Atilla Kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atilla Kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2008

Torbalı Partiler Koalisyonu ve DSP


SİYASETTE birliktelik, ittifak, koalisyon gibi olu-şumlar için en gerçekçi söz sanırım “Aritmatik olarak siyasette 2+2 çoğunlukla 4 etmez.” Siyasi tarih bize bunu bol bol doğrulamıştır. O yüzden siyasette çokça 2+2=8 veya 2+2=2 gibi reel bilimin temelleriyle uyuş-mayan sonuçlar çıkar. MHP İlçe Başkanı Behçet Çı-nar'ın Torbalı'da 5'li ittifak kurulabileceğini gündeme getirdiğinde daha yerel seçimlere 2.5 yıl vardı. Çınar bu güç birliğini önce MHP+DYP olarak formüle edi-yordu. Ardından saha ve taban genişletmeyi düşünmüş olacak ki, MHP, DSP, DP, BBP, SP ve Anavatan İlçe başkanları Bröve Patiseseri'de biraraya geldiler. Behçet Çınar, Muhsin Yazar, Asuman Altınay, Zülküf Güldoğan, Ahmet Sertcan ve Ahmet Çiçek'in ittifak için biraraya gelmesi, oturup, konuşabilmesi, aynı masa etrafında vakit harcayabilmesi bile büyük güzellik.

Siz bakmayın bu oluşumu “sağ'ı bölmek istiyorlar, CHP ve İsmail Uygur'a yarayacak” diyenlere... Ben-ce başkanlar çok güzel yaptılar. En azından kimsenin oyuncağı olmadıklarını hal yoluyla ifade ettiler. Sağı bölermiş! Hangi sağ peki? MHP ile DP ilçe başkanları biraraya gelmiş, buna BBP ve SP ilçe başkanları da “merhaba” demiş. Al sana SAĞ! Arada bir tek DSP var. Olsa da olur, olmasa da olur! Cürümü ne ki zaten? Olmaması baş ağrıtsın. Hangi tabanı var? DSP bitik bir partidir! Bir seçim daha koltuk altında geçerse hazine yardımı kesilecek. O zamanda partide pek adam kalmaz zaten.

DSP Torbalı İlçe Başkanı Yazar, sessizliğini ittifak partilerine yaptığı sert uyarılarla bozmuş. İttifaka sıcak baktığını, genel merkez ve parti tabanının onaylama-sından sonra kesin kararını vereceğini belirten Yazar, “Birlikteliği kendi içimizden bozmaya başlayanlar var. Koalisyon düşüncesi ilk olarak basına yanlış lan-se edildi ve sonrasında birileri bu oluşumu sahiplene-rek entrika çevirmeye başladı. Partimiz ve kendimi kimsenin siyasi oyunlarına alet etmem” demiş. DSP ilçe başkanı hangi tabandan bahsediyor çok merak ettim. Türkiye'nin en silik genel başkanına sahip parti CHP kanatları altında 22 Temmuz seçimlerine girdi. Belli bir sinerji ortaya çıktı ve bu CHP ile Deniz Bay-kal'a yaradı. Şimdi Baykal ve CHP'liler katıldıkları toplantılarda DSP genel başkanı Zeki Sezer'i 5 dk. din-leme nezaketi göstermeden salonları terk ediyorlar. DSP'nin ZEKİ genel başkanı da dün koalisyon kur-dukları partinin genel başkanına değil de zavallı Anadolu Ajansı muhabiri önünden mikrofonu alıyor diye kızıyor. Muhsin Yazar ise hiç şansları olmayan bir yerel seçimde 1.5 tane meclis üyesi belirlemeyi beğen-miyor!

Bakın ne demiş gazeteye DSP ilçe Bşk., “Biz zaten genel seçimde CHP ile yaptığımız ittifakın cezasını fazlasıyla çektik. Bunun benzerinin Torbalı'da yaşan-masına müsaade etmem" ne cezası çektiğinizi lütfen bana ve kamuoyuna açıklayın. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde dibe oturan DSP ile koalisyonu Baykal istemedi. Deniz beye kalsa sittin sene dönüp bakmazdı tahminimce ama Gene Koncu mitimler baskı yaptı, zorladı, ittirdi ittifak oldu. Ispatula ile kazısan çıkmaz DSP, CHP lütfu ile girdiği mecliste grup bile kurdu. Bu mu ceza yani? Ne güzel ceza ama, CHP seçimde % 2 oyu bulması zor partiyi almış, meclise taşımış, sonrada ceza kesmekle suçlanıyor. Baykal'ın öyle ulu orta Zeki Sezer veya başka sol önder görünenlere yüz vermeme-sini anlaşılıyor. Çünkü bunlar yüz verince astar istiyor, astar versen yorgana pamuk isteyecekler!

“İYİLİKTEN MARAZ DOĞAR” dedikleri bu olsa ge-rek! Hani aç adama katık olmasa bile ekmeğini böler paylaşırsın. Yaptığın iyiliğin altında ezilmesin, kendini iyi hissetsin diye de uzattığı suyu içersin. Hatta kendi su mataran dolu olduğu halde sırf verdiğin ekmekler zoruna gitmesin diye bir kez daha su istersin adamdan, bahanende senin su ne tatlıymış... Sen bunca iyi, ince, lütufkar düşünürken... Sonra bir gün çıkar karşına bu ekmeğini bölüştüğün adam, hesap sorar gibi “bana yıllarca kuru ekmek yedirdin!” Burada ağzınızdan tek bir kelime dökülmek, çıkmak ister “NAN KÖRÜ”...

Bence oluşturulacak ittifakta sağlıklı bir ilerleme kay-dedilmek isteniyorsa kesinlikle DSP dahil edilmeme-lidir. Sanırım oluşturulacak ittifak ve kadroda belediye başkan adayının ve ilk 5 meclis üyesi DSP'li olmaz ise maraz çıkarmaya devam edecekler! En nihayeti gerçek şuki, hiçbir solcu DSP yada CHP'li olsun birbirlerine en ağır ithamları da yapsa, hal hakaretlerde de bulunsa, gariz lafta etse, sinkafta kullansa oylarını birbirlerin-den esirgemezler. Yani DSP'nin ortaya çıkacak olu-şuma katacağı hiç birşey yok!

