Önder Sav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önder Sav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2010

Bay BAYkal'amaz

By BYkal'amaz, Byan Bytok Kalır Mı?

CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın gizli kamera görüntüleriyle özel yaşamına tecavüz edilmesi de videonun içeriği de iğrenç, ahlaksız ve Türk Siyaseti için yüz karasıdır. Siyaset kurumu çok ciddi bir yara almıştır. 45 yıldır siyasetin üstlerinde bulunan Baykal’ın bundan böyle siyasi mücadelesi, fikirleri ve duruşu değil “fuhuş” veya “zina” ile anılacak olması ne kötü. (http://cenksarigol.blogspot.com/)

Gözlerden kaçan bir tespit yapmak isterim. Bu aynı zamanda CHP ve Deniz Baykal’ın neden iktidar olabilemediğinin nedenleri arasında sanırım.
Düşünün ki bir parti lideri istifa ettiğini ve tekrar önümüzdeki kurultayda genel başkan adayı olmayacağını hatta kurultaya katılmayacağını, açıklıyor ama daha açıklama yaptığı salondan uzaklaşmadan TV, internet ve radyolarda 45 senedir kendisini tanıyan, izleyen, dostluklar kurduğu gazeteci, yazar ve siyasetçiler “hayır geri dönecektir. Tanıdığımız adamsa istifası gerçek değil. Bu bir taktik...” Güvenilirlik, sözünün itibarı bitmiş. Hemde 1 saat bile sürmüyor!

Yılların Genel Başkan yardımcıları ile sağ kolu Önder Sav kendisini geri dönmesi için iknaya gidiyor. Onlarda inanmamış! Şöyle olsun böyle olsun diyor ama geri dönerim demiyor. Sonra sayın Önder Sav,
O zaman çıkın kamuoyuna net bir açıklama yapın. `Hiçbir koşul altında aday olmayacağım` diye teminat verin...” dediğinde, “ben iki gün önce ne söylenecekse söyledim” diyor. İyide ne söylediğini net olarak herkes anlamış veya inanmış olsa zaten bu curcuna olmayacak ki? Adam istifasını açıklıyor ama neden istifa ettiğini neredeyse herkes yanlış anlamış!

Gizli görüntülerin içeriği doğru mu değil mi belli değil. “montajdır” lafı almış gidiyor CHP çevrelerinde. İyide kardeşim elbette montaj. Az çok teknik bilgisi olan herkes bu tip görüntülerin gereksiz, yerlerinin kesilip, montajlanacağını bilir. O kamera zaten belki günlerce orada boş odayı kayıt yaptı. O boş oda görüntüleri işe yaramayacağı için kesilip çıkarılmıştır. “bu bir komplodur” tamam komplodur. Buda doğru. İçeriği doğru olsa bile piyasaya sürülmesi komplodur. Peki, o zaman bu komployu kuranlar ne amaçlıyordu? Deniz Baykal’ın istifa etmesini mi? O zaman etmeyecekti. Komploya boyun eğmeyecekti ki bu onurlu bir duruş olarak kayıtlara geçsin. Hem komplo deyip hem de gereğini yapmak komploya boyun eğmek değil midir? Video içeriği doğru değilse neden istifa ediyor? Görevi bırakmaz, inkâr eder ve komployu çöpe attığını söylersin. Doğruysa bu bir aşksa neden aşkına sahip çıkmıyor? Yoksa sadece bir zevk tatmini miydi bu birliktelik?

Tarihte bu tip ilişkileri platonik veya Deniz Baykal boyutunda yaşayan birçok devlet adamımız oldu. Atatürk, Adnan Menderes bu listeye dâhil edilebilir ki her iki isimde halkımızın en sevdiği liderlerdir. Bu ilişkiler onların popülaritesini düşürmedi. Mesela Adnan Menderes Yassıada da yargılanırken gizli aşkı tiyatro sanatçısı Ayhan Aydan ziyaretine bile geliyor. Korkunç Yassıada`da Günleri`nde sevdiği adamı, herkesi tir tir titreten Baş yargıç Salim Başol`un karşısında `Ben bu adamı sevdim hâkim bey, siz sevginin ne olduğunu bilir misiniz?` sözleriyle savunacak kadar güçlüydü aşkı. Ve aynı ölçüde karşılıklıydı. Adnan Menderes, evli olmasına rağmen ilişkisini saklamadı. Ayhan Aydan Hanım eşinden ayrıldı. Üstelik Menderes Aydan hanımı eşi Ferit Aydan Beyden bizzat kendisi karşısında oturmadan ayakta istemiş. 5 saat yaşasa da Dünyam ismi verilen bir çocukları bile olmuştu.

Sadece bizde değil dünyanın diğer ucunda Amerikan Başkanlarına bakın, içlerinde hem o ülkede hem de dünyada en sevilen başkanlarından bazılarının böyle gönül maceraları ve yasak ilişkileri oldu. J.F. Kennedy ile Marilyn Monroe, Bill Clinton ile Monica Lewinsky ilişkileri... Monroe bir şarkıcıydı ve tüm kamuoyunun önünde aşkının gözlerine baka baka herkesin aşkı için söylediğini bildiği “Happy Birthday to my! President” (‘mutlu yıllar veya iyi ki doğdun başkan’ isimli bu parçayı Monroe bazen my president yani benim başkanım diye icraa edermiş) parçasını bunu bilerek dinlermiş... Clinton ise çıktı ve halkından özür diledi. Defteri kapattı.

Deniz Baykal beyde bunlardan birisini yapabilirdi. Âşıksa ve hayvani bir şehvet değilse bu birliktelik, itiraf edersin! Millet çoğunluğu da erkek bakış açısı ile “yapmıştır ulan yapmıştır. Helal olsun!” derdi. Ortada aşk yoksa o zamanda sizden bir özür beklenir. Hiçbirisini yapmadılar. Yukarıda saydığım devlet adamlarının ilişkilerini ise şimdi tartıştığımızdan ayıran en büyük özellik, partnerlerin bekâr veya dul olması veya ilişkilerin boşanma sonuçları vermesidir. Eğer doğruysa her iki tarafın evli olduğu bu durum iğrenç bir ahlak sorunudur. Aynı zamanda siyasi olarak alçalmışlıktır.

Yaşanan olayı tanımlamaya çalışalım;

Fuhuş, İçinde bulunulan toplumun kurallarına uymayan bir biçimde bir veya birkaç kişiyle para, mal ve menfaat karşılığında cinsel ilişkide bulunmaktır.

Zina, Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki.

Bunlardan hangisi oluştu sizce? Ortada para ve mal yok. By'an Nesrin Baytok’un milletvekili adaylığına Önder Sav karşı çıkmasına rağmen Baykal tarafından önerildiği, hatta Nesrin Baytok’un Mersin’den aday gösterilmeyi istememesi ve Ankara Milletvekili olmak arzusunun da Genel Başkan ısrarıyla gerçekleştiği söyleniyor, yazıldı!

Yine 2004 yılında 346 maddelik Türk Ceza Kanunu tasarısı üzerine Ak Parti ve CHP arasında uzun pazarlıklar yapılmıştı. Hatta bu pazarlıklara AKP`den Adalet Bakanı Cemil Çiçek, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Grup Başkanvekili Haluk İpek, Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile Adalet Komisyonu üyesi Hakkı Köylü ile bir araya geldi. Görüşmeye CHP`den Genel Sekreter Önder Sav, Grup Başkanvekili Haluk Koç ve Adalet Komisyonu üyesi Orhan Eraslan da katıldı. AKP ile CHP`nin uzlaşma arayışında en hararetli tartışmalar zinanın yeniden suç olarak tanımlanması konusunda yaşandı. AKP, zinanın yeni TCK’ da suç olarak düzenlenmesini istedi. AB`nin çok az ülkesinde zinanın suç olduğunu anımsatan CHP`liler ise "Tavsiye etmiyoruz ama ısrarcı olursanız, siz bilirsiniz" dedi.

AKP`lilerin `ailenin bütünlüğünün korunması` açısından bunun önemli olduğunu söylemeleri üzerine de,
CHP`liler, "Madem ailenin korunması amaçlanıyor o zaman şikâyete bağlı suç olmasın. Savcılar doğrudan harekete geçsin" demişlerdi.

AKP’nin zinayı suç saymak üzere 233. Maddeye ilave yapmaya kalması üzerine Deniz Baykal daha sonra arkadaşlarıyla yaptığı değerlendirmede Chp'nin resmi ağzı olarak, "Zinayı bir başka isim altında dayatıyorlar. Önerge verilirse uzlaşmanın bozulduğunu ilan eder Meclis`i terk ederiz. Bu yasa AKP`nin yasası olur, hesabını da AB`ye, kamuoyuna verirler" dedi. Bu açıklamalardan sonra CHP beklemeye çekildi. Ancak tartışmalı maddeler ortak önergelerle değiştirilmeye devam etti. Gözler Genel Kurul`a ve aile hukukunu düzenleyen 233. maddeye çevrildi. CHP, AKP`yi yeni bir denemede bulunmaması konusunda uyardı. AKP`nin tekriri müzekkere ya da ek madde yolunu seçmesi olasılığını değerlendiren Deniz Baykal, arkadaşlarına "Bunun siyasi cinayet, siyasi ahlaksızlık olacağını AKP`ye iletin" talimatı verdi.

