Recep Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Recep Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2009

Sandığa Matem Düştü (Muhsin Yazıcıoğlu)

Sandığa Matem Düştü
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Sivas milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ile yanındakilerin bir helikopter kazası ile hayatlarını kaybettiler.
Döngel Köyü yakınlarında düşen helikopterden kimse dönemedi.

Hükümettin yani devletin elinden geleni yaptığını parti genel merkezinde kurulan kriz masası sözcüsü Büyük Birlik Partisi Genel Sekreteri Yalçın Topçu tarafından her basın karşısına çıkıldığında dillendirildi. Askeri birlikler, Polis Özel Harekat Timleri, AKUT, Köylüler, Partililer ve Alperen Ocakları mensubu gençler arama kurtarma çalışmalarına katıldılar. 2000 üzerinde kişi bu çalışmalara katıldı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kahramanmaraş'ın Göksu ilçesindeki Kriz Masasının bizzat başındaydı. Şuan televizyonda, enkaza ilk ulaşanlar Döngel Köyü muhtarı Yılmaz Tilki var. 17 kişi olan Köylüleriyle birlikte enkazın başından tv24’e bağlanmışlar ve onu dinliyorum. Ajanslardan önce bir televizyon kanalının haber geçmesi...

Döngel Köy Muhtarı Yılmaz Tilki, enkazın bulunmayacak bir yerde olmadığı, helikopter parçalarının 150 m2’lik bir alana yayıldığını söylüyor. Kar yağışının önemli oranda üstlerini örttüğünü, havanın çok ağır ve tipi şeklinde kar yağışının devam ettiğini belirtiyor.Buradan hep yazdık, “Nicelik değil, Nitelik (kalite) önemlidir.” Türkiye “Kriz Yönetimi” ve “Arama Kurtarma” konusunda büyük bir zaafiyet içindedir. Bu doğu toplumlarında insana değer verilmemesinin, insan hayatının önemsenmez! Trafikteki sıkışıklıktan, ucuz maddi hasarlı kazalardan insanlar birbirini boğazlar. Ufacık siyasi tezatlardan birbirini yaralar. Ancak 10 yılda bir yaşanacak böyle bir kaza veya felaketler için profosyonel ekipler oluşturlmaz. Olursa hepimiz yardıma koşarız ama bilinçli, uzman, işbilen insanlar olmadığından kuru kalabalıklarla iş kotarmaya çalışırız. Devlet tüm gücünü seferber etsede sonuç değişmez.

En azından 112 acili arayan İHA muhabiri İsmail Güneş’in helikopter düştükten sonra sağ olduğunu biliyoruz. Bir can bir candı. Dün emekli polis komseri skorsky helikopter pilotu O.B (şimdilik ismini yazmamamı rica etti) abimi aradım. Ona, “Abi orda düşen Başbakan veya Genelkurmay Başkanımızın uçağı olsaydı gene böyle olurmuydu?” sorusunu yönelttim. Bana, “eğer o helikopterin, yani düşen helikopterin içinde olsalardı. Evet bulunamazlardı” dedi. Düşen helikopterin özelliklerinden bahsetti. Anlattığı kadarı ile, bunlardaki yardım cihazı, GPRS (ELT) manuel (el kumandalı) çalıştığını veya şiddetli çarpma ile çalışıyormuş. Hava şartlarının bozması ile bir uçak ve 4 helikopterden oluşan, hava arama ekibinin ilk gün 2.5 saat çalıştığını ve ertesi gün öğlene yakın tekrar arama çalışmalarına havanın izin verildiği ölçüde devam edildiğini... Bu gibi kötü hava durumlarında operasyonel olmayan pilotların karayolunu izlemesi gerektiğini belirterek...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün gezisini ertelemesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık, Başbakanlık Kriz masası başındaki müsteşarın yarım saatte bir, Büyük Birlik Partisi yetkililerini bilgilendirmişler. İçişleri bakanı bizzat olay bölgesinde enkaz bulunana kadar Kriz Masasını yönetti. Siyasi mitingler iptal edildi. Ne fayda? İstanbul ve Ankarada Alperen Ocakları mensubu gençlerimizin bazıları duygularına yenildi. Devletin ve hükümetin gerekeni yapmadığını söyleyerek, duygularını dışa vurdular.

Büyük Birlik Partisi Genel Sekrateri Yalçın Topçu ise onlara itidal çağrısı yaptı. Ayrıca arama bölgesinden derhal çekilmelerini, dağdan inmeleri yönünde telkinlerde bulundu. Çünkü birgün önce 16 kişilik bir Alperen Ocakları mensubu Ülkücü genç sabaha karşı 06:30 sıralarında elleri, ayakları donmuş vaziyette bulundular. Duygusal bir milletiz. Kazazede ararken, kazaya kurban gitmek, kurtarayım derken kurtarılacak duruma düşmek bizim topraklarda olağandır. Bilgi, ekipman, deneyim, techizat olmasada palas pandıras kolları sıvarız. 44 saat sonra enkaza ulaşıldı. Bölgeyi bilen Döngel Köylüleri helikopterin düştüğü yeri buldular. Yoğun kar yağışı, sis var ve köylülerde donma tehlikesi geçirdiler, enkazın başında beklerken.

O asil Nizam-ı âlem rüyanla ve yılmaz, yıkılmaz o saf çocuğu masum Anadolu çocuğu yürüyüşünle bize çok şey söylüyordun zaten! Varlığın, yaşıyor olman, aramızda olman bile yetiyordu siyasetin kirlerini temizlemeye! Temiz bir siyaset, büyük bir Türkiye rüyası hayalimizi her dâim canlı tutmaya, diri kılmaya!Türkiye bir büyük dava adamını, siyasete tertemiz bir duruşla güzellik katan, dik dimdik, Anadolunun bağrından yetişmiş ve saf duruşunu hiç yitirmemiş ülküsünü simasına yansıtmış, yiğit ülkücüyü kaybetti. Başımız sağolsun, Allah mekanını cennet etsin.
Muhsin Yazıcıoğlu ile yaptığımız röportajdan bazı kesitleri
1.-Bölüm:
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-i-blm.html
2.-Bölüm:http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-ii.html
3.-Bölüm:http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-iii.html ve bir şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.