Birbirlerine selam vermeyen, konuşmayan, bakış-mayan, aynı ortamı paylaşmayan siyasi önderlerin varlığına rağmen Behçet Çınar, Zülküf Güldoğan, Asuman Altınay, Ahmet Sertcan ve Ahmet Çiçek'in hatta Muhsin Yazar'ın tebrik edilmesi gerektir. Gösterdikleri bu diyaloğ ve sergiledikleri düzey için tek tek teşekkürü hak ediyorlar. DSP dışındaki saydığım isimlerin bir araya gelmesi ve ortak belirledikleri ve uzlaştıkları tertemiz bir aday ile yerel seçime gitmeleri her dengeyi değiştirebilir. Başta söyledik, siyasette tesadüf denen şey 2+2=4 edincedir. Temel matematik bilgisiyle bu partilerin oylarını yanyana toplayıp, “hepsi bir araya gelse alacakları oy şu...” diyenler yanılır. Onların siyaset cahili oldukla-rını söylemeye gerek yok sanırım. Yerel seçimde aday çok önemlidir. İyi, temiz, başarılı, sevilen bir aday öyle bir sinerji ortaya çıkarır ki, 2+2=16 eder.

Gene de benim kafam şu DSP'nin varlığına takılıyor. Bu tip unsurlar durmadan mızmızlanarak, bulunduğu özveriyi sıralayarak sinerjinin ortaya çıkmasını engeller. Heyecanı öldürür. Dışarıya değil, içsel çalışmalarla enerji kaybına yok açar. Sandıktan açıldığında ise bir bakarsınız 2+2=1 etmiş.

Cenk SARIGÖL

27 Eylül 2008

Partizane

Sendikalılar
İşsizlikten beli bükülmüş eski belediye zabıtası arkadaşına dert yanıyordu;
-“Belediyeden atılınca ne yapacağımı bilemedim. Biraz birikmişim ve aileden topladıklarımla işyeri açtım. Küçük esnaf birmiş, ben küçük esnaf olacam derken eldeki bitti.” Arkadaşı tekrar sormuş;
-“Başka bir yapsaydınya arkadaş, maaşlı bir iş.
-“Tamamda arkadaşım. Biz zabıtaydık. Onu biliriz. Fen işlerinde olsak, tesisatcılık yapardık. Bildiğimiz mevzut serbest piyasada işletmelerde çalışmaya yetmezki!” bu sırada kapıdan Ermonun biri girer, elindeki gazeteyi masaya fırlatarak, habere bakın habere der. İsmail Uygur tarafından göreve gelmesinin ilk yılı işten çıkarılan eski zabıta, “Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur, Belediye-İş 4 yıl aradan sonra masaya oturdu. 50 işçi sendikalı oldu. İşçiler sendika sayesinde iş güvencesi, grev, toplu görüşme hakları kazandı” Ermonun biri haberin üstüne alaylı şekilde mağdur işçiye sorar;
-“Sizde sendikalı değilmiydini? Bu nasıl güvence ve iştir ki? İsmail Uygur sizi sendikalısınız diye kapının önüne koyarken, 4 yıl sonra kendisi işçilerini sendikalı yapıyor?” Canı sıkılan Eski zabıta ibretlik cevap verir;
-"Yok biz önce ve sadece sendikalıydık. Bunlar önce CHPli sonra sendikalı…" C.S(bu bir fıkradır)


Haber şöyle:
“TORBALI Belediyesi'nde çe-şitli görevlerde çalışan 50 daimi işçi dün Belediye-İş Sendikasına geçti. Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur,

CHP Torbalı İlçe Başkanı Ertan ÇELİK

CHP İlçe Başkanı Ertan Çelik ve CHP'li Belediye Meclis üyelerinin de hazır bulunduğu sözleşme töreni dün Belediye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Torbalı Belediyesi ile Belediye-İş Sendikası 2 nolu şube arasında 50 işçiyi kapsayan toplu sözleşme imza töreninde sevinç ve mutluluk hakimdi… Belediye Başkanı İsmail Uygur'a teşekkür eden işçiler, ‘Bize çok güzel bir bayram hediyesi oldu’ dedi. Önümüzdeki aylarda taşeron işçilerinin de sendikalı yapılacağı öğrenildi."


Çifte Standart
Alın size CHP güzellemesinde bir çifte standart örneği..! Sayın İsmail Uygur seçilip, 2004 seçimlerinde koltuğuna oturduğunda ilk büyük icraatlarından biri işçi kıyımları oldu. 200 civarında işçiyi gruplar halinde kapı önüne koydu. O dönem bu işçi çıkarımlarının mali gerekliliğinin olabileceğini ve başkanın bu girişiminde haklı olabileceğini düşündüğümü yazmıştım. Hatta eski başkan Sayın Hasan Karatoklu’nunda 28 Mart 2004 Yerel Seçimleri öncesi 6 ayda yüze yakın işçi alımı yaptığı sızıntılarını aktarmıştım. En büyük sloganımda şuydu;
SİYASETLE GELEN. SİYASETLE GİDER

