Fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2008

Torbalı Belediyesi Köpek Kulübesi

Torbalı Belediyesi Köpek Kulübesi


Torbalı Belediye işçilerinin Fen İşleri Sorumlusu Yusuf Balık ve İmar Şefi İlyas Çimen’e ait köpek kulübelerini taşıması basına yansımıştı. Belediye makinelerini ve işçilerini kendi özel işlerinde kullanmaları Torbalı Halkının diline düşmüştü. Her yerde bu gayri ahlaki durum konuşuluyordu. Torbalı Mahallesi İstasyon Kahvesinde oturan ERMO’nun masada konuşulanda buydu. Bir aralık masadakilerden birisi sesini yükselterek,
-“Şahsi olarak benden toplanan vergilerle alınan traktör ve bizim paramızla maaşları ödenen Torbalı Belediye işçilerinin özel işlerinde kullanmalarını, köpek kulübesi taşımalarını içine sindiremiyorum” ağır ağır nargilesini çeken Ermo gayet sakin ortaya,
-“Köpek kulübesinden bir şey çıkmaz!!!” demiş. O ne kadar sakin söylemiş olsada masadaki herkes tam tersi bir hararetle, yapılanın hukuki, ahlaki, yönetmeliklere uygun olmadığını dile getirmeye girişmişler. Hatta birisi,
-“Nasıl böyle konuşursun Ermo? Kamu malını ve işçisini şahsi köpek kulübelerini taşımak için nasıl kullanırlar? Bu görevi suiistimal değil mi?” Ermo vakti geldi deyip, okkalı lafı ortaya bırakıp, nargilesinden derin bir nefes çekmiş;

-“Kardeşim siz bir belediye memurunun 2 senede nasıl koca villa diktiğini görmezseniz, elbette köpek kulübesinden de bir şey çıkmaz!!!

11 Ekim 2008

Değerli İzmirliler!

Değerli İzmirliler!

Sizi bugüne kadar zehirlemiş, çoluk çocuk bile bile kansere yol açan su içirmiş birileri var. Üstelik bunu size hiç söylememişler, uyarmamışalar. Hiç alakasız, tanısanızda hazetmediğiniz birisi (Melih Gökçek) kalkmış “bunlar sizi zehirliyor naber?” demiş. ( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html ) Ardından o güvendiğiniz. Baştacı ettiğiniz, adamlar (CHP ve Aziz Kocaoğlu) “bizim zaten bundan önceden haberimiz vardı” demiş. Nasıl bir durum bu? Dumur.

Ne yazıkki yapılan budur? İzmir halkına bile bile arsenik zehiri içirtenler “Değerli İzmirliler” başlıkları atarak buroşüre bastırmış dağıtıyor. Sağlık Bakanlığı İzmir Büyükşehir Belediyesine su faturaları üzerine “sağlığa zararlıdır. İçilemez” uyarısı yazmalarını zorunlu kılınca... Fatura utancı yaşamamak için fatura göndermemeye yol arayan büyükşehir sonunda çareyi su fiyatını 13 tona kadar 10 ykrş.‘a indirdi.  Böylece fatura tutarı fatura maliyetine yakın olacağından fatura gönderme şartı ortadan kalkacaktı. Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu,  gazete ve televizyonlara, "İzmirlilere musluklarından akan suyu! için diyemem" açıklaması yaptı. Ehbe Başkan madem böyle bir durum var neden milleti bile bile zehirledin? neden Sağlık Bakanlığı ve İzmir Valiliğinin müdahalesini bekledin?

http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/edi-ile-bd-izmir-ve-torbal.html Arıtma tesislerinin açılışına yada yağmurun geliş zamanına kadar 4 ay fatura göndermeme kararı aldılar. Yağmurların sulara karışması ile içme suyundaki arsenik miktarı düşecek, bunlarda su faturalarınınüzerine “sağlıga zararlı arsenik içermektedir, içilemez” yazmadan 4 aylık birikmiş fatura gönderecekler.

CHP bu ne yapsa doğrudur! Vardır bir bildikleri... Benimse asıl üzerinde durmak istediğim. Başında “Değerli İzmirliler!” yazan buroşür. Fatura maliyetini kurtarmadığı için abonelerine fatura göndermeyen Büyükşehir Belediyesi maaşallah çarşaf çarşaf buröşür dağıtıyor. O maliyeti kurtarıyor belliki..! içindeki yalan ve yanlış yönlendirmelere daha sonra değineceğiz. Projesiz buröşürle DSİ yardımı istemelerini, susuzluğu gene Küresel Isınma ile açıklamaya çalışmalarını. komik buluyorum. Küresel Isınma, bu yaz başlamadı ki,geçen yılda vardı. ondan önceki senede vardı. Bu savunmanın yetmeyeceğini gören İzmir büyükşehir ve İZSU bu sefer Çevre ve Orman Bakanlığını, Bakan Veysel Eroğlu ve DSİ (Veysel Eroğlu Bakanlığından önce DSİ Genel Md. idi) yönetimini suçladılar. Veysel Eroğlu'ndan ise ağır cevaplar geldi.

Bir kere DSİ, Belediye mücavir alanlarında izin almadan çalışma yapamaz. Üstelik yapılan çalışma bir protokol ile kurumlar arası anlaşmaya dönüştürülür. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, İzmir Belediye yetkililerinin DSi ve Bakanlığını suçlayan açıklamalarına cevap vermekte geçikmedi.