"* Ben, siyaseten kendimi; hem milletime hem de tarihime sorumlu hissediyorum.
* Büyük Türk Birliği için çalışmaya devam edeceğim.
* Düğünlerimizde şarkılarını, marşlarını, türkülerini söylediğimiz bu kutlu amaç için çalışmaya devam edeceğim.
* Biz, Osmanlı’nın torunuyuz. Osmanlı’nın tarihine bakmalıyız. Bu medeniyeti yeniden ihdas etmek için çaba göstermeliyiz.
* Ankara ne kadar Kürt ise Diyarbakır o kadar Kürt’tür. Sivas ne kadar Türk ise Hakkari o kadar Türk’tür. Bin yıllık mayayı bozmaya çalışanlar mayası bozuk hainlerdir.
* Rabbime çok şükür, bana güvenenlerin güvenlerini boşa çıkaracak hiçbir kirli hesapta olmadım ve inşallah bundan sonrada olmayacağım.
* Millete dönen namluya selam durmam!
" dedi.

Muhsin Yazıcıoğlu`nun, Ülkücü ve Ülkücü Kuruluşlar davası sebebiyle tutulduğu, işkence gördüğü, Mamak Cezaevi`nde yıllar önce yazdığı `Üşüyorum` şiiri (Yıllar sonra bahar ayında seni dağlarda üşüttük, affet güzel insan, kırılma, darılma bize);
Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum
. (Muhsin Yazıcıoğlu)


Cenk SARIGÖL

22 Mart 2009

Genel Güdümlü Yerel Seçim

Genel Güdümlü Yerel Seçim
Yerel Seçim önce muhalefet tarafından genel seçim havasına sokuldu. Bunun üstüne iktidar partisi balıklama (yok BALIKLAMA başka partiye aitti) atladı. Görünen o ki bu işten Akp fazlasıyla avantajlı çıkacak. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,
“Akp % 52 oy almazsa, oylarını 5 puan arttırmazsa başarısız olmuş sayılır” diyerek, kendisinin ikinci parti olacağını ilan etmiştir. Bir siyasi parti liderinin böyle bir açıklama yapması acizliğinin, düşkünlüğünün, çaresizliğinin göstergesidir. Rakip siyasi partinin oy oranını ve çıtasını % 52 olarak görmek, geriye kalan partilerin % 48’i paylaşacaklarını söylemektir. Yazık çok yazık!
Düşünün ki 2009-2010 Futbol sezonu ilk idmanında Fenerbahçespor başkanı Aziz Yıldırım şöyle bir açıklama yapıyor;
“Bu sezon rakibimiz Beşiktaş şampiyonluğu en az 5 puan ile kazanamazsa başarısız sayılır! Bizim ikinciliğimiz garanti..”
düşünün bir spor kulübü başkanı sezon açılışında böyle açıklama yapsa şampiyonluk iddialı bir futbol takımının başında kalabilir mi? Teknik direktör olsa bonservisi eline tutuşturulmaz mı? İşte CHP’de durum budur.

Akp için kıstas 2004 yerel belediye seçimlerinde % 42, il genel meclisinde % 41 aldığı oy oranıdır. Bence bu oranı rahat rahat koruyacaktır. Bunda iktidar partisine ve liderine alternatif muhalefet geliştirilememesi kadar liderlerinin sönük kalmasının payı büyüktür. Evet, bir kesimim kafasında soru işaretleri var. Lakin Akp hükümeti özgürlükler, demokratik açılımlar, Avrupa Birliği süreci, dünya ile bütünleşme, dış politikadaki muazzam ivme sayesinde bu şüpheleri önemli bir kesim için gidermektedir. Tüm bunların aksine muhalefet daha fazla özgürlük, kamu ve anayasal reform isteklerinin karşısında durmaktadır. Statükocu, değişime kapalı, hukuk devletine nazaran kanun devletini önceleyen bir dil kullanıyorlar, eleştirilerini bu yönde serpiştirmekteler.

Elbette iktidar ve muhalefetin dili halk tarafından değerlendiriliyor. Öncelikle muhalefet eleştiri diline Türkiye gerçeklerini ciddi şekilde analiz ederek, halkla ve bu gerçekliklerle paralel ayniyet kazandırmalıdır. Bugün yasa dışı yollarla çıkanlar dâhil yurtdışında (özellikle Avrupa) 10 milyon civarında Türk vatandaşı olduğu tahmin ediliyor. Yani her 7 kişiden neredeyse biri ülke sınırlarımız dışında hayatını idame ettirmektedir. Dolayısı ile 2-3 kuşak ailesi içinde birkaç fert yurtdışında olmayan neredeyse kimse yok. Anadolu Kaplanları diye tanımlanan, TÜSİAD dışında ki orta ölçekli sanayicilerimiz geçen yıl itibari ile 180’in üzerinde ülkeye ihracat yapmış…

Dolayısı ile özellikle AB başta olmak üzere dünya ile uyumlu bir Türkiye’nin karşısındaki siyasi söylemler halkımız tarafından makul karşılanmamaktadır. En basitinden İzmir - Torbalıda ki bir susam işletmesi 3 ülkeye ihracat yapıyor, tekstil fabrikası Avrupa’ya fasonda olsa mal üretiyor. Bu fabrikada çalışan işçide, nakliyesini yapan şoförde AB sürecinin hayati önemini biliyor. Kızı, oğlu, kardeşi, yeğeni, torunları Avrupa ülkesinde çalışanlar sürecin sekteye uğraması durumunda en basitinden telefon fiyatlarının nasıl olacağını hesap edebiliyor.