H. Karatoklu

Mehmet Hasan Karatoklu’nun oy kaygıları ile şişirdiği kadroların havasının alınması bencede gerekliydi! Mademki o dönem personel maliyetinin yüksekliği ve fazlalığı ve yapılan iş karşılaştırmalı israf vardı (o dönem sayın Uygur bunları dile getirmişti). Gereğine itirazımız olamazdı.
Fakat Uygur işi sadece Karatoklu’nun son 6 ay yada 1 yılda aldığı işçileri işten çıkarmakla kalmadı. Karatoklu döneminde (10 yıl) alınanları hatta Ertan Ünver ile çalışmış personele kadar vardırdı. Tabii işin birde ilçe halkı tarafından algılanması vardı. Herkesin dilinde,
İsmail Uygur kendisini destekleyen, CeHaPe (doğrumu yazdım? Aynı sizin gibi değil mi?) flaması sallayan, konvoyuna katılan partililerine kadro açıyor. Mevcut işçileri çıkarmalı ki tabanına yer açılsın!
şeklinde sözler dolaşıyordu. Haberi okudunuz. Sendikalı ve yüksek ücret aldıkları için 4 yıl önce siyasi yandaşlara yer açmak için kapı önüne konulan içilerin yerine buyur edilen yenilere bizzat CHP’li belediye meclis üyelerinin katılımı ile Sendikaya üyelik töreni düzenleniyor. 4 yıl önce yerine geldikleri insanlara zehir olan yaşamlara inat “bu bize bayram oldu” diyorlar.
Peki yerel seçimlere 6 ay kala İsmail Uygur ve CHP’li Belediye Meclis üyeleri bu kulakları ağızlarına varan ve işçi yönetici birbirlerini yaplayarak neden sendikalaşma yapıyorlar?
Basit; İsmail Uygur seçimi kaybetme ihtimaline karşı kendi kadroloduğu işçilere sendikal koruma sağlıyor! En azından ben öyle algılıyorum. “eden bulur” diye bir atasözü var. Bu işçilerde şekergibi bir bayrama giriyor! Artık İsmail Uygur kaybetse bile arkalarında sendika olacak! 2004de Ak Parti adayı şimdi aday adayı Atilla Kaya defaatle o zamanda şimdide “belediye işçilerine dokunmayacağım. Biz kimsenin ekmeği ile oynamayacağız. Çok çalışacağız ve herkese iş olacak” derken. Sendikalaşmaya neden gerek duyuldu diye sormayın. Herkes kendinden bilir. Zamanında Uygur adaylığı sırasında farklı şeyler söylemiyordu..! Sorun Mahmut Atilla Kaya’nın sözünde durup, durmaması değil, kişinin (CHP Yönetiminin) karşısındakini kendi gibi bilmesidir.
Atilla Kaya arkadaşım. Sözünde durmaya özen gösterir. “Biz geldiğimizde kimse işinden olmayacak” diyorsa, işini layıki ile yapan kimse ekmeğinden olmayacaktır. Ha bana sorsanız, ben öyle yufka yürekli değilim. Adalet elbette birilerinin eliyle tecelli eder. Siyasetle geleni, siyasetle gönderir. Yerine liyakat sahibi, bilgi, beceri ve yeteneğine göre kadro kurardım.
Ben İsmail Uygur’a siyasetle gelenleri, işten çıkardığı için hiç kızmadım. Elbette her başkan güvendiği bir ana, tepe kadro kuracaktır. İşten çıkarmalar ne zamanki siyasi linç olayınıda aşar hale geldi, eleştirilerim ondan sonra başladı. Bu yaz ve geçen yaz yaşadığımız susuzluğun, CHP kadrolaşmasına kurban giden işçilerin yerine gelen çoğu ehil olmayan personelden kaynaklı olduğunu söylesem.! Bu kadar kadrolaşmadan bahsettik, bir örnek vermesek olmaz;
Hamit Küçük, 2004 yerel seçimlerinde Subaşı Beldesinde CHP’den Belediye Başkan adayıydı. (Subaşı ilginç yerdir. Vefat eden Osman Dirik Genç Partiden seçilmiş, CHP’ye transfer olmuştu. Şimdiki başkanda Ak Partiden belediye meclis üyesi seçilmiş CHP’ye geçmişti. Dirik vefat edince belediye meclisi tarafından Başkan seçildi) Hamit Küçük, Seçimi kaybedince hemen akabinde Torbalı Belediyesinde işe başladı… Yazıyı ayrıntılı okumak için http://cenksarigol.blogspot.com/ linkine bakabilirsiniz.

Not: Bizim iki yıl önce burada kaleme aldığımız Ramazan ve Şeker Bayramı yazımızın benzeri bir tartışmaya ülke gündemi yeni gelmiş. Okurlarımız normal gündemden 2 yıl öndesiniz. Farkındamısınız?

Cenk SARIGÖL

21 Eylül 2008

Gurgur Dağında Su Gelir!

Arslanlar Köyü İçmesuyu

Torbalı Tarım İlçe ve Sağlık Grup Başkanlığı yetkilileri Arslanlar Köyü’nün içme suyunda aşırı miktarda demir ve metal olduğunu tespit eder. Kesin uyarı yapılır. Çeşme suyu kesinlikle içilmeyecek, çocuklara içirilmeyecek. Muhtara tebliğ edilir;

“köy camii hopörlerinden suyun içilmemesini sık sık vatandaşa duyurun. Bu su içindekiler yüzünden kansızlık yapar.”

Bir hafta sonra numüne almak için tekrar köye gelen görevliler camii minaresinden yayılan sesi hayretle dinlerler;

Değerli misafirlerimiz. Lütfen çeşmeden akan suyu içmeyin. Suyumuz kansızlık yapıyormuş. Arslanlarda kansızlık yok. Kan bol ve kanı bozuk olmadığından biz yıllardır içeriz bize birşey olmadı. Aman diyin siz dikkat edin ne olur ne olmaz! Dokunur hafazanallah” CS (Bu bir fıkradır)

Gurgur Dağında Yar Gelir!” diye bir türkü olsaydı onu uyarladım diyeydim. Bildiğim yok ve uymaz. SU ayrı, farklı hiç uymaz! Ben uyup uymadığına bakmadan koydum başlığı... Geçen yıl Torbalı Belediyesi kendi beceriksizliğinden veya iş bilmezliğinden milleti susuz bıraktı. Su işleri İZSU’ya devredilincede, sanki kendisi dünya beceri şampiyonuymuş gibi ahkam kesmeye başladı. Ahkam ne ya racon kesip İZSU Torbalı bürosunu bile bastılar. Yapılan komedidir. Beceriksizliği birbirine atma, iş bilmezliği, suçu diğerine yıkma yarışıdır. Bütün yaz aylarını susuzluğa nasıl çözüm bulacaklarını ve yaptıklarını dinleterek geçirdiler. Sonuçta millet susuzluktan kırıldı. Size burada bir çırpıda 10-15 aile sayarım, susuzluk yüzenden Torbalıdaki evinde kalmayıp, köydeki hısım-akrabasının yanında, uzaktaki kızı-oğlunun, bacanağının, kayınkardeşinin yazlığında 3-4 ay geçiren.

