Gazetecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazetecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2010

Soruları Mahkeme Tescilledi İlyas Çimen

Sorularımızı Mahkeme Tescilledi İlyas Çimen
Gazetecinin görevi gerçeği aramak, araştırmak, ortaya çıkarmak ve bunun için sorurlar sorarak, kamuoyu gücünüde kullanarak bu sorulara cevap aramaktır. Gerçeği bulmak için soru sormasından daha tabii ne olabilir ki değil mi?
Bir davadan daha suçsuz olduğumuz, isnadsız suçlamalara muhatap olduğumuz mahkemece karara bağlandı. Bir bakıma basının yasal yollarla korkutulup, sindirilmeye çalışıldığının delili bu karar.
Olayı 24 Ocak 2009 tarihli ‘Çifte Villalar Köy Eviymiş!’ başlıklı yazımızın girişiyle kısaca hatırlatalım;
Torbalı Belediye İşçilerine taşıtılan (Köpek Klübesi) Çamlıca Köyünde yaptırılan Çifte Villaların sahiplerinden Torbalı Belediye Amirlerinden İlyas Çimen Vekili Av. Dicle Turan aracılığı ile bir düzeltme göndermiş. Kısaca olay gazetelerde Torbalı belediye İşçilerinin bu Çifte Villalara Köpek Klübesi taşımasının fotoğraflanarak haberleştirilmesiyle ayyuka çıkmıştı. Çifte Villaların sahibi Belediye Amirleri
Yusuf Balık ve İlyas Çimen'e ait oldukları gündeme gelmişti. olayın kamuoyunda kızgınlık ve öfkeye dönmesi üzerine hasta olan CHP'li Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur'un yerine vekalet eden CHP'li Belediye Meclis Üyesi Mehmet Kurt tarafından Yusuf Balık fen işleri Amirliğinden alınmıştı. CHP'li Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur nekahat dönemi sonucunda "0 km" taburcu olunca görevden alınan Yusuf Balık, görevinin başına geçti. Mehmet Kurt tarafından kendisininde itiraf ettiği belediye işçilerine şahsi villasına köpek klübesi taşıttığı ve görevini kötüye kullandığı hesaba katılarak görevden alınan Yusuf Balık, Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur tarafından derhal göreve iade edildi. Biz zaten yazı içinde linkini verdiğimiz köşe yazımızda Ramazan İsmail Uygur görevde olsa Yusuf Balık'ın görevine devam ediyor olacağını ve iyileşince göreve iade edileceğini tahmininde bulunmuştuk. doğrusu Ramazan İsmail Uygur bizi haklı çıkardı.
” (
yazının tamamı Bknz: http://cenksarigol.blogspot.com/2009/01/ifte-villalar-ky-eviymi.html )

Bu konuda tam 2 köşe yazısı yazdık ve ana fikiri oluşturan sorular şunlardı;
Koruluk Kafe ile aynı taşlarla cephe kaplaması yapılan, aynı taş ustalarına yaptırılan
Çifte Vilların sahipleri bizlere bu ustaların ve taşı aldıkları firmanın (Bayındır olması lazım) faturalarını ibraz edecekler mi? Yoksa Koruluk Kafe’nin yanında bunlarda aradan çıkarıldı mı? Belediyeye bu taşların m2’si kaç paradan, Çifte Villalara kaç paradan alındı? Ustalar işçilikleri Koruluk Kafede kaç paradan, Çifte Villarda kaç paradan işledi?”Son olarak Torbalı belediyesi yaptığı tahkikat sonucunda ne rapor yazmış? Belediye işçilerini kurumun üst memurları şahsi işlerinde kullanabiliyor mu? Kullanamıyorsa yaptırımı var mı? Varsa sonuç ne” (Bknz. Denizde Çimen isimli yazımız http://cenksarigol.blogspot.com/2009/01/denizde-imen.html )
Yazılarda ismi hiç geçmemesine rağmen neden