Aynı şekilde etnik, mezhebi asabiyetleri hassas olan kesimlerde AB sürecinin mensubiyetlerine katkılarını görmekteler. Dinsel özgürlükler, Kürt vatandaşlarımızın dil ve kültürel kimliklerini rahatça ifadeleri bunun göstergesidir. DTP’nin bile son açılımlarla nasıl bir faşist dil tutturduğunu kısmen bunla açıklayabiliriz. Ekonomik sıkışıklık ve işsizlik elbette çok büyük sorun. Dünde sorundu, bugünde artarak devam ediyor. Fakat ‘işsizlik’ üzerinden yaptıkları eleştirilerle iktidarı yıpratacağını düşünen muhalefet oldukça yanılmaktadır. Onların halkın çoğunu cahil görür gibi işsizliğin tek müsebbibi olarak Akp’yi gösterme çabalarının seçmende çok fazla karşılığı yok! Dünyanın nasıl bir iktisadi buhran içinde olduğunu vatandaşımız zaten görüyor. Yazının başında bahsettiğimiz her ailenin yurtdışındaki yakınlarından bu bilgiler geliyor. Bankalar batmış, dünya devi (General Motors) firmalar can çekişiyor, üretimlerini durdurmuşlar, ücretli-ücretsiz işçi çıkaranlar, üretime ara verenler var.
Ülkemize baktığımızda batan banka yok. Pembe tablo çizmeyelim ama üretimin büyük kısmı devam ediyor. Dünyada ekonomik küçülme rakamları ortalama %18’lerde seyrederken bizim %7.5 dolaylarındadır. Tüketimi (869 Türkiye üretim barkrot kodu başlangıçı)
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/12/cihan-krizine-yerli-mal-869.html yerli üretime kaydırmayı %70 başarabilirsek, küçülmeyi % 9.5’larda durdurabiliriz. 2010 sonunda biteceğine kesin gözüyle bakılan bu dünya krizinden uluslar arası bir aktör olarak Türkiye çıkacaktır.

Bir yanda Türkiye’nin yönünün Rusya, Çin, İran eksenine çekmeye çalışan Er – Gene – Kon oluşumu dururken, tonla silah, mühimmat, ceset, suikast ve planı ortaya saçılmışken, darbecilik heveslileri kol gezerken, halkın ne yönde bir eğilimi olabilir? Akp’nin ANAPlılaşacağı yönünde söylemler pek muteber değildir. Çünkü Akp lideri Recep Tayyip Erdoğan, rahmetli Turgut Özal’ın aksine ve Süleyman Demirel’in, “her fani bu makamı kolay kolay elinin tersiyle itemez” dediği Cumhurbaşkanlığı Koltuğuna oturmayı tercih etmeyerek, aktif siyasete yön vermeyi seçmiştir. Muhakkak ki bir gün Akp düşüşe geçecek, söylemi kalmayacak, iktidarda olması halkla arasındaki kodları soğutacaktır. Bu tüm demokrasilerde siyasi oluşumların başına gelen doğal bir süreçtir. Yoksa tek parti yönetimi değil ki bu, sonuçta herkes iktidar vizesini sandıktan alıyor.

Ben bu seçimde ana muhalefet lideri her ne kadar kendilerini es geçerek, iktidarın öngörülen başarı çıtasını yükseltip, Akp’ye başarısızlık de factosu oluşturmaya kalkıyor. Oysa 36 Osmanlı Padişahının 32’sinden fazla süredir CHP yönetimine damgasını vuran Deniz Baykal, söyleminin kendisi içinde geliştirilerek, bumerang etkisi olabileceğinin farkında değil. Akpde ise kati sürükleyici ve ivme kazandırıcı etkisine rağmen Recep Tayip Erdoğan için parti genel başkan yardımcısı şöyle açıklama yapıyor; “Bu seçimde başarısız olursak, genel başkanımız dahil tüm yönetim kadrosunu tasfiye ederiz...”

Peki aynı demokratik söylem ve cesaret CHP ve MHP için dillendirilebilir mi? Hayır! Öyleyse değişen bir şey yok demektir! O zaman bu seçimden taşları yerinden edecek bir sonuç beklemek gafilliktir.!


Cenk SARIGÖL

28 Nisan 2008

İç Ses’ten Yankılar

Deniz Baykal bir kısa fax. ile seçilmil CHP İzmir il başkanını Alaattin Yüksel'i yönetimiyle birlikte görevden almıştı.



İç Ses’ten Yankılar

Başlıkta kullandığım ve size aktarmaya çalışacağım iç ses sakın benim sanmayın. Chp’nin heyecansız, devletçi, bürakratik, sosyal faşist (bu halen solcu olmayı becerebileb değerli bir duayenin terimidir) durumuna benim içimden söyleyecek hiçbirşey yok. Hatta Akp, Mhp, Bbp gibi hemen hemen Chp dışındaki tüm partilerimizin ekseri çoğunluğunun D.Baykal’dan oldukça memnundur. Bende memnunum gerek dünya görüşüm karşısındaki siyasi tutarsızlıktan, gerekse gazeteciliğimize malzeme veren militan, çelişkili, kavgacı, heran olay çıkarmaya (çatışmaya) hazır siyasetçi kimlikten.

