Susuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Susuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2008

Balık, Baştan Kokar

Balık, Baştan Kokar

Torbalı Belediyesinde görev değişikliklerine giden süreçte, gazetemize yansıyan Belediye İşçilerine ‘Köpek Kulübesi’ taşıtma kapak oldu. Hani ‘bardağı taşıran son bir damladır’ derler. İşte o son damla koskoca villalar yerine küçücük köpek kulübeleri oldu. Bardağı taşıran son bir damladır ama o süreci yani içini dolduran binlerce damla vardır. Bu Çifte Villalar’ı ilk gündeme getiren Torbalı Manşet Gazetesinde Kubilay Kaplan oldu. Gazetesinin etkisizliğinden mi yoksa daha bardak dolmadığından mı bilmem hiç yankı bulmamıştı. Oysa biz gazeteciler olarak, hele yerel gazeteciler ipucunu verdikten sonra arkasını siyasetçilerin takip etmesini isteriz. Doğru olan budur zaten. Konuyla ilgili fıkramız için bknz; 'Kimi Haykelini, Kimi villasını diker' http://fikralarlatorbali.blogspot.com/2008/11/torbal-belediyesinde-kimi-heykel-kimi.html
Araştırdım ama bulamadım. Fakat hafızamda bu villalar ile ilgili üstü kapalı köşe yazısı okuduğumu hatırlıyorum. Yazıyı kim kaleme almıştı bulamadım, hatırlayamadım. İçeriğinden aklımda şunlar kalmış, ‘Düverliğe yakın! İki Villa yapılıyor. Belediye personeline aitlermiş. Villaların taş işçiliğini yapanlar Muzaffer Kebapçıgil Koruluğu içinde bulunan Koruluk Kafe’yi yapan aynı Tireli ustalar. Bunlar Lokmacı Bacak’ın tanıdıkları… Kullanılan taşlar aynı, muhtemelen aynı yerden alınmışlar. Villaların yanındaki arsalarda İstimlâk Uygun’a yakın kişilerinmiş…’ bu iddialara o dönem Balıklar, Çimenler cevap vermemiş, siyasilerimiz duyarsız kalmıştı.Mızrağın çuvala sığmadığı noktada Büyük Torbalı Muhabiri son noktayı koymuş oldu. Serkan Günbay kardeşimi haberinden dolayı tebrik ederim. Benim aklıma gelen soru şu;
-
Acaba seçilmiş belediye başkanımız hasta değil, görevinin başında olsaydı, bu terbiyesiz, görevde suiistimal içeren hareket gene cezai karşılığını bulur muydu?
Hiç sanmıyorum… Zira tam tersine iktidarlarında zenginleşen bürokratlarını korunması yolu seçilmişti! Benim fikrim ama Ramazan İsmail Uygur görevinin başında olsaydı bu belediye arsızları koltuklarının koltukları bile soğumazdı. Erdemli davranışından dolayı, Torbalı CHP İlçe Örgütü ve Belediye Bşk. Vekili Mehmet Kurt’u tebrik etmek lazım…
Bütün yaz Torbalı insanı susuzluk çekti. Apartman katlarına çoluk çocuk sırtında su çekti. Arabalarıyla köylerden su taşıdı. Özbey Mahallesi hala susuzluk çekiyor ama beyler villalarının avlusuna dalgıç yaptırmış. Bugün bir dağlıç neredeyse 15 bin ytl.’ye mal ediliyor. Haydi bakalım yetkililer araştırın, o pompanın ruhsatı var mı? Akvaryum Balıklarına, villa Çimenlerine gelince su kuyusu açmaya ses etmeyenler iş karnını doğurmak, mal yetiştirmek için tarlasına kuyu açmaya ya da kuyusunu derinleştirmeye gelince çiftçiye izin yok diyenler! O Çifte Vilların ruhsatını kim verdi? Kim onayladı? Ne demişti Köpek Kulübesi savunmasında Balık, “Belediye ekiplerimiz Çamlıca köyünde çalışma yapıyordu. Köye araçla kompresör getirildi. Ben de köye gelen ekiplere yaptırdığım köpek kulübesini evime götürüp indirmelerini istedim” Çingene cinayetle suçlanınca küçük suçla yırtmak ister, “Ben o sırada falanca yerde hırsızlık yapıyordum” dermiş. Değerli belediye yetkililerimiz bir açıklama teveccüh buyururlarsa, sorum şu olacak,
-Özbey Mahallesi susuzluktan kavrulurken bu kompresör Çapak’ta hangi kuyuyu açmaya gitmişti? Şimdi kalkıp, “İçme suyu işi İZSU’nun görevidir biz karışamayız” demesinler. Çok ayıp olur. Kendi mahallesi Özbey’e karışamayan Torbalı Belediyesi mücavir alanı dışındaki Çakallar’a nasıl hizmet götürüyor ona cevap versinler…

Yinede villa sahiplerini vicdanlı buluyorum! Ya “Bir daha yapmak için uğraşmayalım Belediye Havuzunu villaların önüne yapalım, içine Balık atarız. Önünü Çimen yapmaktansa parke döşeyelim” deselerdi ne olacaktı? Ben söyleyeyim: CHP’li bir Belediye Meclis Üyesinin evinin önünden Sefere başladığı gibi Torbalı Belediyesi parke döşeme işi Çakallar – Düverlik arasından tamda sözü geçen Çifte Villalar’ın önünden başlardı… Somut iddialar dillendirelim biraz! Koruluk Kafe ile aynı taşlarla cephe kaplaması yapılan, aynı taş ustalarına yaptırılan vilların sahipleri bizlere bu ustaların ve taşı aldıkları firmanın (Bayındır olması lazım) faturalarını ibraz edecekler mi? Yoksa Koruluk Kafe’nin yanında bunlarda aradan çıkarıldı mı? Belediyeye bu taşların m2’si kaç paradan, Çifte Villalara kaç paradan alındı? Ustalar işçilikleri Koruluk Kafede kaç paradan, Çifte Villarda kaç paradan işledi?

