Subaşı Beldesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Subaşı Beldesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2008

Partizane

Sendikalılar
İşsizlikten beli bükülmüş eski belediye zabıtası arkadaşına dert yanıyordu;
-“Belediyeden atılınca ne yapacağımı bilemedim. Biraz birikmişim ve aileden topladıklarımla işyeri açtım. Küçük esnaf birmiş, ben küçük esnaf olacam derken eldeki bitti.” Arkadaşı tekrar sormuş;
-“Başka bir yapsaydınya arkadaş, maaşlı bir iş.
-“Tamamda arkadaşım. Biz zabıtaydık. Onu biliriz. Fen işlerinde olsak, tesisatcılık yapardık. Bildiğimiz mevzut serbest piyasada işletmelerde çalışmaya yetmezki!” bu sırada kapıdan Ermonun biri girer, elindeki gazeteyi masaya fırlatarak, habere bakın habere der. İsmail Uygur tarafından göreve gelmesinin ilk yılı işten çıkarılan eski zabıta, “Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur, Belediye-İş 4 yıl aradan sonra masaya oturdu. 50 işçi sendikalı oldu. İşçiler sendika sayesinde iş güvencesi, grev, toplu görüşme hakları kazandı” Ermonun biri haberin üstüne alaylı şekilde mağdur işçiye sorar;
-“Sizde sendikalı değilmiydini? Bu nasıl güvence ve iştir ki? İsmail Uygur sizi sendikalısınız diye kapının önüne koyarken, 4 yıl sonra kendisi işçilerini sendikalı yapıyor?” Canı sıkılan Eski zabıta ibretlik cevap verir;
-"Yok biz önce ve sadece sendikalıydık. Bunlar önce CHPli sonra sendikalı…" C.S(bu bir fıkradır)


Haber şöyle:
“TORBALI Belediyesi'nde çe-şitli görevlerde çalışan 50 daimi işçi dün Belediye-İş Sendikasına geçti. Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur,

CHP Torbalı İlçe Başkanı Ertan ÇELİK

CHP İlçe Başkanı Ertan Çelik ve CHP'li Belediye Meclis üyelerinin de hazır bulunduğu sözleşme töreni dün Belediye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Torbalı Belediyesi ile Belediye-İş Sendikası 2 nolu şube arasında 50 işçiyi kapsayan toplu sözleşme imza töreninde sevinç ve mutluluk hakimdi… Belediye Başkanı İsmail Uygur'a teşekkür eden işçiler, ‘Bize çok güzel bir bayram hediyesi oldu’ dedi. Önümüzdeki aylarda taşeron işçilerinin de sendikalı yapılacağı öğrenildi."


Çifte Standart
Alın size CHP güzellemesinde bir çifte standart örneği..! Sayın İsmail Uygur seçilip, 2004 seçimlerinde koltuğuna oturduğunda ilk büyük icraatlarından biri işçi kıyımları oldu. 200 civarında işçiyi gruplar halinde kapı önüne koydu. O dönem bu işçi çıkarımlarının mali gerekliliğinin olabileceğini ve başkanın bu girişiminde haklı olabileceğini düşündüğümü yazmıştım. Hatta eski başkan Sayın Hasan Karatoklu’nunda 28 Mart 2004 Yerel Seçimleri öncesi 6 ayda yüze yakın işçi alımı yaptığı sızıntılarını aktarmıştım. En büyük sloganımda şuydu;
SİYASETLE GELEN. SİYASETLE GİDER

H. Karatoklu

Mehmet Hasan Karatoklu’nun oy kaygıları ile şişirdiği kadroların havasının alınması bencede gerekliydi! Mademki o dönem personel maliyetinin yüksekliği ve fazlalığı ve yapılan iş karşılaştırmalı israf vardı (o dönem sayın Uygur bunları dile getirmişti). Gereğine itirazımız olamazdı.
Fakat Uygur işi sadece Karatoklu’nun son 6 ay yada 1 yılda aldığı işçileri işten çıkarmakla kalmadı. Karatoklu döneminde (10 yıl) alınanları hatta Ertan Ünver ile çalışmış personele kadar vardırdı. Tabii işin birde ilçe halkı tarafından algılanması vardı. Herkesin dilinde,
İsmail Uygur kendisini destekleyen, CeHaPe (doğrumu yazdım? Aynı sizin gibi değil mi?) flaması sallayan, konvoyuna katılan partililerine kadro açıyor. Mevcut işçileri çıkarmalı ki tabanına yer açılsın!
şeklinde sözler dolaşıyordu. Haberi okudunuz. Sendikalı ve yüksek ücret aldıkları için 4 yıl önce siyasi yandaşlara yer açmak için kapı önüne konulan içilerin yerine buyur edilen yenilere bizzat CHP’li belediye meclis üyelerinin katılımı ile Sendikaya üyelik töreni düzenleniyor. 4 yıl önce yerine geldikleri insanlara zehir olan yaşamlara inat “bu bize bayram oldu” diyorlar.
Peki yerel seçimlere 6 ay kala İsmail Uygur ve CHP’li Belediye Meclis üyeleri bu kulakları ağızlarına varan ve işçi yönetici birbirlerini yaplayarak neden sendikalaşma yapıyorlar?
Basit; İsmail Uygur seçimi kaybetme ihtimaline karşı kendi kadroloduğu işçilere sendikal koruma sağlıyor! En azından ben öyle algılıyorum. “eden bulur” diye bir atasözü var. Bu işçilerde şekergibi bir bayrama giriyor! Artık İsmail Uygur kaybetse bile arkalarında sendika olacak! 2004de Ak Parti adayı şimdi aday adayı Atilla Kaya defaatle o zamanda şimdide “belediye işçilerine dokunmayacağım. Biz kimsenin ekmeği ile oynamayacağız. Çok çalışacağız ve herkese iş olacak” derken. Sendikalaşmaya neden gerek duyuldu diye sormayın. Herkes kendinden bilir. Zamanında Uygur adaylığı sırasında farklı şeyler söylemiyordu..! Sorun Mahmut Atilla Kaya’nın sözünde durup, durmaması değil, kişinin (CHP Yönetiminin) karşısındakini kendi gibi bilmesidir.
Atilla Kaya arkadaşım. Sözünde durmaya özen gösterir. “Biz geldiğimizde kimse işinden olmayacak” diyorsa, işini layıki ile yapan kimse ekmeğinden olmayacaktır. Ha bana sorsanız, ben öyle yufka yürekli değilim. Adalet elbette birilerinin eliyle tecelli eder. Siyasetle geleni, siyasetle gönderir. Yerine liyakat sahibi, bilgi, beceri ve yeteneğine göre kadro kurardım.
Ben İsmail Uygur’a siyasetle gelenleri, işten çıkardığı için hiç kızmadım. Elbette her başkan güvendiği bir ana, tepe kadro kuracaktır. İşten çıkarmalar ne zamanki siyasi linç olayınıda aşar hale geldi, eleştirilerim ondan sonra başladı. Bu yaz ve geçen yaz yaşadığımız susuzluğun, CHP kadrolaşmasına kurban giden işçilerin yerine gelen çoğu ehil olmayan personelden kaynaklı olduğunu söylesem.! Bu kadar kadrolaşmadan bahsettik, bir örnek vermesek olmaz;
Hamit Küçük, 2004 yerel seçimlerinde Subaşı Beldesinde CHP’den Belediye Başkan adayıydı. (Subaşı ilginç yerdir. Vefat eden Osman Dirik Genç Partiden seçilmiş, CHP’ye transfer olmuştu. Şimdiki başkanda Ak Partiden belediye meclis üyesi seçilmiş CHP’ye geçmişti. Dirik vefat edince belediye meclisi tarafından Başkan seçildi) Hamit Küçük, Seçimi kaybedince hemen akabinde Torbalı Belediyesinde işe başladı… Yazıyı ayrıntılı okumak için http://cenksarigol.blogspot.com/ linkine bakabilirsiniz.

Not: Bizim iki yıl önce burada kaleme aldığımız Ramazan ve Şeker Bayramı yazımızın benzeri bir tartışmaya ülke gündemi yeni gelmiş. Okurlarımız normal gündemden 2 yıl öndesiniz. Farkındamısınız?

Cenk SARIGÖL

Cenk Sarıgöl'ün Basın Açıklaması: Karayollarına yada Bana Dava Açın!

Subaşı Belediye Başkanı Doğruları Söylemiyor

Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan ile Cenk Sarıgöl arasında Subaşı’da geçtiğimiz ay yaşanan feci kazadan sonra başlayan ‘dilekçe’ tartışması sürüyor. Gazeteci Sarıgöl, dün bir basın açıklaması yaparak Erkan Zeylan’ın kamuoyunu yanılttığını iddia etti.
SUBAŞI Beldesi’nde 5 kişinin ha-yatını kaybettiği kazadan sonra Subaşı Belediyesi’nin Karayolları’na düzenleme için başvurup başvurmadığı ile ilgili tartışmalar bitmek bilmiyor. Cenk Sarıgöl’ün “Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan Karayollarına düzenleme ile ilgili dilekçe ulaştırma” iddiasından sonra bir açıklama yapan Zeylan, Karayolları’nın kendi dilekçesi karşılık yolladığı cevap dilekçesini kamuoyu ile paylaşmıştı. Bunun üzerine dün bir basın açık-laması yapan Cenk Sarıgöl, kamuoyunun yanıltıldığını, olayın takipçisi olmaya devam edeceğini belirtti. Sarıgöl, “Zeylan bana ya da Karayolları Bölge Müdürlüğü’ne dava açsın” dedi.