Bu yazıyı oluştururken 32. Olağan Kongresini izliyorum partinin. İl başkanları geliyor 10 dk. Baykal’a yağ çekip gidiyor. Konuşmalarda bugüne dair birşey yok. Hepsi topluma korku (irtica, laiklik, cumhuriyet vb) verme çabasında. Elbette korku kitleleri diğer etmenlere göre daha çok harekete geçiren ve yönlendirmede kullanılan bir yöntemdir. Lakin bıktık be kardeşim, gına geldi! Yok mu sizin başka söyleyeceğiniz? Korku değil umut olabilecekmisiniz bu halka? “Cumhuriyeti biz kurduk, bağımsızlık savaşını biz verdik (doğrusu istiklal savaşıdır)” Eee ne olcak şimdi diyelimki dedikleriniz doğru. Ne yapsın bu millet? Sizden başkasına oy vermesin mi? Tek Parti mi olmak istiyorsunuz gene? Diğer partiler kapatılsın mı? Neden oy versin bu halk size ondan bahseden yok!

Aşağıdaki alıntılar C.tesi yazımızda bir türlü gelemediğimiz Ertan Ünver’in son bir yıl içinde Chp ve Baykal’ı konu ettiği yazılardan seçilmiştir. Bunlarıda Chp’liler okusun, tespitleri değerlendirsin diye aktarıyorum:

“CHP’ de D. Baykal’ a karşı olmak ve partide kalmak diye bir şey olabilir mi?.. O parti bu vatandaşa baba mirası olarak kalmadı mı?.. Yoksa siz onu gerçek CHP mi sanıyorsunuz.. Vah gariplerim vah.. Kim bilir daha ne durumlara düşecekler bunlar ve de koskoca CHP’yi o CHP sanarak ne durumlara düşürecekler?.. Gerçekten yazık yaaa; birileri şunları kendilerine getirseler bari!.. Atatürk’ün Partisinde Atatürk,D.Baykal’ınki gibi bir yönetim biçimini uygula(ya)mazdı.. Ayrıca, Atatürk’ü kimse D.Baykal’ın o küçük hesaplarının uygulandığı CHP Genel Başkanlığı makamının ilk temsilciliği ile nitelendirerek değerlendirmeye de kalkmasın.. Bu Ata’mıza karşı çok ayıp olur… D.Baykal, bütün siyasal geleceğini önümüzdeki bir yıl içindeki gelişmelerle belirlenecek bir durumdan çekip çıkarmak için hiçbir şey yapamayacak kapasitede olduğunu bir defa daha ortaya koydu..O Ricky Martin Kurultayı fiyaskosundan sonra...”“CHP Samsun ve Gaziantep İl Kongreleri tam bir utanç vesilesi oldu parti için.. Döğüş, tekme, tokat, yumruk ve sandalye... Sonrasında ise istenmeyenlerin seçileceği belli olduğu için Edirne, Çanakkale ve Denzili il kongreleri ertelendi.. En sonunda da İstanbul CHP İl Kongresinde Parti Meclisi üyesi ve Örsan Öymen oğlu, Altan Öymen’in yeğeni Örsan Öymen'e konuşma hakkı verilmedi ve susturuldu.. Öymen 'Parti içi demokrasi ayaklar altında' demiş.. Elbette isyan etmiş; CHP’ nin bu durumuna.. Denizli Kongre ertelemesine Adnan Keskin ve M. Gazala da isyan etmişler.. Ali Topuz bile muhalif (!) Olmuş CHP’ de.. Fakat bu durumların neden doğduğunu bir türlü anlamamışlar; ben söyleyeyim; şu çocuğun babasından kalan ‘CHP oyuncağını’ elinden almak istedikleri için.. Anlasınlar artık!..” (05 şubat 2008 B.Torbalı Gazetesi)

“Baştan beri söylüyorum.. CHP’nin açıldığı ve D.Baykal ile arkadaşlarının yönetimine girdiği 1992’den beri söylüyorum bunu; bu başlıkta yazılanı... Çümkü CHP ve D:Baykal birlikteliği eşyanın tabiatına aykırı.. Çünkü liderlik ve D.Baykal doğa yasasına aykırı.. Yıllarını bu konulara harcamış ve yansız bir düşünce insanı olarak söylüyorum bunu.. En az kırk sağlamasını da yapıyorum hemen ardından.. İşte size bir kaçı. Birkaç örneği, o sağlamaların; Kemal Anadol ve D. Baykal aynı partinin yönetiminde yer alıyorlarsa orada bir olmazlık var demektir.. Bu partinin CHP olması buradaki Böyle Gitmezi önleyemez.. ‘Kavgalı eve kız vermezler’ D.Baykal masalından TEK-TİP partili, TEK-TİP Baykalcı imalatına geçildi.. Fakat kavga, gürültü ve huzursuzluk hiç bitmedi; hatta azalmadı bile; tam tesine arttı.. Görevden almalar, ihraçlar, istifalar sürekli olarak yaşanmaya başladı.. Kongre-Kurultay ve seçim(ler) öncesi ile sonrası bunları iyice AZDIRDI.. CHP demek, kavga, gürültü ve huzursuzluk demektirle özdeş oldu.. neden böyle oldu?. Çünkü CHP, 1992 sonrasında CHP olmaktan çıktı.. Çünkü 1992’den beri CHP’de düşünce, tasarı, politika ve proje üretme özgürlüğü yoktur.. Hele bunları ve bunlara benzerleri, parti örgütlerinde (gençlikte-kadınlarda) seslendirme ve dillendirme Düşünülemez Olmuştur.. Yani 1992 sonrası CHP’nin 1980 öncesi CHP ile bir ilgisi ve ilintisi kalmamıştır.. Bu durum, GERÇEK CHP’lilerle, Halkın Toplamının çıkacağı 30 Mart 2009 P.tesi Günkü CHP’nin Kurtulış Yürüyüşüne Kadar... Türkiye İnsanına son sabırlarını göstermelerini öneriyorum.. Başka ne yapabilirim ki... (20 Kasım 2007 B.Torbalı Gazetesi)