Bakan Veysel Eroğlu, "Biz kendisine ‘ne zaman istersen ara yardımcı olalım’ dedik. Kendisi, İZSU ve genel müdürleriyle birlikte makamıma geldi. İzmir’deki tüm barajlar DSİ tarafından yapıldı. Gördes Barajı 2011 yılında bitecekti, 2008’de su tutulmaya başlandı bizim çabalarımızla.. Bunun hemen projesinin bitirilmesi gerekiyor. Biz İstanbul’da 7 bin 500 kilometrelik isale hattı döşedik. Bu iş bizim için çocuk oyuncağı. İzmir, bizim canımız ciğerimiz. Belediye başkanı ‘yapamıyoruz, beceremiyoruz’ desin, biz yapalım. Kendisi yapamayınca başkasını suçlamak yanlış. Çamlı Barajı için de müracaat ettiler, ‘biz yapalım’ dediler. Onu da bitiremediler. Sonra ‘biz yapamıyoruz’ diye başvurdular. Dalga mı geçiyorlar. Zaten çalışma çevre düzeni planına işlenmiş. Ancak aradan yıllar geçtiği için bu planının da yenilenmesi gerekiyor. Arsenikle ilgili de gelsin söylesin yardımcı olalım. İzmir Ege’nin yıldızı, orayı susuz bırakmayız. Yapamıyorsa bize müracaat etsin. İsale hattı projesini İZSU yapıyor. Keşke biz yapsaydık. Ama buna rağmen biz yardıma hazırız. Gördes Barajı çalışmalarına bir sürü para gidiyor. DSİ, biliyorsunuz kent içi çalışmalara müdahale edemiyor. Belediyenin 1053 sayılı kanun çerçevesinde bize başvurması ve protokol yapılması gerekiyor." Demekki beceriksizlik, yeni değil...

Bazı gerzek sallama ve dallamaların bundan haberi olmadığından yalan yanlış şeyler ortaya çıkıyor. Bu kurumlar arası resmi sözleşme yada protokol ile Belediyeler DSİ’ye yaptığı çalışma ve hizmetlerin geri ödemesini takvime bağlar. Yani DSİ hiçbir belediyeye babasının hayrına kuyu açmaz, baraj yapmaz, şebeke, ana arter döşemez. Geri ödeme takvimi ve tahaüdü olmadan bir çalışmada yapmaz. İzmir Büyükşehir böyle bir protokol yapmamış, daha önceden görüşmelerde bulunup, karşılıklı mutabakat aramamış kalkıp, "DSİ biran evvel yapsın. ÇED Raporlarını onaylasın" deme hakkı var mı? Aynı şekilde DSİ, Belediye mücavir alanlarında izinsiz çalışma yapamadığı gibi, Belediyelerde kendi mücavire alanları dışındaki yerlerde yapacağı çalışmalarda (baraj, su kanalı, gölet, kuyu açma vb) DSİ veya ilgili kurumlardan izin alır protokol yapar. Bu yerine göre Köy Hizmetleri, Karayolları, Demiryolları, DSİ, Orman Müdürlüğü vb. olabilir.

Bu sebeplerden yani bürokratik işlemlerin sürüncemesini göz önüne alarak, belediye yönetimleri gerekli tedbirleri önceden alma yoluna gitmelidir. Siz bir sene önceki yağış miktarını biliyorsunuz, barajlardaki su düzeyindan haberdarsınız! Tüm verilere rağmen Şubat, Mart aylarında düşen yağış miktarının yetersizliğini tespit edemediniz mi? Neden yazın ortasını beklediniz. Sorun sadece “Arsenikli Su” değil. Gördükki, arsenik miktarı yüksek diye valilik kararı ile kapatılan kuyulardan öncede sonrada su kesintileri devam etti. Hatta kesintiler dayanılmaz hal alınca arsenikli olduğu için kapatılan kuyular valilik kararıyla duyuru şartına bağlanarak, tekrar açılmasına rağmen su kesintileri bitmedi.

Eğer yönettiğiniz şehire bigane ve 6-7 ay öncesini göremiyorsanız bu sizin çuvallamanız ve kabahatinizdir başkasının değil. Ülkemizde Van, Samsun, Niğde gibi daha başka illerdede arsenik miktarları yüksek yerler çıktı. Kuyular kapatıldı. Dolayısı ile uygulama sadece İzmir’e özel ve husumetten kaynaklanan bir durum değil. Tüm bunlara rağmen İzmir içme suyunda bulunan arsenik zehiri mikrogram olarak en yüksek oranlardadır.

Kanser Vakıalarındaki çok yüksek oranların bu sebepten kaynaklandığını öne sürenler var. İzmir kanser bakımından kendisine en yakın Ege iline (Afyon) 3.5 kat fazla illete yakalanmış. Şimdi safça “Afyon ve İzmir’in nüfuzu bir değil” yalaması yapacaklara baştan söyleyeyim; bu oran yüzdelik hesabına göre yapılmış.