Balık baştan kokar” diye atalar sözümüz var. Başı ihalecilerin muhasebesini tutan, ilçedeki bir emlakçının arabasına binen Balıkların kuyruğuyla neler yapabileceğini gördük… Siz onları çok iyi bilirsiniz. Çimen üstünde yürür, suda yüzen Balık gibi iz bırakmazlar. Ama onların bir hesabı varsa, Kıyamet Gününün Sahibininde bir hesabı var. Bekliyorum! Çünkü bunlar usulsüz iş yapmayı bildikleri kadar, birde gazetecilere dava açmayı ve suç duyurusunda bulundurmayı çok iyi bilirler…
Burada şunuda belirtmeden geçemeyeceğim ki Ramazan İsmail Uygur'un tekrar aday gösterileceğine dair Torbalı CHP teşkilatında bazı tereddütler var. Mehmet Kurt'un inisiyatif kullanarak, astına sormadan böyle büyük bir görevden alam veya görev değişikliğine gitmesini ben böyle yorumluyorum. Sayın İsmail Uygur'un neden tekrar aday gösterilmeyeceğini bknz.
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/ismail-uygur-ve-sedat-uzunbay-kal.html önceki yazılarımızda detaylı aktarmıştık. Bunlar bizim tespitlerimiz olmakla beraber, temennilerimiz değildir. Fakat ilçe örgütü baskısı ve vekil bıraktığı meclis üyelerinin bile Uygur'a sormadan yıllardır gözdesi konumunda toz kondurmadığı bürokratlarını tek kelimeyle görevden alması bize tespitlerimizin ne kadar haklı olduğunu güçlü şekilde hissettiriyor. bknz; http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/aziz-uygur-uzunbypas.html Önümüzdeki günlerde Torbalı CHP İlçe Örgütü içinde Ramazan İsmail Uygur muhalifleri daha gür sesle muhalefet etmeye başlayacaktır. Anlıyacağınız CHP Torbalıda hareketli günler çok yakın... Hele İsmail Uygur göreve dönünce kendisine sorulmadan yapılan tasarruftan dolayı, Balık'ları eski havuzuna koyarsa szi görün çatlağı. Eğer Uygur, Mehmet Kurt'un ilçe örgütü baskısıyla yaptığı bu görev değişikliklerini yok sayarsa ve KURT ile CHP Torbalı teşkilatından ses çıkmazsa BİAT kültürü neymiş herkes görmüş olur. Ben basılmış çimenlerin tekrar doğrulabileceğine ihtimal vermiyorum. Lakin Uygur'un boşluğundan istifayla akvaryumundan alınan BALIKları tekrar eski sunni ortamında beslemeye alacağını düşünüyorum. Akvaryumun suyunu ortak kullanmıyorlarsa başka! Sayın Ramazan İsmail Uygur 'İLYAda Destanı"nı okumasa bile, 'YUSUF Masalı"nı muhakkak okumaya devam edeceğini kestirmek için elimde tam kanıtlanmamış doneler var!


Cenk SARIGÖL

31 Ekim 2008

Torbalı Küçükmenderes


Torbalı Küçükmenderes

23 Ekim 2008 Perşembe günü Mustafa Yetkil Hocam çok güzel bir konu işledi. Tarımsal alanlarımızın yok olması ve kent kimliği üzerine,
“Torbalı bir tarım kenti mi? Evet 18 bin dekar tarım alanının ortasında ‘Adam diksen biter!’ Denilen bu topraklarda beton yığınları yükseliyor, kent bitiyor. Oysa bağlık, bahçelik binlerce dönüm bitek arazi imara açılmayıp tarımsal üretimde kullanılabilirdi. Kıraç yerlere; Özbey, Gurgur dağı yamaçlarına ya da Kabacakırına uydu kent-ler kurulabilir, yerel hizmetler götürülebilirdi. Belki de Çelvik ve Fetrek çayları bu kadar çabuk kirlenip kurumaz az da olsa akardı. Sularımız kirlenmezdi. Biz verimli top-rakları yok ettik. Oysa toprağın oluşumu bir milyon yıl gerektiriyor...” Toprak bulaşıklığı herkeste Adem Babamızın mayasından beri var. O(cc) insanı balçık ve kan pıltısından yarattı. Lakin Mustafa Yetkil, Ertan Ünver ve bizde sanırım bulaşıklıktan fazla olarak toprakla oynaşlığımızında olması hassasiyetimizi arttırıyor.
Zamanın başbakanı sayın Süleyman Demirel’e atfedilen bir olay duymuştum. 8 Ağustos 1990'da İzmir Torbalı'da Philip Morris - Sabancı Holding birlikteliğiyle kurulan sigara fabrikası açılışında yanındaki yabancı heyete döner ve hemen karşıdaki Opel Otomobil fabrikasınıda göstererek, “Artık patates tarlalarında araba üreten bir ülkeyiz” der. Yabancı heyet içinde bulunan Japon Mühendis Demirel’e “Yakın bir gelecekte fabrika bahçelerinde patates üretmek zorunda kalabilirsiniz” cevabını verir!
Dünyada olduğu gibi ülkemizdede Allah vergisi tarım alanları vardır. Anadoluda Çukurova ile Küçük ve Büyük Menderes Ovaları bunlardandır. En büyük özellikleri, dağların denize paralel değil, dik olarak dizilmeleri ve denizden gelen nemli ılıman havanın iç kesimlere kadar yayılması yanında ovaların zengin alüvyon taşıyan nehir ve çaylarla beslenmesidir. Torbalı Küçükmenderes Ovası ve nehrinin havzasında yer alır. Tarihe baktığımızda medeniyet hep bu verimli topraklar üzerinde gelişmiş,en büyük savaşlar bu toprakların ele geçirilmesi için yapılmıştır.
Dünyada böyle belli başlı medeniyet alanlarını incelersek bu gerçek daha çok belirginleşir. Mısır / Nil Nehri ve çevresi, Hindistanda / Ganj, İtalya / Arno (Po Ovası), Fransa / Sen, Danube/ Almanya, Balkanlarda / Tuna ve Meriç, Ortadoğuda / Fırat ve Dicle, Ortaasya / Amuderya (Ceyhun), Congo / Orta Afrika, Darling / Avustralya, Yangtze / Çin, Volga / Rusya vb. Amerika keşfedildiğindede farklı olmadığı görülmüş ve farklı olmamıştır, eski kıta sakinleri Astekler nasıl zengin nehir yatakları (Amazon ve Mississippi) ve çevresinde medeniyetlerini şekillendirdiyse, yeni gelen İspanyol, Portekiz ve Angro Saksonlarda farklı davranmamışlardır.
Özelde Torbalı ve çevresel Küçükmenderes Ovasına baktığımızda bize bahşedilen bu güzelim ve sınırlı zengi tarım alanlarını nasıl tarumar ettiğimizi görebiliriz. Ovanıza ismini veren nehir kurumadan önce onu besleyen yüzlerse çay ve küçük derenin kuruduğunu gördük. Uzak bir geçmiş değil bu... Ben yüzmeyi Aslanlar Köyü’nün İkili Deresinde, o zaman faal olan su değirmenin su havzasında öğrenip, Moskof Çayı (Çevlik Çayı)’nda pekiştirdim. Aslanlar ve Taşkesik Balık Dağı mevkii kanallarının bentlerinde hem yüzer hem balık avlardık. 20 senede herşey tarih oldu! Sebeplerini düşünmeden ve fütursuzca sanayileşme ve kentleşmeye devam edersek, sularımızı kaybettiğimiz gibi soluduğumuz havayı kaybedeceğimizde korkuyorum.
Tarımsal değerlerimizin farkına varmazsak yazık oldu ve dahada olacak. Ovamıza artık sanayi kurulmamalıdır! Tarıma dayalı sanayi dışında fabrikasyona izin verilmemeli... Onlarda tarım arazilerinden çok, tarıma elverişli olmayan dağlık alanlara kaydırılmalıdır. Hatta köy ve beldelerimizde yeni konut iznini gözden geçirmek gibi radikal kararlar alınsa yeridir. Köy ve belde yerleşimleri genişlemekten çok yükselmeli. Yani 2-3 katlı evler tercih edilmelidir. Gıda ve su geleceğin en büyük problemi olacak. Tüm bilimsel göstergeler, öngörüler bunu işaret ediyor.
Torbalı için Kabaçakırı bu yüzden bir kırılma noktasıdır. Ya bu gidişi arsızca devam ettirip, bize bahşedilenleri hoyratca tüketeceğiz yada kıymet bilen, gelecek neslini düşünen vatandaşlar olacağız. İşsizlik çok kötü. İyi bilirim. Fakat sanılmasın ki Kabaçakırına kurulacak OSB ile binlerce Torbalılı işsizlikten kurtulacak... Bunca fabrikaya rağmen nasıl işsizlik bitmediyse gene devam edecek! Yeniköy ve Özbeyden en fazla 7-8 kişi ağır işçi olarak çalışma imkanı bulabilir. Eh onunada bugüne kadar olduğu gibi bizim köylümüz razı olmaz. Ele hamal olacağına kendi tarlasına maraba olur!
Yetkili ve etkililerimiz eğer Osb’yi gerçekten işsizliğe merhem olacak, azaltacak diye istiyorsa Kabaçakırı arazisini Ahmetli, Yeniköy ve Özbeyli topraksız çiftçiye versinler veya çok düşük icarla kiralasınlar. İnanın OSB ile gelecek istihdamdan çok daha fazlası gerçekleşir.