“...CHP’nin içine çekildiği “hastalıklı konumu” değerlendirecek şekilde ele almıyorlar.. CHP’nin bugünkü yapısında var olan “sakatlanmışlığı” ciddi olarak değerlendir(e)miyorlar.. Yalnızca Genel Merkeze ve D.Baykal ile arkadaşlarına, yandaşlarına ve grubu ile hizbine karşı olmanın duyurulmasını yeterli görüyorlar.. O arada, birkaç sloganımsı söz söyleyerek durumu götüreceklerini sanıyorlar.. Tabii fena halde yanılıyorlar.. Oysa işin gerçek yanı ve dayandığı temel çok ciddi, çok geniş ve çok derin anlamlarla yüklü bir TÜRKİYE SORUNU OLARAK, karşımızda duruyor.. Evet, bu yalnızca CHP ve D.Baykal ile hizbi ve işgalci yönetimleri değildir.. Bir yükselen değer AKP ve R.T.Erdoğan EFSANESİ yaratmıştır ‘BU DURUM’!..” (28 ağustor 2007 B.Torbalı Gazetesi)

Seçim Sonrası değerlendirmeleri...
"G.Sekreter ve M.Özyürek 'siyasal dahisi' sökün etti ekranlara.. Türkiye’nin yeniden gülleri açtı, açıyordu D.Baykal gül goncası gibi ve pek görünmeden 'ilk döktürmesini' yaptı: BEN DEĞİL MERKEZ SAĞ ÇÖKTÜ... (Ve o çöküntüden artan oylar AKP’ye kaçmış.. O yüzden AKP kazanır gibi olmuş!.. Allahım sen bu millete ve aklı hala başında kalmış samimi CHP’lilere, sosyal demokratlara sabır ve sukunet ihsan eyle, ya Rabbim!..) Hemen sonra ‘oyumuz arttı’ türünden laflar etmez mi.. Gel de kahrolma, o ülke temeliyle yaşıt ve eşit CHP’nin..” (21 agustor 2007 B.Torbalı Gazetesi)
Ertan Ünver'in CHP'ye yıllarını vermiş bir siyasetçi ve düşünen, proje üreten bir ferdi olarak kulak kesilme zamanı gelmedi mi? Muhaliflerin konuşturlmadığı, eleştiriye tahammül edilmeyen. Parti bütçe, faaliyet onayları ve değerlendirmelerin genel başkanın konuşma süresine yada oylama süresine eşit zaman diliminde bittiği bir kongre ne kadar kongredir? bunu Aslan Sosyal Demokratlar içlerine sindirebiliyor mu? Dahası ilerisi için, normal şartlarda yani olağan süreçte AKP iktidarını bu kadroyla bu partinin alternatif olduğuna, sandıkta devirebileceklerine inanıyorlar mı? inanmıyorlarsa yada içlerinde hala demokratlık ve demokrasi kurallarında rekabet etme ahlakı bulunanlar Ünver'i ciddi şekilde okumalı ve dinlemelidir. benim için sorun yok bende Devlet Bahçeli, R.TAYYİP Erdoğan gibi kendilerinden gayet memnunum!

Cenk Sarıgöl

4 Haziran 2007

Demokratik Çıkış


Demokratik Çıkış


Genelkurmay başkanlığı web. Sitesinde Cuma günü 23.30 gibi geç saatlerde muhtıra şeklinde yayınlanan ve e-muhtıra şeklinde ifade edilen bildirinin ardından şaşılacak gelişmeler oldu. Aslında kimse niye böyle bir şeye gerek duyuldu anlamadı. Çünkü, eğer ille de lüzum ediyorsa bunu aday belirleme öncesi yapmak daha akıllıca olurdu. Abdullah Gül gibi dış ve iç kamuoyunda olumlu karşılanan ve piyasaların dahi çıkışa geçtiği bir ortamda epey garip durdu. İşin ilginci bildiriyi yayınlayanlarda ekonomik bir kaostan çekindiklerini yayın saati ve tarihi ile gösterdiler. Cuma gecesi yani borsa, bankalar, finans merkezleri tatildeyken yayınlandı ki verim alınsın pazartesiye kadar taşlar fazla oynamadan yerine otursun diye düşünülmüş gibi… Yinede piyasalarda hatırı sayılır bir gerileme oldu. Hele hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının piyasaları rahatlatan demokrasiyi sahiplenme çıkışları olmasaydı..!

Sonunda CHP muradına erdi..! Anavatan ve DYP ise tarihleri, misyonları ile ters hareket ederek kendilerini bitirdiler. Kendilerine hiçbir sempati bırakmadılar. CHP’yi anlamak, Baykal’ı mazur görmek mümkün, Deniz Baykal hep hizipçi, gerilimden faydalanan fırsatçılığını konuşturdu. Amacı, yaklaşan seçimler öncesinde siyaseti iki kutuplu hale getirerek, laik (CHP), anti-laik (AKP) şeklinde bölmek… böylece CHP oy kaygısı yaşamayacak, belki birkaç puan bile arttırabilirdi. Gerçi onunda bu kadarını beklediğini sanmam. Anap ve Dyp ikilisi ise başbakanın Gül’ü aday göstermesinin ardından panikledikleri gerçeği, açıklamanın ardından 3 saat sonra bir araya gelmelerinden anlaşılabilir. Yoksa yan yana gelecek görünmüyorlardı. Yine de hangi akla hizmetle CHP’nin dümen suyuna gittikleri anlaşılır değil, zaten bunu seçim meydanlarında halka anlatmaları da çok zor olacak. Her iki parti de tarihlerine, misyonlarına ihanet ettiler.