Yusuf Balık değilde İlyas Çimen bize dava açtı yada birlikte dava açmadılar diye düşünenlere olacaktır. Şöyle; Yusuf Balık belediye işçisiyken, İlyas Çimen devlet memurudur. Yani Yusuf Balık Bey isimsiz yazılardaki köpek klübesinin kendisine ait olarak açıklayarak, İlyas Çimen’i oyun dışında tutmaya ve onun bize “devlet memururna ve görevli memura hakaretten” dava açarak, mahkum edebileceğini sanarak elini güçlendirmek istedi. Gayet makul, olması gereken, basın ve gazeteci görevi olan durumu mahkemeye taşıyarak hem mahkeme süresince bu konunun üzerine hukuken gitmemizi zorlaştırdı (başarılıda oldu) hemde yasa cenderesi ile basını sindirmek isteyerek sorulara cevap vermekten kaçtılar.
Sayın okurlarım sizlerle mahkeme kararının bir kısmını paylaşmak istiyorum;
“...Sanığın (Cenk Sarıgöl) yazısında belediye (Torbalı) tarafından yapılan Koruluk Kafe ile özel şahıslara yapılan villaların taş ve taş ustalarının aynı olabileceği imasını uyandırarak taşların faturalarının belediyeden sorulduğu, taşların metrekaresinin kaç paradan alındığının sorulduğu belediye tarafından yapılan villalarda taş ustalarının kaç paradan çalıştığının sorulduğu yazı içerisinde somut bir eylem atfedilerek, hakarette bulunulmadığı gibi her bir suçtan isnad edilmediği benzerlikler dikkate alınarak, basının araştırma görevi ile birlikte belediye (Torbalı) ihtarla bir takım sorular sorduğu yazının içerisinde hakaret kastı bulunmadığı anlaşıldığından ilgili tarihli yazısı nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılması istenen sanığın suçun unsurları bulunmadığından beraatine karar verilmesi kamu adına... Yazılı eylemle ilgili olarak unsurları itibariyle oluşmayan hakaret suçundan sanığın BERAATİNE,...

Umarım artık Torbalıda ki sorumlu ve sorumsuz yöneticiler basının görevleri konusunda bu mahkeme kararı ile ilgili küçükte olsa bir bilgi edinmiştir! Zira Sayın Hakim Abdurrahman Yılmaz Beyfendi bu kararla bilmeyenlere hatırlattı.

Yukarda belirttiğimiz yazılarımızda olduğu gibi Balık Baştan Kokar başlıklı yazımızda (
Bknz. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/balk-batan-kokar.html )sorduğumuz sorular halen havadadır. Mahkeme bizim görevimizi yaptığımıza hükmettiğine göre bizim sorularımıza cevap vermeyenler en azından 4982 sayılı ‘Bilgi edinme Hakkında Kanun’ çerçevesinde sorularımıza Torbalı Belediyesi görevlisi olarak cevap vermeye zorunludur. Heralde hakkında dava açtıkları yazıları görmedim, duymadım, bilmiyorum’ deme komikliğine vaya çamuruna yatmazlar. Savcıların suç duyurursu kabul edebildiği yazıları aynı zamanda bir dilekçe veya belediye basın bürosu cevaplama zahmetine katlanır. Hiç sanmıyorum ama...

İşin enteresan yanı, bu haberle ilgili yazı yazan herkese gönderdikleri cevabi yazıda şöyle demelerine rağmen;
“...Kirada oturan müvekkilin asılsız habere konu iki göz odadan ibaret Çamlıca Köyündeki (banka kredisi ile yaptırdığı) evden başka malvarlığı (dairesi) yoktur. Yanlı haberde "villa -görkemli malikane" olarak geçen ikiz konutlardan yalnızca biri müvekkilindir. Birçok eksiği bulunan tek katlı köy evinin tüm giderleri müvekkilin özkaynaklarıyla yapılmış olup haberdeki "köpek kulübesi" kesinlikle müvekkile ait değildir, belediye kaynakları kesinlikle kullanılmamıştır...” yukarıda ilginizi sundurum son duruşma tutanağında ne deniliyor; “...Koruluk Kafe ile özel şahıslara yapılan villaların taş ve taş ustalarının aynı olabileceği imasını uyandırarak taşların faturalarının belediyeden sorulduğu, taşların metrekaresinin kaç paradan alındığının sorulduğu belediye tarafından yapılan villalarda taş ustalarının kaç paradan çalıştığının sorulduğu yazı içerisinde somut bir eylem atfedilerek, hakarette bulunulmadığı...
Çifte Villaları köy evi statüsüne sokmaya çalışmak çok ayıp. Bakın sonuç ne oldu? Tüm Torbalı’nın gözünün içine baka baka, fotoğraflara rağmen bunlara “Köyevi” deyip, birde bize noterden cevap gönderdiniz. İşten anlayanlar nasılki ilk bakışta Doğan görünümlü Şahin marka arabayı anlarsa, az çok köy görmüş herkes bunların ne olduğunu biliyordu. Mahkemece tutanağa geçirtmeye gerek yoktu ki inanmanız için Çifte Villalarınıza!