Cenk SARIGÖL

11 Ekim 2008

Değerli İzmirliler!

Değerli İzmirliler!

Sizi bugüne kadar zehirlemiş, çoluk çocuk bile bile kansere yol açan su içirmiş birileri var. Üstelik bunu size hiç söylememişler, uyarmamışalar. Hiç alakasız, tanısanızda hazetmediğiniz birisi (Melih Gökçek) kalkmış “bunlar sizi zehirliyor naber?” demiş. ( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html ) Ardından o güvendiğiniz. Baştacı ettiğiniz, adamlar (CHP ve Aziz Kocaoğlu) “bizim zaten bundan önceden haberimiz vardı” demiş. Nasıl bir durum bu? Dumur.

Ne yazıkki yapılan budur? İzmir halkına bile bile arsenik zehiri içirtenler “Değerli İzmirliler” başlıkları atarak buroşüre bastırmış dağıtıyor. Sağlık Bakanlığı İzmir Büyükşehir Belediyesine su faturaları üzerine “sağlığa zararlıdır. İçilemez” uyarısı yazmalarını zorunlu kılınca... Fatura utancı yaşamamak için fatura göndermemeye yol arayan büyükşehir sonunda çareyi su fiyatını 13 tona kadar 10 ykrş.‘a indirdi.  Böylece fatura tutarı fatura maliyetine yakın olacağından fatura gönderme şartı ortadan kalkacaktı. Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu,  gazete ve televizyonlara, "İzmirlilere musluklarından akan suyu! için diyemem" açıklaması yaptı. Ehbe Başkan madem böyle bir durum var neden milleti bile bile zehirledin? neden Sağlık Bakanlığı ve İzmir Valiliğinin müdahalesini bekledin?

http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/edi-ile-bd-izmir-ve-torbal.html Arıtma tesislerinin açılışına yada yağmurun geliş zamanına kadar 4 ay fatura göndermeme kararı aldılar. Yağmurların sulara karışması ile içme suyundaki arsenik miktarı düşecek, bunlarda su faturalarınınüzerine “sağlıga zararlı arsenik içermektedir, içilemez” yazmadan 4 aylık birikmiş fatura gönderecekler.

CHP bu ne yapsa doğrudur! Vardır bir bildikleri... Benimse asıl üzerinde durmak istediğim. Başında “Değerli İzmirliler!” yazan buroşür. Fatura maliyetini kurtarmadığı için abonelerine fatura göndermeyen Büyükşehir Belediyesi maaşallah çarşaf çarşaf buröşür dağıtıyor. O maliyeti kurtarıyor belliki..! içindeki yalan ve yanlış yönlendirmelere daha sonra değineceğiz. Projesiz buröşürle DSİ yardımı istemelerini, susuzluğu gene Küresel Isınma ile açıklamaya çalışmalarını. komik buluyorum. Küresel Isınma, bu yaz başlamadı ki,geçen yılda vardı. ondan önceki senede vardı. Bu savunmanın yetmeyeceğini gören İzmir büyükşehir ve İZSU bu sefer Çevre ve Orman Bakanlığını, Bakan Veysel Eroğlu ve DSİ (Veysel Eroğlu Bakanlığından önce DSİ Genel Md. idi) yönetimini suçladılar. Veysel Eroğlu'ndan ise ağır cevaplar geldi.

Bir kere DSİ, Belediye mücavir alanlarında izin almadan çalışma yapamaz. Üstelik yapılan çalışma bir protokol ile kurumlar arası anlaşmaya dönüştürülür. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, İzmir Belediye yetkililerinin DSi ve Bakanlığını suçlayan açıklamalarına cevap vermekte geçikmedi.

Bakan Veysel Eroğlu, "Biz kendisine ‘ne zaman istersen ara yardımcı olalım’ dedik. Kendisi, İZSU ve genel müdürleriyle birlikte makamıma geldi. İzmir’deki tüm barajlar DSİ tarafından yapıldı. Gördes Barajı 2011 yılında bitecekti, 2008’de su tutulmaya başlandı bizim çabalarımızla.. Bunun hemen projesinin bitirilmesi gerekiyor. Biz İstanbul’da 7 bin 500 kilometrelik isale hattı döşedik. Bu iş bizim için çocuk oyuncağı. İzmir, bizim canımız ciğerimiz. Belediye başkanı ‘yapamıyoruz, beceremiyoruz’ desin, biz yapalım. Kendisi yapamayınca başkasını suçlamak yanlış. Çamlı Barajı için de müracaat ettiler, ‘biz yapalım’ dediler. Onu da bitiremediler. Sonra ‘biz yapamıyoruz’ diye başvurdular. Dalga mı geçiyorlar. Zaten çalışma çevre düzeni planına işlenmiş. Ancak aradan yıllar geçtiği için bu planının da yenilenmesi gerekiyor. Arsenikle ilgili de gelsin söylesin yardımcı olalım. İzmir Ege’nin yıldızı, orayı susuz bırakmayız. Yapamıyorsa bize müracaat etsin. İsale hattı projesini İZSU yapıyor. Keşke biz yapsaydık. Ama buna rağmen biz yardıma hazırız. Gördes Barajı çalışmalarına bir sürü para gidiyor. DSİ, biliyorsunuz kent içi çalışmalara müdahale edemiyor. Belediyenin 1053 sayılı kanun çerçevesinde bize başvurması ve protokol yapılması gerekiyor." Demekki beceriksizlik, yeni değil...