Geçen yıl İstanbul ve Ankara susuzluk çekti. İstanbul anlaşılabilir, muazzam bir nufuz var ve çok hızlı artıyor. Ama Ankara kendi beceriksizliğinden susuz bıraktı vatandaşını... Aynı dönemde İzmir pek sorun yaşamadı. Tasarruf tedbirleri aldıklarını ve uyguladıklarını açıkladılar. Kış aylarında harıl harıl çalışan İst. B.şehir Melen Çayı ve Ank. B.şehir Kızılırmaksuyu projelerini tamamladı. İşlerine geldiğinde ağızlarından “bilim, çağdaşlık, uygarlık, modernlik” kelimelerini düşürmeyenler, Allah lafsından yüz buranlar, işlerini kadere bıraktı. “gayret bizden, takdir Allah’tan” sözünü “yatmak bizden, takdir Allah’tan” şeklinde anladılar sanırım. Artık tasarrufu bile bıraktılar! 13 tona kadar 10 ykrş. düşürdükleri ücretlendirme ile suyun kullanımının sakıncalı olduğunu faturalara yazmamak için fatura göndermeyi kestiler. “Ne alakası var?” diyecekler ya hokkabazdır yada yardımcısı... İçme sularında kademeli ücretlendirme tasarruf sağlamak için yapılır.

Örneğin, tasarrufu teşfik için, 5 tona kadar düşük, sonra 10 tona kadar biraz daha fazla, 20 tonu geçen tonajda ise ilkilk kademe fiyatın en az 5 katı fiyatlandırma yapılır. siz sadece üzerinde "bu su içmeye elverişli değildir" yazan fatura göndermemek için suyu neredeyse bedavaya veriyorsunuz. Böylece "ücretlendirilen suyun fatura maliyetini kurtarmadığı" gerekçesine sığınarak, 4 ay fatura göndermeyecekler. Bu sırada umutları yağmur ve tarımsal sulama sezonunun bitmesiyle yükselecek su seviyesi sayesinde arsenik oranı (doğal yollardan) düşecektir! Böylece gönderilecek 4 aylık birikmiş faturalar üzerine 'suyumuz içmeye elverişsiz' yazmaya gerek kalmadan gönderilecektir. Bu bile kendi başına büyük bir çirkinliktir.

Kusura bakmayın ama hep söyledim ve yazdım. Parasını aldığı hizmeti yerine getirmeyen (ki bu hizmet tekel olarak emrindedir) yerel yönetim en beceriksiz ve adi yönetimdir. Hep özelleştime, özelleştirme denilir ya? İnanın ben bu içme suyununda belediyelerin elinden alınıp, özelleştirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Görün bak vatandaş! şebekesini kendi şirketinin dağıtım ağına abone etsin diye ne kapmanyalar yapılıyor. Hiç susuz kalıyor musunuz? Şaşal su akıtsalar şaşmam doğrusu!

Gurgur Dağında su bulduk” diye çığıranların çıkan suyun hala şebekeye verilmemiş olmasını nasıl açıklamadıklarını hayretle bekliyorum. Acaba suyun şebekeye verilmemesinin sebebi Arslanlar Köy suyunda tespit edilen aşırı demir ve metal yoğunluğundan sebep olmasın? Gurgur dediğin Arslanların kuzeybatısı. Aynı damar suyu olmaları muhtemeldir. Bu durumda içeriğinde yoğun metal barındıran tüm sular gibi çökelti havuzlarından geçmeden şebekeye veremezsin. Normal deposu bile (2 tane var gene canım ayaklı ve gömme) olmayan bir ilçenin bu işine gelmez. Alışmışlar direkt şebekeye bağlamaya.

Hani ben hep seneyede bu konuyu yazıyor olacağımı düşünüyorum diye yazıyorum ya. Sebepleri çok. Bu Gurgur Dağından Güldür Güldür su çıktı, şebekeye bağladıkmı sorun bitecek diyenler var. Zor canım be çok zor. Bir kere sizin şimdi var dediğiniz su seneye kesilebilir! Neden? Arslanlar Köyü Tarımsal Sulama Kooperatifi bu yaz elektrik borçlarından dolayı çalışmadı. İZSU’nun yeni kuyularının tam doğusunda 4 tane 5,6,8,10 inçlik kuyular bunlar. Çalıştıklarında şimdiki suyun çıkış hızıyla Torbalının su sorunu çözüldü diye düşünenlerin damağını kuruturlar!

Muhalefet partilerinden bir kısmıda akıllara ziyan şekilde iktidar partisi ilçe başkanını ve iktidarı (DSİ ve Çevre Orman Bakanlığını) suçluyor susuzluktan dolayı. Ağır olun beyler bayanlar! Önce öğrenin

DSİ, kent içi çalışmalara müdahale edemez. Belediyenin 1053 sayılı kanun çerçevesinde DSİ’ye başvurması ve protokol yapılması gerekir.