Sonuç ne oldu? Bizim sorularımız gazetecilik ilkeleri ve basın kanunu çerçevesinde gayet kanunha uygun ve görev sınırları içinde ortaya atılmıştır. Siz ne yaptınız? Gayet açık şekilde cevap vermek ve faturaları ibraz etmek yerine hakaretamiz noter tastikli cevap göndermeye ve bizi şikayet yolunu seçtiniz. Ey Çifte Villa ve köpek klübesi sahibi... ve mesai arkadaşı, komşusu sorularımız hala ortada. Yazı yazmamızı 1 yıl bir ay mahkeme süresince erteleme başarısı gösterdiniz. Peki şimdi ne olacak? Mahkeme kayıtlarına girmiş sorular ortada duruyor.
Cenk SARIGÖL

17 Haziran 2009

Büyük Torbalı Gazetesi ve Ara


Allah’a Emanet



Büyük Torbalı Gazetesinde yazmaya başlayalı 5 yıldan fazla olmuş... Uzun bir süre! Büyük Torbalı’nın haberde tarafsız, köşe yazılarında bağımsız olmasına karar verdiğimiz, benim aklımdan geçen gazeteyi, Vahap Bey’in zaten kurguladığını söylemesiyle yeni bir vizyon ve misyonla yayın hayatına farklı bir solukla besmele çektik. Haberler ne kadar bağımsızsa, köşe yazarı o kadar bağımsız olmalıydı. Öylede oldu. Haftada 5-6 gün yazdığım yazılarıma 2,5 yıl önce Ankara’ya gidişimle haftalık 1-2 yazıya düşürdük. Zaman bizi doğal olarak, ilçeye ait duyargalarımızdan, kulis bilgilerinden, birebir irtibatlardan, taze bilgilerden ıraklaştırdı. Gözden uzak olan, gönülden düşmesede sözden, muhabbetten düşüyor. Haber kanalları azalınca yazmanın niteliği, yerelliği, güncelliği düşmeye başladı. Defaatle yazdığım gibi “yerel gazetede yerel konular yazmak gerek” benim şiarımdır. Genel konulara elbette değinebilirsin ama bunun kesinlikle % 35 gibi bir oranı geçmesi benim şablonumun ayarları dışındadır.