AKP`lilerle görüşmeleri sürdüren İzmir Milletvekili Kemal Anadol da, "Tekriri müzekkere olacağına inanmıyorum. Çünkü bu siyasi zina olur" dedi. Ancak AKP bu maddeye söz konusu önergesini vermedi. CHP’nin ısrarlarıyla zina suç olmaktan çıkarıldı. Ya çıkarılmasaydı?

Şimdi video içeriğinde yaşananların ne zamandır sürdüğünü, bu ilişkinin varlığını, söylentilerini birçok kişi yazsa, söylese de (Alev Alatlı vb.) aktörler itiraf etmedikçe bilemeyeceğiz. Acaba Nesrin Baytok’un SHP genel merkezine 1989 da girmesinden ne kadar süre başladı muamma..? Peki, bu yasa görüşülürken gayri meşru ilişki var mıydı? Bu ilişki TCK da zinayı suç olmaktan çıkaran madde konusunda CHP’nin ısrarcı olmasında etkili oldu mu? Baykal tavrını neye göre belirledi?

Görüldüğü gibi sadece iki kişinin mahremi değil bu? Yasamanın çıkardığı yasaları etkilediği bile tartışılabilir! Parti iç meselesini geçtik, meclise üye seçimini etkiliyor. Aktörlerden birisinin kocasının kurduğu şirket daha remi gazetede ilanının mürekkebi kurumadan CHP Genel Merkezinin kırtasiye malzemelerini temin etmeye, İzmir dâhil birçok CHP’li Belediye’nin kırtasiye ve büro malzemelerini sağlayan büyük bir şirkete dönüşüyor.

Baykal, savcıların ifade talebini ret etti. Oysa madem gerçeğin ortaya çıkması ve bu iğrenç komplonun faillerinin bulunmasını istiyor. Ki bunun için videoda görüntülenen mekân neresi? Savcılığa söylemesi gerekmiyor mu? Zira bazı uzmanlara göre kamera elektrik prizinden güç almak üzere oraya monte edilmiş deniliyor. Kablosuz frekans gönderiyor ve azami 100 metre uzakta bir yerlerde bu sinyallerin yakalanması gerekiyormuş görüntüleri kaydedebilmek için. Eee Baykal, “bu komplo iki haftalık” demedi mi? O’na (Mustafa Sarıgül), Buna (hükümet) suç atacağınıza gerçeğin ortaya çıkması için yardımcı olsun. Belki taze parmak izi belki de mobese kameralarından vereceği adres çevresinde yapılacak araştırma ile görgü şahitlerinden bir şeyler çıkabilir. Yoksa çıkmaması daha mı iyi?

Elbette tüm bunların üstüne Deniz Baykal’ın iddia ettiği gibi olayın içinden hükümet çıkarsa bu başbakanın istifasını ve hükümetin düşmesini gerektirir. Bu Baykal’ın aktörü olduğu işten bin kat daha ağır ve ahlaksız iş olur.

Cenk SARIGÖL

16 Ocak 2009

Mahmut Atilla Kaya Resmen Aday


M. A. Kaya

Resmen Aday


Ortalık bulandırmaya çalışan CHP zihniyeti ortaya neler atmıştı? Bizzat Torbalı CHP ilçe Bşk. Ertan Çelik kendi ağzından, “Akpde 6 aday var” dedi. Sonra ortalığa, “Akp seçim kaybetmiş aday adaylarını tekrar aday göstermeyecek!” Siyasetin ve seçmen davranışlarının nasıl değiştiğini okuyamayan, çağdaşlıktan uzaklaşıp, eski, köhne siyasetle varlığını devam etmeye çalışanların ilkesi gereği,“Kendi kulvarında en hızlı koşup, birinci gelmek yerine rakibini tekmelemeye çalışmak” şiarları olmuş. Sana ne rakip partinin aday adaylarından? Nasıl aday belirlediğinden? Sen önce kendi partinin tepeden inmeci aday belirleme yöntemini sorgulama demokratlığı gösterde görelim.

Chp Torbalıda sorun yok mu? O zaman Ramazan İsmail Uygur hastaneye düştüğünde neden post yarışına girip, içinizdekini dışarı çıkardınız? Uygur hastaneden ‘0 Km’ çıkınca suspus oldunuz? Türkiye demokrasisin geldiği noktada biryere gelmek için kişinin koltuktan düşmesi beklenmiyor! Düşürmek için kapalı tezgahlar yapılmaz, fırsat kollanmaz. Mertçe çıkar, ismini ortaya atar mücadele edersin...

Mahmut Atilla Kaya’nın Torbalı Ak Parti Belediye Başkan Adaylığı bugün resmen açıklanacak. Pazartesi günü sabah bizim haberimiz olmuştu. Hafta başında komisyon delege, üye, milletvekili, meclis üyeleri, il yönetimi, anket, mülakat sonuçlarını değerlendirdi ve kararını vermişti. Bugün sadece başbakan açıklayacak! Ben bunları yani Akp aday belirleme sürecini yazdığımda diğer aday adayı sayın İbrahim İbişoğlu normal karşılarken, CHPliler küplere binmişti. Çünkü onlarda biliyordu bu şartlar arandığında İbişoğlu’nun şansının zayıf olduğunu!
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/12/torbal-akp-belediye-bakan-adayl-i.html Akpde aday belirleme tepeden inmeci, CHP gibi “biz bunu aday yaptık, ey üyem, delegen ve halk buna oy verin” diktası gibi değildir. CHPde bırakın halkı, üyesini delegesi bile söz sahibi değildir aday belirlemede... Zaten tüzüğüne göre bir gecede genel bşk. inisiyatifi ile binlerce üyeyi silebilen ve yenisini kabul eden partiden başka birşey beklemek, doğasına aykırı olur...

NOT; Son CHP il kongresi öncesi,
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/aziz-uygur-uzunbypas.html Önder Sav’ın koordinasyonuyla İzmir merkez ve ilçelerde CHP Parti Tüzüğünün 12. maddesine dayanarak, binlerce üye düşürüldü ve yenileri eklendi. (Yılların CHP’lisi ve Deniz Baykal rahatsızı Emin Yıldız’ın üye olmadığını öğrenmesi ve gazetelere beyanat vermesi)