Ak Parti İlçe Başkanı Mahmut Atilla Kaya

Varmı böyle başvuru? YOK. Varda ret mi edilmiş? HAYIR. Ya azıcık insaflı olun. Eğer bunları cahillikten söylediyseniz öğrenirsiniz kolay! Ama bu kanundan haberiniz varda yumurtladıysanız “YALAKALIĞIN” bu kadarı ayıptır. Hoş uzun cevabında “sağcılık” tan başka bu şeyler konuşmayan Atilla Kaya ilgili kanundan haberdarmıydı? Peki olsaydı bunuda cevaplarını desteklemek için kullanmaz mıydı? Soruların uçu açık.

Ana sebep sonraki yazıya, büyük gündem değişikliği olmaz ise geleceğim. Mevcutta görünen ve demeçler veren adaylar bu sorunu çözemez. Teşhisleri yanlış ki tedavileri nasıl doğru olsun? Zaten Yetkileride yok artık...

Cenk SARIGÖL

30 Ağustos 2008

Zanlı Subaşı Belediyesi

Zanlı Subaşı Belediyesi
Geçen hafta 28 Ağustos 2008 Perşembe günü yazdığımız diğer yerel gazetede okumuşsunuzdur haberi yada bize verilen cevabı. Zira bu konuda kalem oynatan ve eleştirel yazılar yazan sanırım bir tek ben varım. Öyleyse boşluğa cevap verilmiyor! Ben haberi aynen sizlere bir kez daha aktarayım. Bununla birlikte Subaşı Belediye Bşk. Erkan Zeylan’ın cevabına konu olan yazıyı tekrar okumak isterseniz http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/bamza-gelenden-korkmak.html adresinden bakabilirsiniz.
Erkan ZEYLAN Eleştirlere Yanıt Verdi.Geçtiğimiz hafta alkollü sürücü-nün yol kenarında yürüyen aileye çarpması sonucu Ak Partili Subaşı Belediye Meclis Üyesi Osman Akpınar’ın eşi, kızı, gelini ve 2 torunu hayatını kaybetmişti. Kaza sonrası Osman Dirik Parkının ve Subaşı İlköğretim Okulu’nun bulunduğu Torbalı Tire Karayolunda Subaşı Belediyesi yolda gerekli önlemleri almadığı konusunda eleştirilmeye başladı. 4 ay önce Eski Belediye Başkanı Osman Dirik’in hayatını kaybetmesi sonucu Başkanlık görevine getirilen Erkan Zeylan eleştirilere yanıt verdi. Başvuru Dilekçesini OSMAN DİRİK Yazmıştı. Rahmetli Belediye Başkanı Osman Dirik’in ve kendisinin suçlandığını belirten Zeylan,
‘Rahmetlik Belediye Başkanı Osman Dirik 18 Ekim 2007 tarihinde öğrenciler için tehlike arz eden yola üst geçit yapılması için Karayolları 2. Bölge Müdürlüğüne dilekçe yazdı. Hatta dilekçede kesikler nedeniyle vatandaşın ve öğrencilerin yürüyemediği yola yapılacak olan üst geçidin Subaşı Belediyesi tarafından yapılacağı Karayollarından sadece izin verilmesi isteniyordu. Ancak aradan geçen yaklaşık 1 yıllık süre içerisinde Karayollarından ne olumlu ne de olumsuz hiç bir cevap yazılmadı’
dedi”

Baştan söylemek gerekirse bu cevap yetersizdir. Hemde külliyen yetersiz. Zeylan gazeteye yaptığı bundan önceki 3 açıklamada vefat eden selefi Osman Dirik’in Karayolları 2. Bölge Müdürlüğüne yazdığı bir dilekçeden bahsediyor. Hatta bu dilekçenin varlığından hareketle şöyle diyor. Erkan Zeylan;
1 yıl önce Rahmetli Başkanımız Osman Dirik Karayolları’na dilekçe yazdı. Suçlu bu güne kadar hiç bir çalışma yapmayan Karayolları’dır
Zeylan 3 oldu gazeteye açıklama yapıyor ama bu dilekçeyi giden evrak dosyasından çıkarıp, kopyasını gazeteye yada bize göndermeyi akıl edemiyor! Veyahut işine gelmiyor! Böyle bir dilekçe varsa bunu ortaya koymak çok mu zor? Ben bu dilekçe mahiyetini kaza sonrası yazdığımız ilk yazıda “Adam Olmayız Biz” (http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/adam-olmayz-biz.html ) ortaya sürdüğümüz sorumlulukları içermediğine inanıyorum. Madem ortada bir dilekçe yok! En azından bize ulaşmış birşey yok. Rahatlıkla iddalarımızı sürdürebiliriz...

Böyle bir dilekçenin varlığını kabul ederek, akıl yürütelim... Bu kazada belediyenin sorumluluğu sadece karayollarına dilekçe vermekle bitermi? Neden yan yollar yapılmadı. Belediyenin imar ve sorumluluk sahaları içinden alternatif güzergahlar oluşturulması gerekmezmiydi. Sadece bir dilekçeyle sorumluluk üzerinizden kalkar mı? Torbalı Belediyesinin İzmir – Aydın asfaltı üzerinde trafik ışıklandırması yapmak için harcadığı mesaiyi ve basının desteğini ne çabuk unuttuk. Peki Subaşı Belediyesi bizden böyle bir destek istedi mi? İl Genel Meclis üyelerine, iktidar partisi yöneticilerinden bu yönde bir talebi oldu mu? Örneğin Karayolları 2. Bölge Müdürlüğüne böyle bir dileççe verildiyse, Ak Parti Torbalı ilçe yöneticilerinden konunun takibi rica edildi mi?