Artık gerek iş yoğunluğum, gerekse yukarda saydığım sebeplerden dolayı yazma işinde aksatmalar, yoğunlaşma sıkıntıları, gündemi takip edememe gibi sorunlar yaşıyorum. Bazen 3-4 gün sonra ancak bakabiliyorum ilçe web. sitelerine. Konu gelmişken, Büyük Torbalı Gazetesinin YENİ! İnternet sayfasını eleştirmeden geçemeyeceğim. Bir kere ‘YENİeskiden güzel, kaliteli, sağlam, kullanışlı, konforlu, estetik vb. özellikleri taşıdığı için YENİ sıfatını alır. Bu özellikle teknoloji ve elektronik özellikler varsa kesin öyle olmalıdır. İnternet bilgi paylaşımı ve depolamasında insanoğluna muhteşem olanaklar sundu.
Gelgelelim bizim Yeni Büyük Torbalı! İnternet sayfamız berbat. Bir kere arşiv kaybını ikinci kez yaşıyoruz. Affedilemeyecek bir hata bence... Bunca haber, yapan muhabir, köşe yazarının emekleri zayi olmuş... Oysa toplumsal hafızamızın oluşmasına ve hatırlatmasına yardımcı olacak bir işlevsellikte muhafaza edilmeleri ve ulaşılabilir olarak yeni! Sayfalara eklenmeliydiler. Eskiye oranla sayfa açılma ve değiştirme hızı çok yavaş. Sanırım sebebi sayfa detaylarında bile çıkması sağlanan görsellerden kaynaklanıyor. Yazıların ve haberlerin tarihi yok. Köşe yazarının eski yazısını okurken veya yayındakini ne zaman yazdığını göremiyorsunuz. Oysa yazmak, gazete tarihe kayıt düşmek değilmidir? Tarihsiz kayıt düşmek bu çağda büyük ilkelliktir.
Diğer aksaklıklar ve sebeplerini kısıtlı bilgimle maddelemeye çalıştım;
· Manşet Alanı çalışmıyor. Resimler gözükmüyor. Veya çok beklemek gerekiyor.
· Sayfalarda javascript hataları var. Bu da site ile kullanıcı etkileşimini olumsuz etkiliyor.
· Anamenü de yer alan bazı butonlar düzgün çalışmıyor.
· E-Posta ya basınca harici bir pencere açılıyor ve “feedburner.google.com” adresi açılıyor.
· Haberler e basınca yine “feeds2.feedburner.google.com” adresi açılıyor.
· Site çok yavaş çalışıyor. Arşiv kaydına ulaşmak zor.
· Site arayüzünde çok fazla resim bulunuyor. Tasarımda yapılan hatalar nedeni ile sayfalar gezildikçe her sayfada tüm resimler tekrar tekrar yükleniyor.
· Sitede en altta bulunan 11 dilde translator “google” üzerinden çalışıyor. Google translator hizmeti türkçe ile diğer diller arasında çevirim yaparken kelime anlamlarında ve cümle kurulumunda çok fazla hatalar yapmaktadır. Bu da çevirilerin çok devrik ve yer yer anlaşılmaz olmasına yol açmaktadır. Zaten hem verimsiz hemde gereksiz bir uygulamadır.
İnternet Sitesine bence daha çok önem verilmelidir. Zira Torbalıda oturanlar zaten gazetelerini alıp, sanala aktarılandan çok daha bilgiyi okuma imkanına sahipler. Fakat bizim gibi uzak diyarlardaki okuyucu memleket haberlerini site üzerinden okuyor ve bilgi sahibi oluyor. Pratik olarak hergün gazeteye ulaşabilenbler için pek büyük sorun görünmeyen durum, bizlerin takibi için önemlidir.
Bugüne kadar bana bir çok mail atan okur, “YORUM” butonu olmamasından yakındılar. Bunları yetkililere sık sık aktardım. YEN! Sitemizde bu uygulama yine yok. 7 senedir Torbalıda köşe yazıyorum. Yerel basının çoğu ayağında yazılarım çıktı. Okuyucumla güzel bir frekansta yakaladığımı düşünüyorum. Sanırım bunda samimiyetim ve yüreğimden geçen doğru ile kalemim arasına bariyer koymamam etkili oldu. Şahsi çıkar ve kazanım için yazmadığım gibi kimseye haksız eleştiri getirmedim. Bir çok isabetli tespitlerimiz çok sonraları kendini kanıtladı. Bazısı günler - aylar, (Ramazan İsmail Uygur’un Adaylığı vb) bazısı yıllar (Danıştay saldırısı) sonra...
En sinir olduğum durmadan yakınmaktır. Bir konuyu eleştirirken eğer önerim varsa onları muhakkak sıraladım. Çözüm yolları konusunda fikirlerimi paylaştım. “Torbalıda Sosyal Hayat Yok” diye belediyeyi eleştirenlere hep kızdım. Sosyalleşmenin ana etmeni insandır. Belediye, tiyatro getiriyor, konser düzenliyor, sanat etkinliği oluyor, Torbalı Türk Sanat Müziği Derneğimiz muhteşem güzellikte sunular gerçekleştiriyor katılım cılız. Sonra birileri çıkıp, “Torbalıda sosyal hayat yok” Torbalı Belediyesi bu konuda çalışmıyor. Sanıyorlar ki sosyal hayat sadece sinemadan ibaret! Oysa “sosyalleşme” derneklere üye olmak, okul aile birliklerinde aktif görev almak, hobilerin, vakıf çalışmaların, çevre duyarllılığı olanlarla bir araya gelmen vb. etkinliklere katılımla olur. Sinema sosyalleşmede en kısır alanlardan birisidir.