Bastırdığın broşürlere "Değerli İzmirliler" yazdırmakla olmuyor. Çok değer veriyorsanız yaşadığınız şehrin musluklarından parasını aldığınız suyu akıtacaksınız. Gerçi bunun CHP zihniyeti ile başarılmasını zor ihtimal... "Sudaki arsenik miktarını AB Standartları seviyesine (10 mikrogram) indirin" çağrısı yapmak, http://cenksarigol.blogspot.com/2008/07/su-zerinde-siyaset.html talepte bulunmak abesle iştigal olur! Adamlar daha çeşmeden düzenli su akıtamıyorki arseniğini düşürsünler. Arsenikli suyu şebekeye vererek bile su kesintilerini ortadan kaldıramadılar. Biz kalkmış, sudaki arsenik oranını kabul edilebilir seviyelere indirin diyebilelim. lafla peynir gemisi yürüyorsa devam edin bakalım Değerli İzmirliler göz boyacılığına... Hem zehirle, hemde değerli sıfatı ver. sanki bunların değerli olana düşmanlığı var! Daha ne diyeyim?

 

Fıkra: İzmir- Torbalı Fıkraları http://fikralarlatorbali.blogspot.com/ 

 Tedavi Merkezi


İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun evinden çıktığını gören acar gazeteci, hemen yanında biter.
-“Başkanım bir sonraki EXPO için çalışmalarınız varmı?” Kocaoğlu uzun uzun yaptıkarını anlatır. Acar muhabir ikinci sorusunu Konak Meydanı çevre düzenlemesi üzerine sorar, gene uzun uzun cevap veren Kocaoğlu iyice alışmıştır kayıt cihazına! Acar muhabirimiz kıvama geldiğini düşündüğü başkana asıl sorusunu yöneltir;
-“Sayın Başkan içme suyunda bulunan arsenik miktarını niçin İzmirlilerden sakladınız? Arseniğin zararları konusunda uyarmadınız?” Soru hoşuna gitmeyince oradan uzaklaşmayı yeğleyen Kocaoğlu,
-“Hükümet bize çamur atıyor. Bunlar iftiradır. Kusura bakma benim şimdi acil çıkmam lazım. Bir açılışa yetişmem gerekiyor” muhabirin Aziz Kocaoğlu’nun peşini bırakmaya niyeti yoktur;
-"Başkanım ben bu günkü programınıza gözatmıştım. Pöyle bir açılış göremedim Ne açılışı bu?" Biran evvel muhabirden uzaklaşmak isteyen Kocaoğlu resmi araçına binerken cevaplar;
-"Chp’li bir belediye meclis üyemizin yaptırdığı ‘Özel Kanser Tedavi Merkezi


Cenk SARIGÖL

27 Eylül 2008

Partizane

Sendikalılar
İşsizlikten beli bükülmüş eski belediye zabıtası arkadaşına dert yanıyordu;
-“Belediyeden atılınca ne yapacağımı bilemedim. Biraz birikmişim ve aileden topladıklarımla işyeri açtım. Küçük esnaf birmiş, ben küçük esnaf olacam derken eldeki bitti.” Arkadaşı tekrar sormuş;
-“Başka bir yapsaydınya arkadaş, maaşlı bir iş.
-“Tamamda arkadaşım. Biz zabıtaydık. Onu biliriz. Fen işlerinde olsak, tesisatcılık yapardık. Bildiğimiz mevzut serbest piyasada işletmelerde çalışmaya yetmezki!” bu sırada kapıdan Ermonun biri girer, elindeki gazeteyi masaya fırlatarak, habere bakın habere der. İsmail Uygur tarafından göreve gelmesinin ilk yılı işten çıkarılan eski zabıta, “Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur, Belediye-İş 4 yıl aradan sonra masaya oturdu. 50 işçi sendikalı oldu. İşçiler sendika sayesinde iş güvencesi, grev, toplu görüşme hakları kazandı” Ermonun biri haberin üstüne alaylı şekilde mağdur işçiye sorar;
-“Sizde sendikalı değilmiydini? Bu nasıl güvence ve iştir ki? İsmail Uygur sizi sendikalısınız diye kapının önüne koyarken, 4 yıl sonra kendisi işçilerini sendikalı yapıyor?” Canı sıkılan Eski zabıta ibretlik cevap verir;
-"Yok biz önce ve sadece sendikalıydık. Bunlar önce CHPli sonra sendikalı…" C.S(bu bir fıkradır)


Haber şöyle:
“TORBALI Belediyesi'nde çe-şitli görevlerde çalışan 50 daimi işçi dün Belediye-İş Sendikasına geçti. Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur,

CHP Torbalı İlçe Başkanı Ertan ÇELİK

CHP İlçe Başkanı Ertan Çelik ve CHP'li Belediye Meclis üyelerinin de hazır bulunduğu sözleşme töreni dün Belediye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Torbalı Belediyesi ile Belediye-İş Sendikası 2 nolu şube arasında 50 işçiyi kapsayan toplu sözleşme imza töreninde sevinç ve mutluluk hakimdi… Belediye Başkanı İsmail Uygur'a teşekkür eden işçiler, ‘Bize çok güzel bir bayram hediyesi oldu’ dedi. Önümüzdeki aylarda taşeron işçilerinin de sendikalı yapılacağı öğrenildi."