Cenk SARIGÖL

15 Kasım 2008

Aziz Kocaoğlu ve İsmail Uygur'a UzunByPas



Aziz Kocaoğlu ve İsmail Uygur'a UzunByPas

CHP İzmir eski başkanlarından Alaattin Yüksel’in son CHP Genel Kongresinde Deniz Baykal’a bayrak açtıktan sonra yaşanan gelişmeleri 13 Ekim 2008 tarihli ve “Aziz Kocaoğlu Tekrar Aday!” başlığı bitimine ünlem işareti koyarak, değerlendirmiştik. (Tekrar okumak isteyenler, http://cenksarigol.blogspot.com/2008/10/aizi-kocaolu-tekrar-aday.html ) İlgili yazımızda kısaca değindiğimiz Torbalı belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur’un tekrar adaylığını değerlendirmemiz gerek! Üstelik bu değerlendirmeye eski milletvekilimiz Sedat Uzunbay’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığını eklemeden olmayacak.
Muhalefete tahammülsüzlüğü ile bilinen Deniz Baykal, CHP Genel Kongresinde aykırı çıkışlar yapan zamanın il başkanı Alaattin Yüksel’i kısa bir belgeçer (fax.) ile yönetim kurulu ile görevden almıştı. Yerine Ekrem Bulgun atandı. Alaattin Yüksel’in görevden alınması sürecinde önce CHP Merkez Yürütme kurulu Üyeliğinden alınan Sedat Uzunbay, 22 Temmuz Genel seçimlerinde ise listeye bile alınmadı. Tıpkı Alaattin Yüksel görevden alınınca yaptığı basın açıklamasında yanında duran, destek veren çeşitli illerden diğer milletvekillerinin listeye giremediği gibi… Bu sırada Yüksel’e en çok destek çıkanlardan birisi, Piriştina’nın vefatıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını adeta herkesi şaşırtarak, hediye ettiği üniversiteden fakülte arkadaşı Aziz Kocaoğlu’ndan başkası değildi.
Benim Tahminimce, CHP genel başkanı Deniz Baykal, atadığı Ekrem Bulgun’un ilk CHP İzmir il kongresine gidilirken, yılların deneyimiyle çok zorlanacağını gördü. Zira Alaattin Yüksel’in görevi sırasında kendi tabanını oluşturmasından, delege ve üyelikleri şekillendirmesinden doğal ne olabilirdi ki? Kollar sıvandı… Önder Sav’ın koordinasyonuyla İzmir merkez ve ilçelerde CHP Parti Tüzüğünün 12. maddesine dayanarak, binlerce üye düşürüldü ve yenileri eklendi. (Hatırlayın: yılların CHP’lisi ve Deniz Baykal rahatsızı Emin Yıldız’ın üye olmadığını öğrenmesi ve gazetelere beyanat vermesi) Buna rağmen Alaattin Yüksel veya desteklediği adayın şansı kırılamamıştı. Deniz Baykal B Planına geçti. Buna göre güvendiği birisi, atadığı Ekrem Bulgun yönetimine karşı liste çıkaracaktı. Selçuk Ayhan bu konuda görevlendirildi. Nasılsa Alaattin Yüksel ve gururları kırılarak görevden alınan yönetim kurulu üyeleri, Ekrem Bulgun’a karşı ya liste çıkaracak ya da çıkan listeyi destekleyeceklerdi. Beklenen oldu. Deniz Baykal’ın planı tuttu. Baykal’a muhalefet eden ne kadar İzmir CHP örgütü üyesi varsa, Onun atadığı Ekrem Bulgun’un karşısında yer aldı. Diğer aday Kemal Karataş kongre sürecinde Bulgun lehinde adaylıktan çekildi. Dikkat edin kaybeden aday lehine adaylıktan çekilen Karataş şimdi CHP İzmir il başkanıdır. Sedat Uzunbay ise il başkanını belirleyen Karşıyaka ve Konak ilçe kongrelerinde delegasyonu yönlendirerek, ciddi itibar kazanmış ve Selçuk Ayhan’ı il başkanlığına taşımıştı. Deniz Baykal’ın iki kafa adamından Kemal Anadol Bulgun listesini desteklerken, Önder Sav’ın Ayhan’ı desteklediğini belirtmiştik. Peki, Parti Meclisine (PM) girecek isimleri öneren Önder Sav’ın İzmir il kongresinde aynı adayı destekledikleri Sedat Uzunbay’ı es geçmesinin anlamı nedir?
Böylece Deniz Baykal hem güvendiği bir adamı tekrar ve kendisine muhaliflerin dahi oyunu aldırarak seçtirdi. Diğer yandan Selçuk Ayhan ve sair isimlerle kendisine muhalif ne kadar isim varsa, kapalı kapılar ardında konuşulanlara varıncaya kadar öğrendi. Öğrenmekle kalmadı muhalif temizliğinin ilk etabını 22 Temmuz genel seçimlerinde tatbik etti. CHP İzmir il kongresinde Ekrem Bulgun’u destekleyen ve destekledikleri aday kaybeden tüm CHP İzmir milletvekilleri tekrar listeye girer veya seçilirken, destekledikleri aday kazanan kazanan milletvekillerinden sadece Bülent Baratalı listede yer bulabilecekti. Temizlik sadece İzmir ile sınırlı kalmadı. Alalattin Yüksel’in görevden alınmasının ertesinde ona destek vermek için basın açıklamasında haziruna yazılan diğer illerin CHP milletvekillerinin hepsi listelerde yer bulamadı. Bakın seçilemedi değil, milletvekili aday listesine bile giremediler. Bunların içine Torbalılı Sedat Uzunbay dâhildir. Komik olan ve tahminimi güçlendiren en önemli ayak ise Selçuk Ayhan’ı destekleyen milletvekilleri elenirken, Ayhan’ın milletvekilliği ile ödüllendirilmiş olmasıdır! (Bakınız; http://cenksarigol.blogspot.com/search?q=il+ba%C5%9Fkanlar%C4%B1n%C4%B1n )
Önümüzdeki 2009 Yerel Seçimlerinde temizlik harekatının ikincisini göreceğiz. Mevcut Alaattin Yüksel torpilli İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu kesinlikle tekrar aday olamaz. Aday adaylığı ile yetinecek! Buna ne Deniz Baykal nede ‘arsenikli su’ skandalları izin vermez. Biliyorsunuz
14 Ağustos 2007: Kemal Karataş, CHP İzmir İl Başkanlığı’na atandı. Belediye ve il genel meclisi toplantılarına katılacağını, sert muhalefet yapılacağını belirterek, partiye “Karataş tarzı” getireceğini söyledi. Bu ziyarette CHP’li 17 ilçe belediye başkanı, 4 ilçe başkanı, 12 belediye meclis üyesi Kocaoğlu’na eşlik etti. Lakin benim bildiğim kadarıyla Torbalı CHP’den kimse yoktu.11 Eylül 2007: Ülke gündemine oturan Tayland gezisi sonrası Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grubu’nda tartışma çıktı. İl Başkanı Karataş, Tayland gezisine katıldıkları için kınama cezası alan İmar Komisyonu üyesi 3 CHP’linin yeni komisyonlara aday olamayacağını açıkladı. Kocaoğlu ise komisyonların parti organı olmadığını aynı isimlerle çalışmak istediği yanıtını verince küfürlü gerginlik yaşandı. 30 Aralık 2007: Buca İlçe Kongresi’nde Kocaoğlu, Karataş’ı ima ederek, “Adam gibi adam olacaksın. Seçilmişinin arkasında adam gibi duracaksın” dedi. Karataş da “Efelenmek, ‘benim makamım senin makamını döver’, ‘ben seni yok sayarım’ anlayışları ‘İzmir’i istiyorum’ diyen AKP iktidarının ekmeğine yağ sürer” dedi. 17 Şubat 2008: CHP İzmir İl Kongresi’ne Genel Merkez’in desteğiyle giren Kemal Karataş, güven tazeledi. Baykal, örgüte “Küslüklere son verin. Parti siyaseti istemiyorum, toplum siyaseti yapın” talimatı verdi. Kongrede Karataş, Kocaoğlu’na delege olmadığı gerekçesiyle oy kullandırmadı. 13 Mart 2008: İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu, altı aydır ayak basmadığı CHP İzmir İl Başkanlığı’na giderek, Kemal Karataş’ı makamında tebrik etti.24 Ekim 2008: İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın İzmir'de düzenlediği basın toplantısına alınmak istenmemesi ve ardından CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş ile arasında yaşanan gerginliğe ilişkin, "Benim bir problemim yok" dedi. Aziz Kocaoğlu ve Kemal Karataş, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı Adnan Menderes Havalimanı'ndan uğurlamalarının ardından VIP salonundan ayrı ayrı çıktılar.İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun niçin tekrar aday gösterilmeyeceğini sanırım iyice anlatabildik! Tabii önce CHP PM’den sonrada milletvekilliğinden bypas edilen Sedat Uzunbay’ında…Gelelim Torbalı belediye Başkan’ı İsmail Uygur’un durumuna; Baştan söyleyeyim, Torbalıda Uygur üzerine hesap yapanlar yeni konumlarını belirlesin! O defter kapandı. Bunda sayın başkanın sağlık durumunun ciddiyetinden önce yukarda saydığım sebepler ve daha başkaları var. Uygur genel merkez ve il yönetimince dışlanan Kocaoğluna “atom karınca” lakapları takacak yakınlıkta mıdır? Siroz teşhisiyle ve buna bağlı mide kanaması sebebiyle acil getirildiği hastaneden çıkınca nekahet dönemini Sedat Uzunbay’ın Çeşme’deki yazlığında geçirdi. Tüm bunların Deniz Baykal tarafından bilinmediğini ve zararsız görüldüğünü kabul etsek bile, Bülent Ersoy ve M. Armağan Uzun nikâhını yine Çeşmede bir yatta (07 Temmuz 2007) kıymış olması (bilgi; http://cenksarigol.blogspot.com/2007/08/yz-karas.html ) Uygur’u genel başkanı gözünde düşürmeye yeter! Ne alaka diyeceklere hemen belirteyim. Bülent Ersoy, CHP Genel başkanı Deniz Baykal’ı kastederek; "12 Eylül döneminde sahne yasağımın vardı. Yasağın kaldırılması için şimdi bir parti genel başkanı olan kişi (o sırada Baykal siyasi yasaklı ve avukatlık yapmaktadır) benden servet (100 milyon) istedi." İddialarında bulunmuştu. Bunun üzerine Deniz Baykal kişilik haklarını ihlal ettiği iddiasıyla sanatçı Bülent Ersoy aleyhine açtığı 300 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı. Davayı kazandı ve Ersoy’dan 15 bin ytl. Tazminat aldı. Dava sürecinden önce Ersoy ve Baykal arasında yaşanan gerginlik, atışma ve söz düellosunu bilenler, hatırlayanlar size sorabilir miyim? Devlet adamlığı ciddiyetini önemseyen, kinini diri tutan, muhalefete acımasız siyaset tarzı ile Deniz Baykal, böyle bir davada muhatabı olan Ersoy’un nikahsını kıyan ve tv ekranlarında bence rezillik söylentileri baş haber olan Armağan Uzun için pazaryerlerine dev canlı yayın ekranları kurduran Uygur ve o ekranlara Popzıtar yarışmasına SMS atma komikliği yansıyan Sedat Uzunbay’ın sizce adaylık şansı var mı?