“SİYASET YAPMIYORUM”

İŞTE Cenk Sarıgöl'ün açıklaması:

“Subaşı Beldesinde yaşanan hepi-mizi üzen 5 canımızı götüren kaza sonrası konunun takipçisi oldum. Erkan Zeylan'ın geldi diye takla attığı Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü yazısına gelmeden önce bu konuya siyaset karıştırdığımız ve alkollü sürücüyü unuttuğumuz hezeyanlarını yanıtlamak isterim. Kaza sonrası ilk yazımda ‘Adam Olmayız Bizhttp://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/adam-olmayz-biz.html en büyük suçun şoförde olduğunu ve alkol tüketimini teşfik eden toplumsal, siyasal yapıdan kaynaklandığını belirtmiştik. Vefat eden canların da hatası vardı yolun ters şeridinden yürüyorlardı. Niye ters şeritte yürüdüklerinin sebebini düşündünüz mü? Yine Zeylan'ın açıklamasına göre ‘Kazanın meydana geldiği yerde olaydan bir gün önce kaldırım çalışması yapıldığını, alt yapı çalışmalarının ardından eğitim öğretime başlanmadan çalışmaların sona ereceğini... Cumartesi günü Tedaş gelerek çalışmanın yapılacağı yerde elektrikleri kesti ve Belediye olarak yolda bulunan ağaçları kesiyoruz...’ denildi. O gece ortalık zifiri karanlık. Görgü tanık-larına göre karşıdan karşıya geçerken vatandaşlar ışıklarından faydalanmak için jandarma karakolunun hizasını tercih ediliyorlardı.

Subaşı Belde Belediye Bşk. Erkan Zeylan

Siyaset karıştırdığımız iddiası ise Ak Parti’den meclis üyesi seçilip, CHPli belediye başkanı olan birisinin bize atacağı çamurdur. Hem neyin siyasetini yapıyoruz? Subaşı Belediyesi tasfiye oluyor, adaylığını açıklayan kimse yok (kendisi dahil), ben mi gelip aday olacağım? Sizi eleştiren sorumluluklarınızı hatırlatan gazeteci, yazar, sivil toplum yöneticileri siyaset yapıyorlar diyemezsiniz. Subaşı Osman Dirik Parkı için düğün, sünnet, nişan yapılabilecek düzenlemeler yapıp, izni kim verdi; Erkan Zeylan. Sorumlu idareciy-sen parkın bahçesine havuz yapa-cağına kazadan bir gün önce başla-dığın çalışmalarına düğün izni ver-meden başlar bitirirdin”

CEVAPSIZ SORULAR VAR

Erkan Zeylan ve Cenk Sarıgöl

ERKAN Zeylan’a gelen cevap di-lekçesi ile ilgili bir takım cevapsız soruların ve çelişkilerin olduğunu belirten Cenk Sarıgöl, söz konusu soruları şu şekilde sıraladı:

1- Karayollarına 18.10.2007 tari-hinde eski bşk. Osman Dirik tarafından verilen dilekçenin konusu “üst geçit” bizim bugüne kadar eleştirilerimiz (ki kaza karşıdan karşıya geçerken meydana gelmedi) 'halk kitlelerinini toplu olarak etkinliklere katılacağı bir yer için niçin yürüyüş yolları, ara güzergahlar, alternatif ulaşım sağlayacak düzenlemeler yapılmadı?' şeklindeydi. Oysa teslim edildiği iddia edilen dilekçe karayollarından sadece üst geçit talep etmekteydi. Yani dilekçe varsa, teslim edilmişsede eksik, yetersiz, kusurludur.

2-Yerleşim yeri içinden geçen Devlet Yollarında Karayolları Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınmadan hiçbir kişi ya da kuruluş yolda çalışma yapmayı bırakın trafik işaret levhası bile dikemez.” (Şerafettin Şanlı 12 Eylül 2008 tarihli yazısından). Buna rağmen siz kazadan bir gün önce çalışma başlattığınızı gazetelere açıkladınız. Ağaç kesimi ve Tedaş'ın elektirikleri kestiğini de. Madem cevap yazısı olmadan yapabiliyordunuz neden daha önce yapmadınız? Yoksa geldi dediğiniz cevap esas bu çalışmalarla mı ilgiliydi?

3-Gelen cevap yazısında, “Subaşı Beldesi geçişinde karayolları ke-narının yayalar için kullanılamaz durumda olması nedeniyle, karayolları kenarında seyreden yayalar için gerekli tedbirlerin alınmasını ve ilköğretim okulunun bulunduğu bölgede Belediyenizce yapılacak üst geçite izin verilmesini içeren yazınız gereği konu Müdürlüğümüz yetkililerince 2008 yılı Şubat ayında yerinde incelenmiştir. Subaşı Belediye Başkanı ile bir-likte yerinde yapılan inceleme sonucunda; Belde geçişindeki söz konusu kesimde karayolu kenarında yaya kaldırımı yapılmasına, kaldırım için gerekli malzemenin (Bordür ve kilitli parke) Müdürlüğümüzce temin edilerek işçiliğinin Belediyenizce yapılması konusunda mutabık kalınmıştır” deniliyor. Bana bir yetkili çıkıp da ne zamandır devlet kurumları arasında sözlü mutabakat yapılıyor? Yapı-lan mutabakat nasıl oluyor da 8 ay yazıya dökülmeden bekleniyor?
Mutabakat yapan Osman Dirik vefat etti, mutabakat yaptık diyen K.yolları Md. Yrd. İlyas Bulut Allah geçinden versin vefat etse, tayini çıksa ne olacaktı? Erkan Zeylan'ın verdik dediği dilekçede tek kelime 'yaya, yaya yolu, kaldırım, kilit taşı, bordür' kelimesi geçmemesine rağmen gelen cevabın ilk iki parağrafının bizim yazdığımız ve sorumsuzlukla suçladığımız şeyleri içermesi tuhaf değil midir? Etüd yapılmış ve mutabakata varılmış, gazetede bir de bunu yüzü kızarmadan böbürlene böbürlene söyleyen Zeylan, o zaman ne diye kazadan sonra haksız ve sorumsuzca “Tek suçlu verdiğimiz dilekçeye rağmen bir yıldır hiçbirşey yapmayan Karayollarıdır” diye yalan söyledi kamuoyuna? Etüt yapmış adamlar işte, mutabakata varmış ve ihale aşamasına gelinmiş, tarihi belirlen-miş. Oysa bundan senin bırak Belediye Bşk. Sıfatını, meclis üyesi sıfatınla bile haberin olmamış. Bu kadar ilgili ve sorumlusun işte beldenin işleri ile...

4-Dilekçenin sonuna doğru müjde veriyorlar bize, “Geçen süreç içinde idaremizce yaya kaldırımı için gerekli olan bordür temin edilmiş olup, kilit parke temini içinde 23 Eylül 2008 tarihinde ihalesi yapılacak ve muhtemelen ekim ayında temin edilecektir. İZSU tarafından yapılacak olan Alt yapı çalışmalarının tamamlanmasından sonra; yaya kaldırımlarının ekteki projeye uygun olarak Belediyenizce yapılması...
Bakın bakın 8 gün sonra (gelen yazı tarihi 15 Eylül 2008, ihale tarihi 23 Eylül 2008) ihalesi olacak iş için Subaşı Belediyesine yeni yazı gönderiliyor. Üstelik işi Subaşı Belediyesi yapacak. Varmı personeli YOK. Oda ihale edecek. Eğer bu ihale tarihi belliyse, ihale kararı, tarihi, basın ilan kurumunda askı süresi nedir? Üstelik ihale aşamasına gelmiş bir iş Karayollarının Etüt, Proje, Plan, Tedarik aşamalarında hiç haber verilmemiş ama biz yazınca gerek duymuşlar!

5- Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir. 01.11.1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 02.01.2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanunla değiştirilen 7'nci madde-sinde, yapılmakta olan işlemin safahatı veya sonucu hakkında, yet-kili makamlarca dilekçe sahiplerine en geç OTUZ GÜN içinde ge-rekçeli olarak cevap verileceği ve sonucun ayrıca bildirileceği hük-müne yer verilmiştir.

“NEDEN ŞİKAYETÇİ OLMADINIZ?”