Oysa gerek Torbalı Atatürk Mahallesi gerekse Bayındır Kavşağının ışıklandırılmasında Torbalı Belediyesi ve İktidar partisi yöneticileri güzel bir çalışma ile sonuç almıştı. Basın olarak bizlerde hem bu koordineli çalışmayı teşvik etmiş hemde karayollarının dikkatini çekmeye çalışmıştık. Subaşı Belediyesinden bu konuda destek talebi en azından bize hiç gelmedi. Ak Parti ilçe bşk. Atilla Kaya. Ona sordum “böyle bir yardım ve destek ricası size yapıldı mı?” diye. Cevabı şu oldu;
Partimiz tüzel kişiliğine böyle bir talepte bulunulmadı. Yazılı yada sözlü bana ulaşan birşey yok. Parti yöneticilerimiz ve il genel meclis üyelerimize böyle bir taleple gidilmiş olsa, haberim olur ve bana iletirlerdi.” dedi.Torbalıda olsaydım sayın Zeylan'a bu soruları sorar cevap aradım. Olmadığım için başkası soramıyor mu?

Cenk SARIGÖL

8 Temmuz 2008

Ben, Futbol ve Torbalıspor

Futbolu Sevmeden

Ayaktopunu oldum olası sevmem. İyi oynayamamın bunda etkisi olduğu gibi Torbalı Endüstri Meslek Lisesi (TEML) ilk yılında futbol takım çalışmalarına zoraki dahil edilmemin bendeki ilgisizliği arttırdığı su götürmez. Meslek Lisesine yeni başlamışız. Amcamoğlu Cevdet Sarıgöl sanki bayrak devreder gibi mezun oldu, ben kayıt yaptırdım. O iriden büyük cüssesiyle nasıl koşar, futbol oynardı, depara kalktığında toz toplatırdı halen hayret ederim. Fizik kurallarını zorlayan bir durumdu onunki, galiba en büyük azmi kazanma hırsıydı. Lakabı “Lokomotif” bizim emmioğlunun. Eh onca koşmak, depar atmanın sonunda nihayet büyük beden ciğerine hava, damarlarına kan istiyordu. Bu yüzden soluk alması 3-5 metreden duyulurdu. Teyzeoğlum Yalçın Bilgiç o sıralar Torbalısporda kaleci... TEML futbol takımını Müdür Yardımcısı Şerif Şen çalıştırıyor. Ne kadar dil döktüm, futboldan anlamadığımı söylesemde dinletemedim.
Kendimi takımda ve idmanlarda buldum. Ama ne antremanlar? Canım istemiyor, sevmiyorum, koş, yat, kalk, sürün, dön, zıpla muhterem müsabakaya adam değil, muharebeye asker yetiştiriyor sanki... 

Torbalı Endüstri Meslek Lisesi

Şerif Hocam epey bir canımı çıkardı. Benim koşmamamı, verdiği direktifleri tam yapmamamı hep haytalığıma yordu;
senin gözün gezmede, haytalıkta! Bu işi yapacaksın. Baba tarafında futbol oynayan var (amcaoğlu Cevdet), ana tarafında var (teyzeoğlu Yalçın) sende yetenek olmaması mümkün değil. Hiç kıvırma bu işi yapacaksın!

Zülüm ta içimdeki kazanma hırsını disipline edene hadar sürdü. Kondisyonum artmış, nefesim açılmış, hırslıydım ama topa vurma yeteneğim yoktu. Arkasını kovalamam iyide, her çalımı yiyordum. Tüm bunların üstüne Şerif Hocam bir gün,
ya Cenk sen gerçekten bu işe yatkın değilsin sanırım” dedi.
Nihayet milletin bildiğini ve yeteneğini kanıtlamak, takıma girmek için uğraştığı futbolda ben 1,5 aylık ağır idmanlardan sonra yeteneksizliğimi ispat edebilmiştim! Belkide futbola hala mesafeli durmamın ana sebebi istemeyerek ve yeteneksizce yapmak zorunda kaldığım bu 1,5 aylık futbol idmanlarıdır. Bu olaydan çıkarsamamda şu oldu;
Çalışmak, disiplin, tekrar, hırs, özveri sizi bulunduğunuzdan daha ileri götürecektir. Fakat yeteneğiniz yoksa ve sevmiyorsanız zirveyi hayal etmeyin!” Şerif Şen o güzel insan bana lise yıllarımın başında vıcık vıcık terleterek bunu öğretti. Sağolsun...


Torbalıspoar’a Transfer

Yok canım ben değil, dedikya ben ayaktopuna yeteneksizim diye konuyu kendi kısacık futbol maceramdan Torbalıspor üzerine transfer edeceğim. Geçen hafta gazete patronu Vahap Bey yeni transfer olduğumuz konuda bir yazısı ( http://www.buyuktorbali.com/index.php?option=com_content&task=view&id=4070 ) işlemiş. Son parağraflara kadar kurgusal mantığı iyi... yazının sonuna gelince acelesi vardıda hemen bitireyim mi dedi yoksa aklındaki başka bir şey onu itti mi anlamadım! Hatırı kalmasın diye üzerinden bir uçalım dedim. kendileri,
Parasız pulsuz adamları yönetime alıyorsunuz, ondan sonra da sıkıntı oluştuğunda 'Bu adamlar nitelik-siz ve parasız' diyorsunuz. Torbalıspor çok yanlış yönetiliyor.” Diyesiymiş. Doğrudur . Bu iş parasız olmaz. Futbolu bir spor olarak kaale almamın ana sebebi bu zaten. “Fanatizm ve akçalı işleri”. Burada bir durmak lazım ama... amatör ruhunu taşımayan, ruhunda başarıyı istemeyen takımlar başarılı olamaz. Amatör ruh parayla satın alınmaz. ‘Kiminin parası kiminin duası’ demiş atalarımız. Bazen futbolcu Kemal Uzun’u, Başkan Mustafayı, Hüseyin Günaydın’ı, topları, eşofmanları getirip-götüren Efe Çavuşoğlu ve Cumhur’u üzgün görmemek için hırslanır. O ruhu onlara para değil, amatör ruhları verir. Bu bir eleştiri değil. Benim nacizane görüşüm.