En büyük hata ve beklide e-muhtırayı getiren Erkan Mumcu’nun duruşuydu. Onun tutumunu anlamak mümkün değil. Sen bu hükümette en önemli iki bakanlıkta bulundun mu? A.Gül senin hem bakan arkadaşın hem de başbakanın değimliydi? Bu adamlar bu kadar kötü ise o zaman ne diye 3 yıl birlikte çalıştın? Hani “gelin ‘YÖK ve başörtüsünü’ birlikte çözelim” diyordun. Nasıl oldu da YÖK başkanı ve eşi başörtülü diye Gül’ü istemeyen koraya katıldın? Artık hiçbir inandırıcılığınız kalmadı. Ve ben artık CHP’yi hiç saymıyorum bu partilerin gözümde pek değeri kalmadı. Bana göre Mumcu ve ekibi AKP’nin tek alternatifi, geleceğin hükümet partisi değerini kaybetmişlerdir.

Kimse “e-muhtırayı AKP hazırladı” demesin. Siyaset bir uzlaşıdır elbette… ama siyasi uzlaşılarda en büyük fedakarlıkları en çok oyu alanlar yapmaz. Neymiş “AKP uzlaşsın” yok ya? Sayın Süleyman Demirel’in dediği gibi “hiçbir fani ayağına kadar gelmiş c.başkanlığını elinin tersi ile itemez”… Şimdi bu durumda Erdoğan’ın feragati, kendisinin Çankaya isteklerini frenlemiş olması uzlaşı adına atılan bir adım değimlidir? Peki niye uzlaşı diye bağıran ve mecliste milletvekili olan, grubu bulunan partiler bir araya gelip ortak bir aday çıkarmadılar? Siyaset aynı zamanda alternatif sunmaktır. Akp’nin gösterdiği aday olmaz! İyi de sizin adayınız ya da adaylarınız nerede?

Sistemi kilitleyen muhalefettir. İktidar partisinden kim durup dururken yapılandan büyük fedakârlık bekleyebilir ki? Akp adayına oy vermeyebilir, desteklemez, oturumda eleştirel konuşmalarla tenkit edebilirdiniz ama vekilin görevi meclisi çalışır ve işlevsel tutmaktır. Kendi yazdığı (yazması gereken), çıkardığı, değiştirdiği anayasayı uygulamayı becerememiş, bunu mahkemeye sevk etmiş bir meclisin derhal yenilenmesi gerektir.

Bir iddiaya göre Mumcu ve Ağar böyle bir muhtıradan önceden haberdar oldukları için CHP’nin dümen suyunda hareket etmişlerdir. İşte bu çok daha vahim. Demek daha asker höt demeden al… Ağar’ın durumu ise traji komik bir halde… 15 dk. Önce birlikte basın açıklaması yaptığı vekili tuvalete gidecem diye yanından ayrılıyor, diğeri ben onu kollarım diye arkasından sonra ikisi de toplantı yeter sayısı iddiasına dahil! Ağar bunu mecliste odasında TV’den görüyor ve ilk tepkisi, “Aaa bu bizim Eraslan değil mi?” şimdi bu kişinin ardından 4 milletvekilinin ikisine sahip çıkamamış insana lider diyeceğiz öyle mi?

Ağustosta erken seçim (nasıl oluyorsa zaten 2 ay sonrasında var) isteyen güruh gene stratejik bir hata yapacaktır. Statükocu, jakoben, sistemin hali hazır durumundan nemalanan zihniyet ve mensupları sandığa pek gitmeyecekler. Çünkü tam cav cav sıcaklarda bu altı kuru zevat çoğunlukla mesire yerlerinde, yazlıklarında olurlar. Seçim ve sandık gibi keyf bozan şeylere tevessül ederler mi? Bana zor gibi geliyor. En kızdığım nokta ise “Akp %34 ile %65’i yönetmeye kalkıyor” söylemi, Bu kanunları AKP yapmadı;

BİR. (düzeltebilirdi ayrı). Akp’nin yerel seçimlerde aldığı oy %43
İKİ. meclisteki milletvekili ve grubu bulunan partileri toplasan ve uzlaşsan bile bu %60 eder ki %40 yine dışarıda
ÜÇ. bu adaletsiz sistemi değiştirmek adına muhalefet partilerinin kılını kıpırdatmaması ve aralarında uzlaşmamış olmaları çözüm istemediklerini gösterir
DÖRT…
Akp’nin Türk siyasal tarihinde demokrasiye dipçik darbesi karşısında takındığı tavır bir ilktir ve örneği yoktur. Bunu ayrı bir yazı konusu yapacağız. (muhtırayı yazmadım mı? Ne muhtırası bu olsa olsa bir tavsiyedir. Sizin Genelkurmayın Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olduğundan haberiniz yok mu?)


Cenk SARIGÖL

Ak Parti Düşer


Ak Parti Düşer!


Genel seçimlere daha 9 aydan fazla var. Seçmen eğilimleri daha çok değişir. Fakat herkes tahminde bulunduğuna göre siyasi çevrelerle iç içe olan insanlar gazetecilerin kahvehane bilmişleri kadar yorum yapma hakkı olsun diye bu yazıyı kaleme almak istedim. Başlığı da yazıyı okutmak amacı ile merak uyandırır şekilde attım.