GÖRDÜĞÜ çelişkileri ve cevap-ız soruları bir bir sıralayan Sarıgöl, açıklamasında Başkan Zeylan’a sorular yöneltti. Sarıgöl,
Sayın Erkan Zeylan, 18.10.2007 tarihinde teslim ettiğiniz dilekçeye 15.09.2008 gibi bir yıl sonra cevap vererek, suç işleyen Karayolları 2. Bölge Müdürlüğüne dava açmayı, suç duyurusunda bulunmayı, görevde ihmalden şikayetçi olmayı düşünüyormusunuz? Aynı kanuna göre, 'Başvuru dilekçelerini alan idari makamlar, dilekçelerin alın-dığı tarih, kayıt numarası ve konu-sunu gösteren alındı belgesini dü-zenleyip, bu alındı belgelerini, her-hangi bir ücret talep etmeden, baş-vuru sahiplerine vereceklerdir...' Sizin var dediğiniz dilekçeye biz “YOK” dedik ve siz kayıt numa-rasını söylemek yerine karayolla-rından cevap beklediniz! Bu alındı belgesi nerede? Biz YOK deyince neden çıkarıp, önümüze atmadınız? Kayıp olduysa, bunu tutmakla yükümlü Subaşı Belediyesinde görevli personel hakkında işlem başlattınız mı?
Ey oyuncular, biz dilekçeyi sorunca 'bizde teslim edilmiş böyle bir dilekçe yok' diyenler. Sonra 'varmış görevli memur, dilekçe posta ile gönderilmiştir diye ilk 5 güne bakmamış!' diyenler. Bakmayanlar, 15.09.2008 tarihli cevap yazısını 18.09.2008 tarihli gazetelere nasıl yetiştirdi? Hemde gazetelerin bir gün önce basıldığını düşünürseniz! 2 günde... Karayollarındakilerle görüşülüp, ricacı olunup, elden alındığından olmasın? Normal Presedürüne inanmadığım bir dilekçe sebebi ile 'Tek suçlu Karayolları' nidaları atarken kendisine, 'bir yıl önce verilmiş dilekçenin takibini yapmamak sorumsuzluktur' demiştik. Gereğini yapmadığı sürecede bu Erkan Zeylan'ın kamuoyunu yanıltmak için kullandığı hokkabazlık olarak boynunda asılı kalacaktır!” şeklinde konuştu.

Konu kapanmadı

SARIGÖL açıklamasını şu sözlerle noktaladı:
Sayın Erkan Zeylan gazetecilik kariyerim sizin bu kirli oyunlarınıza gelmez. Hangi bürokratik ortaklıklarla iş çevirdiğiniz önemli değil! Ama madem kendinizden bu kadar eminsiniz ya görevi ihmalden Karayollarına dava açın ya da bana. Çünkü sizin geldi dediğiniz cevap yazısı kesinlikle 18/10/2007 tarihli dilekçenize cevap olarak gelmemiştir! Gerçeği istiyorsanız bana dava açın. Çünkü bu ülkede bazı gerçeklerin ortaya çıkması ve yüzlerin kızarması için Bağımsız Türk Mahkemelerine görev düşer. Şimdi ben kriminal inceleme yaptıramayacağım ama ancak siz beni mahkemeye verirseniz buna imkânım olur. Çünkü cevap diye gazetelere uzattığınız, bizi yalanlayacağını düşündüğünüz yazı başka çirkinlikleri getirdi. Ben bu yazının ve içeriğinin sizin 18/10/2007 tarihli yazınıza cevaben yazılmadığını, anormal duruma, içeriğe ve sürece bakarak, sahtekarlık döndüğünü iddia ediyorum. O kadar eminim ki durumdan bana dava açmanızı bekliyorum. Bakalım mahkemelerde kanıtlar dökülünce ‘Bulut’lar ‘Erkan’dan dağılacak mı? Bu konu kapanmadı. Daha yeni başlıyor ve yeni olaylara gebe... Bu dilekçede veya süreçinde veya içeriğinde veya yazımında hata olduğunu yada sahtekarlık döndüğünü düşünüyorum, inanıyorum, kaniyim. Size gerçekdışı ithamlarda bulunuyorsam açın davayıda gerçekleri ortaya çıkaralım. Herhalde savcılığın yolunu biliyorsunuzdur!” dedi.

İlgili Linkler:
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/bamza-gelenden-korkmak.html
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/zanl-suba-belediyesi-geen-hafta-28.html
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/suba-belediyesi-kmaz.html
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/chp-izmir-suba.html


Cenk SARIGÖL

16 Eylül 2008

Torbalı Gazeteleri Notları


Torbalı Gazetelerinden Sızanlar

Gazete sayımız arttı. Benim için bu sevindirici bir olay. Rakip kaliteyi arttırır, piyasayı genişletir. Gazete patronları için aynı şey ne kadar geçerli orasını bilmem. İlçemde yaşanan bir kaç gazete haberi, olayı, manşetini sizler için irdelemek istiyorum.

Görmeme

Gazetem Torbalının HERŞEYİ Okan Diril aslında fıkralara konu olacak bir olaya imza attı. HERŞEYİ dedim çünkü, muhabir, dizgici, dağıtıcı ve yeni evli üstelik oruçlu olunca matraklığın dibini bulmuş. Geçen sayı Torbalıspor posteri diye gazetenin içine Bandırmaspor posterleri koyarak dağıtmış. Ya bari Şebinkarahisarspor olsaydı! Daha üç gün önce ilçe takımınla olaylı maç yapmış takım bu. Kavgalar çıkmış taraftarlar arasında...

Torbalıdaki ajans ve gazete muhabirleri haber atladı! Oysa ulusal basında kesin yer bulabilecek bir hata... mesela habere şöyle başlıklar konu olabilirdi;yeni evli gazetecinin dalgınlığı, sabote yapsan olmazdı, şaşkın gazeteci, okuda inanma, büyük hata vs.

Görmemezlikten Gelme
Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan’ın taa vefat eden eski başkan Osman Dirik zamanında belediye tarafından yazılmış bir dilekçenin varlığından hareketle, beldedeki elim kazanın sorumluluğunu kendi üzerinden Karayollarına atmasıyla başlayan süreci biliyorsunuz. Bu konunun takipçisi oldum. Ben tekrar tekrar yazdım. Her seferinde Büyük Torbalı Gazetesinde
Tek suçlu Karayollarıdır. Başvuru dilekçemize olumlu yada olumsuz cevap vermediler” diye açıklama yaptı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/suba-belediyesi-kmaz.html
Sezgilerim böyle bir dilekçenin olmadığı yönündeydi. Yazdımda bunu. Okan Diril gitmiş araştırmış dilekçeyi meğer Karayollarına teslim edilmemiş. Bu ne demek, Subaşı Belediyesinde hiç kimse eski başkandan kalan işleri takip etmemiş. Dilekçenin akıbetini sormamış ona güvenerek, suç isnad dahi ediyor. Güzel bir haber, araştırmacı gazetecilik örneği... http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/zanl-suba-belediyesi-geen-hafta-28.html

Dilekçenin karşılıksızlığı üzerine B.Torbalı Gazetesinin veya diğerlerinin, Okan Diril’in Gazetem Torbalıda manşetten verdiği haberi görmemesini nasıl değerlendirmeliyiz? Sonuçta Subaşı Belediye başkanı Erkan Zeylan desteksiz beyanlarını, desteksiz suçlamalarını B.Torbalıda yapmış. Halka yalanını duyurmak için kullanmış. Ben beklerdim ki en sert tepkilerden birini B.Torbalı Haber Servisi versin. Aksine görmezden gelindi.

Manşetlik Fıkralar
Daha FIKRAnın tanımını bilmedikleri için birşey söyleme gereği bile duymuyorum. Ama İzmir, Torbalı, Arslanlar fıkraları yazmaya devam edeceğim. Gelen maillerden anladığım kadarı ile sürdürmemi isteyen çok. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/torbalda-fkra-maneti.html Makale değilde fıkra için gelen yorumların birkaçını sizlerle paylaşayım:

Cenk Bey fıkralarınızın devamını dilerim. İnanın çok güldüm. Heykel olayını ve İsmail Uygur’un ‘Atatürk’ün yanında durmak şereftir’ dediğini bildiğim için gülmekten yerlere yattım desem yeridir. Siz bizi güldürdünüz, Allah’ta sizi güldürsün. Bence Atatürk’e yapılan heykel densizliğine en güzel cevabı vermişsiniz. Bunlar kimdir ve yaptıkları iki kaldırım, bir parke ile kendilerini koskaca Atatürk’ün yanına yakıştırma seviyesinde görüyorlar? Büşra Kartaş

Atatürk bunlarla konuşmaya değmeyeceğini bilirdi! O yüzden keşke atı konuştursaydınız bunlarla. Kendilerini ne sanıyorlar? Ne oldum delilleri...Ercan Gümüş

Birde fıkrayı okumayanlarada duyurdukları, reklamını yaptıkları için teşekkür ederim. Tek hayıflandığım manşette yarım bırakmaları fıkrayı. Kendilerini ve gazetecilik başarılarını tebrik ederim.