Torbalı Ticaret Odası Meclis Başkanı
Abdulvahap Olgun Bey’e ‘Kabacakırı OSB’ konusunda köşemizden bir çağrı yaparak, son gelişmeler sormuştuk. Bana telefonla dönerek, en kısa sürede döneceğini söylemesine rağmen 4 hafta geçti. Dolayısı ile böyle bir cevap için kullanacağımız misafir köşemizin hazır beklediğini düşünüyorum.
Bu yazıyı yazarken internette haberlere bakıyordum. “Darbeyi Konuşmak Demokrasiye Hakarettir” başlıklı haber içinde 
DSP Torbalı İlçe Başkanı Sayın Muhsin Yazar fena çuvallamış. Hatta “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuş” dedirtecek bir açıklama yapmış. Son yazım olduğu için ele almadım. (TÜRKİYE’NİN hiçbir dönem bu kadar gergin günler yaşamadığını söyleyen DSP İlçe Başkanı Muhsin Yazar AK Parti hükümetinin kasıtlı olarak darbeyi gündeme getirdiğini savundu.Yazar, “Ben, uzun yıllardır siyaseti takip eden ve içinde olan bir kişi olarak hiç bu kadar spekülâsyon yapıldığına şahit olmamıştım. Korku imparatorluğu yaratmaya çalışan AK Parti hükümeti bu yolla iktidarını sağlama almak istiyor. İnsanların kafası çok karıştırılıyor. Denizlerden, toprak altından silahlar fışkırıyormuş gibi gösteriliyor. Bu kadar önemli bir albayın evinde bu kadar önemli olduğu iddia edilen bir belgeyi sakladığını hiçbir mantık kabul edemez. Türkiye’nin önemli fikir adamları, ilim adamları sebepsiz yere cezaevindeler. Şimdi de durmadan gerçekliği kanıtlanmayan bir belgeyi konuşuyoruz. Tüm bunların üzerine bir de darbe ihtimalinin sürekli gündemde tutulmasını bir ayıp olarak nitelendiriyorum” şeklinde konuştu.)
İşte bu yazıda isimlerini açıklayacağım ve bana DSP Torbalı İlçe Başkanı Muhsin Yazar’ın ilgili açıklamasında belirttiğim hezeyanı bana mail atan ilk 5 okura kitap hediye edeceğim.
Bir Vakit Görüşmek üzere, Allah(cc) Yar ve Yardımcımız Olsun.

Cenk SARIGÖL

17 Ocak 2009

Torbalıda Gazetecilik ve Destek


Tehdit Kabul Edilemez

Kabul edilemez o kadar çok şey var ki... İsrail’in hastaneleri, camileri, Birleşmiş Milletler (BM) Kampı bombalaması, hedef gözetmeksizin çoluk, çocuk, yaşlı, kadın, hasta, sivil ayrımı yapmadan insan öldürmesi, uluslararası anlaşmalarla yasaklanmış bulunan fosforlu, uranyumlu ve misket bombalarını şehrin orta yerine boca etmesi, insani yardımlara, hasta nakillerine bile izin vermemesi vs. vs...

Lakin bizim başlığımızı attmamıza sebep, gazetemizde ismini gördüğünüz Hüseyin Günaydın beyin tehdit edilmesidir. “Filistin’e destek, İsrail’i tel’in” mitinginde benim gördüğüm DSP İlçe Bşk. Muhsin Yazar, Ticaret Od. Bşk. Muzaffer Sekban ve SP İlçe Bşk. Ahmet Sertcan’ın yayınlanan fotoğraflarıdır. Fotoların montaj olduğunu felan kimse iddia etmedi. Yalanlamadı. Ben böyle bir konuda gülme sebeplerini tartışmam!