Bazı gerzek sallama ve dallamaların bundan haberi olmadığından yalan yanlış şeyler ortaya çıkıyor. Bu kurumlar arası resmi sözleşme yada protokol ile Belediyeler DSİ’ye yaptığı çalışma ve hizmetlerin geri ödemesini takvime bağlar. Yani DSİ hiçbir belediyeye babasının hayrına kuyu açmaz, baraj yapmaz, şebeke, ana arter döşemez. Geri ödeme takvimi ve tahaüdü olmadan bir çalışmada yapmaz. İzmir Büyükşehir böyle bir protokol yapmamış, daha önceden görüşmelerde bulunup, karşılıklı mutabakat aramamış kalkıp, "DSİ biran evvel yapsın. ÇED Raporlarını onaylasın" deme hakkı var mı? Aynı şekilde DSİ, Belediye mücavir alanlarında izinsiz çalışma yapamadığı gibi, Belediyelerde kendi mücavire alanları dışındaki yerlerde yapacağı çalışmalarda (baraj, su kanalı, gölet, kuyu açma vb) DSİ veya ilgili kurumlardan izin alır protokol yapar. Bu yerine göre Köy Hizmetleri, Karayolları, Demiryolları, DSİ, Orman Müdürlüğü vb. olabilir.

Bu sebeplerden yani bürokratik işlemlerin sürüncemesini göz önüne alarak, belediye yönetimleri gerekli tedbirleri önceden alma yoluna gitmelidir. Siz bir sene önceki yağış miktarını biliyorsunuz, barajlardaki su düzeyindan haberdarsınız! Tüm verilere rağmen Şubat, Mart aylarında düşen yağış miktarının yetersizliğini tespit edemediniz mi? Neden yazın ortasını beklediniz. Sorun sadece “Arsenikli Su” değil. Gördükki, arsenik miktarı yüksek diye valilik kararı ile kapatılan kuyulardan öncede sonrada su kesintileri devam etti. Hatta kesintiler dayanılmaz hal alınca arsenikli olduğu için kapatılan kuyular valilik kararıyla duyuru şartına bağlanarak, tekrar açılmasına rağmen su kesintileri bitmedi.

Eğer yönettiğiniz şehire bigane ve 6-7 ay öncesini göremiyorsanız bu sizin çuvallamanız ve kabahatinizdir başkasının değil. Ülkemizde Van, Samsun, Niğde gibi daha başka illerdede arsenik miktarları yüksek yerler çıktı. Kuyular kapatıldı. Dolayısı ile uygulama sadece İzmir’e özel ve husumetten kaynaklanan bir durum değil. Tüm bunlara rağmen İzmir içme suyunda bulunan arsenik zehiri mikrogram olarak en yüksek oranlardadır.

Kanser Vakıalarındaki çok yüksek oranların bu sebepten kaynaklandığını öne sürenler var. İzmir kanser bakımından kendisine en yakın Ege iline (Afyon) 3.5 kat fazla illete yakalanmış. Şimdi safça “Afyon ve İzmir’in nüfuzu bir değil” yalaması yapacaklara baştan söyleyeyim; bu oran yüzdelik hesabına göre yapılmış.

Bastırdığın broşürlere "Değerli İzmirliler" yazdırmakla olmuyor. Çok değer veriyorsanız yaşadığınız şehrin musluklarından parasını aldığınız suyu akıtacaksınız. Gerçi bunun CHP zihniyeti ile başarılmasını zor ihtimal... "Sudaki arsenik miktarını AB Standartları seviyesine (10 mikrogram) indirin" çağrısı yapmak, http://cenksarigol.blogspot.com/2008/07/su-zerinde-siyaset.html talepte bulunmak abesle iştigal olur! Adamlar daha çeşmeden düzenli su akıtamıyorki arseniğini düşürsünler. Arsenikli suyu şebekeye vererek bile su kesintilerini ortadan kaldıramadılar. Biz kalkmış, sudaki arsenik oranını kabul edilebilir seviyelere indirin diyebilelim. lafla peynir gemisi yürüyorsa devam edin bakalım Değerli İzmirliler göz boyacılığına... Hem zehirle, hemde değerli sıfatı ver. sanki bunların değerli olana düşmanlığı var! Daha ne diyeyim?

 

Fıkra: İzmir- Torbalı Fıkraları http://fikralarlatorbali.blogspot.com/ 

 Tedavi Merkezi


İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun evinden çıktığını gören acar gazeteci, hemen yanında biter.
-“Başkanım bir sonraki EXPO için çalışmalarınız varmı?” Kocaoğlu uzun uzun yaptıkarını anlatır. Acar muhabir ikinci sorusunu Konak Meydanı çevre düzenlemesi üzerine sorar, gene uzun uzun cevap veren Kocaoğlu iyice alışmıştır kayıt cihazına! Acar muhabirimiz kıvama geldiğini düşündüğü başkana asıl sorusunu yöneltir;
-“Sayın Başkan içme suyunda bulunan arsenik miktarını niçin İzmirlilerden sakladınız? Arseniğin zararları konusunda uyarmadınız?” Soru hoşuna gitmeyince oradan uzaklaşmayı yeğleyen Kocaoğlu,
-“Hükümet bize çamur atıyor. Bunlar iftiradır. Kusura bakma benim şimdi acil çıkmam lazım. Bir açılışa yetişmem gerekiyor” muhabirin Aziz Kocaoğlu’nun peşini bırakmaya niyeti yoktur;
-"Başkanım ben bu günkü programınıza gözatmıştım. Pöyle bir açılış göremedim Ne açılışı bu?" Biran evvel muhabirden uzaklaşmak isteyen Kocaoğlu resmi araçına binerken cevaplar;
-"Chp’li bir belediye meclis üyemizin yaptırdığı ‘Özel Kanser Tedavi Merkezi


Cenk SARIGÖL

21 Eylül 2008

Gurgur Dağında Su Gelir!

Arslanlar Köyü İçmesuyu

Torbalı Tarım İlçe ve Sağlık Grup Başkanlığı yetkilileri Arslanlar Köyü’nün içme suyunda aşırı miktarda demir ve metal olduğunu tespit eder. Kesin uyarı yapılır. Çeşme suyu kesinlikle içilmeyecek, çocuklara içirilmeyecek. Muhtara tebliğ edilir;

“köy camii hopörlerinden suyun içilmemesini sık sık vatandaşa duyurun. Bu su içindekiler yüzünden kansızlık yapar.”