Çifte Standart
Alın size CHP güzellemesinde bir çifte standart örneği..! Sayın İsmail Uygur seçilip, 2004 seçimlerinde koltuğuna oturduğunda ilk büyük icraatlarından biri işçi kıyımları oldu. 200 civarında işçiyi gruplar halinde kapı önüne koydu. O dönem bu işçi çıkarımlarının mali gerekliliğinin olabileceğini ve başkanın bu girişiminde haklı olabileceğini düşündüğümü yazmıştım. Hatta eski başkan Sayın Hasan Karatoklu’nunda 28 Mart 2004 Yerel Seçimleri öncesi 6 ayda yüze yakın işçi alımı yaptığı sızıntılarını aktarmıştım. En büyük sloganımda şuydu;
SİYASETLE GELEN. SİYASETLE GİDER

H. Karatoklu

Mehmet Hasan Karatoklu’nun oy kaygıları ile şişirdiği kadroların havasının alınması bencede gerekliydi! Mademki o dönem personel maliyetinin yüksekliği ve fazlalığı ve yapılan iş karşılaştırmalı israf vardı (o dönem sayın Uygur bunları dile getirmişti). Gereğine itirazımız olamazdı.
Fakat Uygur işi sadece Karatoklu’nun son 6 ay yada 1 yılda aldığı işçileri işten çıkarmakla kalmadı. Karatoklu döneminde (10 yıl) alınanları hatta Ertan Ünver ile çalışmış personele kadar vardırdı. Tabii işin birde ilçe halkı tarafından algılanması vardı. Herkesin dilinde,
İsmail Uygur kendisini destekleyen, CeHaPe (doğrumu yazdım? Aynı sizin gibi değil mi?) flaması sallayan, konvoyuna katılan partililerine kadro açıyor. Mevcut işçileri çıkarmalı ki tabanına yer açılsın!
şeklinde sözler dolaşıyordu. Haberi okudunuz. Sendikalı ve yüksek ücret aldıkları için 4 yıl önce siyasi yandaşlara yer açmak için kapı önüne konulan içilerin yerine buyur edilen yenilere bizzat CHP’li belediye meclis üyelerinin katılımı ile Sendikaya üyelik töreni düzenleniyor. 4 yıl önce yerine geldikleri insanlara zehir olan yaşamlara inat “bu bize bayram oldu” diyorlar.
Peki yerel seçimlere 6 ay kala İsmail Uygur ve CHP’li Belediye Meclis üyeleri bu kulakları ağızlarına varan ve işçi yönetici birbirlerini yaplayarak neden sendikalaşma yapıyorlar?
Basit; İsmail Uygur seçimi kaybetme ihtimaline karşı kendi kadroloduğu işçilere sendikal koruma sağlıyor! En azından ben öyle algılıyorum. “eden bulur” diye bir atasözü var. Bu işçilerde şekergibi bir bayrama giriyor! Artık İsmail Uygur kaybetse bile arkalarında sendika olacak! 2004de Ak Parti adayı şimdi aday adayı Atilla Kaya defaatle o zamanda şimdide “belediye işçilerine dokunmayacağım. Biz kimsenin ekmeği ile oynamayacağız. Çok çalışacağız ve herkese iş olacak” derken. Sendikalaşmaya neden gerek duyuldu diye sormayın. Herkes kendinden bilir. Zamanında Uygur adaylığı sırasında farklı şeyler söylemiyordu..! Sorun Mahmut Atilla Kaya’nın sözünde durup, durmaması değil, kişinin (CHP Yönetiminin) karşısındakini kendi gibi bilmesidir.
Atilla Kaya arkadaşım. Sözünde durmaya özen gösterir. “Biz geldiğimizde kimse işinden olmayacak” diyorsa, işini layıki ile yapan kimse ekmeğinden olmayacaktır. Ha bana sorsanız, ben öyle yufka yürekli değilim. Adalet elbette birilerinin eliyle tecelli eder. Siyasetle geleni, siyasetle gönderir. Yerine liyakat sahibi, bilgi, beceri ve yeteneğine göre kadro kurardım.
Ben İsmail Uygur’a siyasetle gelenleri, işten çıkardığı için hiç kızmadım. Elbette her başkan güvendiği bir ana, tepe kadro kuracaktır. İşten çıkarmalar ne zamanki siyasi linç olayınıda aşar hale geldi, eleştirilerim ondan sonra başladı. Bu yaz ve geçen yaz yaşadığımız susuzluğun, CHP kadrolaşmasına kurban giden işçilerin yerine gelen çoğu ehil olmayan personelden kaynaklı olduğunu söylesem.! Bu kadar kadrolaşmadan bahsettik, bir örnek vermesek olmaz;
Hamit Küçük, 2004 yerel seçimlerinde Subaşı Beldesinde CHP’den Belediye Başkan adayıydı. (Subaşı ilginç yerdir. Vefat eden Osman Dirik Genç Partiden seçilmiş, CHP’ye transfer olmuştu. Şimdiki başkanda Ak Partiden belediye meclis üyesi seçilmiş CHP’ye geçmişti. Dirik vefat edince belediye meclisi tarafından Başkan seçildi) Hamit Küçük, Seçimi kaybedince hemen akabinde Torbalı Belediyesinde işe başladı… Yazıyı ayrıntılı okumak için http://cenksarigol.blogspot.com/ linkine bakabilirsiniz.