Cenk SARIGÖL

13 Eylül 2008

Torbalıda Fıkra Manşet'i

Fıkra Bu ya...
Torbalı
nın acar gazetecilerinden birisi Manşet’ine sıkıntı çekiyormuş. Çevresindekiler, ‘su sorunu devam ediyor, ilçe parti bşk.ları toplantı yaptı, İZSU sondaj yapıyormuş, Halk Müziği Konseri var, Subaşı Belediye Başkanı teslim edilmemiş bir dilekçeye dayanarak, karayollarını suçluyormuş vs.’ Diye öneri getirmişler. Muhabir,
-Onlar artık bayat, su sorunu iki yıldır devam ediyor, Torbalı Belediyeside susuz bıraktı, İZSUda, halk müziği konseri, sanat müziğide standart artık. Subaşı haberi okunmaz.
-Peki ne yapacaksın öyleyse?
-Ben bir bakayım yazarlardan ‘makale fıkrası’, ‘fıkra yazısı’, ‘yazılı fıkra köşesi’ yapan olduysa içinden bir şey bulurum artık? Madein CS

 

Kendi Heykelini Dikesice Adam

İsmail Uygur kendi ve eşinin heykelini yaptırmıştı meydana

Bundan tam 2yıl önce Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur kendi ve eşlerinin heykelciklerini yeni meydana (Atatürk Meydanı) Atatürk heykelinin sağ ve soluna kondurdu. Bu olay üzerine gazetecilere (samanyoluhaber) Uygur, “Atatürk'ün yanında bayrak tutan bir genç olmayı kim istemez ki? Atatürk’ün yanında olmak şereftir... Böyle bir düşüncem olsaydı, altına ismimi yazardım, ama başkanlığı bırakmadan önce de kendi heykelimi yapacağım ve altına İsmail Uygur diye yazacağım." Dedi.

Heykel olayının patladığı sırada İsmail Uygur “görevi kötüye kullanmak” suçundan yargı önündeydi... Böyle bir şeyi başka bir belediye başkanı yaptı diyelim ama yolsuzluk, rüşvet, zimmet ve ahlaksızlıktan yargılanıyor. Ve kendini Atatürk’ün yanına konduruyor! Devam eden mahkeme sürecinde suçu sabit görülerek, hapise düştü. Hayal edin, Atatürk Heykelinin yanında yolsuzluktan, rüşvetten, zimmetten, ahlaksızlıktan mahkum bir adamın heykeli var! İşte bu yüzden Atatürk Heykellerinin yanına yapılacak heykel yüzleri anonim denilen bir çok kişinin karması şekilde yapılır. Heykeltraş enaz 5 ayrı kişinini çeşitli perspektiflerini kullanrak heykelde anonim bir yüz ortaya çıkarmaya çalışır.Bana göre Uygur bu hareketi ile Atatürk’e hakaret etmişti. Herkes Atatürk’ün yanında heykeli olsun istebilirdi. Peki Atatürk herkesi yanında istermiydi? Bunu mizahla anlatmak, güldürmek, düşündürmek, İsmail Uygur’un kendi düştüğü komik durum ve Torbalı’ya yaşattığı utançı fıkra formatında aktardım. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/chp-izmir-suba.html 

Torbalı Manşet Gazetesi bu fıkrada geçen bir kelimeden hareketle mizah yoksunu olduğunu (yada tam tersi) sandığım bir vatandaşımızın şikayetini manşetine taşımış. Hadi diyelim ki bunun haber değeri var. Yaptın. Manşetlik değeri nerden geliyor? Başka bir gazeteye saldırma, başka gazetenin yazarını eleştirme hazzından mı? Köşe yazısında “bir yazarın makalesinde yaptığı gaf yüzünden mahkemelik olduğunu okudunuz” Daha makale ile fıkra arasındaki farkın ne olduğundan habersiz! Yada haberlidirde işine gelmiyordur.

Atatürk ‘lan’ der mi?” diye köşe yazısına başlık atmışlar. Fıkrada geçen “Eğer Gündoğdu meydanındaki heykeli konuşsa sanırım derdi!” olayı nasıl saptırdıklarınızı görün diye kurdum cümleyi. Fıkradaki hangi kelimeleri söylerdi! Hangi vali yardımcısıyla konuşurdu! İsmail Uygur’a kızarmıydı! Manşete bak be hey! Fıkra zaten güldürmek ve düşündürmek için bir kurgudur. KURGU. Manşetin sorusuna gelince Atatürk, ‘LAN’ı kelime içindede olsa muhakkak kullanmıştır! Bunu adım gibi, sizin fıkrayı gazete yazısı ve makale ile karıştırmayı bildiğiniz kadar biliyorum!

Atatürk ‘lan’ der mi?” hayal gücünüzden bunu mu çıkarabildiniz FIKRAdan? Ben size yeni şikayet konuları bulmada yardımcı olayım;
-Atatürk Heykeli konuşur mu?
-Hele İsmail Uygur ile konuşşur muydu?
-Sabahın köründe çöpcülerin olduğu meydanda tek başına ne yapıyor? Atatürk gibi bir lider yanlız orda durur mu?
-‘Şiişşşt’ der miydi?
-‘destur’ der miydi?
- Gölgesinde oturanların dedikodularına izinsiz kulak misafiri olur muydu?
-Birgün önce ‘vali vekili’ dediğine ‘yaver’ diye hitap eder miydi? Yani unutkan mıydı? (unutkan ve bunamış olduğunu vurguladığımı iddia edersenizde şaşırmam hani!!!)
Benim yazdığım fıkradan bunlarıda çıkarıp, şikayet konusu edebilirsiniz. Fakat fıkralardan çok daha komiksiniz.
Madem araştırıyorsunuz,
-Gündoğdu Meydanındaki Atatürk heykeli konuşuyor mu?
-Hangi vali yardımcısına seslendi,
-Gölgesinde oturan vatandaşlar kimdi?
-İsmail Uygur’u sadece azarlayarak bıraktı mı?

Tekrar ediyorum o bir fıkra, gülmece ve Atatürk’e karşı yapılmış asıl hakaretin üzerinde düşünmeyi sağlamak için yazıldı. Sonra ben bir yazıyı yazarken, mahkeme aşamasını, o şikayet edermi? Bu nasıl anlar diye yazmam.Birazda hukuk dersi, birisi beni mahkemeye vermedi. Savcılığa şikayet etti. İkisi aynı şey değildir. Bu fıkra yüzünden birisi beni savcılığa verecek diye bilsem, gene yazardım. O yüzden bu talihsiz bir YAZI değil, talihli bir FIKRAdır. Talihide Manşetlerden duyurulan bir fıkra olmasından kaynaklanır. ne talihli fıkraymış, sadece yayınlanmakla kalmıyor MANŞETte kendine yer buluyor. Bende fıkrası manşetlere çekilen yazar olarak böbürleneyim bari..!

Şikayetçi beyfendi Ufuk Çakmak bana mail atmış, ilgisine hassasiyetine teşekkür ederim. Atatürk üzerinden prim yapmaya çalışıyormuşum. Böyle anlamış demek. Eh be kardeşim ben neden buna gerek duyayım? Bak sen nasıl prim yapıyorsun hem Atatürk hemde bizim üzerimizden Manşetlerdesin! Sana kolay gelsin. Yinede bir okuyucunun ‘ben buradayım ve böyle anladım’ demesi yazar için çok önemlidir. Ufuk Çakmak’a tekrar teşekkürler.

Son olarak, Fıkraları bundan sonra umarım FIKRA olarak okursunuz. Ama ben yazdığım fıkradan sonra bu kadar güleceğimi hiç sanmazdım. Özelliklede size...

Cenk SARIGÖL

6 Eylül 2008

Chp İzmir Subaşı

Önce Ramazanlık Fıkramız

Birgün İzmir vali yardımcılarından biri Gündoğdu Meydanından geçiyormuş. Atatürk’ün at üstünde heykelinin yanından geçerken bir ses duymuş:
şiişşşt vali vekili bi bak” Vali yardımcısı afallamış, etrafa bakmış sabahın körü bir kaç çöpcü dışında kimse yok. onlarda kendi işinde tekrar aynı ses:
şiişşt vali vekili bura bak, bana bak!” vali yardımcısı irkilmiş, ve sesin geldiği yeri anlayınca korku ile karışık saygıyla, Emredersiniz paşam demiş. Gazi,
-Yaver bir ilçe belediye başkanı varmış, geçen gölgemde serinlemek için dinlenen vatandaşlarımdan duydum, benim heykelimin yanına kendininkini kondurmuş. Vali yardımcısı titrek sesle cevaplamış,
- Torbalı Belediye Reisi RAMAZAN İsmail Uygur ‘dan bahsediyorsunuz sanırım Paşam. Mustafa Kemal kaşlarını çatmış,
- Bulun ve hemen bana getirin o adamı..! Hemen Uygur’u bulmuşlar yakapaça huzura çıkarmışlar.
-‘Bu mu yaver? Kendini benim yanıma yakıştıran adam?’ demiş. Gazi Mustafa Kemal Atatürk. RAMAZAN İsmail Uygur hemen söze karışmış,
-‘sizin yanınında durmak şereftir gazi hazretleri’ demiş. Atatürk kaşlarını çatmış,
-‘Efendi efendi destur! Peki sen hiç düşündün mü benim için senin yanında durmak ne demek?” Fıkra Madein CS