Bir hafta sonra numüne almak için tekrar köye gelen görevliler camii minaresinden yayılan sesi hayretle dinlerler;

Değerli misafirlerimiz. Lütfen çeşmeden akan suyu içmeyin. Suyumuz kansızlık yapıyormuş. Arslanlarda kansızlık yok. Kan bol ve kanı bozuk olmadığından biz yıllardır içeriz bize birşey olmadı. Aman diyin siz dikkat edin ne olur ne olmaz! Dokunur hafazanallah” CS (Bu bir fıkradır)

Gurgur Dağında Yar Gelir!” diye bir türkü olsaydı onu uyarladım diyeydim. Bildiğim yok ve uymaz. SU ayrı, farklı hiç uymaz! Ben uyup uymadığına bakmadan koydum başlığı... Geçen yıl Torbalı Belediyesi kendi beceriksizliğinden veya iş bilmezliğinden milleti susuz bıraktı. Su işleri İZSU’ya devredilincede, sanki kendisi dünya beceri şampiyonuymuş gibi ahkam kesmeye başladı. Ahkam ne ya racon kesip İZSU Torbalı bürosunu bile bastılar. Yapılan komedidir. Beceriksizliği birbirine atma, iş bilmezliği, suçu diğerine yıkma yarışıdır. Bütün yaz aylarını susuzluğa nasıl çözüm bulacaklarını ve yaptıklarını dinleterek geçirdiler. Sonuçta millet susuzluktan kırıldı. Size burada bir çırpıda 10-15 aile sayarım, susuzluk yüzenden Torbalıdaki evinde kalmayıp, köydeki hısım-akrabasının yanında, uzaktaki kızı-oğlunun, bacanağının, kayınkardeşinin yazlığında 3-4 ay geçiren.

Geçen yıl İstanbul ve Ankara susuzluk çekti. İstanbul anlaşılabilir, muazzam bir nufuz var ve çok hızlı artıyor. Ama Ankara kendi beceriksizliğinden susuz bıraktı vatandaşını... Aynı dönemde İzmir pek sorun yaşamadı. Tasarruf tedbirleri aldıklarını ve uyguladıklarını açıkladılar. Kış aylarında harıl harıl çalışan İst. B.şehir Melen Çayı ve Ank. B.şehir Kızılırmaksuyu projelerini tamamladı. İşlerine geldiğinde ağızlarından “bilim, çağdaşlık, uygarlık, modernlik” kelimelerini düşürmeyenler, Allah lafsından yüz buranlar, işlerini kadere bıraktı. “gayret bizden, takdir Allah’tan” sözünü “yatmak bizden, takdir Allah’tan” şeklinde anladılar sanırım. Artık tasarrufu bile bıraktılar! 13 tona kadar 10 ykrş. düşürdükleri ücretlendirme ile suyun kullanımının sakıncalı olduğunu faturalara yazmamak için fatura göndermeyi kestiler. “Ne alakası var?” diyecekler ya hokkabazdır yada yardımcısı... İçme sularında kademeli ücretlendirme tasarruf sağlamak için yapılır.

Örneğin, tasarrufu teşfik için, 5 tona kadar düşük, sonra 10 tona kadar biraz daha fazla, 20 tonu geçen tonajda ise ilkilk kademe fiyatın en az 5 katı fiyatlandırma yapılır. siz sadece üzerinde "bu su içmeye elverişli değildir" yazan fatura göndermemek için suyu neredeyse bedavaya veriyorsunuz. Böylece "ücretlendirilen suyun fatura maliyetini kurtarmadığı" gerekçesine sığınarak, 4 ay fatura göndermeyecekler. Bu sırada umutları yağmur ve tarımsal sulama sezonunun bitmesiyle yükselecek su seviyesi sayesinde arsenik oranı (doğal yollardan) düşecektir! Böylece gönderilecek 4 aylık birikmiş faturalar üzerine 'suyumuz içmeye elverişsiz' yazmaya gerek kalmadan gönderilecektir. Bu bile kendi başına büyük bir çirkinliktir.

Kusura bakmayın ama hep söyledim ve yazdım. Parasını aldığı hizmeti yerine getirmeyen (ki bu hizmet tekel olarak emrindedir) yerel yönetim en beceriksiz ve adi yönetimdir. Hep özelleştime, özelleştirme denilir ya? İnanın ben bu içme suyununda belediyelerin elinden alınıp, özelleştirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Görün bak vatandaş! şebekesini kendi şirketinin dağıtım ağına abone etsin diye ne kapmanyalar yapılıyor. Hiç susuz kalıyor musunuz? Şaşal su akıtsalar şaşmam doğrusu!

Gurgur Dağında su bulduk” diye çığıranların çıkan suyun hala şebekeye verilmemiş olmasını nasıl açıklamadıklarını hayretle bekliyorum. Acaba suyun şebekeye verilmemesinin sebebi Arslanlar Köy suyunda tespit edilen aşırı demir ve metal yoğunluğundan sebep olmasın? Gurgur dediğin Arslanların kuzeybatısı. Aynı damar suyu olmaları muhtemeldir. Bu durumda içeriğinde yoğun metal barındıran tüm sular gibi çökelti havuzlarından geçmeden şebekeye veremezsin. Normal deposu bile (2 tane var gene canım ayaklı ve gömme) olmayan bir ilçenin bu işine gelmez. Alışmışlar direkt şebekeye bağlamaya.

Hani ben hep seneyede bu konuyu yazıyor olacağımı düşünüyorum diye yazıyorum ya. Sebepleri çok. Bu Gurgur Dağından Güldür Güldür su çıktı, şebekeye bağladıkmı sorun bitecek diyenler var. Zor canım be çok zor. Bir kere sizin şimdi var dediğiniz su seneye kesilebilir! Neden? Arslanlar Köyü Tarımsal Sulama Kooperatifi bu yaz elektrik borçlarından dolayı çalışmadı. İZSU’nun yeni kuyularının tam doğusunda 4 tane 5,6,8,10 inçlik kuyular bunlar. Çalıştıklarında şimdiki suyun çıkış hızıyla Torbalının su sorunu çözüldü diye düşünenlerin damağını kuruturlar!

Muhalefet partilerinden bir kısmıda akıllara ziyan şekilde iktidar partisi ilçe başkanını ve iktidarı (DSİ ve Çevre Orman Bakanlığını) suçluyor susuzluktan dolayı. Ağır olun beyler bayanlar! Önce öğrenin

DSİ, kent içi çalışmalara müdahale edemez. Belediyenin 1053 sayılı kanun çerçevesinde DSİ’ye başvurması ve protokol yapılması gerekir.

Ak Parti İlçe Başkanı Mahmut Atilla Kaya

Varmı böyle başvuru? YOK. Varda ret mi edilmiş? HAYIR. Ya azıcık insaflı olun. Eğer bunları cahillikten söylediyseniz öğrenirsiniz kolay! Ama bu kanundan haberiniz varda yumurtladıysanız “YALAKALIĞIN” bu kadarı ayıptır. Hoş uzun cevabında “sağcılık” tan başka bu şeyler konuşmayan Atilla Kaya ilgili kanundan haberdarmıydı? Peki olsaydı bunuda cevaplarını desteklemek için kullanmaz mıydı? Soruların uçu açık.

Ana sebep sonraki yazıya, büyük gündem değişikliği olmaz ise geleceğim. Mevcutta görünen ve demeçler veren adaylar bu sorunu çözemez. Teşhisleri yanlış ki tedavileri nasıl doğru olsun? Zaten Yetkileride yok artık...