Cenk SARIGÖL

6 Eylül 2008

Chp İzmir Subaşı

Önce Ramazanlık Fıkramız

Birgün İzmir vali yardımcılarından biri Gündoğdu Meydanından geçiyormuş. Atatürk’ün at üstünde heykelinin yanından geçerken bir ses duymuş:
şiişşşt vali vekili bi bak” Vali yardımcısı afallamış, etrafa bakmış sabahın körü bir kaç çöpcü dışında kimse yok. onlarda kendi işinde tekrar aynı ses:
şiişşt vali vekili bura bak, bana bak!” vali yardımcısı irkilmiş, ve sesin geldiği yeri anlayınca korku ile karışık saygıyla, Emredersiniz paşam demiş. Gazi,
-Yaver bir ilçe belediye başkanı varmış, geçen gölgemde serinlemek için dinlenen vatandaşlarımdan duydum, benim heykelimin yanına kendininkini kondurmuş. Vali yardımcısı titrek sesle cevaplamış,
- Torbalı Belediye Reisi RAMAZAN İsmail Uygur ‘dan bahsediyorsunuz sanırım Paşam. Mustafa Kemal kaşlarını çatmış,
- Bulun ve hemen bana getirin o adamı..! Hemen Uygur’u bulmuşlar yakapaça huzura çıkarmışlar.
-‘Bu mu yaver? Kendini benim yanıma yakıştıran adam?’ demiş. Gazi Mustafa Kemal Atatürk. RAMAZAN İsmail Uygur hemen söze karışmış,
-‘sizin yanınında durmak şereftir gazi hazretleri’ demiş. Atatürk kaşlarını çatmış,
-‘Efendi efendi destur! Peki sen hiç düşündün mü benim için senin yanında durmak ne demek?” Fıkra Madein CS

Arsenikli su olayını biliyorsunuz İzmir’den 585 km uzakta bulunan bir şehrin belediye başkanı haber vermeseydi, zehirli suyu CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi halkına içiriyor olacaktı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html Önce Aziz Kocaoğlu’ndan CHP milletvekillerine kadar hepsi olayı inkar etti. Eğer Sağlık Bakanlığı yetkilileri İzmir Büyükşehir Belediyesinin kendilerine sudaki arsenik oranını düşürmek için verilen 3 yıllık süreye bir 3 yıl daha isteyen dilekçesini kamuoyu ile paylaşmasaydı, bunlar valilik ve İzmir Sağlık İl Müdürlüğü açıklamalarına rağmen “arsenik yok” tezlerini savunurdu. Belge kendi elleriyle verdikleri olunca kabul etmek zorunda kaldılar. Tipik CHP mantığıdır. Onlar dışında herkes düşman, devlet, millet haini, vatanı satanlar ve emperyalist uşaklardır. Söyledikleri yalandır. Siz önlerine belgede koysanız inanmazlar. hala daha inanmıyorlar. onlara göre bu "arsenik" olayı hükümet partisi AK Partinin CHP'nin kalesi İzmir'i ele geçirmek hatta feth etmek için kurduğu bir komplodur. Kanser oranlarında İzmir'in çevresinde kendisine en yakın ilin 3.5 katı fazla ve ilk sırada olduğu açıklamalarıda böyle değerlendiriliyor. şimdilerde bastırdıkları el buroşürleriyle (fatura göndermiyorlar maliyeti kurtarmıyor diye ama bedava dağıtılan buroşüre para var!) DSİ ve Çevre ve Orman Bakanlığını suçlamayı ihmal etmiyorlar.

Önder SAV ve Deniz Baykal’ın şapSAVlık denilebilecek bir olay sonrası nasıl ülkeyi gerdiklerini, polis ve istihbarat teşkilatlarını, hükümeti haya sınırlarını zorlar şekilde eleştirdiklerini hatırlayın. Ardından Vakit’in haberi Önder SAV’ın açık unuttuğu telefondan derlediğini açıklaması. CHP’den yükselen inkar sesleri... “o kadar salakmıyız?” diyenler bile olmuştu. Türktelekom, Vakit Gazetesinden şu numara (Sav’ın cep nosu) şu tarih ve saatte aranmış ve 42 dk. Görüşülmüş açıklamasını yaptı. Dökümünü sundu. CHP kafası hala inanmadı.( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/05/salo-bir-uvallama.html ) Hatta meclis’e “dinleme iddialarının araştırılması” yönünde komisyon kurulması teklifi vereceklerdiki GSM operatörü Turkcell'in açıklamasıyla sessizliğe gömüldüler. Çünkü Önder SAV’ın ayrıntılı faturası olayı doğruluyordu.Aynı şey CHP’li Torbalı Belediyesi için geçerli, susuzluk konusunda yazıyoruz, sorumluluklarını hatırlatıyoruz. Yöneticiler çıkıp,  ‘tek suçlu İZSU ve Büyükşehirdir’ (http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4517&Itemid=5 ) demekteler. İyide siz geçen yıl su sorunu yaşamayan bir ilçe teslim etmedinizki İZSU bünyesine! Yazıyoruz sizde tedbir alın, fabrika pompaları ve su kaynakları kısıtlansın, arıtma tesisi kurmalarını zorlayın. Bu süyü döngüsel olarak tekrar tekrar kullansınlar, yer altı sularının seviyesini daha derine kaçırmadan muhafaza etmeliyiz. Diyoruz. Hiç ses yok. Yek duyulan ses, “tek suçlu İZSU’dur. Bizi sabote ediyorlar”.

CHP yönetimli Subaşıda meydana gelen elim kazayı ve ardından bizim Subaşı Belediyesinin sorumsuzlularını ve ihmallerini dillendirmemizi hatırlarsınız. Aynı anlayış, “Biz dilekçe verdik, tek suçlu karayollarıdır”( http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4562&Itemid=5 ). Ben böyle bir dilekçenin varlığına inanmadığımı yazınca Subaşı Belediye Başkanı Erkan Zeylan belediye evraklarından ilgili dilekçeyi çıkartıp, fotokopisini Okan Diril beyle bana göndermiş. Bu arada elinde tuttuğu belgeyi araştıran Diril, bu dilekçenin Karayollarına hiç ulaşmadığını öğreniyor. (http://www.gazetemtorbali.com/haber_detay.asp?haberID=254 )Bir dilekçeden yola çıkarak “TEK SUÇLU KARAYOLLARI” diye bağıranlar. Şimdi size soruyorum! Ortada böyle bir dilekçe olmadığına, başvurunun sözlü yada yazılı yapılmadığının ortaya çıktığına göre tek suçlu kim? İnkar etmeseydiniz bu komik ve halkına yalan söyleyen, hizmet kusuru işleyen yönetici konumuna düşmezdiniz. Hem kendinize hemde halkınıza daha az zarar verirdiniz. Ama olmaz değilmi? İnkar CHP’de bir gelenek sanki...


Cenk SARIGÖL

5 Haziran 2008

Darbecinin Davası (hedefi)

Darbecinin Davası, Hedefi

Hayır hayır! CHP’nin son günlerde Sav’larının boşa çıkması, SAV’saklamalarının tavan yapması yada Siyasi Partiler Kanununa göre suç işleyerek, KanalTürk ile “yayın anlaşması” yaptığının ortaya dökülmesi ve bunu sineye çekerek, yalanlamayarak hala kendi sıfatına bakmadan “AKP Yanlısı Basın teraneleri” sokuşturmaları değil konumuz. 6 yıldır iktidarda olan Akp ve yöneticilerinin ister istemez her iktidarın başına gelebilecek nabzı iyi ölçememe, halktan kopma sorunu kısmen başgösterdi. Büyük sermayenin yaptığı ihracatın sekteye uğramaması için piyasadan çekilen paranın büyük kısmı bu dengeleri korumak üzerine kullanılıyor. Dolayısı ile para üst ekonomik aktörleri desteklerken, alttan gelen homurtullar zirvelere pek ulaşamamaktadır.