Yok düşüyormuş, öteki tutmuş...
Yok beriki yanlışlıkla “Kahrolsun Filistin” demiş...
Yok diğeri fıkra anlatmış, çok komikmiş..
Bu nasıl bir motivasyon? Siz oraya Filistinlilerin acılarını paylaşmak, yaşanan dramı haykırmak için katılmadınız mı? Sebepler beni ilgilendirmez! 5 dk. Ciddi şekilde yürüyeceksiniz.. Hele belli mevkilerdeki kişilerseniz buna 100 kat fazla dikkat ederek...

Bu arada sakın yazılanlardan “Bu mitinglere katılanlar gülecekse sakın katılmasın” gibi sonuça varılmasın. Katılanlar isterse amuda kalkarak yürüsün, takla atarak iştirak etsin! Toplumun belli kesimini temsil eden insanlarsanız işin ciddiyetine daha vakuf olmanızı beklemek bizim hakkımızdır.

SP İlçe Bşk. Ahmet Sertcan’ı insan olarak çok severim. Filistin konusunda herkesten fazla gözyaşı döktüğünü, duyarlı olduğunuda bilirim. Hatta sadece bu ‘gülmeceli’ yürüyüş değil, yıllardır, İsrail zulmünü dillendirdiğini, Filistinlilerin acılarını anlattığınıda...
Haksızlık etmeyelim. Gel gelelim bunca emek, duyarlılık ağız dolusu bir gülmeyle kayboldu!

Ticaret Od. Bşk. Muzaffer Sekban’ında Filistinlilere yapılan haksızlıklara en çok üzülenlerden, konuşanlardan biri olduğu gerçektir. Hele islamın 5 şartından birisi olan ‘HAC’ görevini yeni tamamlamış biri için... O kutsal diyarda dünyanın her köşesinden gelen müminlerin kardeşlik atmosferini soluyalı daha yeni olmuşken, Filistinlilerle kardeşliği çoklardan iyi hissettiğini düşünüyorum. Mamafiğ, o gülücükler , sırıtmalar, kahkahalar yakışmadı. Yakıştıramadım.

DSP İlçe Bşk. Muhsin Yazar için birşey diyemem... Gülmüş olmuş işte... Onu azade tutmuyorum.Olayın tuzu - biberi (Aslanlar Biberi hemde) o gülücüklerin yazılması sonrası yaşananlara... Kim kime yazıyor? Hiç önemli değil! Fikirlerini açıkca toplumuyla paylaşan gazeteyi kimse tehdit edemez / etmemelidir. Nasıl bir aymazlıkla kabalaşıyorsunuz? Yaşanan olay yalan, fotoğraf montajsa ve gazeteye gönderdiğiniz bir tekzip metni varda yayınlanmadıysa hadi hafifletici sebep sayalım... ikinci vitese geçmişler diye düşünelim. Tekzip gönderdinizde yayınlanmadıysa bana gönderin gene yayınlamasınlarda görelim! Ama böyle birşey yok. Yazarı ve gazeteciyi tehtidle, şantajla susturmayı amaçlamak, telefon açıp hakaretler etmek, tiranlık, zorbalıktır. Bunu ne size yakıştırabildim nede bu ilçeye...

Şahsımca biz burada fikirlerimizi söyler, olaylara farklı perspektifler sunmaya çalışırken hiçbir maddi beklentimiz ve menfaatimiz yok. En azından ben kendimden biliyorum. Ha olsada birşey değişmez Torbalı dağ başı mı ki? Hakaretler, tehditlerle gazete yazarı sindirilmeye çalışıyor? Bu tehditlerin Hüseyin Günaydın’a yapılmış olması hiç farketmez. Gazeteci kamu görevi yapar. ortada bir yanlış varsa hep beraber karşı çıkalım. ama ortada sizin işinize gelmeyen ama doğru bir haber varsa laga luga yapmanında sizi küçültmekten başka anlam taşımadığını iyice kafanıza sokun isterim. Bugün ona biri, yarın bana bir başkası... O tehditleri ben kendime kabul ettim. Kıvırdım kıvırdım bekliyorum! Talibi kimse gelip alsın, uygun yerine sıkıştırayım...