Cenk SARIGÖL

13 Eylül 2008

Torbalıda Fıkra Manşet'i

Fıkra Bu ya...
Torbalı
nın acar gazetecilerinden birisi Manşet’ine sıkıntı çekiyormuş. Çevresindekiler, ‘su sorunu devam ediyor, ilçe parti bşk.ları toplantı yaptı, İZSU sondaj yapıyormuş, Halk Müziği Konseri var, Subaşı Belediye Başkanı teslim edilmemiş bir dilekçeye dayanarak, karayollarını suçluyormuş vs.’ Diye öneri getirmişler. Muhabir,
-Onlar artık bayat, su sorunu iki yıldır devam ediyor, Torbalı Belediyeside susuz bıraktı, İZSUda, halk müziği konseri, sanat müziğide standart artık. Subaşı haberi okunmaz.
-Peki ne yapacaksın öyleyse?
-Ben bir bakayım yazarlardan ‘makale fıkrası’, ‘fıkra yazısı’, ‘yazılı fıkra köşesi’ yapan olduysa içinden bir şey bulurum artık? Madein CS

 

Kendi Heykelini Dikesice Adam

İsmail Uygur kendi ve eşinin heykelini yaptırmıştı meydana

Bundan tam 2yıl önce Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur kendi ve eşlerinin heykelciklerini yeni meydana (Atatürk Meydanı) Atatürk heykelinin sağ ve soluna kondurdu. Bu olay üzerine gazetecilere (samanyoluhaber) Uygur, “Atatürk'ün yanında bayrak tutan bir genç olmayı kim istemez ki? Atatürk’ün yanında olmak şereftir... Böyle bir düşüncem olsaydı, altına ismimi yazardım, ama başkanlığı bırakmadan önce de kendi heykelimi yapacağım ve altına İsmail Uygur diye yazacağım." Dedi.

Heykel olayının patladığı sırada İsmail Uygur “görevi kötüye kullanmak” suçundan yargı önündeydi... Böyle bir şeyi başka bir belediye başkanı yaptı diyelim ama yolsuzluk, rüşvet, zimmet ve ahlaksızlıktan yargılanıyor. Ve kendini Atatürk’ün yanına konduruyor! Devam eden mahkeme sürecinde suçu sabit görülerek, hapise düştü. Hayal edin, Atatürk Heykelinin yanında yolsuzluktan, rüşvetten, zimmetten, ahlaksızlıktan mahkum bir adamın heykeli var! İşte bu yüzden Atatürk Heykellerinin yanına yapılacak heykel yüzleri anonim denilen bir çok kişinin karması şekilde yapılır. Heykeltraş enaz 5 ayrı kişinini çeşitli perspektiflerini kullanrak heykelde anonim bir yüz ortaya çıkarmaya çalışır.Bana göre Uygur bu hareketi ile Atatürk’e hakaret etmişti. Herkes Atatürk’ün yanında heykeli olsun istebilirdi. Peki Atatürk herkesi yanında istermiydi? Bunu mizahla anlatmak, güldürmek, düşündürmek, İsmail Uygur’un kendi düştüğü komik durum ve Torbalı’ya yaşattığı utançı fıkra formatında aktardım. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/chp-izmir-suba.html 

Torbalı Manşet Gazetesi bu fıkrada geçen bir kelimeden hareketle mizah yoksunu olduğunu (yada tam tersi) sandığım bir vatandaşımızın şikayetini manşetine taşımış. Hadi diyelim ki bunun haber değeri var. Yaptın. Manşetlik değeri nerden geliyor? Başka bir gazeteye saldırma, başka gazetenin yazarını eleştirme hazzından mı? Köşe yazısında “bir yazarın makalesinde yaptığı gaf yüzünden mahkemelik olduğunu okudunuz” Daha makale ile fıkra arasındaki farkın ne olduğundan habersiz! Yada haberlidirde işine gelmiyordur.

Atatürk ‘lan’ der mi?” diye köşe yazısına başlık atmışlar. Fıkrada geçen “Eğer Gündoğdu meydanındaki heykeli konuşsa sanırım derdi!” olayı nasıl saptırdıklarınızı görün diye kurdum cümleyi. Fıkradaki hangi kelimeleri söylerdi! Hangi vali yardımcısıyla konuşurdu! İsmail Uygur’a kızarmıydı! Manşete bak be hey! Fıkra zaten güldürmek ve düşündürmek için bir kurgudur. KURGU. Manşetin sorusuna gelince Atatürk, ‘LAN’ı kelime içindede olsa muhakkak kullanmıştır! Bunu adım gibi, sizin fıkrayı gazete yazısı ve makale ile karıştırmayı bildiğiniz kadar biliyorum!

Atatürk ‘lan’ der mi?” hayal gücünüzden bunu mu çıkarabildiniz FIKRAdan? Ben size yeni şikayet konuları bulmada yardımcı olayım;
-Atatürk Heykeli konuşur mu?
-Hele İsmail Uygur ile konuşşur muydu?
-Sabahın köründe çöpcülerin olduğu meydanda tek başına ne yapıyor? Atatürk gibi bir lider yanlız orda durur mu?
-‘Şiişşşt’ der miydi?
-‘destur’ der miydi?
- Gölgesinde oturanların dedikodularına izinsiz kulak misafiri olur muydu?
-Birgün önce ‘vali vekili’ dediğine ‘yaver’ diye hitap eder miydi? Yani unutkan mıydı? (unutkan ve bunamış olduğunu vurguladığımı iddia edersenizde şaşırmam hani!!!)
Benim yazdığım fıkradan bunlarıda çıkarıp, şikayet konusu edebilirsiniz. Fakat fıkralardan çok daha komiksiniz.
Madem araştırıyorsunuz,
-Gündoğdu Meydanındaki Atatürk heykeli konuşuyor mu?
-Hangi vali yardımcısına seslendi,
-Gölgesinde oturan vatandaşlar kimdi?
-İsmail Uygur’u sadece azarlayarak bıraktı mı?

Tekrar ediyorum o bir fıkra, gülmece ve Atatürk’e karşı yapılmış asıl hakaretin üzerinde düşünmeyi sağlamak için yazıldı. Sonra ben bir yazıyı yazarken, mahkeme aşamasını, o şikayet edermi? Bu nasıl anlar diye yazmam.Birazda hukuk dersi, birisi beni mahkemeye vermedi. Savcılığa şikayet etti. İkisi aynı şey değildir. Bu fıkra yüzünden birisi beni savcılığa verecek diye bilsem, gene yazardım. O yüzden bu talihsiz bir YAZI değil, talihli bir FIKRAdır. Talihide Manşetlerden duyurulan bir fıkra olmasından kaynaklanır. ne talihli fıkraymış, sadece yayınlanmakla kalmıyor MANŞETte kendine yer buluyor. Bende fıkrası manşetlere çekilen yazar olarak böbürleneyim bari..!

Şikayetçi beyfendi Ufuk Çakmak bana mail atmış, ilgisine hassasiyetine teşekkür ederim. Atatürk üzerinden prim yapmaya çalışıyormuşum. Böyle anlamış demek. Eh be kardeşim ben neden buna gerek duyayım? Bak sen nasıl prim yapıyorsun hem Atatürk hemde bizim üzerimizden Manşetlerdesin! Sana kolay gelsin. Yinede bir okuyucunun ‘ben buradayım ve böyle anladım’ demesi yazar için çok önemlidir. Ufuk Çakmak’a tekrar teşekkürler.