Akp başarısı şu sıralar bir alternatifinin olmamasındandır. Halktaki tedirginliği arttıran en önemli unsurların başında bu geliyor. Kapatılma durumunda vahim sonuçların doğacağını az çok siyaseti bilen, ucundan karışmış kimseler dediğimi anlayacaktır. İşte tamda bu yüzden bazı eski siyasetçilerin, tedavülden kalktığı sanılanların ismi sık sık telaffuz edilir oldu. Bu durumun vahametini görenler, alternatifsizliğe son vermek için kapıları yokluyor. Elbette ilk gidilen kapılar bildikleri yerler. Tansu Çiller’in başa yazıldığı, bazı eski kişilerin siyasete geri dönmeleri konusunda nabız yoklamalar ve spekülasyon oluşturmaların anlamı bu... Yoksa herkes herkesin çapını, etekboyunu ve pantolon paçasını biliyor. Yinede Çiller’in isminin öne çıkmasını iyi okumak gerek, halk muhalefetin en az iktidar kadar demokrasiden ve AB biletinden yana olmasını istiyor. Darbelere ve darbecilere mesafeli siyasi alternatif peşinde... Bunları göz önünde bulundurursanız Çiller doğru seçim! “Gümrük Birliği” protokolünü (bence yanlış yapılmıştı. serbest dolaşım hakkını almadan verilen bir tavizdir bu ve bir kazanç değildir) imzalamış ve bununla övünmüş biri, 28 Şubat darbe sürecinde tam başbakanlık kendisine geçerken mağdur olmuş, darbecilerin sevmediği Refah Partisi ile koalisyon yapabilecek kadar demokrasinin bir “uzlaşma” rejimi olduğunu bilincinde birisi olarak görülüyor.

Olay artık çap meselesini aşmış görülüyor. İyi yada evla bir alternatif oluşmalıdır. Chp’nin durumu malum. Bir kaç ihtiyarın çöreklendiği, halktan umudunu kesmiş ve uzak yöneticinin, halkın değerleriyle alay eden bir kadronun vatandaştan teveccüh görmeyeceği belli. Hele son olaylardan sonra ne güvenirlikleri nede inandırıcılıkları kalmışken!Şimdi size tarihi bir not düşeyim. Umarım olmaz ve “ben demiştim” ukalalığı kıvamında bir yazı yazmam. AK Parti ve Başbakan kapatma davasının bir an evvel sonuçlanmasını istiyor. Bu iş geçikmeden tamama erdirilmelidir şeklinde tüm açıklamaları. Bana göre ve bir çok yazara – çizere göre yargımız siyasallaşmıştır ve bu dava açıkça bir darbe teşebbüsüdür! Hukuk var olanı yargılarken bu iddianame vehimler, niyet okuma, fal atar gibi gelecek öngörüleri ve siyasal terimlerle doludur. Darbenin tamama ermesi için TSK’dan açıklama bekleyenler umduğunu bulamadı. E-Muhtıra, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde ciddi imaj kaybı yaşadığını gören TSK siyasi söylemlerden ve açıklamalardan uzak duruyor. İşte zurnanın en çartlak ses verdiği yere şimdi geldik:
Eğer bu bir Y-Muhtıra ve darbe planı değilse davanın 30 Ağustos askeri nöbet değişimine kadar sonuçlanması gerekir..! Zira Genel Kurmay Bşk. Yaşar Büyükanıt Paşa’nın Dolmabahçe Sarayında Başbakan R.Tayyip Erdoğan ile başbaşa 1,5 saatlik görüşmesinden sonra sustuğunu ve kabuğuna çekildiğini iddia ediyor ve düşünüyorlar. Hatta yalan yazdıkları yönünde gerek Paşa, gerekse Başbakan bu gazetelere dava açtı.
İddia şuydu:
Güya başbakan bu görüşmede Paşa’nın zevcelerinin harcamalarını gösteren bir dosyayı önüne koymuştu!
Böylece sonunu, prestijini düşünen, yargılanma durumu bile olabilecek bir olay karşısında Paşa susmuş, başbakanda şantajcı, pis politikacı durumuna sokuluyordu. O taktirde Y-Darbe plancıları (varsaki!) bu durumda Büyükanıt Paşa ile bu iş olmaz! Dava sürüncemede bırakılarak, nöbet değişimi beklenmelidir. “Peki gelecek kişi kim ve neden kendini söylemleri ile belli etmiyor?” diyenler için peşinen belirteyim ki, terfi öncelerinde askerlerde sessiz ve derin bir bekleyiş hakim olur. Bu her değişim dönemi çoğunlukla böyledir. Gözlerini ve enerjilerini kendi iç dinamiklerine ve dengelerine çevirirler.

Bu durumda dava Ağustos sonrasına sarkarsa ve heleki TSK’dan ve yeni Genel Kurmaydan Akp karşıtı söylemler duyulursa, iktidar partisine çok ağır yaptırımlar çıkacaktır. Kapatma dahi çok büyük olasılık. Ama sert açıklamalar gelmezde, istikrar, birlik beraberlik, kardeşlik, meclisin ve hukukun üstünlüğü merkezli açıklamalar basına ulaşırsa Akp küçük sıyrıklarla yoluna devam eder. Ben davanın kesinlikle Eylül ayına taşırılacağını ve nabız yoklanacağını düşünüyorum. Hatta eğer Y-Darbe niyetinde olanlar, Genel Merkezdeki değişiklikten çıkan sonuçtan memnun olmaz ve umduklarını bulamazlarsa yinede davayı yerel seçimlere mümkün olduğu kadar uzatmak isteyeceklerdir.

Akp’yi ne pahasına olursa olsun iktidardan uzaklaştırmayı kafaya koymuş bir kadro için milletin fakirleşmesinin, aç kalmasının, ekonominin daralmasının, dış politikada dışlanmanın hiç bir önemi yoktur. Çünkü onların hesap verecek bir sandığı ve siyasi sorumluluğu yok! Akp’yi “siyasal islam getirmeye” çalışmakla suçlayanların gözüne aslında son yapılan anketleri sokmak lazım. Ekonomik gidişat kötüleştikçe seçmen desteğini çekiyor. Demekki Akp’yi kullandığı muhafazakar dil değil, ekonomi yönetimi zayıflatıyor. 2008’in ilk ayı araştırma sonuçlarında %54’leri bulan parti, son yapılan anketlerde %39’lara gerilemiş görülüyor. Buna karşılık, Akp’ye desteğini çeken halk muhalefet partilerine gitmeyerek, ‘kararsızlar’ hanesine yazdırıyor kendini. Yani SAVşallıklara gene pirim yok!

555K olayını bilenler bilmeyenlere anlatsın desem olmaz. Bilmeyenler bilenlere sorsun yoksa kim kimin ne bildiğini nereden bilsin değil mi? Bu olay sırasında Deniz Baykal adında bir öğrencinin Rahmetli, zamanın Başbakanı Adnan Menderes’in yakasına yapışıp, sallayarak “özgürlük istiyoruz, özgürlük” dediği ve rahmetlinin kendise “evladım bu ülkenin başbakanının yakasından tuttup, sallayabiliyorsan daha ne özgürlüğü istiyorsun” cevabını verdiği rivayetini duymuşluğunuz vardır. Başka bir ülkedede Yargının en üst kademesi ardarda hükümeti, iktidarı, birinci partiyi “eleştirirken bağımsız yargıdan” dem vuruyorsa bu komik değilmidir? Siz hiç Avrupanın herhangi ülkesinde yargının anayasa çalışmalarına müdahale ettiğini, yürütmeye muhalif açıklamalar yaptığını duydunuz mu? Bence böyle ülkelerde Yürütme ve Hükümetler çıkıp, “Bağımsız, müdahalesisiz icraatlar yapmak istiyoruz. İktidar yetkilerinin hükümetimize tam davrini istiyoruz. Demokrasilerde halk kendisini yönetme yetkisini ve sorumluluğunu sandıkla verir, oyla alır” diye bağırmalıdır.

Cenk SARIGÖL

2 Haziran 2008

Suç Üstü Yakalandılar

Suç Üstü Yakalandılar
Telekulak, Öndergate, Kocakulak diye yaygara basan CHP Yöneticileri suçüstü yakalanmışlardır. Salaklık, ihtiyarlık, bunama, teknolojik cahillik diye birçok kişi tarafından nitelenen olayla birlikte Vakit Gazetesi’nin olayın aslını açıkladığı 3 günlük sürede CHP Genel Başkanı ve hiç başbakan olamamış ana muhalefet lideri Deniz Baykal nasılda ipe – sapa gelmez iddialarla ortalığı germişlerdi. Hatta Sayın Baykal dinlemenin hangi araçlarla yapıldığını, ne tür teknolojiler kullanıldığını bile sıralamıştı. Kimsenin aklına işin bir salaklık yada aymazlıktan kaynaklanabileceği gelmedi. Önder Sav Vakit yazarı Serdar Arseven’in Peygamberimiz ve Hac konusunda açıklama almak için aradığında telefonunu açık şekilde sehpaya geri koymuştu! Böylece Bolu eski valisi Ali Serindağ ile aralarında geçen konuşmalar, vakit muhabirleri tarafından notlarına aktarılmıştı.