Arsenikli su olayını biliyorsunuz İzmir’den 585 km uzakta bulunan bir şehrin belediye başkanı haber vermeseydi, zehirli suyu CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi halkına içiriyor olacaktı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html Önce Aziz Kocaoğlu’ndan CHP milletvekillerine kadar hepsi olayı inkar etti. Eğer Sağlık Bakanlığı yetkilileri İzmir Büyükşehir Belediyesinin kendilerine sudaki arsenik oranını düşürmek için verilen 3 yıllık süreye bir 3 yıl daha isteyen dilekçesini kamuoyu ile paylaşmasaydı, bunlar valilik ve İzmir Sağlık İl Müdürlüğü açıklamalarına rağmen “arsenik yok” tezlerini savunurdu. Belge kendi elleriyle verdikleri olunca kabul etmek zorunda kaldılar. Tipik CHP mantığıdır. Onlar dışında herkes düşman, devlet, millet haini, vatanı satanlar ve emperyalist uşaklardır. Söyledikleri yalandır. Siz önlerine belgede koysanız inanmazlar. hala daha inanmıyorlar. onlara göre bu "arsenik" olayı hükümet partisi AK Partinin CHP'nin kalesi İzmir'i ele geçirmek hatta feth etmek için kurduğu bir komplodur. Kanser oranlarında İzmir'in çevresinde kendisine en yakın ilin 3.5 katı fazla ve ilk sırada olduğu açıklamalarıda böyle değerlendiriliyor. şimdilerde bastırdıkları el buroşürleriyle (fatura göndermiyorlar maliyeti kurtarmıyor diye ama bedava dağıtılan buroşüre para var!) DSİ ve Çevre ve Orman Bakanlığını suçlamayı ihmal etmiyorlar.

Önder SAV ve Deniz Baykal’ın şapSAVlık denilebilecek bir olay sonrası nasıl ülkeyi gerdiklerini, polis ve istihbarat teşkilatlarını, hükümeti haya sınırlarını zorlar şekilde eleştirdiklerini hatırlayın. Ardından Vakit’in haberi Önder SAV’ın açık unuttuğu telefondan derlediğini açıklaması. CHP’den yükselen inkar sesleri... “o kadar salakmıyız?” diyenler bile olmuştu. Türktelekom, Vakit Gazetesinden şu numara (Sav’ın cep nosu) şu tarih ve saatte aranmış ve 42 dk. Görüşülmüş açıklamasını yaptı. Dökümünü sundu. CHP kafası hala inanmadı.( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/05/salo-bir-uvallama.html ) Hatta meclis’e “dinleme iddialarının araştırılması” yönünde komisyon kurulması teklifi vereceklerdiki GSM operatörü Turkcell'in açıklamasıyla sessizliğe gömüldüler. Çünkü Önder SAV’ın ayrıntılı faturası olayı doğruluyordu.Aynı şey CHP’li Torbalı Belediyesi için geçerli, susuzluk konusunda yazıyoruz, sorumluluklarını hatırlatıyoruz. Yöneticiler çıkıp,  ‘tek suçlu İZSU ve Büyükşehirdir’ (http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4517&Itemid=5 ) demekteler. İyide siz geçen yıl su sorunu yaşamayan bir ilçe teslim etmedinizki İZSU bünyesine! Yazıyoruz sizde tedbir alın, fabrika pompaları ve su kaynakları kısıtlansın, arıtma tesisi kurmalarını zorlayın. Bu süyü döngüsel olarak tekrar tekrar kullansınlar, yer altı sularının seviyesini daha derine kaçırmadan muhafaza etmeliyiz. Diyoruz. Hiç ses yok. Yek duyulan ses, “tek suçlu İZSU’dur. Bizi sabote ediyorlar”.

CHP yönetimli Subaşıda meydana gelen elim kazayı ve ardından bizim Subaşı Belediyesinin sorumsuzlularını ve ihmallerini dillendirmemizi hatırlarsınız. Aynı anlayış, “Biz dilekçe verdik, tek suçlu karayollarıdır”( http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4562&Itemid=5 ). Ben böyle bir dilekçenin varlığına inanmadığımı yazınca Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan belediye evraklarından ilgili dilekçeyi çıkartıp, fotokopisini Okan Diril beyle bana göndermiş. Bu arada elinde tuttuğu belgeyi araştıran Diril, bu dilekçenin Karayollarına hiç ulaşmadığını öğreniyor. (http://www.gazetemtorbali.com/haber_detay.asp?haberID=254 )Bir dilekçeden yola çıkarak “TEK SUÇLU KARAYOLLARI” diye bağıranlar. Şimdi size soruyorum! Ortada böyle bir dilekçe olmadığına, başvurunun sözlü yada yazılı yapılmadığının ortaya çıktığına göre tek suçlu kim? İnkar etmeseydiniz bu komik ve halkına yalan söyleyen, hizmet kusuru işleyen yönetici konumuna düşmezdiniz. Hem kendinize hemde halkınıza daha az zarar verirdiniz. Ama olmaz değilmi? İnkar CHP’de bir gelenek sanki...


Cenk SARIGÖL

4 Eylül 2008

Subaşı Belediyesi Çıkmazı

Medyatik Yalancılık, Subaşı Belde Belediye Başkanı Erkan Zeylan var dediği dilekçe Karayollarına teslim edilmemiş.


Subaşı Belediyesine  tabiri caizse konan başkan sayın Erkan Zeylan’ın nasıl millete yalan söylediğini, oturduğu makamın hakkını veremediğini manşetlerden okudunuz. Ben bazı konularda önsezilerime güvenirim. Burada 5 kişinin ölümüne sebebiyet veren kazada Subaşı Belediyesinin hizmet kusuru olduğunu yazdık ( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/zanl-suba-belediyesi-geen-hafta-28.html ). Tek yazan ve belediyeyi bu konuda eleştiren olmama rağmen bana cevap vermek yerine gazete manşetlerinde açıklama yapanların yalanları ortaya çıktı. Böyle bir dilekçe karayollarının hiçbir birimine teslim edilememiş. gazete açıklamaları yerine, bugüne kadar, bir kez acaba verdiğimiz dilekçenin akıbeti ne oldu diye telefonla sorma gereği duymazsanız böyle rezil olursunuz işte...

Daha garip olan ise, Ortaya çıkardığımız fiyasko sadece bunlarla sınırlı değil. Kazadan 10 gün önce CHP ve Ak Partili Subaşı belde belediye meclis üyelerinden bir kısmınında bulunduğu bir zaman Karayolları 21. Şube Şefi Adem Aydemir, Subaşı Belediye Bşk. Erkan Zeylan'ı ziyaret eder. Bir istekleri olup, olmadığını sorar ve yanıt: “sağolun şimdilik yok”. Bunun üzerine Adem Aydemir kendilerinden Subaşı merkez kahveler önüne gelişi güzel park eden araçlar için önlem almalarının yerinde olacağını söyler. Kazadan sonra tüm suçu Karayollarına atan Zeylan, bunları yalanlayamadı. Çünkü doğru. Emlakcılık ve iş tekipciliğine benzemaz yöneticilik. yanlış yaptığınızda önce başkalarının sonrada kendi canınızın yanmasını, yanacağını bilmeli, göze almalısınız.

Kaza sonrası Karayollarını suçlu ilan eden Erkan Zeylan, sık sık  “Rahmetli Başkan Osman Dirik tarafından karayollarından izin istedik, 1 yıldır olumlu yada olumsuz cevap vermediler” diyerek, Osman Dirik’i saygıyla anarak, geregi yapıldı mesajları veriyordu. Ne oldu şimdi? Ne oldu? Bu nasıl belediyeciliktir? Subaşı Belediyesi dingonun ağırı mı? Dilekçe yazılmış iş bitmiş! Ya adam toprağa karışmış ama onlar daha dilekçeye cevap bekliyor. Hiç sordunuz mu bu dilekçenin akıbetini? Yok, ama gazeteye açıklama yap, “18/10/2007 de dilekçe verilmiş!”.

Sen ne verdin? Ne yaptın? Verilmemiş işte...Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü evrak memuru Murat bey 18/10/2007 tarihinden 18/11/2007 tarihine kadar bir aylık Gelen Evrak Arşivini ve Sevk Edilen Evrak Arşivini (yapım, proje, etüt, ihale vb.) taradı. Ödemiş Karayolları 21. Şubeden Nurgül hanımda aynı şekilde ama YOK. Böyle bir dilekçe yok. Günah kimde bilemem. Ölmüşün arkasından konuşmayayım kızıyorlar! http://cenksarigol.blogspot.com/2007/12/arac-demokrat.html Ortada bir hizmet kusuru var. Bakalım kim sahiplenecek? Ben söyleyeyim; yıkın suçu Osman Dirik’in üstüne. Nasılsa belediye giden evrak dosyasında böyle bir dilekçe var!

Dilekçe varda yeterlimi? Erkan Zeylan’ın “kesikler nedeniyle vatandaşın ve öğrencilerin yürüyemediği yola yapılacak olan üst geçidin Subaşı Belediyesi tarafından yapılacağı Karayollarından sadece izin verilmesi isteniyordu. Ancak aradan geçen yaklaşık 1 yıllık süre içerisinde Karayollarından ne olumlu ne de olumsuz hiç bir cevap yazılmadı” derkende ayrıca yalan söylediği dilekçe karayollarına teslim edilmiş olsada olmasada ortaya serildi. Çünkü dilekçenin içinde hiç “kesik” lafı geçmiyor. Zaten dilekçe konusu “Üst Geçit” yazıyor.