Son olarak, Fıkraları bundan sonra umarım FIKRA olarak okursunuz. Ama ben yazdığım fıkradan sonra bu kadar güleceğimi hiç sanmazdım. Özelliklede size...

Cenk SARIGÖL

18 Ağustos 2008

Adam Olmayız Biz

Buna yürek dayanmaz. Haber şöyle; “Subaşı beldesi Osman Dirik Parkı'ndaki düğünden çıkıp yol kenarında yürüyen 5 kişiye, Torbalı'dan Tire yönüne seyreden Mehmet Koyuncu (49) yönetimindeki 35 M 6556 plakalı araç çarptı. Otomobilin çarptığı Güler Akpınar (26), İsmihan Akpınar (56), Osman Akpınar (7), Nazmiye Caner (29) ve Mehmet Ali Caner (10), olay yerinde hayatını kaybetti. Gözaltına alınan sürücünün, muayenesinde 320 promil alkollü olduğu belirlendi.”                      Osman AKPINAR

Güzel ALLAH’ım ne büyük imtihan. Bu elim kazada eşi, kızı, iki torununu kaybeden Akp Subaşı belediye meclis üyesi ve Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi başkanlığı yapan Osman Akpınar. Ölenlere rahmet geride kalanlara büyük sabır dilerim. Alkol, içki, rakı, şarap, bira vb. Sürekli özendirilen, çağdaşlık, laiklik, modernizim diye kakalanan sanal mutluluk... geldi ve bir aileyi yok etti. “Balık baştan kokar” hesabı sanki! Şimdi başın cezasını ayaklar çekiyor.

Es.Bld.Bşk.Osman Dirik

Vefat eden eski başkan Osman Dirik prestij proje diye bunu bıraktı işte! Neden böyle işlerimiz yarım hep bizim? Güzel bir tesis yapılmış ama belde ile arasında kaldırım yok. Yürüyüş yolu yok. Aydınlatma yetersiz. Düzenleme yapılmamış. Yine ne yazıkki, şimdi açılar içindeki, en yakınlarını, eşini, kızını torunlarını, hele isminin verildiği torunu kaybeden Osman ağabeyde bu hizmet kusurunda belediye meclis üyesi olarak ortak... Bu açılışa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Ramazan İsmail Uygur kaç defa geldiler. hiçbirisinin aklına gelmemiş demekki bu sorular. Eğer bu yolun kıyısında standartlara uygun yani karayolları yönetmeliği ölçülerinde yüksek kaldırım yapılmış olsaydı. o sarhoş sürücü belkide kaldırıma çarpıp, tekrar yola doğru dönecek, takla atacaktı. bu ölümlerle üzülmeyecektik. Hep aklımdaydı. Ama bizde ölenler badem gözlü olur ve eleştirriseniz, haklı olduğunuzu bilenler bile size yüklenir. Cevap verenler eleştirmez, küfreder. Yaşadık bunları, Haluk Alpsü, ( http://cenksarigol.blogspot.com/2007/11/doru-cevaplar-bilen-herkese-hediye-vard.html ) Bülent Ecevit vb.

Doğru bazen nereden bakarsanız bakın doğrudur. Sıfatı mimar olan bir zat aynı şeyleri yeni yüzme havuzumuzun yer seçimi ve önceliği konusunda dile getirdi. Bunu biz söylesek hasetten söylüyor olurduk.

Torbalı Subaşı Beldesi Osman DİRİK Parkı

Subaşı Osman Dirik Parkı’nın belde merkezi ile bağlantı yolları ile Aquapolis arasında ayniyet yok mu? İkiside merkeze uzak, ikisindede toplu etkinlikler düzenleniyor. Düğün, nişan, sünnet, anma, panel yapılabilir veya yapılıyor. Ne yazıkki ilçeyi, beldeyi yöneten elit kesim herkese arabası, bineği var gözüyle bakıyor! Oysa buralara yürüyerek, bisikletle, motorsikletle giden çok insan var. Aquapolis’e gitmek için yeterli yol çalışması yapılmış mı? Işıklandırma yeterli mi? En önemlisi kaldırım var mı? Hepsine tek cevap: “HAYIR Hadi buna “Sorumlu Belediyecilik” ismi verin, yüreğiniz yeterse...

Sorumsuz Belediyecilik” neye diyeceğiz ki o zaman? öyle demekle olsa taşıma suyla baraj kurar su sorununuda çözerdik değil mi? Sorumlu Belediyecilik bu değilmiş demekki! “Makro düşünmek, mikro çalışmak, işleyişi en az etkiyle tamamlamak gerekiyor.” Ne gerek var bunlara? Biz düşünmesekte olur! Nasılsa başımızdakiler en iyisini bilir ve yaparlar. ( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/04/kafay-deitirmek.html ) Hem bu halktan çok var. Ölen ölür, kalan sağlar oy versin yeter!

Plansız, proğramsız, çevre ilintisiz, ulaşım yeterliksiz olması kimin umrunda? Adam yapmış işte daha ne konuşuyoruz biz ki? Pufların üzerine uzanıp, girişlerde halkına “yıkılmadım ayaktayım. Hasta değilim, adayım” pozları vermek varken. Rabbim vucut sıhhati versin ama, hastalık en yukarda zaten. Kafadan başlıyor hastalık. “Herşeyi ben bilirim. Ben yaparım. Ben bir numarayım. Belediye benim. Yapılan benim. Ben, ben, ben...” narsisti*, megolaman, hastalıklı bir hizmet anlayışı bu. Hizmet önceliğinizi halkın ihtiyaçları değil siz belirlersiniz. Millet susuzluktan kavrulurken, yatırımı havuza yapar, suyu ise halkının kavrulduğunu görmezden gelerek, çeşmesine değil, havuza akıtırsınız. İçme sularına karışan sanayi atıklarına aldırmazsınız, sorumluluk sahanız dışında olduğunu söylersiniz. Arıtmanın elzem ihtiyaç olduğu fabrikalara, sanayi yoğun bölgelere değil, havuz suyuna arıtma tesisi yaparsınız. Oysa bu suyun çevredeki tarlalarda bile rahatça kullanılabileceğini kimse bilmiyor sanırsınız! Komik değil mi durum? Halkı yıkanmak, günlük temizliğini yapmak için su bulamazken, musluklardan su yerine hava gelirken, siz halkınıza hizmet olsun diye milyar ytl. değerinde parayı serinlesinler diye havuzlara gömüyorsunuz. Şimdi bu çarpık mantığı absürt şekilde okuyalım:

sevgili halkım! Çeşmelerinizde su akmadığının ve yıkanamadığınızın farkındayım. Zaten bu büyükşehirin suçu. Beceriksizleri kovdum! Su parasını ben almadığım için beni ilgilendiren bir sorun değil. O yüzden yatırım yapmak enayiliktir. Ama ben size hizmete devam ediyorum. 5 ytl. Verin havuzda hem yıkanın hem serinleyin...
Ağır felan olmadı, salt gerçek maalesef bu.Hizmet tamam! Bilet kesiliyor. Yandaşlar direkt, halk damla alınıyor havuza... madem herkes damlı alınıyor, aile günlerinde 10/1 erkek ve bayan sayı dengesizliğini nasıl açıklayacağız ki? Havuz fotoğrafının kıyısında duran Yusuf Balık düverlik sırtlarında belediye işçilerini kullanarak yapılan şahsi villalarkonuşmuyorda bari buna cevap versin! Yeniköyde alkol alınan mekan var, havuzdada alabilirsiniz içkinizi, sonra atla arabana 2-3 km yol evindesin! Ama hiç sorgulamayalım, “bu havuza yol, ışık, kaldırım niye yapılmadı? Yürüyerek nasıl gideceğiz?” Diye. Bisikler ve motorsiklet yolunu aklınıza bile getirmeyin sakın ola.