Not: Bizim iki yıl önce burada kaleme aldığımız Ramazan ve Şeker Bayramı yazımızın benzeri bir tartışmaya ülke gündemi yeni gelmiş. Okurlarımız normal gündemden 2 yıl öndesiniz. Farkındamısınız?

Cenk SARIGÖL

21 Eylül 2008

Gurgur Dağında Su Gelir!

Arslanlar Köyü İçmesuyu

Torbalı Tarım İlçe ve Sağlık Grup Başkanlığı yetkilileri Arslanlar Köyü’nün içme suyunda aşırı miktarda demir ve metal olduğunu tespit eder. Kesin uyarı yapılır. Çeşme suyu kesinlikle içilmeyecek, çocuklara içirilmeyecek. Muhtara tebliğ edilir;

“köy camii hopörlerinden suyun içilmemesini sık sık vatandaşa duyurun. Bu su içindekiler yüzünden kansızlık yapar.”

Bir hafta sonra numüne almak için tekrar köye gelen görevliler camii minaresinden yayılan sesi hayretle dinlerler;

Değerli misafirlerimiz. Lütfen çeşmeden akan suyu içmeyin. Suyumuz kansızlık yapıyormuş. Arslanlarda kansızlık yok. Kan bol ve kanı bozuk olmadığından biz yıllardır içeriz bize birşey olmadı. Aman diyin siz dikkat edin ne olur ne olmaz! Dokunur hafazanallah” CS (Bu bir fıkradır)

Gurgur Dağında Yar Gelir!” diye bir türkü olsaydı onu uyarladım diyeydim. Bildiğim yok ve uymaz. SU ayrı, farklı hiç uymaz! Ben uyup uymadığına bakmadan koydum başlığı... Geçen yıl Torbalı Belediyesi kendi beceriksizliğinden veya iş bilmezliğinden milleti susuz bıraktı. Su işleri İZSU’ya devredilincede, sanki kendisi dünya beceri şampiyonuymuş gibi ahkam kesmeye başladı. Ahkam ne ya racon kesip İZSU Torbalı bürosunu bile bastılar. Yapılan komedidir. Beceriksizliği birbirine atma, iş bilmezliği, suçu diğerine yıkma yarışıdır. Bütün yaz aylarını susuzluğa nasıl çözüm bulacaklarını ve yaptıklarını dinleterek geçirdiler. Sonuçta millet susuzluktan kırıldı. Size burada bir çırpıda 10-15 aile sayarım, susuzluk yüzenden Torbalıdaki evinde kalmayıp, köydeki hısım-akrabasının yanında, uzaktaki kızı-oğlunun, bacanağının, kayınkardeşinin yazlığında 3-4 ay geçiren.

Geçen yıl İstanbul ve Ankara susuzluk çekti. İstanbul anlaşılabilir, muazzam bir nufuz var ve çok hızlı artıyor. Ama Ankara kendi beceriksizliğinden susuz bıraktı vatandaşını... Aynı dönemde İzmir pek sorun yaşamadı. Tasarruf tedbirleri aldıklarını ve uyguladıklarını açıkladılar. Kış aylarında harıl harıl çalışan İst. B.şehir Melen Çayı ve Ank. B.şehir Kızılırmaksuyu projelerini tamamladı. İşlerine geldiğinde ağızlarından “bilim, çağdaşlık, uygarlık, modernlik” kelimelerini düşürmeyenler, Allah lafsından yüz buranlar, işlerini kadere bıraktı. “gayret bizden, takdir Allah’tan” sözünü “yatmak bizden, takdir Allah’tan” şeklinde anladılar sanırım. Artık tasarrufu bile bıraktılar! 13 tona kadar 10 ykrş. düşürdükleri ücretlendirme ile suyun kullanımının sakıncalı olduğunu faturalara yazmamak için fatura göndermeyi kestiler. “Ne alakası var?” diyecekler ya hokkabazdır yada yardımcısı... İçme sularında kademeli ücretlendirme tasarruf sağlamak için yapılır.

Örneğin, tasarrufu teşfik için, 5 tona kadar düşük, sonra 10 tona kadar biraz daha fazla, 20 tonu geçen tonajda ise ilkilk kademe fiyatın en az 5 katı fiyatlandırma yapılır. siz sadece üzerinde "bu su içmeye elverişli değildir" yazan fatura göndermemek için suyu neredeyse bedavaya veriyorsunuz. Böylece "ücretlendirilen suyun fatura maliyetini kurtarmadığı" gerekçesine sığınarak, 4 ay fatura göndermeyecekler. Bu sırada umutları yağmur ve tarımsal sulama sezonunun bitmesiyle yükselecek su seviyesi sayesinde arsenik oranı (doğal yollardan) düşecektir! Böylece gönderilecek 4 aylık birikmiş faturalar üzerine 'suyumuz içmeye elverişsiz' yazmaya gerek kalmadan gönderilecektir. Bu bile kendi başına büyük bir çirkinliktir.