Ben şimdi ne yazayım? Ak Partiden seçilen, CHP’ye kapaklanan Osman Dirik’in ardından kendisine gün doğan kişiye... Rezil ettin kendini, rezil ettin Subaşı’yı, beceriksizliğiniz, takipsizliğiniz, iş bilmezliğiniz, gösteriş merakınız ve beceriksizliğiniz, sorumluluktan kaçışlarınızla 5 can aldınız. Subaşı halkına hizmet kusuru işlediniz, bu Subaşılıların sorunu! Sandıkta hesabını dürerler. Ama gazetelerde yalan beyan verdiğin için, halkı ve okuyucuyu yalan söyleyerek, yanıltmaya çalıştığın için ey Erkan Zeylan seni esefle kınıyorum. Torbalı ve Subaşı halkının insafına bırakıyorum. Yüzün varsa hodri meydan çık milletin karşısına, sana bu sütunda yer vereyim. Ama tekrar yalan söyleyeceksen Allah sonunu hayreyleye...


Cenk SARIGÖL

30 Ağustos 2008

Zanlı Subaşı Belediyesi

Zanlı Subaşı Belediyesi
Geçen hafta 28 Ağustos 2008 Perşembe günü yazdığımız diğer yerel gazetede okumuşsunuzdur haberi yada bize verilen cevabı. Zira bu konuda kalem oynatan ve eleştirel yazılar yazan sanırım bir tek ben varım. Öyleyse boşluğa cevap verilmiyor! Ben haberi aynen sizlere bir kez daha aktarayım. Bununla birlikte Subaşı Belediye Bşk. Erkan Zeylan’ın cevabına konu olan yazıyı tekrar okumak isterseniz http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/bamza-gelenden-korkmak.html adresinden bakabilirsiniz.
Erkan ZEYLAN Eleştirlere Yanıt Verdi.Geçtiğimiz hafta alkollü sürücü-nün yol kenarında yürüyen aileye çarpması sonucu Ak Partili Subaşı Belediye Meclis Üyesi Osman Akpınar’ın eşi, kızı, gelini ve 2 torunu hayatını kaybetmişti. Kaza sonrası Osman Dirik Parkının ve Subaşı İlköğretim Okulu’nun bulunduğu Torbalı Tire Karayolunda Subaşı Belediyesi yolda gerekli önlemleri almadığı konusunda eleştirilmeye başladı. 4 ay önce Eski Belediye Başkanı Osman Dirik’in hayatını kaybetmesi sonucu Başkanlık görevine getirilen Erkan Zeylan eleştirilere yanıt verdi. Başvuru Dilekçesini OSMAN DİRİK Yazmıştı. Rahmetli Belediye Başkanı Osman Dirik’in ve kendisinin suçlandığını belirten Zeylan,
‘Rahmetlik Belediye Başkanı Osman Dirik 18 Ekim 2007 tarihinde öğrenciler için tehlike arz eden yola üst geçit yapılması için Karayolları 2. Bölge Müdürlüğüne dilekçe yazdı. Hatta dilekçede kesikler nedeniyle vatandaşın ve öğrencilerin yürüyemediği yola yapılacak olan üst geçidin Subaşı Belediyesi tarafından yapılacağı Karayollarından sadece izin verilmesi isteniyordu. Ancak aradan geçen yaklaşık 1 yıllık süre içerisinde Karayollarından ne olumlu ne de olumsuz hiç bir cevap yazılmadı’
dedi”

Baştan söylemek gerekirse bu cevap yetersizdir. Hemde külliyen yetersiz. Zeylan gazeteye yaptığı bundan önceki 3 açıklamada vefat eden selefi Osman Dirik’in Karayolları 2. Bölge Müdürlüğüne yazdığı bir dilekçeden bahsediyor. Hatta bu dilekçenin varlığından hareketle şöyle diyor. Erkan Zeylan;
1 yıl önce Rahmetli Başkanımız Osman Dirik Karayolları’na dilekçe yazdı. Suçlu bu güne kadar hiç bir çalışma yapmayan Karayolları’dır
Zeylan 3 oldu gazeteye açıklama yapıyor ama bu dilekçeyi giden evrak dosyasından çıkarıp, kopyasını gazeteye yada bize göndermeyi akıl edemiyor! Veyahut işine gelmiyor! Böyle bir dilekçe varsa bunu ortaya koymak çok mu zor? Ben bu dilekçe mahiyetini kaza sonrası yazdığımız ilk yazıda “Adam Olmayız Biz” (http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/adam-olmayz-biz.html ) ortaya sürdüğümüz sorumlulukları içermediğine inanıyorum. Madem ortada bir dilekçe yok! En azından bize ulaşmış birşey yok. Rahatlıkla iddalarımızı sürdürebiliriz...

Böyle bir dilekçenin varlığını kabul ederek, akıl yürütelim... Bu kazada belediyenin sorumluluğu sadece karayollarına dilekçe vermekle bitermi? Neden yan yollar yapılmadı. Belediyenin imar ve sorumluluk sahaları içinden alternatif güzergahlar oluşturulması gerekmezmiydi. Sadece bir dilekçeyle sorumluluk üzerinizden kalkar mı? Torbalı Belediyesinin İzmir – Aydın asfaltı üzerinde trafik ışıklandırması yapmak için harcadığı mesaiyi ve basının desteğini ne çabuk unuttuk. Peki Subaşı Belediyesi bizden böyle bir destek istedi mi? İl Genel Meclis üyelerine, iktidar partisi yöneticilerinden bu yönde bir talebi oldu mu? Örneğin Karayolları 2. Bölge Müdürlüğüne böyle bir dileççe verildiyse, Ak Parti Torbalı ilçe yöneticilerinden konunun takibi rica edildi mi?

Oysa gerek Torbalı Atatürk Mahallesi gerekse Bayındır Kavşağının ışıklandırılmasında Torbalı Belediyesi ve İktidar partisi yöneticileri güzel bir çalışma ile sonuç almıştı. Basın olarak bizlerde hem bu koordineli çalışmayı teşvik etmiş hemde karayollarının dikkatini çekmeye çalışmıştık. Subaşı Belediyesinden bu konuda destek talebi en azından bize hiç gelmedi. Ak Parti ilçe bşk. Atilla Kaya. Ona sordum “böyle bir yardım ve destek ricası size yapıldı mı?” diye. Cevabı şu oldu;
Partimiz tüzel kişiliğine böyle bir talepte bulunulmadı. Yazılı yada sözlü bana ulaşan birşey yok. Parti yöneticilerimiz ve il genel meclis üyelerimize böyle bir taleple gidilmiş olsa, haberim olur ve bana iletirlerdi.” dedi.Torbalıda olsaydım sayın Zeylan'a bu soruları sorar cevap aradım. Olmadığım için başkası soramıyor mu?

Cenk SARIGÖL

23 Ağustos 2008

Başımıza Gelenden Korkmak

Güzel abim Osman Akpınar’a Rabbim gani gani sabır versin. Elim bir trafik kazasında en yakın 5 aile ferdini kaybetti. Sebepler çok. Son yazımızda, http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/adam-olmayz-biz.html burayı prestij projem diye açan merhum Subaşı eski belediye bşk. Osman Dirik’in çevre ve irtibat, güvenlik ve güzergah prejelendirmesi yapmadan açtığı prestij projesi parkının ölümlere sebebiyet verdiğine değindik.İnsanların sıklıkla kullandığı, kalabalıklar halinde düğün ve merasimlere katıldığı park için geliş-gidiş güzergahı yoktu. Yol kenarında bir kaldırım, bariyer mevcut değildi. Işıklandırma zaten yetersizdi ama o abansız gece daha bir zifiriydi. Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan ise,
Kazanın meydana geldiği yerde olaydan bir gün önce kaldırım çalışması yapıldığını, alt yapı çalışmalarının ardından eğitim öğretime başlanmadan çalışmaların sona ereceğini... Cumartesi günü Tedaş gelerek çalışma-nın yapılacağı yerde elektrikleri kesti ve Belediye olarak yolda bulunan ağaçları kesiyoruz...” açıklamasını yapıyor. Kısaca o gece hiç ışık yok. Var olanlar zaten standartların altındaydı. 25 m. Mesafe aralıkla olması gereken sokak lambaları burada 50-100 m. Aralıkla serpiştirilmişti.