Osman Ağabey’e tekrar tekrar sabırlar dilerim. Allah dirayet versin. Yazdıklarımız mı? Onları unutun gitsin! Zaten siz hatırlasanız, haklı görsenizde birşey değişmez. En iyisini baştakiler bilir! Allah korusun bu tip bir kaza Özbey-Torbalı arasında olursa biz gene anımsatırız. Lakin söz veriyorum bu sefer küfürlerle hatırlatacam! Yazık be, insan hayatı bu insan. Yaptım diye şişine şişine söylediğiniz yarım işlerin sonucunda yitenler hep insan. Soluk alıyorlardı, gülüyorlardı. Hayata dair planları, ümitleri vardı. Hem kendilerinin hemde yakınlarının onlara dair, umutları söndü. Siyah gözlükleriniz takıp, cenaze törenlerinde poz vermeden önce elinize yüzünüze bulaşan, yarım yapılan işlerin sonuçu üstünüze sıçrayan bu kanları olimpik yüzme havuzlarında, park fıskiyelerinde, süslü çeşmelerde yıkasanızda çıkmaz. Biz unutsak bile varsa vicdanınız unutmamalı.

*Narsisti;
"Yanlızca Ben
Çok güzel bir peri kızı olan Ekho, kendisine aşık olanlara asla aldırmaz, kimseye yüz vermezdi. Bir gün Narkissos ile karşılaştı. Narkissos çok yakışıklı bir avcıydı. O güne kadar kimseleri beğenmeyen Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık oldu.Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermedi ve peri kızının yanından uzaklaştı. Ekho kara sevdaya tutulmuştu. Günden güne eriyip bitti ve öldü. Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızdılar ve Narkissos~u cezalandırmaya karar verdiler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susadı ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gitti. Su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzünü ve vücudunun güzelliğini gördü. O da daha önce farkedemediği bu güzellik karşısında adeta büyülendi. Yerinden kalkamadı, kendine aşık olmuştu. Kendi görüntüsünü o ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmişti . O şekilde orada ne su içebildi, ne de yemek yiyebildi, aynı Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başladı ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketti. Bu hikaye bizlere narsistik kişilik bozukluğunu tarifler. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler, özel olduklarını, bu yüzden birçok ayrıcalık taşıdıklarını düşünürler. Etraflarındaki herkesin onlara özel davranmalarını isterler. Ünlü olma, beğenilme, tanınma isteğiyle yanıp tutuşurlar. Empati yeteneğinden yoksundurlar, kimseyi düşünmezler ama herkes onları düşünsün onların isteklerine itaat etsin isterler. Eleştirilmek en büyük kabuslarından biridir. Yapılan eleştiriye ya şiddetli bir öfke nöbetiyle ya da kayıtsızlıkla karşı tarafı küçümseyerek karşılık verirler. Dramatik gösterişler, duygusal patlamalar, çılgınca değişken tavırlar narsistlerin karakteristik özelliklerindendir. Onun yaptığı herşey doğrudur. Ona göre, her ortamda kıskanılan imrenilerek bakılan sadece ve sadece kendisidir. Başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı amaç edinirler. Sıra beklemek, rica etmek, yol vermek, yardım etmek asla bir narsiste göre değildir. Dostluklar veya özel ilişkiler yanlızca onları beslediği, çıkarlarını koruduğu, hedeflerine ulaşmaya yardımcı olduğu için vardır.Narsistlerin dostları yada sevgilileri sıklıkla daha once narsistik bir anne yada babaya sahip olmuş kişilerdir. Çünkü, çocukluklarında görüp sevgi sandıkları ilgisizlik ve bencillik onlara yabancı gelmez. Sevgi anlayışları narsist bir kişiye göre şekillenmiştir. Bu yüzden narsistik bir eş ile birlikte olduklarında kendi haklarını aramayı düşünmezler ve ilişkilerini devam ettirerek eşlerinin kendilerini hiç bir karşılık vermeden kullanmalarına izin verirler. Yalan, narsist tutumun vazgeçilmez bir özelliğidir. Kendisi hakkında verdiği tüm bilgi, bir aldatmacadan ibaret olabilir. Narsizimin nedenleri konusunda bir çok kuram bulunmaktadır. Bir kurama göre, 18. aydan itibaren anneden bağımsızlaşmaya başlayan çocuk, ihtiyaçlarına eskisi kadar çabuk ve duyarlı yanıtlar alamadığında narsistik kişilik bozukluğunu geliştirecektir. Bir diğer kurama göre, erken çocukluk döneminde yaşantılanan istismar ve travma süreçleri yani erken çocukluğun narsistik kırılmaları, yetişkinlikteki narsist kişiliğe zemin hazırlamaktadır. Genelde ergenlik çağının başında ortaya çıkmaya başlayan narsistik kişilik bozukluğunun toplumdaki yüzdesi % 1 den daha azdır. Narsistik kişilik bozukluğu vakalarının yarısından çoğunu erkekler oluşturmaktadır. Narsist bir kişi, kişilik özelliklerinden dolayı değil de başka problemlerinin çözümü için psikologa ya da psikiyatriste gelir. Kendilik değerleri son derece kırılgandır. Dünyaya çok sağlam başka bir kendilik değeri sunar ve ona göre yaşamaya çalışırlar.Genelde, kendilik değerleri arasındaki çatışma sonucu depresyona girer ve terapiye başlarlar. Bu kişiler için terapiye başlama fikri zor kabul edilebilecek türdendir. Çünkü onlar, kimseye ihtiyaç duymayacak kadar özel ve üstün niteliklere sahiptirler. İşte bu noktada gerçeğe dayalı tüm yorumları reddederek terapiye son verme girişimi gözlenebilmektedir. Tedavi süreci başarıyla tamamlandığında ise kişi, kendine ait abartılı beklentilerinden kurtularak ilişkilerinde gerçekçi ve yalandan uzak bir yaşam sürer."
Tuba Güngör http://www.donusumkonagi.com/AuthorArticle.asp?ID=170

Cenk SARIGÖL