Son parağrafta, “Sevgili Çağlar da geçen sezonun sonuna doğru bir anda kendisini büyük bir tartışmanın içerisinde buldu. Krizi iyi yönetmeyince Baş-kan Uygur ile yaşadığı polemik onu çok yıprattı.. (Gerçi Uygur, Çağlar'ın sert beyanatına cevap vermedi ama yazılmamak kaydı ile -Uygur'dan aldığım bilgiye göre- pavyon muhabbeti ile ilgili olarak Uygur'un elinde ciddi belgeler var.)

Hatırlayın bakalım: Özgür Çağlar bugüne kadar hiç kimseyle polemiğe girmiş mi? “paraları pavyonda yiyorlar” diye Sayın İsmail Uygur konumu ve makamına hiç yakışmayacak şekilde genç ve başarılı birine çamur attı. Sonra Uygur sert tepki gelince ‘cevap vermedi’ oluyorsa, ben buna şapka çıkarırım! Belgesi varmış! Varsa ya yazacaksın yada susacaksın. Varmış gibi yaparak, hem suçlamaya ortak olmayı ama belgelendirmemeyi ben bu gazeteye (Büyük Torbalı Gazetesi) ve yayın politikasına yakıştıramadım. Şimdi Vahap Bey şunu demiş olmadı mı;
Evet! Çağlar paraları pavyonda yemiş. Ben belgeleri gördüm. Gerçekmiş!

Devam edelim Vahap Bey'in yazdıklarına: “Yeni bir sayfa açalım, dündekiler dünde kalsın. Özgür Çağlar yönetimi alınca Uygur’a çıkmalı ve destek istemeli veya Atilla Kaya desteği ile yola devam etmeli. Atilla Kaya da Torbalıspor üzerinden siyaseti bıraksın. Çağlar da ‘Uygur bize yardım etmiyor’ yakınmasını bıraksın” yazı tam bu manaları verirken zortlamış.

Sıralayalım yazıdaki eğreltileri;
1-Önce Atilla Kaya’nın hakkını teslim edeceğiz. Başkanlık yaptığı dönemde final oynanmış ve talihsiz son dakika golü ile yeni sezona hırs depolanmış. Takım elemelere gelmişken AKP İlçe Başkanı seçilmesini ve önünün açılması için Torbalıspor başkanlığından istifa etmiş bir kişi konuştuğumuz. Torbalıspor başarısını siyasi kavgasına alet ederek, üstünlük devşirmek isteyen biri önce o klüp başkanlığı koltuğundan feragat etmezdi.
2-Çağlar eğer çıkarda Uygur’dan destek isterse benim gözümdeki kişiliğinde sorun oluşur. Önce Uygur tebrik edecek. Gerekirse eline çiçek alacak, başarılar dileyecek. Hatta özür dileyecek. Sonra Çağlar’a biat çağrısı yaparız! Neden mi? Finale yamanmış ilçenin milli takımını sokağa attığı, yerine hizmet binası (gerçi en son Torbalı Ticaret Odasının haberi olmadan Ticaret Odası Oteli) yapacağım dediği yer hala boş. O zaman adama sorarlar ‘ilçenin milli takımını neden kapı dışarı ettin’ diye.
3-Çağlar, ‘Uygur bize yardım etmiyor’ diye yakınmadı köstek oluyor diye yakındı. Takımı barksız bırakıyorsun, mali kaynaklarını kesiyorsun. Burada yardım değil faul var.
4-İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük bir partizanlık yaparak, il genelinde başarılı olan tüm takımlara maddi yardım ve parasal destekte bulunurken, sadece AKP’li diye Aliağaspor ve Torbalıspor’a yardım etmedi. Sayın Uygur da çıktı. “Aziz Kocaoğlu kendisine küfür edilen bir yönetime para vermemekte haklı” mealinde sözler etti. Küfür olayı gerçekse bunu kim yetiştirdi Kocaoğluna? Aradaki İrlandalılar kim? Hadi diyelim doğru! Kocaoğlu bu parayı babasının mirasından mı veriyor? Kendi cebinden mi? Yoksa ilçeyede yansıyan ayrımcı CHP mantığının bir tezahürü...
5-Önce İsmail Uygur Metropolisspor’u neden kurduğunu açıklasın? Hemde artık yeni profesyonel lisans almanın mümkün olmadığı bilindiği halde. Seçim gelmeden Deve Güreşi üzerinden oynanan çalımları Metropolisspor’a transfer belgelerini ortaya...
6-Başarıya ortak olmak kolay. Onca engele, siyasi çıkarmalara rağmen bu takım ayakta ve başarılı. O halde yardım için biat isteyen Uygur önce gölge etmesin. İhsanı engelemesin. Çünkü, “Günahların hesabı görülmeden, kimse cennete giremez

Ben ayaktopundan anlamam ama ayak oyunlarından anlarım be kardeşim..!

Cenk SARIGÖL

29 Mart 2008

Beldeler Mahalle Olunca


Son ayların gündemi 10 yıllardır beledilik olan ve kendi yöneticilerini seçen beldelerin parçalı mahalle olarak, bağlı bulundukları ilçe belediyelerine bağlanmaları oldu. Beldelere yakın, kimi zaman oldukça uzak köylerin bile en yakın beldeye bağlanmasını üzerinden bir yerek seçim geçmeden AKP’nin beldeleride kaldırarak, yeni düzenlemeye gitmesi tam anlaşılabilmiş değil. Katıksız AKP karşıtlarına göre sebep; “iktidar partisinin yerel seçimlerde yaşayacağı bozguna mazeret üretmek yada oyunu korumak için yaptığı siyesi bir düzenleme.” Fakat bu kronik AKP karşıtları, düzenlemenin nasıl AKP hanesine oy olarak devşirileceğini açıklamakta aciz kalıyor.

