Su tasarrufu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Su tasarrufu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2008

Değerli İzmirliler!

Değerli İzmirliler!

Sizi bugüne kadar zehirlemiş, çoluk çocuk bile bile kansere yol açan su içirmiş birileri var. Üstelik bunu size hiç söylememişler, uyarmamışalar. Hiç alakasız, tanısanızda hazetmediğiniz birisi (Melih Gökçek) kalkmış “bunlar sizi zehirliyor naber?” demiş. ( http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html ) Ardından o güvendiğiniz. Baştacı ettiğiniz, adamlar (CHP ve Aziz Kocaoğlu) “bizim zaten bundan önceden haberimiz vardı” demiş. Nasıl bir durum bu? Dumur.

Ne yazıkki yapılan budur? İzmir halkına bile bile arsenik zehiri içirtenler “Değerli İzmirliler” başlıkları atarak buroşüre bastırmış dağıtıyor. Sağlık Bakanlığı İzmir Büyükşehir Belediyesine su faturaları üzerine “sağlığa zararlıdır. İçilemez” uyarısı yazmalarını zorunlu kılınca... Fatura utancı yaşamamak için fatura göndermemeye yol arayan büyükşehir sonunda çareyi su fiyatını 13 tona kadar 10 ykrş.‘a indirdi.  Böylece fatura tutarı fatura maliyetine yakın olacağından fatura gönderme şartı ortadan kalkacaktı. Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu,  gazete ve televizyonlara, "İzmirlilere musluklarından akan suyu! için diyemem" açıklaması yaptı. Ehbe Başkan madem böyle bir durum var neden milleti bile bile zehirledin? neden Sağlık Bakanlığı ve İzmir Valiliğinin müdahalesini bekledin?

http://cenksarigol.blogspot.com/2008/09/edi-ile-bd-izmir-ve-torbal.html Arıtma tesislerinin açılışına yada yağmurun geliş zamanına kadar 4 ay fatura göndermeme kararı aldılar. Yağmurların sulara karışması ile içme suyundaki arsenik miktarı düşecek, bunlarda su faturalarınınüzerine “sağlıga zararlı arsenik içermektedir, içilemez” yazmadan 4 aylık birikmiş fatura gönderecekler.

CHP bu ne yapsa doğrudur! Vardır bir bildikleri... Benimse asıl üzerinde durmak istediğim. Başında “Değerli İzmirliler!” yazan buroşür. Fatura maliyetini kurtarmadığı için abonelerine fatura göndermeyen Büyükşehir Belediyesi maaşallah çarşaf çarşaf buröşür dağıtıyor. O maliyeti kurtarıyor belliki..! içindeki yalan ve yanlış yönlendirmelere daha sonra değineceğiz. Projesiz buröşürle DSİ yardımı istemelerini, susuzluğu gene Küresel Isınma ile açıklamaya çalışmalarını. komik buluyorum. Küresel Isınma, bu yaz başlamadı ki,geçen yılda vardı. ondan önceki senede vardı. Bu savunmanın yetmeyeceğini gören İzmir büyükşehir ve İZSU bu sefer Çevre ve Orman Bakanlığını, Bakan Veysel Eroğlu ve DSİ (Veysel Eroğlu Bakanlığından önce DSİ Genel Md. idi) yönetimini suçladılar. Veysel Eroğlu'ndan ise ağır cevaplar geldi.

Bir kere DSİ, Belediye mücavir alanlarında izin almadan çalışma yapamaz. Üstelik yapılan çalışma bir protokol ile kurumlar arası anlaşmaya dönüştürülür. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, İzmir Belediye yetkililerinin DSi ve Bakanlığını suçlayan açıklamalarına cevap vermekte geçikmedi.