Müslümanlar (CHP içinde üye ve yönetici olarak bulunanlar bile rencide oldular. Olmayanlar için bir şey yazardım ama bıktım davalardan!) Sav ve Partisinden özür beklerken, en azından erdemlilik edip, uygun yeri üzerine oturması gerektiğini düşünürken adamlar üste çıkmak için saldırıya geçti. Arkası boş ve tamamen kendi saloşluklarından kaynaklanan bu olay üzerine başladılar yaygaraya, velveleye... Bu ülkede herkes dinleniyordu! Kimsede dinlenmediğini düşünecek kadar ehemniyetsiz olmadığına göre çıkıp, “ben dinlenmiyorum, neden beni dinlesinler ki?” deme cesaretini gösteremezdi! Üstelik bu suçlamalar, AB Uyum Yasaları çerçevesinde özel yaşama müdahale edilmemesi yönünde yasaları çıkaran ve özel hayatlarının gizliliğine itimam gösteren Ak Parti’ye yapılıyordu. Sanki bundan 7-8 sene önce, gazete manşetleri en çok neyin üzerine atıldığını unutan bir toplummuşuz gibi. Doğan Medyası vesair medya ise olayın üzerine abandı adeta. CHP bağırdı, onlar mikrofon görevi gördü.AKP’nin “gelin meclis araştırma komisyonu kuralım. Suçluları en ağır cezaları verelim” teklifine atlaması gerekenler atlamadı. Ama yaygaraya devam ettiler. Vakit Gzt.si açıklama yapıncada “biz o kadar salak mıyız? ‘Yes’ tuşuna basmış olsam telefon tekrar çalmazdı” gibi komik gerekçeler ortaya döktüler.

Oysa işin daha vahimi kendini hala tek parti döneminde sanan CHP ve tek parti dönemi uygulaması olan valilerin doğal CHP il bşk. olduğu zamandan kaldığını sanan bir merkez valisi yerel seçimleri nasıl kazanacakları yolunda Önder Sav ile görüşüyordu. Kadrolaştığı, atamaları buna göre yaptığı, devleti ele geçirdiği suçlamalarına maruz kalan hükümet döneminde tam 5 yıl görevden alınmayan bir vali bu. Nasıl kadrolaşmaysa artık. Bakanı karşılamadığını, AKP belediye hizmetlerini engellemeye...

Gerçeğin ortaya çıkmasıyla yüzlerinin kızarması beklenenler, özür dileyip, gereksiz halkı gerdiğini itiraf ederek, erdemli bir duruş takınması gerekenler susmadı. Bir boçalama yaşadılar, gurup toplantısını iptal ettiler, Kemal Anadol basın toplantısına gelmedi, ‘gensoru’ vermekten vazgeçtiler (bide vazgeçmeseler ne komik olurdu!). Teknoloji cahilliği de ayrı bir iş. Kardeşim madem dinlendiğinizden şüpheleniyorsunuz, gider karşı casusuluk cihazları ile bunu önleyebilirsiniz veya dinleme cihazlarını bulabilirsiniz. Hatta dış dinleme, lazer titreşim algılayıcı harici, mobil dinlemelerin yerini bile tespit edip, suçüstü yapabilirsiniz. Zaten ben anamuhalefet partisinin bunu genel merkezinde uyguluyor olduğunu düşünmek istiyorum. Zira sizi sadece iktidar veya diğer muhalefetteki rakipleriniz dinmez. Başka ülkelerin ajanlarıda sizin projelerinizden, kazara iktidara gelseniz yapmayı düşündüklerinizi bilerek, strateji geliştirmek isteyebilir.

YÖN Radyoda Murat Taylan'ın sorularını yanıtlayan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Turkcell'e başvurduklarını açıkladı. Kılıçdaroğlu, Turkcell'in ancak mahkeme yoluyla kayıtları verebileceklerini bildirdiğini bu yüzden de taleplerine olumlu yanıt vermediklerini anlattı. (adam başka birisinin kayıtlarının 3. Kişi ve kurumlarına mahkeme kararıyla verilebileceğini bilmiyor. Bilse zaten başvuruyu CHP değil Önder Sav adına yaparlardı. Gerçi oda 4 gündür kayıpmış! Diğer taraftan sahi madem dinlendiğinizden şüpheleniyordunuz ve bu hukuka göre suç neden mahkemeye başvurmamıştı CeHaPes) Kılıçdaroğlu, Vakit Gazetesinin mahkemeye başvurmadan 24 saat içinde telefon görüşme kayıtlarını gösteren belgeyi nasıl aldığını sordu.

Burda ayrı bir cahillik yatıyor! Adamın Türktelekom’un ayrıntılı fatura hizmetinden haberi yok. Vakit kendi üzerine kayıtlı ve ayrıntılı gelen faturası hakkında erken bilgi talebinde bulunmuş o kadar. Yani bilgi istediği kendisi, kendi telefonları. Üstelik olay doğru olmasa ve dilekçesinin sonuçunu beklediği sırada Chp ülkeyi gererken Vakit yazarı Arseven bir gazeteciye “olay ortaya çıktığında herkes çok şaşıracak, utanacak, Deniz Baykal Önder Sav’a çok kızacak” diye tiyo bile vermişti. Ülkeyi arkasını araştırmadıkmadıkları büyük bir iddia ile gerdiler. Borozancılarıda buna katılınca gene vatandaşa ceza kesildi. Borsa düştü, döviz çıktı. Sonuçta ne Chp yöneticilerinin nede Baykal’ın inandırıcılığı kalmadı. Yalanla, hükümeti kriz yöntemiylede olsa, ülkeyi ekonomik - sosyal olarak düşürse, iktidar olmak için her türlü yöntemi denemeye hazır gözü iktidar hırsı ile dönmüş siyasetçiler oldukları gerçeğini oynadılar. Bu siyasi yöntemin başarısının olmadığını göremeyecek kadar statükocu, yöneticilerinin çoğu kendilerini içsel değiştiremeyecek, yeniden öğrenemeyecek kadar yaşlı olduklarından Chp düşmeye devam edecektir.

Utanan var mı bilmem! Lakin Baykal Sav’a çok kızmıştır! 5 gün önce Önder Sav ve Deniz Baykal dinleniyormuydu bilmiyorum. Kesin bilrdiğim ise şu sırakar her ikiside çok iyi DİNLENİYOR! Biri evinde birinin yerini bilmiyorum.

Cenk SARIGÖL

30 Mayıs 2008

Saloş Bir Çuvallama

Statik Statükocular

Önceki yazımızın devamı niteliğinde Türk Seçmeninin değişen beklentisini ve siyasete bakışını aktarmaya devam edelim. Seçmen artık sadece eleştiren, iktidarın her yaptığına ‘Hayır’ diyen, karşı çıkan, engellemeye çalışan tarz-ı siyasetten bıktı. Bilişim çağının olanakları ile çok hızlı tepki verebiliyor. İnternet ayakları artık olmazsa olmaz diye nitelenen gazetelerde haberler anında güncellenirken, okur sadece okur olmaktan çıkıp, yazar olarak yorum yazıyor, puan veriyor, tebkisini yada övgüsünü anında yazı işlerine ve yazarlara iletebiliyor. Özgürlükler arttıkça, farklı perspektiflerden tarih araştırmaları ve gerçekler gün yüzüne çıkıyor. İnsanımız dünyayı tanıdıkça karşılaştırmalı tarih sorgusu, siyaset algısı gelişiyor. Almanya bu gelişmeyi yakalamışken biz neden hala gerideyiz? Sorusunu kendi içinde sorduğu gibi dış ses olarakta çevresine iletiyor.

CHP sosyalistliği, sosyal devlet anlayışı nasıl sorgulanıyor görmüyormusunuz? Tüm bu gelişmeler karşısında mevcut düzenden nemalanan, çocuklarının ve torunlarının geleceğini, kariyerini bu düzenin devamında gören zihniyet ve zümreler ise gidişata dur demek için atmadık takla bırakmıyor. Dünyanın en büyük video paylaşım sitesini “Atatürk’e hakaret ettiği” gerekçesiyle erişime kapatıyorlar. Biraz internet bilgisi olan için bunu aşmak zor olmasada sonuçta cezalandırılan, yeni kullanıcılar. Oysa milyarları bulan içeriği ile yasak, daha çok bu portalı kullanan kendi insanına ceza kesiliyor. Sadece ilgili link yasaklanarak aynı sonuça ulaşılabileceği bilgisine ise biganeler.İletişim ağı genişleyip, geliştikçe yaş ortalaması ‘ihtiyar’ düzeyindeki partiler ve özellikle CHP çuvallamalarına devam edecektir. Çünkü gençlik, amatörlük olduğu kadar heyecan, ruh, heves, ukba, hırs ve enerjiyi içinde taşır. Eleştirdiğiniz kadar çözüm önermeniz, çözüm yolları göstermeniz, çözüm yollarını açmanız ve yardımcı olmanız yeni siyaset beklentisinin merkezidir. Yapılanları külliyen ret etmek ise gerizekalı siyaset zamanlarında, darbe sürecinin dar alanda kısa paslaşmalarına izin verilen politik zeminlerde kaldı.