Genel olarak anketleri yorumlarsak, Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” gafını ettiğinden sonra oy oranının %28’lere gerilediği ama daha sonra tekrar ivme kazandığını görüyoruz. CHP gerilemeye devam ediyor. DYP ve MHP barajı zorlayarak, bazen biri bazen diğeri aşmakta… Genç Parti toparlanma sürecinde ki Ak Parti kurmayları zaten bunu istiyor? Şaşırmayın %7.5 oy almış Genç Parti oylarının dağılması durumunda en az payın AKP'ye düşeceğinin farkındalar. Bu oylar muhtemelen DYP, MHP ve Anavatan Partisi arasında bölüşülür. 7.5’tan %1 DYP’ye, %2 MHP’ye kayması bile bu partilerin baraj sorununu bitirir. Oysa barajı geçemeyen partilerin oyları bizde geçen partilere pay edilir. Bu durumda AKP son genel seçimde aldığı oy oranını birkaç puan arttırsa bile milletvekili sayısı düşer. Herhalde ‘Ak Parti Düşer’ başlığının mantığı anlaşılmıştır!
Bir partinin dahi barajı geçmesi durumunda AKP ve CHP’nin ortaklaşa 40 üzerinde milletvekili kaybetmeleri kaçınılmaz. AKP kurmayları barajı bir partinin geçmesine razı ama iki olmasın diye Genç Partinin oy oranını korumasını istiyorlar. Bu arada DSP de bir hareketlenme olması işlerine gelir. Seçim yaklaştıkça AKP ve CHP sanki diğer partiler yokmuşçasına, onları görmeden birbirlerini muhatap alarak, mücadele edecekler. Zira her iki partide durumundan hoşnut! Özellikle Başörtüsü, Laiklik ekseninde kontrollü kutuplaşmanın oy oranlarını muhafazaya yardımcı olacağını biliyorlar.


AKP strateji değişikliği yapmışa benziyor. Bayram sürecinde reklam panolarını süsleyen “kurban olam, ayına-yıldızına” sloganlı, Türk bayraklı afişler bunun delili. Doğru olup, olmadığını zaman gösterecek. Milliyetçi oylara göz kırpılma amaçı taşınmakla beraber, AKP diğer yandan epey oy kaybı yaşayabilir. Avrupa Birliği kapılarını kapanmış gözüyle bu doğru sayılsa bile yönün demokratik, hukuk devleti istikametinde devam etmesi gerekir. Çünkü AKP’nin tabanı genelde bu arzuları olanlardır. Tersi olarak ise DYPli Mehmet Ağar’ın “dağda silahlı dolaşacaklarına, ovada siyaset yapsınlar” çıkışıyla, tam da AKP’nin ‘çantada keklik, ben biraz milliyetçi oy toplayayım’ deyip göz ardı ettiği tabana göz kırptığını görüyoruz.


Diğer yandan DEHAP’ın baraj sorununu bağımsız adaylar vasıtası ile aşmayı ve sonrasında TBMM de grup kurmayı planladığı gerçeği ortada duruyor. Böyle bir durumda en 20 DEHAP milletvekili meclise girer ki bunlar da çoğunlukla AKP’nin sepetinden düşecektir. Gerçi mecliste bulunan partiler buna rahatlıkla çözüm bulur! Zira sonuçta azalan azık ortak paydadan olacak.
Cumhurbaşkanı seçimi de genel seçimi etkileyecek en önemli faktör. Erdoğan’ın aday olması ve seçilmesi, AKP seçmeninde vekil bırakana teveccühü devam ettirir mi bilinmez. Fakat eğer AKP tabanının beklentisini yerine getiremez ve sol-aşırı laik-ulusalcı cenaha boyun eğdiğini gösterir bir kişi Çankaya’ya yerleşirse, esas hayal kırıklığı o zaman yaşanır. Özellikle Refah Partisi döneminden transfer olan ve muhafazakar-milliyetçi oylarında ciddi kaymalar görülebilir. Tam tersi olarak, liberal – demokrat tabanı ise Milli Görüş kökenli birisinin C.başkanı yapılması ile dirsek çıkarabilir. Bunun için çok ciddi bir seçimle seçmen eğilimlerini dengeleyebilmeleri şart.


Önümüzdeki seçim, Erkan Mumcu şoförlüğündeki Anap ile vekaletten Ecevit’in ölümü ile asilliğe terfi eden, Zeki Sezer kaptanlığında ki DSP’nin figüranlığına sahne olacak. Bu seçim etken güç olmaları zor. Kuşkusuz en renkli sima yine Cem Uzan olacak. Ondan da AKP pek rahatsız olacağa benzemiyor. Derinden kıs kıs güldüklerini tahmin ediyorum. “iktidara gelirsem idamı tekrar getireceğim” diyen bir partinin lideri MHP’den başka kimi rahatsız edebilir ki? Hele idamdan kasıt APO ise….


Cenk SARIGÖL

Askerlik Yan Gelip Yatma Yeridir!


Askerlik Yan Gelip Yatma Yeridir!


Korkuyorum. Şimdi sadece başlığı okuyup, bize “TSK ve askerlikten soğutma” gerekçesi ile dava açılır mı acep? Başbakan Erdoğan “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dedi diye kendisine demedi-komadı bırakılmadı. En çok eleştiri ise milliyetçi kesim ve soldan devşirilen yeni sürüm Ulusalcılar tarafından yapıldı. Oysa başbakanın kurduğu cümleyi tersten okumaya kalkarsak ve “böyle değil de tersini söyleseydi” diye yola çıkarsak gerçekte sözün Milliyetçi bir söylem olduğu çıkar ortaya..! “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözüne kızanların, köpürenlerin otomatikman “Askerlik yan gelip yatma yeridir” sözünü benimsediklerini düşünmemiz kaçınılmazdır. Burada çelişkiye düşenler kendilerini Milliyetçi, Vatanperver olarak görüp, sarf ettiği sözden dolayı Erdoğan’ı kıyasıya eleştirenlerdir.
Eğer Başbakanın bu sözü söylemeden önceki arkaplana bakarsak ulusalcılar adına işin vahameti artar. Bu söz nerede, kime söylenmiş? Balıkesir de oturan, Elazığ kökenli bir ailenin şehit düşen SUBAY oğluna başsağlığı dilemek için gittiğinde şehidin babası tarafından kendisine söylenen, “Oğlumun kanını, canını helal etmiyorum size..!” mealindeki sitemlerine karşılık söylenmiş. Ne demiş cevaben başbakan: “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” Gönül ister ki hiçbir askerimiz ölmesin, ana-babasına acı haber gelmesin. Ama yıllardır bu acıyı yaşıyoruz, yaşadık. Bu baba sözlerini acıyla söylemiş olsa da mazur görülebilir ama söyledikleri kabul edilemez. Hele kanının son damlasına kadar bu vatan için ölmeye hazır olduğunu söyleyen bir Türk Milliyetçisi bu sözleri içine sindiremez.