Korktuğumuz Başımıza Geldi” diyor Zeylan. Türkiyemizin başlıca sorunlarından biriside bu işte! Korkarız ve başımıza gelmesini bekleriz. O işi korktuğumuzda, aklımıza geldiğinde önlemini almayız. Taaki acı gelsin yüreğimize saplansın, canlarımızı yaksınki önlem alalım. O korkulan başa gelmeden önlem alınabilseydi, Osman Akpınar’ın evine ateş düzmezdi! Aynı konuda bir diğer ehemniyet vermediğimiz şey şu;
Korktuğumuz Başımıza Geldi diyenlerin, Başına Gelenden Korkmaması” yani sorumluluk sahiplerinin ihmallerinden kaynaklanan vahim sonuçlardan cezasız kalmasıdır. Sorumlular sorumluluklarının gereğini yerine getirmeyince bedel ödememektedir. Bu ülkede yaptığınızdan yargılanırsınız, hüküm giyersiniz. Fakat yapmadığınızdan sorumlu tutulmanız pek mümkün olmaz. Bu yüzden icraat makamını işgal eden uyanıklar, genelde sorumluluğu yüksek, büyük işler yapmaz. Sebep basit; “hiçbirşey yapmamak, bu düzende hatada yapmamaktır”.baş tarafta link’ini vediğimiz yazıya Serkan Öztürk isimli okuyucumuz http://www.gazetemtorbali.com/yazar.asp?yaziID=179 özetle,
“...Cenk Sarıgöl kalkmış, yok kaldırım yok. yürüme yolu yok. ışık yok yazmış. adam 320 promil alkollü olmuş. burnunu göremiyor. ışık olsa en fazla burnunu görecek. kabahati başka yerde aramayalım. kaldırım, ışık. burada tek yürüyen ölenlermidi. tek geçen araba bu sarhoş katilmidi.. kazayı bu katil saroşun yapması içkiden. onun üzerinde durulması gerekiyor. katıldığım yer var yazıda. katılmadığım bunlar.
Okurum haklı. Burada en büyük kusur elbette zil zurna sorhoş şekilde direksiyon başına geçen, canidedir. “sarhoşluktan, burnunun ucunu görmeyen adam, ışık olsa en fazla ne kadar görebilirdi?” diye soran okurda var. Hak veriyorum. Eksik yazmışız.


Genede esas olan bu yol güzergahında bu tip kazaların olabileceği öngörüsüyle önlem almaktır. Karayollarının yerleşim yerlerinden geçen yol güzargahlarında hız limitlerine göre belirlediği kaldırım, tretuvar yükseklikleri vardır. Daha hızlı geçiş yapılan yol kenarlarına bariyer konulur. Subaşı beldemizin içinden geçen yol kenarlarında bırakın, bariyer, tretuvar, kaldırımı normal yürünecek kadar toprak patika bile yok. Yoldan sonra hemen kesik var çoğu bölümünde... Bir araçın kontrolsüz üzerlerine geldiğini görseler yayalar kendini hendeğe atmak zorunda kalacak. Torbalı merkez daha kaldırıma yeni kavuşuyorken Subaşında bu olacak şeymi ama? http://cenksarigol.blogspot.com/2007/11/uzat-uzat-nver.html hem biliyoruz bugün plan proje ile çalışılması lazım gelir diyenlerin zamanında ne tür aymazlıklar yaptığını değil mi? açıklamamış, kulak üstü yatmışlardı.


Sorhoş caninin hatasını görmezden gelerek bu önlemlerin alındığını düşünerek, yazımıza devam edelim... Yol kıyısında bariyer olsaydı, araç kaza anındaki hızının en az 4/1 oranı düşük bir hızla çarpacağından ölüm oranı düşecek, yaralı olarak kurtulma şansı olacaktı. Aynı şekilde yeterli standart ölçülerde tretuar yapılmış bulunsa muhtemelen, hızla gelen araç, direkt gelmediği, paralel istikamette yoldan saptığı için, tretuar yada kaldırıma (aslında aynı anlamda kullanılır) çarptığında ters dönecek ve tekrar yola savrulacaktı.Bu arada Subaşı Bld. Bşk.
Gazete açıklamalarının sonuna, Subaşı Beldesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacak olan alt yapı çalışmaları için 1 milyon 99 YTL bedel ile ihale yapıldı ve Eylül ayında çalışmalara başlanacak” Erkan Zeylan tarafından müjdelendi . Off ülen, ne mutlu! Dertler bitecek desenize... iyide bu ölümler alt yapı sebebiyle değil, üst yapı sebebiyle gerçekleşti.


Sorunu hala altlarda arayanlar yanılıyor sorun yukarda, başlarda..! Baş, üst, kafa değişmedikçe biz adam olmayacağız anlaşılan. Baksanıza ders almayı, başımıza gelenden korkmayı bile öğrenemiyoruz. “başa gelen bir musibet, bin nasihattan evladır” demişya atalarımız. Bence bunu başında baş olan başa söylemişler gibi... Bu kazada sorumlular kimse, ihmali olanlara dava açılmalıdır. Osman Akpınar abim işin peşini bırakmamalısın. Hem kazada canına ot tıkanan hemde görevde bulunduğun Subaşı Belediye Meclis Üyeliği sorumluluğun dolayısı ile, “başına ve başımıza gelenlerden birilerini korkutmalısın” yoksa onlar hep aynı şekilde, “korktuklarının başımıza gelmesini bekleyecekler“ sanırım.


Günün Sözü: “Korktuğumuz Başımıza Geldi diyenlerin, Başına Gelenden Korkmaması” C.Sarıgöl

18 Ağustos 2008

Adam Olmayız Biz

Buna yürek dayanmaz. Haber şöyle; “Subaşı beldesi Osman Dirik Parkı'ndaki düğünden çıkıp yol kenarında yürüyen 5 kişiye, Torbalı'dan Tire yönüne seyreden Mehmet Koyuncu (49) yönetimindeki 35 M 6556 plakalı araç çarptı. Otomobilin çarptığı Güler Akpınar (26), İsmihan Akpınar (56), Osman Akpınar (7), Nazmiye Caner (29) ve Mehmet Ali Caner (10), olay yerinde hayatını kaybetti. Gözaltına alınan sürücünün, muayenesinde 320 promil alkollü olduğu belirlendi.”                      Osman AKPINAR

Güzel ALLAH’ım ne büyük imtihan. Bu elim kazada eşi, kızı, iki torununu kaybeden Akp Subaşı belediye meclis üyesi ve Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi başkanlığı yapan Osman Akpınar. Ölenlere rahmet geride kalanlara büyük sabır dilerim. Alkol, içki, rakı, şarap, bira vb. Sürekli özendirilen, çağdaşlık, laiklik, modernizim diye kakalanan sanal mutluluk... geldi ve bir aileyi yok etti. “Balık baştan kokar” hesabı sanki! Şimdi başın cezasını ayaklar çekiyor.

Es.Bld.Bşk.Osman Dirik

Vefat eden eski başkan Osman Dirik prestij proje diye bunu bıraktı işte! Neden böyle işlerimiz yarım hep bizim? Güzel bir tesis yapılmış ama belde ile arasında kaldırım yok. Yürüyüş yolu yok. Aydınlatma yetersiz. Düzenleme yapılmamış. Yine ne yazıkki, şimdi açılar içindeki, en yakınlarını, eşini, kızını torunlarını, hele isminin verildiği torunu kaybeden Osman ağabeyde bu hizmet kusurunda belediye meclis üyesi olarak ortak... Bu açılışa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Ramazan İsmail Uygur kaç defa geldiler. hiçbirisinin aklına gelmemiş demekki bu sorular. Eğer bu yolun kıyısında standartlara uygun yani karayolları yönetmeliği ölçülerinde yüksek kaldırım yapılmış olsaydı. o sarhoş sürücü belkide kaldırıma çarpıp, tekrar yola doğru dönecek, takla atacaktı. bu ölümlerle üzülmeyecektik. Hep aklımdaydı. Ama bizde ölenler badem gözlü olur ve eleştirriseniz, haklı olduğunuzu bilenler bile size yüklenir. Cevap verenler eleştirmez, küfreder. Yaşadık bunları, Haluk Alpsü, ( http://cenksarigol.blogspot.com/2007/11/doru-cevaplar-bilen-herkese-hediye-vard.html ) Bülent Ecevit vb.

Doğru bazen nereden bakarsanız bakın doğrudur. Sıfatı mimar olan bir zat aynı şeyleri yeni yüzme havuzumuzun yer seçimi ve önceliği konusunda dile getirdi. Bunu biz söylesek hasetten söylüyor olurduk.

Torbalı Subaşı Beldesi Osman DİRİK Parkı

Subaşı Osman Dirik Parkı’nın belde merkezi ile bağlantı yolları ile Aquapolis arasında ayniyet yok mu? İkiside merkeze uzak, ikisindede toplu etkinlikler düzenleniyor. Düğün, nişan, sünnet, anma, panel yapılabilir veya yapılıyor. Ne yazıkki ilçeyi, beldeyi yöneten elit kesim herkese arabası, bineği var gözüyle bakıyor! Oysa buralara yürüyerek, bisikletle, motorsikletle giden çok insan var. Aquapolis’e gitmek için yeterli yol çalışması yapılmış mı? Işıklandırma yeterli mi? En önemlisi kaldırım var mı? Hepsine tek cevap: “HAYIR Hadi buna “Sorumlu Belediyecilik” ismi verin, yüreğiniz yeterse...

Sorumsuz Belediyecilik” neye diyeceğiz ki o zaman? öyle demekle olsa taşıma suyla baraj kurar su sorununuda çözerdik değil mi? Sorumlu Belediyecilik bu değilmiş demekki! “Makro düşünmek, mikro çalışmak, işleyişi en az etkiyle tamamlamak gerekiyor.” Ne gerek var bunlara? Biz düşünmesekte olur! Nasılsa başımızdakiler en iyisini bilir ve yaparlar. ( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/04/kafay-deitirmek.html ) Hem bu halktan çok var. Ölen ölür, kalan sağlar oy versin yeter!