Önder Sav Malatya da yaşlı ve fakir bir CHP üyesinin ‘Hacı olma isteğini’ iletmesine bence Avrupalı hiçbir sosyalistin aklına gelmeyecek bir düzeysizlikle cevap veriyor. “Araplara para kaptırmanın alemi yok. Bakarsın oraya gidince Muhammed (‘a.s’ biz ekleyelimde terbiyesiz saygısız olmayalım) seni bırakmaz” adam daha da utanmazca söylediği kepazelik hatırlatılınca “kamera olduğunu bilmiyordum” diyor. Eğer bu bir zeka özürlülüğü değilse “biz CHP yöneticileri zaten kamera olmayan biz bize toplantılardahep böyle din, diyanet ve peygamber hakkında ileri geri, abuk subuk konuşuruz” itirafıdır!

Hükümet yıllardır bitirilemeyen ama devletin en çük övündüğü, üzerinden puan toplamaya çalıştığı, ismine TRT de Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) diye tv kanalı bile kurduğu projeyi hayata geçirecek müthiş bir adım atıyor. Öyle böyle değil, bütçelendirilmiş, yapılandırılmış, kalemleri çıkarılmış, görev paylaşımı yapılmış gerçekçi bir planla açıklanıyor bunlar Eyyübi’nin başkentinde... Ama şoven söylemlerden başka hizmet üretmediği söylenen ilin belediye başkanı ortalarda yok. CHP ise Hükümetin bu açılımını kendince gölgelemek ve etkisinin toplum üzerinden dağılması için harekete geçiyor. “CHP Genel Merkezi DinleniyorDeniz Baykal çıkıp, kesin bir dille ve her zaman ki saldırgan uslubuyla verip, veriştiriyor. Olay şu:
"Merkeze alınan Bolu eski valisi Ali Serindağ CHP genel merkezinde Önder Sav ile görüşür. Burada Sav’a yerel seçimlerde Bolu Belediyesinin nasıl alınacağına dair taktikler verir. (bakın devletin bir valisi CHP genel merkezinde CHP’nin nasıl seçim kazanacağı yönünde planlarını arz ediyor) Hatta bazı bakanlar hakkında yakışıksız laflar eder ve CHP yanlısı kullanılabilecek personel isimlerinide iletir. Bu konuşmalar ise Vakit Gazetesinde ertesi gün okurlarına duyurulur.
Herkes Vakit’in bu görüşmeyi nasıl ele geçirdiği? Sorusu üzerinden (özellikle uzun zamandır hükümetten İstanbul'un göbeğinde otel yapım izni alamayan bir medya gurubu) hükümete, emniyet ve cemaat bağlantılarına abanarak, demedi-komadı bırakmadı. Böylece gündem değişti. GAP konusunda hükümet açılımı manşetlerden hemen düşürüldü. Oysa doğal olan yeni açılım üzerinden gelir dağılımındaki dengesizlikler tartışılsın, Kürt Sorunu, Terör masaya yatırılsın, şoven ve ayrılıkcı kürt gurupları tahlil edilerek, çözüm yolları aransın.

Ama nerde? madem bu düzen korunmalı, çark ne daha hızlı nede daha yavaş dönmemelidir. Zaten yaşlılar ayakda uydurmaz bu hıza..! Aynı Anayasa Mahkemesi Başkanı Osman Paksüt olayında olduğu gibi kimse orada kimlerle yemek yediğinin, buluştuğunun üzerinde durmadı yada gözlerden kaçırıldı. İşin garibi CHP hırçın ve mal bulmuş mağrip, pozlarıyla sarıldığı Sav’ın dinlenme iddialarına hükümetin bizzat İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından yapılan “gelin mecliste araştırma komisyonu kuralım. Birlikte araştıralım ve sorumlulara en ağır cezayı verelim” teklifine kulak asmadı. Dün Vakit Gazetesi dinlemenin nasıl gerçekleştiğini açıkladı:
“Tarih 25 Mayıs 2008 Cuma... Saat 10.00 civarı... Muhabirlerimiz, Hac ve Peygamber Efendimiz aleyhinde sarfettiği sözlerden dolayı büyük tepki çeken Önder Sav'ın bu konudaki görüşünü almak üzere, kendisini 0532 3.... numaralı telefondan ararlar. Önder Sav; o an Vali Ali Serindağ ile görüşmektedir. Muhabirlerimize, ‘Misafirim var. Bir dakika...’ der. Muhabirlerimiz beklemeye başlar. Telefon açıktır. Muhabirler, Önder Sav ile Vali Serindağ'ın konuşmasına işte o telefondan, yani Önder Sav'ın telefonundan 42 dk. mutalli olurlar. Önder Sav ile Vali Serindağ'ın görüşmesi, Sav'ın da ifade ettiği gibi, "bir saat" kadar sürer. Ancak 42 dakika sonra Önder Sav'ın telefonu kapanır. Muhtemelen şarjı bitmiştir!”
Olayın dinleme felan olmadığı, yaşlılıktan kaynaklanan unutkanlık yada saloş bir durumdan ortaya çıktığı hemen anlaşıldı! Peki bu durumda CHP ne yaptı? Dün vereceklerini söyledikleri “gensoru” öncesi yapacakları toplantıyı iptal ettiler. CHP Gn. Bşk. Yrdc. Kemal Anadol duyurduğu ve davet ettiği basın toplantısına gelmedi. Özür mü daha ufukta yok! Zaten beklenmiyorda.. ne Sav’ın dine ve Peygambere höykürmesinden nede kendi ihtiyarlığının etkileriyle gündemi işgal etmesine... Lakin Deniz Baykal’ın Önder Sav’a ne kadar kızmış olduğunu tahmin etmek hiçde zor değil!

Cenk SARIGÖL

Eskiciler

Herşey bir döngü içindedir. Esas olan daha iyiye, güzele, faydalı olana dpğru dönmek ve yürümektir. Mevlevilerin dönmesi de kainatın devinim üzerine kurulduğunu temsilendir. Ay hem kendi hemde dünya etrafında döner. Dünya kendi etrafında döndüğü gibi ay ile birlikte güneşin etrafında, güneşte kendi merkezindeki akrep bölgesi etrafında döner. Güneş sistemide diğer yakın sistemler gibi Samanyolu Galaksisi içinde devinimlerini sürdürür. Bu bilgileri astroloji yada uzay bilime merak saldığımdan aktarmadım. Taa uzaydan Türk sistemine atacağımız nazarın uyumsuzluğunu ortaya sermek adına aktardım. Zira bu döngüye ayak uyduramayanları kara delikler yutar!

3 Kasım 2002 seçimleri Türk Demokrasi tarihinde önemli bir dönemeçtir. Halkımız eski siyaset tarzını ve yapısını tasfiye etmeye yönelmiştir. Mevcut meclis yapısının neredeyse tamammını kurumsal oluşumunun bir yılını doldurmamış bir partiyle değiştirmiştir. Burda bir parti yada partilerin siyaset tarzını anlatmaktan çok halkımızın siyasete bakış tarzındaki gelişimi tahlil edip, sizlerinde kendi içsel tavırlarınızlarınızla bu anlatımın uygunluğunu ölçmenizi bekleyeceğim. 3 Kasım öncesinde iktidara gelen parti yada partiler sürekli yaptıklarından bahseder, bunu sanhi bir ihsanda bulunmuş gibi halkın kafasına kakardı. Bu bazı annelerin çocuklarına sürekli “yemedim yedirdim. Giymedim giydirdim. Sana saçımı süpürge ettim. Nice emek verdim” gibi başa kalmalarına benzer! Bu yapılan lütuf veya ihsan olarak, nitelenemez! Bu bir görevdir. Annelik görevi... babalık sorumluluğu... yemek yemek, su içmek gibi.

Sizin evladınız üzerindeki iradeniz ve biçimlendirme güçünüz çocukta yoktur. Siz mümkünse çocuk sahibi olmayı kendiniz seçersiniz. Ama çocuğun ana-babasını seçme şansı yoktur. Siyasete uyralamaya çalışırsak, partiler iktidara talip olur. Bunun için görevlendirme isterler. İktidar olanlar bu göreve getirilenlerdir. Şimdi bir belediye temizlik işçisinin görevi bellidir. Durmadan “şurayı temizledim, burayı süpürdüm, çöpleri topladım, şehir dışına götürüp, çöplük alanına döktüm” vs. demesi onu değerli kılar mı? HAYIR! Tek başına hiçbirşey ifade etmez çünkü görevidir yapmalıdır. Ta ki başka bir aynı büyüklükte alandan sorumlu ve eşit sorumlulukta temizlik işçisiyle karşılaştırılana kadar. Eski siyaset anlayışında siyasetçi sürekli, kendinden öncekilerin yaptıklarını ve kendi icraatlarını anlatırdı. Karşılaştırırdı. Adama sorarlar “senden öncekinin iyi olduğunu düşünsek zaten seni seçmezdik. Bu senin zaten vaad ettiğin ve yapman gereken görevin. Peki sen Almanya, İtalya, Fransa hükümetleri şunları şunları yaparken ne yaptın?” öyle ya iktidar yolu olmayan köye yol, suyu olmayana su, doğal afetlere karşı güvence sağlamak ve tedbir almak gibi bir çok işi yapmakla görevlidir. Görevleri ‘yaptım’ diye sunmanın saloşluğu vurgulamak istedim.