Bu sözleri Şehit olan bir Subay’ın babası söylemiş yani bir şehit asker babası, asteğmen annesi değil. Türkiye askerliğin zorunlu hizmet sayıldığı ülkelerden biri. Profesyonelleşmeçabalarını hızlandıran ordumuz buna yaklaştığı sürece askerlik hizmeti önce kısalacak sonra gönüllü hale düşürülecek ardından zorunlu askerlik kaldırılacaktır. Bu niye önemli çünkü bu ülkede Yarım Milyon asker kaçağı var. demek ki askerlik yapmak istemeyen, askere gitmekten korkan yada askerliği yaşam felsefesine aykırı gören, olmadı Türk ordusunda askerliği içine sindiremeyecek olanlar var! bir şehit subay babası acı içindeyken bile o sözleri sarf edemez, etmemelidir. Çünkü hakkı yok. Bursalı bir Asteğmen Pkk terörüne kurban olmuştu. Şehit asteğmenin annesi cenazesinde aynen şehit subayın babası gibi feryatlar ediyordu. Oğlunun kanını helal etmiyordu devlete… bu anneye hak verebiliriz! Çünkü feryatlarının arasında söylediklerini aklıma kazıdım: “ben oğluma çocukken çok istemesine rağmen bisiklet almadım. Düşer bir tarafını sakatlar diye, ağaça tırmanmasına izin vermedim kolu-bacağı kırılır diye, devlet okuluna göndermedim döverler, söverler, ezerler diye, Türkiye de üniversiteye göndermedim siyasi olayların ortasında kalır başına bir iş gelir diye… ama benim gözümden sakındığım oğlumun Cudi Dağın da ne işi vardı?”


Bu anne haklı mı? Oğlunu yurtdışında okutmuş, o yaşa gelinceye kadar üstüne titremiş. Tüm bunların üstüne acısıyla feryat ediyor. Şehit babamız haklı değil! Evet kesinlikle haklı değil! Çünkü bu mesleği rahmetli şehit subayımız bile seçmedi. Kim onun kolundan tutup, Harp Akademisi sınavlarına getirdi. Harp Okuluna yazılırken kim onay verdi babası… peki şimdi şehit olan subay oğlunun kanını devlete helal etmemekte ne oluyor? Asteğmenler dışında Uzman erbaştan, Astsubay ve en üst rütbeli subaylara kadar insanlarımız bunu bir meslek olarak seçiyorlar. Yani askerliği profesyonel olarak yapıyorlar. Peki nedir bu mesleğin şartları? Öyle boy, kilo, kalıtımsal hastalık, sınav puanları dışında eğer siz askerliği bir meslek olarak seçmişseniz: ölmeyi, öldürmeyi, esir almayı, esir (işkence görmeyi) düşmeyi en başından kabul etmişsiniz demektir.


Şehit olan subayımızın babası tüm bunları bilmiyor muydu? Yolda, belde kendisine sorulduğunda “oğlum subay” dediğinde övünmüyor muydu? En temel hakkı elbette övünecek. Ama eğer bir şehit olan subayımızın babası bunları söylerse, şehit er, erbaşların ana-babası neleri söylemez.
Askerlik onurlu, gururlu bir meslektir. Gıpta ile bakılır onlara ama işleri tehlikelidir. Ölümle kardeş gibi ircaa ederler mesleklerini ve bunu baştan kabul ederler. Tüm bunlara rağmen siz kalkıp, bu ülkenin başbakanına “oğlumun kanını helal etmiyorum” derseniz bunu ben acınızla hoş görebilirim ama vatan sevgisi, Milliyetçilikle izah edemem. Başbakan çok doğru söyledi, “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” bende aynen katılıyorum. Askerlik bu vatan için ölmeyi ve öldürmeyi göze almaktır.


Başbakanın birde “ananı da al git” dediği “Mersinli Çiftçi” diye sunulan profesyonel kışkırtmacıya verdiği yanıt var. Çünkü aynı şahıs benzer protestolarını dönemin başbakanı Necmettin Erbakan’a meclis oturumu sırasında, Tansu Çiller’e ise yine Mersin de yapmış. Bakan ve milletvekillerine yaptıklarını ise saymaya gerek yok. Gel gör ki bu adam sabıkalarına rağmen normal vatandaş diye nitelenip, vur abalı başbakana… yine Mersinde CHP mitinginden sonra bir esnaf Deniz Baykal’a “22 Temmuzda görüşeceğiz. Meclisi tıkamanın bedeli sorulacak” dediği için CHP’liler tarafından kafası gözü patlayıncaya, ağzından burnundan kan gelinceye kadar dövüldü. Polis gelmeseydi şimdi “rahmetli vatandaş” diyecektik. CHP lideri özür diledi mi? Yok. Peki ne denildi? Güya çevre esnaf bu çıkışa sinirlenmiş ve vatandaşı tartaklamış. Ya bu esnaf Deniz Baykal’ı ne çok seviyormuşki kendi arkadaşlarını dövebiliyor laf söyletmemek için. Şimdi bu iki olay arasında fark ne? Birinde sabıkalı kışkırtıcıya başbakan “ananı da al git” demiş. Deniz Baykal da ise ölesiye dövülmüş.


Benim kafamı kurçalayan ise başbakan eğer “ANANIDA AL GEL” deseydi ne olurdu?