Bakan Veysel Eroğlu, "Biz kendisine ‘ne zaman istersen ara yardımcı olalım’ dedik. Kendisi, İZSU ve genel müdürleriyle birlikte makamıma geldi. İzmir’deki tüm barajlar DSİ tarafından yapıldı. Gördes Barajı 2011 yılında bitecekti, 2008’de su tutulmaya başlandı bizim çabalarımızla.. Bunun hemen projesinin bitirilmesi gerekiyor. Biz İstanbul’da 7 bin 500 kilometrelik isale hattı döşedik. Bu iş bizim için çocuk oyuncağı. İzmir, bizim canımız ciğerimiz. Belediye başkanı ‘yapamıyoruz, beceremiyoruz’ desin, biz yapalım. Kendisi yapamayınca başkasını suçlamak yanlış. Çamlı Barajı için de müracaat ettiler, ‘biz yapalım’ dediler. Onu da bitiremediler. Sonra ‘biz yapamıyoruz’ diye başvurdular. Dalga mı geçiyorlar. Zaten çalışma çevre düzeni planına işlenmiş. Ancak aradan yıllar geçtiği için bu planının da yenilenmesi gerekiyor. Arsenikle ilgili de gelsin söylesin yardımcı olalım. İzmir Ege’nin yıldızı, orayı susuz bırakmayız. Yapamıyorsa bize müracaat etsin. İsale hattı projesini İZSU yapıyor. Keşke biz yapsaydık. Ama buna rağmen biz yardıma hazırız. Gördes Barajı çalışmalarına bir sürü para gidiyor. DSİ, biliyorsunuz kent içi çalışmalara müdahale edemiyor. Belediyenin 1053 sayılı kanun çerçevesinde bize başvurması ve protokol yapılması gerekiyor." Demekki beceriksizlik, yeni değil...

Bazı gerzek sallama ve dallamaların bundan haberi olmadığından yalan yanlış şeyler ortaya çıkıyor. Bu kurumlar arası resmi sözleşme yada protokol ile Belediyeler DSİ’ye yaptığı çalışma ve hizmetlerin geri ödemesini takvime bağlar. Yani DSİ hiçbir belediyeye babasının hayrına kuyu açmaz, baraj yapmaz, şebeke, ana arter döşemez. Geri ödeme takvimi ve tahaüdü olmadan bir çalışmada yapmaz. İzmir Büyükşehir böyle bir protokol yapmamış, daha önceden görüşmelerde bulunup, karşılıklı mutabakat aramamış kalkıp, "DSİ biran evvel yapsın. ÇED Raporlarını onaylasın" deme hakkı var mı? Aynı şekilde DSİ, Belediye mücavir alanlarında izinsiz çalışma yapamadığı gibi, Belediyelerde kendi mücavire alanları dışındaki yerlerde yapacağı çalışmalarda (baraj, su kanalı, gölet, kuyu açma vb) DSİ veya ilgili kurumlardan izin alır protokol yapar. Bu yerine göre Köy Hizmetleri, Karayolları, Demiryolları, DSİ, Orman Müdürlüğü vb. olabilir.

Bu sebeplerden yani bürokratik işlemlerin sürüncemesini göz önüne alarak, belediye yönetimleri gerekli tedbirleri önceden alma yoluna gitmelidir. Siz bir sene önceki yağış miktarını biliyorsunuz, barajlardaki su düzeyindan haberdarsınız! Tüm verilere rağmen Şubat, Mart aylarında düşen yağış miktarının yetersizliğini tespit edemediniz mi? Neden yazın ortasını beklediniz. Sorun sadece “Arsenikli Su” değil. Gördükki, arsenik miktarı yüksek diye valilik kararı ile kapatılan kuyulardan öncede sonrada su kesintileri devam etti. Hatta kesintiler dayanılmaz hal alınca arsenikli olduğu için kapatılan kuyular valilik kararıyla duyuru şartına bağlanarak, tekrar açılmasına rağmen su kesintileri bitmedi.