Kusura bakmayın ama hep söyledim ve yazdım. Parasını aldığı hizmeti yerine getirmeyen (ki bu hizmet tekel olarak emrindedir) yerel yönetim en beceriksiz ve adi yönetimdir. Hep özelleştime, özelleştirme denilir ya? İnanın ben bu içme suyununda belediyelerin elinden alınıp, özelleştirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Görün bak vatandaş! şebekesini kendi şirketinin dağıtım ağına abone etsin diye ne kapmanyalar yapılıyor. Hiç susuz kalıyor musunuz? Şaşal su akıtsalar şaşmam doğrusu!

Gurgur Dağında su bulduk” diye çığıranların çıkan suyun hala şebekeye verilmemiş olmasını nasıl açıklamadıklarını hayretle bekliyorum. Acaba suyun şebekeye verilmemesinin sebebi Arslanlar Köy suyunda tespit edilen aşırı demir ve metal yoğunluğundan sebep olmasın? Gurgur dediğin Arslanların kuzeybatısı. Aynı damar suyu olmaları muhtemeldir. Bu durumda içeriğinde yoğun metal barındıran tüm sular gibi çökelti havuzlarından geçmeden şebekeye veremezsin. Normal deposu bile (2 tane var gene canım ayaklı ve gömme) olmayan bir ilçenin bu işine gelmez. Alışmışlar direkt şebekeye bağlamaya.

Hani ben hep seneyede bu konuyu yazıyor olacağımı düşünüyorum diye yazıyorum ya. Sebepleri çok. Bu Gurgur Dağından Güldür Güldür su çıktı, şebekeye bağladıkmı sorun bitecek diyenler var. Zor canım be çok zor. Bir kere sizin şimdi var dediğiniz su seneye kesilebilir! Neden? Arslanlar Köyü Tarımsal Sulama Kooperatifi bu yaz elektrik borçlarından dolayı çalışmadı. İZSU’nun yeni kuyularının tam doğusunda 4 tane 5,6,8,10 inçlik kuyular bunlar. Çalıştıklarında şimdiki suyun çıkış hızıyla Torbalının su sorunu çözüldü diye düşünenlerin damağını kuruturlar!

Muhalefet partilerinden bir kısmıda akıllara ziyan şekilde iktidar partisi ilçe başkanını ve iktidarı (DSİ ve Çevre Orman Bakanlığını) suçluyor susuzluktan dolayı. Ağır olun beyler bayanlar! Önce öğrenin

DSİ, kent içi çalışmalara müdahale edemez. Belediyenin 1053 sayılı kanun çerçevesinde DSİ’ye başvurması ve protokol yapılması gerekir.

Ak Parti İlçe Başkanı Mahmut Atilla Kaya

Varmı böyle başvuru? YOK. Varda ret mi edilmiş? HAYIR. Ya azıcık insaflı olun. Eğer bunları cahillikten söylediyseniz öğrenirsiniz kolay! Ama bu kanundan haberiniz varda yumurtladıysanız “YALAKALIĞIN” bu kadarı ayıptır. Hoş uzun cevabında “sağcılık” tan başka bu şeyler konuşmayan Atilla Kaya ilgili kanundan haberdarmıydı? Peki olsaydı bunuda cevaplarını desteklemek için kullanmaz mıydı? Soruların uçu açık.

Ana sebep sonraki yazıya, büyük gündem değişikliği olmaz ise geleceğim. Mevcutta görünen ve demeçler veren adaylar bu sorunu çözemez. Teşhisleri yanlış ki tedavileri nasıl doğru olsun? Zaten Yetkileride yok artık...

Cenk SARIGÖL

16 Eylül 2008

Torbalı Gazeteleri Notları


Torbalı Gazetelerinden Sızanlar

Gazete sayımız arttı. Benim için bu sevindirici bir olay. Rakip kaliteyi arttırır, piyasayı genişletir. Gazete patronları için aynı şey ne kadar geçerli orasını bilmem. İlçemde yaşanan bir kaç gazete haberi, olayı, manşetini sizler için irdelemek istiyorum.

Görmeme

Gazetem Torbalının HERŞEYİ Okan Diril aslında fıkralara konu olacak bir olaya imza attı. HERŞEYİ dedim çünkü, muhabir, dizgici, dağıtıcı ve yeni evli üstelik oruçlu olunca matraklığın dibini bulmuş. Geçen sayı Torbalıspor posteri diye gazetenin içine Bandırmaspor posterleri koyarak dağıtmış. Ya bari Şebinkarahisarspor olsaydı! Daha üç gün önce ilçe takımınla olaylı maç yapmış takım bu. Kavgalar çıkmış taraftarlar arasında...

Torbalıdaki ajans ve gazete muhabirleri haber atladı! Oysa ulusal basında kesin yer bulabilecek bir hata... mesela habere şöyle başlıklar konu olabilirdi;yeni evli gazetecinin dalgınlığı, sabote yapsan olmazdı, şaşkın gazeteci, okuda inanma, büyük hata vs.