Cenk SARIGÖL

13 Eylül 2008

Torbalıda Fıkra Manşet'i

Fıkra Bu ya...
Torbalı
nın acar gazetecilerinden birisi Manşet’ine sıkıntı çekiyormuş. Çevresindekiler, ‘su sorunu devam ediyor, ilçe parti bşk.ları toplantı yaptı, İZSU sondaj yapıyormuş, Halk Müziği Konseri var, Subaşı Belediye Başkanı teslim edilmemiş bir dilekçeye dayanarak, karayollarını suçluyormuş vs.’ Diye öneri getirmişler. Muhabir,
-Onlar artık bayat, su sorunu iki yıldır devam ediyor, Torbalı Belediyeside susuz bıraktı, İZSUda, halk müziği konseri, sanat müziğide standart artık. Subaşı haberi okunmaz.
-Peki ne yapacaksın öyleyse?
-Ben bir bakayım yazarlardan ‘makale fıkrası’, ‘fıkra yazısı’, ‘yazılı fıkra köşesi’ yapan olduysa içinden bir şey bulurum artık? Madein CS

 

Kendi Heykelini Dikesice Adam

İsmail Uygur kendi ve eşinin heykelini yaptırmıştı meydana

Bundan tam 2yıl önce Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur kendi ve eşlerinin heykelciklerini yeni meydana (Atatürk Meydanı) Atatürk heykelinin sağ ve soluna kondurdu. Bu olay üzerine gazetecilere (samanyoluhaber) Uygur, “Atatürk'ün yanında bayrak tutan bir genç olmayı kim istemez ki? Atatürk’ün yanında olmak şereftir... Böyle bir düşüncem olsaydı, altına ismimi yazardım, ama başkanlığı bırakmadan önce de kendi heykelimi yapacağım ve altına İsmail Uygur diye yazacağım." Dedi.

Heykel olayının patladığı sırada İsmail Uygur “görevi kötüye kullanmak” suçundan yargı önündeydi... Böyle bir şeyi başka bir belediye başkanı yaptı diyelim ama yolsuzluk, rüşvet, zimmet ve ahlaksızlıktan yargılanıyor. Ve kendini Atatürk’ün yanına konduruyor! Devam eden mahkeme sürecinde suçu sabit görülerek, hapise düştü. Hayal edin, Atatürk Heykelinin yanında yolsuzluktan, rüşvetten, zimmetten, ahlaksızlıktan mahkum bir adamın heykeli var! İşte bu yüzden Atatürk Heykellerinin yanına yapılacak heykel yüzleri anonim denilen bir çok kişinin karması şekilde yapılır. Heykeltraş enaz 5 ayrı kişinini çeşitli perspektiflerini kullanrak heykelde anonim bir yüz ortaya çıkarmaya çalışır.Bana göre Uygur bu hareketi ile Atatürk’e hakaret etmişti. Herkes Atatürk’ün yanında heykeli olsun istebilirdi. Peki Atatürk herkesi yanında istermiydi? Bunu mizahla anlatmak, güldürmek, düşündürmek, İsmail Uygur’un kendi düştüğü komik durum ve Torbalı’ya yaşattığı utançı fıkra formatında aktardım. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/chp-izmir-suba.html 

Torbalı Manşet Gazetesi bu fıkrada geçen bir kelimeden hareketle mizah yoksunu olduğunu (yada tam tersi) sandığım bir vatandaşımızın şikayetini manşetine taşımış. Hadi diyelim ki bunun haber değeri var. Yaptın. Manşetlik değeri nerden geliyor? Başka bir gazeteye saldırma, başka gazetenin yazarını eleştirme hazzından mı? Köşe yazısında “bir yazarın makalesinde yaptığı gaf yüzünden mahkemelik olduğunu okudunuz” Daha makale ile fıkra arasındaki farkın ne olduğundan habersiz! Yada haberlidirde işine gelmiyordur.