Eğer yönettiğiniz şehire bigane ve 6-7 ay öncesini göremiyorsanız bu sizin çuvallamanız ve kabahatinizdir başkasının değil. Ülkemizde Van, Samsun, Niğde gibi daha başka illerdede arsenik miktarları yüksek yerler çıktı. Kuyular kapatıldı. Dolayısı ile uygulama sadece İzmir’e özel ve husumetten kaynaklanan bir durum değil. Tüm bunlara rağmen İzmir içme suyunda bulunan arsenik zehiri mikrogram olarak en yüksek oranlardadır.

Kanser Vakıalarındaki çok yüksek oranların bu sebepten kaynaklandığını öne sürenler var. İzmir kanser bakımından kendisine en yakın Ege iline (Afyon) 3.5 kat fazla illete yakalanmış. Şimdi safça “Afyon ve İzmir’in nüfuzu bir değil” yalaması yapacaklara baştan söyleyeyim; bu oran yüzdelik hesabına göre yapılmış.

Bastırdığın broşürlere "Değerli İzmirliler" yazdırmakla olmuyor. Çok değer veriyorsanız yaşadığınız şehrin musluklarından parasını aldığınız suyu akıtacaksınız. Gerçi bunun CHP zihniyeti ile başarılmasını zor ihtimal... "Sudaki arsenik miktarını AB Standartları seviyesine (10 mikrogram) indirin" çağrısı yapmak, http://cenksarigol.blogspot.com/2008/07/su-zerinde-siyaset.html talepte bulunmak abesle iştigal olur! Adamlar daha çeşmeden düzenli su akıtamıyorki arseniğini düşürsünler. Arsenikli suyu şebekeye vererek bile su kesintilerini ortadan kaldıramadılar. Biz kalkmış, sudaki arsenik oranını kabul edilebilir seviyelere indirin diyebilelim. lafla peynir gemisi yürüyorsa devam edin bakalım Değerli İzmirliler göz boyacılığına... Hem zehirle, hemde değerli sıfatı ver. sanki bunların değerli olana düşmanlığı var! Daha ne diyeyim?

 

Fıkra: İzmir- Torbalı Fıkraları http://fikralarlatorbali.blogspot.com/ 

 Tedavi Merkezi


İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun evinden çıktığını gören acar gazeteci, hemen yanında biter.
-“Başkanım bir sonraki EXPO için çalışmalarınız varmı?” Kocaoğlu uzun uzun yaptıkarını anlatır. Acar muhabir ikinci sorusunu Konak Meydanı çevre düzenlemesi üzerine sorar, gene uzun uzun cevap veren Kocaoğlu iyice alışmıştır kayıt cihazına! Acar muhabirimiz kıvama geldiğini düşündüğü başkana asıl sorusunu yöneltir;
-“Sayın Başkan içme suyunda bulunan arsenik miktarını niçin İzmirlilerden sakladınız? Arseniğin zararları konusunda uyarmadınız?” Soru hoşuna gitmeyince oradan uzaklaşmayı yeğleyen Kocaoğlu,
-“Hükümet bize çamur atıyor. Bunlar iftiradır. Kusura bakma benim şimdi acil çıkmam lazım. Bir açılışa yetişmem gerekiyor” muhabirin Aziz Kocaoğlu’nun peşini bırakmaya niyeti yoktur;
-"Başkanım ben bu günkü programınıza gözatmıştım. Pöyle bir açılış göremedim Ne açılışı bu?" Biran evvel muhabirden uzaklaşmak isteyen Kocaoğlu resmi araçına binerken cevaplar;
-"Chp’li bir belediye meclis üyemizin yaptırdığı ‘Özel Kanser Tedavi Merkezi


Cenk SARIGÖL

21 Eylül 2008

Gurgur Dağında Su Gelir!

Arslanlar Köyü İçmesuyu

Torbalı Tarım İlçe ve Sağlık Grup Başkanlığı yetkilileri Arslanlar Köyü’nün içme suyunda aşırı miktarda demir ve metal olduğunu tespit eder. Kesin uyarı yapılır. Çeşme suyu kesinlikle içilmeyecek, çocuklara içirilmeyecek. Muhtara tebliğ edilir;

“köy camii hopörlerinden suyun içilmemesini sık sık vatandaşa duyurun. Bu su içindekiler yüzünden kansızlık yapar.”