Örneğin hemen hemen tarihinde ilk kez sağ bir partiye geçen İstanbul Küçükçekmece Belediyesi bölünecek, Başakşehir ayrı bir ilçe ve belediye olacak. Oysa AKP ve Milli Görüş kökenli belediyelerin kurduğu bir uydu kent olan Başakşehir sayesinde K.çekmece Belediyesi AKP’li olmuştu. Şimdi bölününce muhtemelen CHP’li olacaktır. Aynı şey Gaziemir ve Karabağlar örneğindede görülebilir. Yani bu düzenlemelerle AKP’nin daha fazla belediye kazanacağını iddia etmek gülünç olur. Belki “kaybedeceği belediye sayısına mazeret bulması için sebep oluşturdu” diyeceklere katılabilirim. Ama AKP’nin önemli oranda belediye başkanlığını kaybedeceğini gösteren hiçbir veri olmadığınıda söyleyelim.

2004 yerel seçimlerimleri öncesi bir savım vardı. O gün savunduğum bu iddaları şuan 2009 yılında olması muhtemel yerel seçimler içinde savunuyorum; “Tek başına büyük meclis çoğunluğuna sahip iktidarlar için fazla belediye almak yüktür. Yürütmeyi oyalayan, icraatları, hedefleri, planlamaları zorlayan bir yapı doğurur.” Aksi görüşü ileri süreceklerinde haklı delilleri olacaktır ama benim görüşüm bu yönde.. AKP 2004 yerel seçimlerinde kendinden korktu! Türkiye Belediyelerinin %65’ini almak en büyük korkusu oldu. Bu yüzden yerel seçimlere fazla asılmadı! Ama rüzgar ister istemez kendilerine %45’lik bir başarı getirdi. Çok belediye almak demek, muhafaza edeceğiniz, koruyacağınız, kaybetmemek için çaba harcayacağınız alanın genişlemesi demek. Partiniz menşeili belediyelerin size ulaşması daha kolay olacaktır. Size sorun ve çözüm için ulaşma kanalları fazla olacaktır. 5-10 belediye başkanı kol kola verip, kapınızda bekleyecek, türlü talepler iletecektir. Hele bu belediyelerin istekleri reel ekonomik geri dönüşü olmayacak taleplerden oluşuyorsa işiniz zor. Gelirleri bırakın yatırım yapmayı, giderlerini karşılamayan belediyeler direkt icra makamının bütçe, yatırım planlarını sekteye uğratacak yapılar olarak görülür.

AKP iktidarının aynı şekilde yerel seçimlerde oyunu arttırmaktan ziyade muhafaza ederek çıkmak amaçı olduğunu tahmin ediyorum. Düşünsenize yıllardır belediye ile yönetilen yerleşkeleri siz bir kanunla mahalleye çeviriyorsunuz. Budurum doğal olarak ciddi bir tepki doğuracaktır. Bu tepki oyların AKP dışı partilere yönelmesini getirecektir. Bir yasayı topyekün iyi yada kötü olarak değerlendirmek yanlıştır. Bu beldelerin kapatılması ile oluşacak avantajlar olduğu gibi zorluklarda olacaktır. Öncelikle insanlar psikolojik olarak kendilerini bir mahalleli olarak görmek istemeyecekler. Zaten oda tam net değil. Söz gelimi Çaybaşı bir mahallemi olacak? Yoksa varolan mahalleler mevcudiyetini koruyarak, (Şehitler, Karşıyaka, Pamukyazı, Eğerci vs.) ‘Çaybaşı’, ‘Yazıbaşı’, ‘Ayrancılar’ vs. semt adı olarak mı varlıklarını sürdürecekler? İnsanlar bilinmeyenden, kontrol edip, tanıdıklarını sandıkları yapının büyüyerek kontrolleri dışına çıkacağından korkar. Şimdi belediyeleri ortadan kalkacak olan belde sakinleride bu değişikliğin ne getireceğini bilmedikleri için korkuyor. Emlak vergisi, inşaat ruhsatı, tadilat izni, çoğu hala tarımla uğraştığı için koruma parası gibi şuan kolayca hallettikleri işlerin işleyişinin nasıl olacağını bilmemek sakinleri ürkütüyor.daha büyük ve güçlü belediyeye bağlanmanın elbette birçok avantajları olacak.

Yıllardır belde belediyelerde yapılamayan, tamamlanamayan yüksek bütçe gerektiren alt yapı sorunları kısa vadede çözülecektir. Asfaltsız, kanalizasyonsuz sokak, kaldırımsız, düzensiz (gereğinden fazla) yapılardan oluşan cadedelerde düzenleme yapılması çok kolay olacaktır. Siyasi kayırma, adam kollama, seçim kırgınlıkları azalacaktır. Buna mukabil, su patlağının onarılması, yolda oluşan çukurun kapanması, belediye mevzuatına aykırı işlerde yolunu bulmak, cezadan kurtulmak, ek bina yapmak, yeni kat çıkmak, sondaj vurmak, kapısını çalıp belediye başkanından özel yada tüzel talepte bulunmak çok zorlaşacak. Yani yaşayışı kasabalı, ama otoritenin şehirli gibi davranmasını istediği bir garabet meydana çıkacaktır.

Torbalı Belediye Başkanlığı konusunda fikir yürütmek, tahminde bulunmak artık zor. Korku insanları en iyi kanalize eden içgüdüdür. Bunu ise ülkemizde en iyi CHP yapıyor. Bakın insanların kalbine korku salmak, korku enjekte etmekten başka önerileri var mı? Yerel seçimlerde CHP bunun üzerinden yani korkular üzerinden kendisine oy devşirmeye çalışacaktır. Yerel Seçimin en güçlü partisi AKP ve adayı kesinleşti gözüyle bakılan Mahmut Atilla Kaya’ydı. Ama bu pilav daha çok su kaldırır. AKP bence bilerek ve isteyerek CHP’ye en iyi kullanacağını bildiği silahı hediye etti. “Korku ve Siyaset” üzerine iyi bir deneyime hazırlanın. Hiçbirşey eski hesaplarla olmayacak.
Allah(cc) Yar ve Yardımcımız Olsun...

Cenk SARIGÖL