Görmemezlikten Gelme
Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan’ın taa vefat eden eski başkan Osman Dirik zamanında belediye tarafından yazılmış bir dilekçenin varlığından hareketle, beldedeki elim kazanın sorumluluğunu kendi üzerinden Karayollarına atmasıyla başlayan süreci biliyorsunuz. Bu konunun takipçisi oldum. Ben tekrar tekrar yazdım. Her seferinde Büyük Torbalı Gazetesinde
Tek suçlu Karayollarıdır. Başvuru dilekçemize olumlu yada olumsuz cevap vermediler” diye açıklama yaptı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/suba-belediyesi-kmaz.html
Sezgilerim böyle bir dilekçenin olmadığı yönündeydi. Yazdımda bunu. Okan Diril gitmiş araştırmış dilekçeyi meğer Karayollarına teslim edilmemiş. Bu ne demek, Subaşı Belediyesinde hiç kimse eski başkandan kalan işleri takip etmemiş. Dilekçenin akıbetini sormamış ona güvenerek, suç isnad dahi ediyor. Güzel bir haber, araştırmacı gazetecilik örneği... http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/zanl-suba-belediyesi-geen-hafta-28.html

Dilekçenin karşılıksızlığı üzerine B.Torbalı Gazetesinin veya diğerlerinin, Okan Diril’in Gazetem Torbalıda manşetten verdiği haberi görmemesini nasıl değerlendirmeliyiz? Sonuçta Subaşı Belediye başkanı Erkan Zeylan desteksiz beyanlarını, desteksiz suçlamalarını B.Torbalıda yapmış. Halka yalanını duyurmak için kullanmış. Ben beklerdim ki en sert tepkilerden birini B.Torbalı Haber Servisi versin. Aksine görmezden gelindi.

Manşetlik Fıkralar
Daha FIKRAnın tanımını bilmedikleri için birşey söyleme gereği bile duymuyorum. Ama İzmir, Torbalı, Arslanlar fıkraları yazmaya devam edeceğim. Gelen maillerden anladığım kadarı ile sürdürmemi isteyen çok. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/torbalda-fkra-maneti.html Makale değilde fıkra için gelen yorumların birkaçını sizlerle paylaşayım:

Cenk Bey fıkralarınızın devamını dilerim. İnanın çok güldüm. Heykel olayını ve İsmail Uygur’un ‘Atatürk’ün yanında durmak şereftir’ dediğini bildiğim için gülmekten yerlere yattım desem yeridir. Siz bizi güldürdünüz, Allah’ta sizi güldürsün. Bence Atatürk’e yapılan heykel densizliğine en güzel cevabı vermişsiniz. Bunlar kimdir ve yaptıkları iki kaldırım, bir parke ile kendilerini koskaca Atatürk’ün yanına yakıştırma seviyesinde görüyorlar? Büşra Kartaş

Atatürk bunlarla konuşmaya değmeyeceğini bilirdi! O yüzden keşke atı konuştursaydınız bunlarla. Kendilerini ne sanıyorlar? Ne oldum delilleri...Ercan Gümüş

Birde fıkrayı okumayanlarada duyurdukları, reklamını yaptıkları için teşekkür ederim. Tek hayıflandığım manşette yarım bırakmaları fıkrayı. Kendilerini ve gazetecilik başarılarını tebrik ederim.

Cenk SARIGÖL

13 Eylül 2008

Torbalıda Fıkra Manşet'i

Fıkra Bu ya...
Torbalı
nın acar gazetecilerinden birisi Manşet’ine sıkıntı çekiyormuş. Çevresindekiler, ‘su sorunu devam ediyor, ilçe parti bşk.ları toplantı yaptı, İZSU sondaj yapıyormuş, Halk Müziği Konseri var, Subaşı Belediye Başkanı teslim edilmemiş bir dilekçeye dayanarak, karayollarını suçluyormuş vs.’ Diye öneri getirmişler. Muhabir,
-Onlar artık bayat, su sorunu iki yıldır devam ediyor, Torbalı Belediyeside susuz bıraktı, İZSUda, halk müziği konseri, sanat müziğide standart artık. Subaşı haberi okunmaz.
-Peki ne yapacaksın öyleyse?
-Ben bir bakayım yazarlardan ‘makale fıkrası’, ‘fıkra yazısı’, ‘yazılı fıkra köşesi’ yapan olduysa içinden bir şey bulurum artık? Madein CS

 

Kendi Heykelini Dikesice Adam

İsmail Uygur kendi ve eşinin heykelini yaptırmıştı meydana

Bundan tam 2yıl önce Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur kendi ve eşlerinin heykelciklerini yeni meydana (Atatürk Meydanı) Atatürk heykelinin sağ ve soluna kondurdu. Bu olay üzerine gazetecilere (samanyoluhaber) Uygur, “Atatürk'ün yanında bayrak tutan bir genç olmayı kim istemez ki? Atatürk’ün yanında olmak şereftir... Böyle bir düşüncem olsaydı, altına ismimi yazardım, ama başkanlığı bırakmadan önce de kendi heykelimi yapacağım ve altına İsmail Uygur diye yazacağım." Dedi.

