı yoksa insanlar traktör, at arabası yolculuğundan zaten bunalmış ve susuz olduğundan mıdır bilmem soğuk articanın suyu doyumsuz gelirdi bize...

Biz bir yerlerde yanlış yaptık! Sonra birşeyler değişti. Artezyenlerin yerini pompalar, pompaların yerini dalgıçlar aldı. Suyun lezzeti kaçmıştı, rengi değişmişti. Kanal boylarında önce sazlar yok oldu. Ardından bülbül yuvası aradığımız söğüt ağaçları kayboldu. Artık çalı üzümleri bile kanalların içlerine çekilmişki, nerde o şimdinin dutları gibi çalı üzümü versinler. Kargılıklar (kamış) kalmadı tarla kıyılarında. Hadi insanlar daha çok verim almak için sürdüler deyin. Ama öyle arsızdı ki kargı sen ne kadar sürsende ertesi yıl alay eder gibi başını topraktan çıkarır “ben buradayım” derdi. Derelerimiz, kaynaklarımız, şutlarımız çoktan kurudu. Su tavuğu, karakosta, karaveli, bülbül araki bulasın.Biz bir yerlerde yanlış yaptık!

Her evin önünde tulumbalarımız vardı. Bazı yerlerde tulumba çakmak için bir kişi bile yeterdi! Bir metresi alıcı şeklinde süzgeçli 5-6 metre 1 inçlik boru çakmak yeterliydi toprağa... İnekleri tulumbadan çektiğimiz su ie kandırırdık. Küçük bedenlerimiz tulumba kolunu aşağı bastırmakta zorlanırdı da gövdemizi bastırıdık kolun üstüne eğilerek. Çünkü su öyle dolu dolu gelirdiki yerin altı üstüne çekiliyor gibi olurdu. Kurbağalar, yengeçler, balıklar bizim çocukluğumuzda birer oyun araçıydı. Şimdi köy çoçukarı görünce birbirine gösteriyor. Leylekler ayrı alemdi. Bu usta yılan avcılarına saygıyla bakılırdı. Hem madem onlar getirmişti bizi anne – babamıza! bu saygıyı zaten haketmiyorlarmıydı?

Biz bir yerlerde yanlış yaptık! Her yıl kötüye gitti köylünün işleri. Hani çiftçinin karnını yarsan, “kırk tane seneye...” çıkarmış derler ya! “Seneye bostanım daha güzel olacak, seneye pamuk şu kadar olacak, seneye zeytin tanelerini dallar kaldıramayacak, seneye şunu ekeceğim...” Karnına seneye ata ata lençberin karnı büyüdü, davul oldu. Biz bir yerlerde hata yaptık! Şimdi köyde bile insanlar satın su içiyor, testilerin yerini damacanalar almışsa, biz gerçekten bir yerlerde çok büyük hatalar yaptık. Yazık oldu artican önlerine bıraktığımız, bıçağın ucunu görünce ayrılan karpuzlara ve bize...

Cenk SARIGÖL

7 yorum:

  1. Sayın yazara ilk önce çalışmalarından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum ve tebrik ediyorum.Başarılı bir yazı olmuş.köyde yetişmiş deyilim ama yazıyı okurken çeşke bende dedim.çeşke bende köyde daha çok vaktimi geçirseydim dedim içimden.

    Benim anladığım kadarıyla bu yazıda insanların kıymet bilmeyişi var olana şükretmeyişimiz elimizdekilerin kaybolmasına neden oluyor.Bu yüzden dir ki hep sonumuz ahh çekmekle son buluyor.ÇEŞKE kelimesini kullanmamak için genç nesillerimizin bu konuda bilgilendirilmesi ve gerekli tedbirleri almamız gerekir. Allaha emanet olunuz..saygılar..

    YanıtlaSil
  2. Hakan AYAYDIN5 Mayıs 2008 12:02

    Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Hakan AYAYDIN5 Mayıs 2008 12:03

    Elinize, emeğinize sağlık.. Bir Köy ve yaşantısı bu kadar güzel ve naif anlatılabilinirdi.. Özlememek, özenmemek elde değil..

    YanıtlaSil
  4. kalemine ve yüreğine sağlık arkadaşım allaha emanet ol

    YanıtlaSil
  5. Elinize sağlık çocukluğuma kısa bir yolculuk yaptım sayenizde ve çok güzel bir çocukluk yaşadığım için kendimi çok şanslı gördüm ve bu güzellikleri yaşamayan betonerme binalar arasında büyüyenlere yeni doğan doğacak olanlara acıdım bu güzellikleri yaşayamayacak olmalarına. Bende Karadenizin yeşiliyle, böğürtlen tarlalarıyla, kara yemişleriyle, fındıklarıyla, mis kokulu dağ çilekleriyle taze taze yetişen sebzeleriyle, Bartın kavşak suyu ile börtüsü böcüğüyle büyüdüm, çok güzel günlerdi. Artık hiçbirşeyin eski tadı tuzu yok bu nedendir ki şimdiki çocuklara acıyorum... Elinize Sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  6. aynı duyguları yaşamış biri olarak ne diyebilirim ki.. insanoğlu şehirleştikçe eşkiyalaştı ve sonra da köksüzleşti. daha sonra ne idüğü belirsiz olarak yıkımına devam etti. bizede yanlzca geçmişe nemli gözlerle öykünmek kaldı. ahlar vahlar arasında ne kaldı geriye biliyormusunuz yanlızca siyahbeyaz renkli fotoğraflar. kalemine ve yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  7. Cok guzel bır yazı teşekkürler Cenk bey.

    YanıtlaSil

İnsanlık konuşma ve yazıyla yani iletişimle birlikte teknolojik gelişim sağlayabilmişlerdir. Medeniyet ise bu hasletleri hoşgörü, sevgi ve ahlaklı kullanmakla olur.