Hele bazı siyasilerin sürekli çıkıp, “cumhuriyet tarihinde şu kadar yol yapıldı biz bu kadar yaptık, şu kadar araba vardı şimdi bu kadar, şu kadar eve telefon bağlandı” gibi saçma sapan ve halkı aptal yerine koyan demeçlerini duydukça deliriyorum. Ya 1930 da ki asfalt dökme yöntemleri ile şimdikiler bir mi? Bırak yolu otamatik ray değiştiren teknoloji var demiryollarında... “Bu kadar telefon obonesi vardı bizim zamanımızda şu kadar arttı” iyide senin karşılaştırdığın yıllarda ülkenin nüfuzu 11 milyon, şimdi 75 milyon. Bana orak söyle hemde geçmiş ve şimdiki zaman karşılaştırmalı değil. Başka bir ülke karşılaştırmalı örnek ver.

AKP iktidarıda zaman zaman eski siyaset tarzına meyl etsede halkımızın değişim yönündeki iradesini en iyi yakalayan parti oldu. Diğer önemli parti ise MHP. Meclis dışında kaldığı dönem durumu iyi çözümleyen partide zaman zaman arada kalsada halkın beklentilerini en iyi okuyan partiler sınıfına girmeyi başardı. Bunu 22 Yemmuz 2007 seçimindeki oy arttırımı ile de gösterdi. CHP, DSP vs. istasyonlar ise kazık gibi duruyor. Sanıyorlar ki iktidar sırayla! Dönecek dolaşacak herkes yıpranacak, oyla olmadı başka ittirmelerle iktidar olacaklar. Dün eleştirdikleri darbe anayasını, eskiden en fazla karşı çıkan oldukları YÖK kanununa şimdi sahip çıkıyorlar.

Halkı anlamadıkları, sesine kulak kabartmadıkları değerlerine saygı göstermedikleri (Önder Sav, Onur Öymen densizliklerini hatırlayın), yeni gidişatı çözemedikleri ve politika geliştiremedikleri için sadece eleştiriyorlar. Çözüm öneren, alternatif projeler çıkaran yok. Amaç her yönden, herşey üzerinden, kurum ve kuruluşları kullanarak iktidarı yıpratmak. Peki oluyor mu? Gene ‘HAYIR’! Çünkü halkımızın artık ortak değerler olarak gördüğü, demokrasiye, insan haklarına, AB uyumuna dahi sadece iktidara karşı olmak için set oluyorlar. Hep söylüyorlar ya, Deniz Baykal ve bu muhalefet olduğu sürece R.Tayyip Erdoğan ölene kadar başbakan isterse Cumhurbaşkanı olur. Doğru muhalefet yok ki, AKP tek parti oldu! Tek muhalefet kaldı totaliter bürokrasi ve onun gayri demokrat ve adil kurumları...

CenkSARIGÖL

4 Haziran 2007

Sol’a İhtiyaç Var


Sol’a İhtiyaç Var


Elbette bu başlığın ardından bize “Türkiye de sol parti yok mu ki?” sorusu gelecektir. Doğal olarak yazıda önceliğimiz özellikle CHP ve sair sol olduğunu iddia eden partilerin konumlarını irdelemek olacaktır. bir kısım sosyalist partileri ve çevreleri ayrı tutamak gerekirse, kendini sol olarak tanımlayan veya yaşamının erken dönemlerinde “solculuk” yapmış olanların siyaset yaptığı ve oy vererek desteklediği partinin CHP olduğu genel bir doğrudur. Belki en doğrusu da sol değerlere bağlı insanların, “oyum boşa gitmesin” kaygıları ile CHP’ye oy verdiğidir. CHP’nin, dünya sol partilerinin ortak platformu olan Sosyalist Enternasyonale üye olduğu gerçeği kafaları karıştırabilir fakat oradaki konumu son iki yıldır tartışmalı hale gelmiştir. Platform CHP’nin sol parti olup-olmadığını tartışırken kendini “muhafazakâr-demokrat” diye niteleyen Ak Parti’yi hatta DYP’yi teklif götürülecekler listesine almayı düşünüyor.

CHP ne zaman sol oldu? Sorusuna galiba Sayın Ertan Ünver cevap verir! Olmuşsa bile bunun siyasal cumhuriyet tarihimizde sınırlı bir yer tutacağına eminim. Doğuşu sol bir parti değildir çünkü! Ve CHP bir devlet partisi, tek parti olmasının getirdiği hatta omuzlarına binen bu yükten sıyrılıp, sol parti olmayı beceremedi. Sol değerler ve devlet politikaları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı dönemlerde hep devletten yana tavır koydu. CHP’nin son yıllarda uyguladığı politik söylem ve tutumlarının, dünya genelinde solun sahip olduğu evrensel değerler ile çelişen, hatta sola ait olduğu öngörülen evrensel doğrular ile çatışan bir siyasal tarzı ortaya çıkarmaktadır.


Sosyal demokrasi ve sol düşünce, kapitalizmin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlikleri demokratik sistem içinde kabul edilebilir düzeye indirmeyi amaçlayan siyasi ideoloji olarak tanımlanmaktadır. Sosyalist Enternasyonal’in tanımına göre sosyal demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet ve dayanışma temellerine oturmaktadır. Bu temel savunuların içinde bile ayrımcılık yaparsanız ki eşitlik ilkesinde Meslek Liselerini, Başörtülüleri bariz bir şekilde dışarıda tutucu ve dışlayıcı söylemi nereye koymalıyız. Yani bu bir lokantanın kapısına “burada herkes eşittir ve yemekler eşit pay edilir ama zenciler giremez” dediğinizde burada gerçek eşitlikten söz edilebilir mi?


12 Eylül müdahalesinden sonrası dünya ve ülkemizde yükselen özelleştirme, özelleştirme sonucu ortaya çıkan işsizlik ve taşeronların insafına terk edilen işgücünün yaşadığı sorunların sorumlularından birisi, bu konuyu gündeme taşımayan, çözüm sürecine katkı vermeyen CHP ve sol olduğunu savunan ama sol olmayanların sorumluluğu olduğunu söylemek, tümden, yanlış değildir. Dünya da sol olduğunu iddia eden damarın ve partilerin evrensel normlarda politikalar üretmeleri ve dezavantajlı kesimlerin sesi olmaları beklenmektedir. Oysa ülkemizde durum neredeyse tam tersidir. Özelleşen kamu kurumları dolayısı ile diğer partiler nasıl tepki vermişse CHP o kadar vermiştir. Özellikle Güneydoğu, terör, Pkk ve Kürt Sorunu olarak nitelenen ama 10 yıllardır çözümü bulunamayan sorunda CHP’nin bu güne kadar sadece tepkisel çıkışlarda bulunup, çözüm önerileri getirmemesi ne trajik bir durumdur. Hele son yıllarda kendini sol olarak tanımlayan CHP’nin MHP ile aynı söylemlerde bulunması artık traji komik hale gelmiştir. Doğu Perinçek ve şükerasının durumuna ise hiç girmeyelim…


Yine bize ayrılan köşenin sınırlarını zorlamadan CHP genel bşk. Deniz Baykal’ın C.başı seçimleri için ettiği bazı cümleleri (sol adına büyük gafları) sizlerle paylaşalım:

Cumhurbaşkanlığı makamının bu görevi en iyi yapacak insana verilmesi gerekir.

Çankaya yokuşu diktir, fıtıkla çıkılmaz” cümlesindeki fiziksel engelliler karşı ortaya koyduğu ayrımcılığın,

Erdoğan Cumhurbaşkanı olmamalı. Silahlı Kuvvetler de buna kayıtsız kalmayacaktır.” darbeci yaklaşımın,

Cumhurbaşkanı başkomutandır. Başkomutan seçilirken, asker kayıtsız kalamaz.” antidemokratik önermenin,

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmamalıdır, oldurmayın” tehdittin,

Genelkurmay, Erdoğan'ın Köşk adaylığını engellemek için devreye girebilir.” ifadelerinin demokratik gelenek ve evrensel sol değerler çerçevesinde izah edilebilmesi mümkün değildir.


Kısaca, Bu tutum, Türk solunun dönüm noktasını oluşturmaktadır. Evrensel sol değerlere sahip çıkarak politika mı yapacak, yoksa neoconlaşan CHP ve CHP yönetiminin güdümüne mi girecek? Ülke nüfusunun yarıdan fazlası köylü iken anarşizm ile solculuğu birbirine karıştıranlardan ricam artık gerçek solculuk zamanı gelmiştir. Çünkü, ezilen ve modern köleler olarak kullanılan bir sınıf (işçi demek bile çok fazla olur) var. patronların insafına terkedilmiş, taşeron şirketlerde inim inim inletilen bu insanların feryadını sol duymuyorsa, bizim daha söyleyecek neyimiz olabilir ki?


Cenk SARIGÖL