Plansız, proğramsız, çevre ilintisiz, ulaşım yeterliksiz olması kimin umrunda? Adam yapmış işte daha ne konuşuyoruz biz ki? Pufların üzerine uzanıp, girişlerde halkına “yıkılmadım ayaktayım. Hasta değilim, adayım” pozları vermek varken. Rabbim vucut sıhhati versin ama, hastalık en yukarda zaten. Kafadan başlıyor hastalık. “Herşeyi ben bilirim. Ben yaparım. Ben bir numarayım. Belediye benim. Yapılan benim. Ben, ben, ben...” narsisti*, megolaman, hastalıklı bir hizmet anlayışı bu. Hizmet önceliğinizi halkın ihtiyaçları değil siz belirlersiniz. Millet susuzluktan kavrulurken, yatırımı havuza yapar, suyu ise halkının kavrulduğunu görmezden gelerek, çeşmesine değil, havuza akıtırsınız. İçme sularına karışan sanayi atıklarına aldırmazsınız, sorumluluk sahanız dışında olduğunu söylersiniz. Arıtmanın elzem ihtiyaç olduğu fabrikalara, sanayi yoğun bölgelere değil, havuz suyuna arıtma tesisi yaparsınız. Oysa bu suyun çevredeki tarlalarda bile rahatça kullanılabileceğini kimse bilmiyor sanırsınız! Komik değil mi durum? Halkı yıkanmak, günlük temizliğini yapmak için su bulamazken, musluklardan su yerine hava gelirken, siz halkınıza hizmet olsun diye milyar ytl. değerinde parayı serinlesinler diye havuzlara gömüyorsunuz. Şimdi bu çarpık mantığı absürt şekilde okuyalım:

sevgili halkım! Çeşmelerinizde su akmadığının ve yıkanamadığınızın farkındayım. Zaten bu büyükşehirin suçu. Beceriksizleri kovdum! Su parasını ben almadığım için beni ilgilendiren bir sorun değil. O yüzden yatırım yapmak enayiliktir. Ama ben size hizmete devam ediyorum. 5 ytl. Verin havuzda hem yıkanın hem serinleyin...
Ağır felan olmadı, salt gerçek maalesef bu.Hizmet tamam! Bilet kesiliyor. Yandaşlar direkt, halk damla alınıyor havuza... madem herkes damlı alınıyor, aile günlerinde 10/1 erkek ve bayan sayı dengesizliğini nasıl açıklayacağız ki? Havuz fotoğrafının kıyısında duran Yusuf Balık düverlik sırtlarında belediye işçilerini kullanarak yapılan şahsi villalarkonuşmuyorda bari buna cevap versin! Yeniköyde alkol alınan mekan var, havuzdada alabilirsiniz içkinizi, sonra atla arabana 2-3 km yol evindesin! Ama hiç sorgulamayalım, “bu havuza yol, ışık, kaldırım niye yapılmadı? Yürüyerek nasıl gideceğiz?” Diye. Bisikler ve motorsiklet yolunu aklınıza bile getirmeyin sakın ola.

Osman Ağabey’e tekrar tekrar sabırlar dilerim. Allah dirayet versin. Yazdıklarımız mı? Onları unutun gitsin! Zaten siz hatırlasanız, haklı görsenizde birşey değişmez. En iyisini baştakiler bilir! Allah korusun bu tip bir kaza Özbey-Torbalı arasında olursa biz gene anımsatırız. Lakin söz veriyorum bu sefer küfürlerle hatırlatacam! Yazık be, insan hayatı bu insan. Yaptım diye şişine şişine söylediğiniz yarım işlerin sonucunda yitenler hep insan. Soluk alıyorlardı, gülüyorlardı. Hayata dair planları, ümitleri vardı. Hem kendilerinin hemde yakınlarının onlara dair, umutları söndü. Siyah gözlükleriniz takıp, cenaze törenlerinde poz vermeden önce elinize yüzünüze bulaşan, yarım yapılan işlerin sonuçu üstünüze sıçrayan bu kanları olimpik yüzme havuzlarında, park fıskiyelerinde, süslü çeşmelerde yıkasanızda çıkmaz. Biz unutsak bile varsa vicdanınız unutmamalı.

*Narsisti;
"Yanlızca Ben
Çok güzel bir peri kızı olan Ekho, kendisine aşık olanlara asla aldırmaz, kimseye yüz vermezdi. Bir gün Narkissos ile karşılaştı. Narkissos çok yakışıklı bir avcıydı. O güne kadar kimseleri beğenmeyen Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık oldu.Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermedi ve peri kızının yanından uzaklaştı. Ekho kara sevdaya tutulmuştu. Günden güne eriyip bitti ve öldü. Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızdılar ve Narkissos~u cezalandırmaya karar verdiler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susadı ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gitti. Su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzünü ve vücudunun güzelliğini gördü. O da daha önce farkedemediği bu güzellik karşısında adeta büyülendi. Yerinden kalkamadı, kendine aşık olmuştu. Kendi görüntüsünü o ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmişti . O şekilde orada ne su içebildi, ne de yemek yiyebildi, aynı Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başladı ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketti. Bu hikaye bizlere narsistik kişilik bozukluğunu tarifler. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler, özel olduklarını, bu yüzden birçok ayrıcalık taşıdıklarını düşünürler. Etraflarındaki herkesin onlara özel davranmalarını isterler. Ünlü olma, beğenilme, tanınma isteğiyle yanıp tutuşurlar. Empati yeteneğinden yoksundurlar, kimseyi düşünmezler ama herkes onları düşünsün onların isteklerine itaat etsin isterler. Eleştirilmek en büyük kabuslarından biridir. Yapılan eleştiriye ya şiddetli bir öfke nöbetiyle ya da kayıtsızlıkla karşı tarafı küçümseyerek karşılık verirler. Dramatik gösterişler, duygusal patlamalar, çılgınca değişken tavırlar narsistlerin karakteristik özelliklerindendir. Onun yaptığı herşey doğrudur. Ona göre, her ortamda kıskanılan imrenilerek bakılan sadece ve sadece kendisidir. Başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı amaç edinirler. Sıra beklemek, rica etmek, yol vermek, yardım etmek asla bir narsiste göre değildir. Dostluklar veya özel ilişkiler yanlızca onları beslediği, çıkarlarını koruduğu, hedeflerine ulaşmaya yardımcı olduğu için vardır.Narsistlerin dostları yada sevgilileri sıklıkla daha once narsistik bir anne yada babaya sahip olmuş kişilerdir. Çünkü, çocukluklarında görüp sevgi sandıkları ilgisizlik ve bencillik onlara yabancı gelmez. Sevgi anlayışları narsist bir kişiye göre şekillenmiştir. Bu yüzden narsistik bir eş ile birlikte olduklarında kendi haklarını aramayı düşünmezler ve ilişkilerini devam ettirerek eşlerinin kendilerini hiç bir karşılık vermeden kullanmalarına izin verirler. Yalan, narsist tutumun vazgeçilmez bir özelliğidir. Kendisi hakkında verdiği tüm bilgi, bir aldatmacadan ibaret olabilir. Narsizimin nedenleri konusunda bir çok kuram bulunmaktadır. Bir kurama göre, 18. aydan itibaren anneden bağımsızlaşmaya başlayan çocuk, ihtiyaçlarına eskisi kadar çabuk ve duyarlı yanıtlar alamadığında narsistik kişilik bozukluğunu geliştirecektir. Bir diğer kurama göre, erken çocukluk döneminde yaşantılanan istismar ve travma süreçleri yani erken çocukluğun narsistik kırılmaları, yetişkinlikteki narsist kişiliğe zemin hazırlamaktadır. Genelde ergenlik çağının başında ortaya çıkmaya başlayan narsistik kişilik bozukluğunun toplumdaki yüzdesi % 1 den daha azdır. Narsistik kişilik bozukluğu vakalarının yarısından çoğunu erkekler oluşturmaktadır. Narsist bir kişi, kişilik özelliklerinden dolayı değil de başka problemlerinin çözümü için psikologa ya da psikiyatriste gelir. Kendilik değerleri son derece kırılgandır. Dünyaya çok sağlam başka bir kendilik değeri sunar ve ona göre yaşamaya çalışırlar.Genelde, kendilik değerleri arasındaki çatışma sonucu depresyona girer ve terapiye başlarlar. Bu kişiler için terapiye başlama fikri zor kabul edilebilecek türdendir. Çünkü onlar, kimseye ihtiyaç duymayacak kadar özel ve üstün niteliklere sahiptirler. İşte bu noktada gerçeğe dayalı tüm yorumları reddederek terapiye son verme girişimi gözlenebilmektedir. Tedavi süreci başarıyla tamamlandığında ise kişi, kendine ait abartılı beklentilerinden kurtularak ilişkilerinde gerçekçi ve yalandan uzak bir yaşam sürer."
Tuba Güngör http://www.donusumkonagi.com/AuthorArticle.asp?ID=170

Cenk SARIGÖL