Heykel olayının patladığı sırada İsmail Uygur “görevi kötüye kullanmak” suçundan yargı önündeydi... Böyle bir şeyi başka bir belediye başkanı yaptı diyelim ama yolsuzluk, rüşvet, zimmet ve ahlaksızlıktan yargılanıyor. Ve kendini Atatürk’ün yanına konduruyor! Devam eden mahkeme sürecinde suçu sabit görülerek, hapise düştü. Hayal edin, Atatürk Heykelinin yanında yolsuzluktan, rüşvetten, zimmetten, ahlaksızlıktan mahkum bir adamın heykeli var! İşte bu yüzden Atatürk Heykellerinin yanına yapılacak heykel yüzleri anonim denilen bir çok kişinin karması şekilde yapılır. Heykeltraş enaz 5 ayrı kişinini çeşitli perspektiflerini kullanrak heykelde anonim bir yüz ortaya çıkarmaya çalışır.Bana göre Uygur bu hareketi ile Atatürk’e hakaret etmişti. Herkes Atatürk’ün yanında heykeli olsun istebilirdi. Peki Atatürk herkesi yanında istermiydi? Bunu mizahla anlatmak, güldürmek, düşündürmek, İsmail Uygur’un kendi düştüğü komik durum ve Torbalı’ya yaşattığı utançı fıkra formatında aktardım. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/chp-izmir-suba.html 

Torbalı Manşet Gazetesi bu fıkrada geçen bir kelimeden hareketle mizah yoksunu olduğunu (yada tam tersi) sandığım bir vatandaşımızın şikayetini manşetine taşımış. Hadi diyelim ki bunun haber değeri var. Yaptın. Manşetlik değeri nerden geliyor? Başka bir gazeteye saldırma, başka gazetenin yazarını eleştirme hazzından mı? Köşe yazısında “bir yazarın makalesinde yaptığı gaf yüzünden mahkemelik olduğunu okudunuz” Daha makale ile fıkra arasındaki farkın ne olduğundan habersiz! Yada haberlidirde işine gelmiyordur.

Atatürk ‘lan’ der mi?” diye köşe yazısına başlık atmışlar. Fıkrada geçen “Eğer Gündoğdu meydanındaki heykeli konuşsa sanırım derdi!” olayı nasıl saptırdıklarınızı görün diye kurdum cümleyi. Fıkradaki hangi kelimeleri söylerdi! Hangi vali yardımcısıyla konuşurdu! İsmail Uygur’a kızarmıydı! Manşete bak be hey! Fıkra zaten güldürmek ve düşündürmek için bir kurgudur. KURGU. Manşetin sorusuna gelince Atatürk, ‘LAN’ı kelime içindede olsa muhakkak kullanmıştır! Bunu adım gibi, sizin fıkrayı gazete yazısı ve makale ile karıştırmayı bildiğiniz kadar biliyorum!

Atatürk ‘lan’ der mi?” hayal gücünüzden bunu mu çıkarabildiniz FIKRAdan? Ben size yeni şikayet konuları bulmada yardımcı olayım;
-Atatürk Heykeli konuşur mu?
-Hele İsmail Uygur ile konuşşur muydu?
-Sabahın köründe çöpcülerin olduğu meydanda tek başına ne yapıyor? Atatürk gibi bir lider yanlız orda durur mu?
-‘Şiişşşt’ der miydi?
-‘destur’ der miydi?
- Gölgesinde oturanların dedikodularına izinsiz kulak misafiri olur muydu?
-Birgün önce ‘vali vekili’ dediğine ‘yaver’ diye hitap eder miydi? Yani unutkan mıydı? (unutkan ve bunamış olduğunu vurguladığımı iddia edersenizde şaşırmam hani!!!)
Benim yazdığım fıkradan bunlarıda çıkarıp, şikayet konusu edebilirsiniz. Fakat fıkralardan çok daha komiksiniz.
Madem araştırıyorsunuz,
-Gündoğdu Meydanındaki Atatürk heykeli konuşuyor mu?
-Hangi vali yardımcısına seslendi,
-Gölgesinde oturan vatandaşlar kimdi?
-İsmail Uygur’u sadece azarlayarak bıraktı mı?

Tekrar ediyorum o bir fıkra, gülmece ve Atatürk’e karşı yapılmış asıl hakaretin üzerinde düşünmeyi sağlamak için yazıldı. Sonra ben bir yazıyı yazarken, mahkeme aşamasını, o şikayet edermi? Bu nasıl anlar diye yazmam.Birazda hukuk dersi, birisi beni mahkemeye vermedi. Savcılığa şikayet etti. İkisi aynı şey değildir. Bu fıkra yüzünden birisi beni savcılığa verecek diye bilsem, gene yazardım. O yüzden bu talihsiz bir YAZI değil, talihli bir FIKRAdır. Talihide Manşetlerden duyurulan bir fıkra olmasından kaynaklanır. ne talihli fıkraymış, sadece yayınlanmakla kalmıyor MANŞETte kendine yer buluyor. Bende fıkrası manşetlere çekilen yazar olarak böbürleneyim bari..!

Şikayetçi beyfendi Ufuk Çakmak bana mail atmış, ilgisine hassasiyetine teşekkür ederim. Atatürk üzerinden prim yapmaya çalışıyormuşum. Böyle anlamış demek. Eh be kardeşim ben neden buna gerek duyayım? Bak sen nasıl prim yapıyorsun hem Atatürk hemde bizim üzerimizden Manşetlerdesin! Sana kolay gelsin. Yinede bir okuyucunun ‘ben buradayım ve böyle anladım’ demesi yazar için çok önemlidir. Ufuk Çakmak’a tekrar teşekkürler.

Son olarak, Fıkraları bundan sonra umarım FIKRA olarak okursunuz. Ama ben yazdığım fıkradan sonra bu kadar güleceğimi hiç sanmazdım. Özelliklede size...

Cenk SARIGÖL