Atatürk ‘lan’ der mi?” diye köşe yazısına başlık atmışlar. Fıkrada geçen “Eğer Gündoğdu meydanındaki heykeli konuşsa sanırım derdi!” olayı nasıl saptırdıklarınızı görün diye kurdum cümleyi. Fıkradaki hangi kelimeleri söylerdi! Hangi vali yardımcısıyla konuşurdu! İsmail Uygur’a kızarmıydı! Manşete bak be hey! Fıkra zaten güldürmek ve düşündürmek için bir kurgudur. KURGU. Manşetin sorusuna gelince Atatürk, ‘LAN’ı kelime içindede olsa muhakkak kullanmıştır! Bunu adım gibi, sizin fıkrayı gazete yazısı ve makale ile karıştırmayı bildiğiniz kadar biliyorum!

Atatürk ‘lan’ der mi?” hayal gücünüzden bunu mu çıkarabildiniz FIKRAdan? Ben size yeni şikayet konuları bulmada yardımcı olayım;
-Atatürk Heykeli konuşur mu?
-Hele İsmail Uygur ile konuşşur muydu?
-Sabahın köründe çöpcülerin olduğu meydanda tek başına ne yapıyor? Atatürk gibi bir lider yanlız orda durur mu?
-‘Şiişşşt’ der miydi?
-‘destur’ der miydi?
- Gölgesinde oturanların dedikodularına izinsiz kulak misafiri olur muydu?
-Birgün önce ‘vali vekili’ dediğine ‘yaver’ diye hitap eder miydi? Yani unutkan mıydı? (unutkan ve bunamış olduğunu vurguladığımı iddia edersenizde şaşırmam hani!!!)
Benim yazdığım fıkradan bunlarıda çıkarıp, şikayet konusu edebilirsiniz. Fakat fıkralardan çok daha komiksiniz.
Madem araştırıyorsunuz,
-Gündoğdu Meydanındaki Atatürk heykeli konuşuyor mu?
-Hangi vali yardımcısına seslendi,
-Gölgesinde oturan vatandaşlar kimdi?
-İsmail Uygur’u sadece azarlayarak bıraktı mı?

Tekrar ediyorum o bir fıkra, gülmece ve Atatürk’e karşı yapılmış asıl hakaretin üzerinde düşünmeyi sağlamak için yazıldı. Sonra ben bir yazıyı yazarken, mahkeme aşamasını, o şikayet edermi? Bu nasıl anlar diye yazmam.Birazda hukuk dersi, birisi beni mahkemeye vermedi. Savcılığa şikayet etti. İkisi aynı şey değildir. Bu fıkra yüzünden birisi beni savcılığa verecek diye bilsem, gene yazardım. O yüzden bu talihsiz bir YAZI değil, talihli bir FIKRAdır. Talihide Manşetlerden duyurulan bir fıkra olmasından kaynaklanır. ne talihli fıkraymış, sadece yayınlanmakla kalmıyor MANŞETte kendine yer buluyor. Bende fıkrası manşetlere çekilen yazar olarak böbürleneyim bari..!

Şikayetçi beyfendi Ufuk Çakmak bana mail atmış, ilgisine hassasiyetine teşekkür ederim. Atatürk üzerinden prim yapmaya çalışıyormuşum. Böyle anlamış demek. Eh be kardeşim ben neden buna gerek duyayım? Bak sen nasıl prim yapıyorsun hem Atatürk hemde bizim üzerimizden Manşetlerdesin! Sana kolay gelsin. Yinede bir okuyucunun ‘ben buradayım ve böyle anladım’ demesi yazar için çok önemlidir. Ufuk Çakmak’a tekrar teşekkürler.

Son olarak, Fıkraları bundan sonra umarım FIKRA olarak okursunuz. Ama ben yazdığım fıkradan sonra bu kadar güleceğimi hiç sanmazdım. Özelliklede size...

Cenk SARIGÖL