Bir hafta sonra numüne almak için tekrar köye gelen görevliler camii minaresinden yayılan sesi hayretle dinlerler;

Değerli misafirlerimiz. Lütfen çeşmeden akan suyu içmeyin. Suyumuz kansızlık yapıyormuş. Arslanlarda kansızlık yok. Kan bol ve kanı bozuk olmadığından biz yıllardır içeriz bize birşey olmadı. Aman diyin siz dikkat edin ne olur ne olmaz! Dokunur hafazanallah” CS (Bu bir fıkradır)

Gurgur Dağında Yar Gelir!” diye bir türkü olsaydı onu uyarladım diyeydim. Bildiğim yok ve uymaz. SU ayrı, farklı hiç uymaz! Ben uyup uymadığına bakmadan koydum başlığı... Geçen yıl Torbalı Belediyesi kendi beceriksizliğinden veya iş bilmezliğinden milleti susuz bıraktı. Su işleri İZSU’ya devredilincede, sanki kendisi dünya beceri şampiyonuymuş gibi ahkam kesmeye başladı. Ahkam ne ya racon kesip İZSU Torbalı bürosunu bile bastılar. Yapılan komedidir. Beceriksizliği birbirine atma, iş bilmezliği, suçu diğerine yıkma yarışıdır. Bütün yaz aylarını susuzluğa nasıl çözüm bulacaklarını ve yaptıklarını dinleterek geçirdiler. Sonuçta millet susuzluktan kırıldı. Size burada bir çırpıda 10-15 aile sayarım, susuzluk yüzenden Torbalıdaki evinde kalmayıp, köydeki hısım-akrabasının yanında, uzaktaki kızı-oğlunun, bacanağının, kayınkardeşinin yazlığında 3-4 ay geçiren.

Geçen yıl İstanbul ve Ankara susuzluk çekti. İstanbul anlaşılabilir, muazzam bir nufuz var ve çok hızlı artıyor. Ama Ankara kendi beceriksizliğinden susuz bıraktı vatandaşını... Aynı dönemde İzmir pek sorun yaşamadı. Tasarruf tedbirleri aldıklarını ve uyguladıklarını açıkladılar. Kış aylarında harıl harıl çalışan İst. B.şehir Melen Çayı ve Ank. B.şehir Kızılırmaksuyu projelerini tamamladı. İşlerine geldiğinde ağızlarından “bilim, çağdaşlık, uygarlık, modernlik” kelimelerini düşürmeyenler, Allah lafsından yüz buranlar, işlerini kadere bıraktı. “gayret bizden, takdir Allah’tan” sözünü “yatmak bizden, takdir Allah’tan” şeklinde anladılar sanırım. Artık tasarrufu bile bıraktılar! 13 tona kadar 10 ykrş. düşürdükleri ücretlendirme ile suyun kullanımının sakıncalı olduğunu faturalara yazmamak için fatura göndermeyi kestiler. “Ne alakası var?” diyecekler ya hokkabazdır yada yardımcısı... İçme sularında kademeli ücretlendirme tasarruf sağlamak için yapılır.

Örneğin, tasarrufu teşfik için, 5 tona kadar düşük, sonra 10 tona kadar biraz daha fazla, 20 tonu geçen tonajda ise ilkilk kademe fiyatın en az 5 katı fiyatlandırma yapılır. siz sadece üzerinde "bu su içmeye elverişli değildir" yazan fatura göndermemek için suyu neredeyse bedavaya veriyorsunuz. Böylece "ücretlendirilen suyun fatura maliyetini kurtarmadığı" gerekçesine sığınarak, 4 ay fatura göndermeyecekler. Bu sırada umutları yağmur ve tarımsal sulama sezonunun bitmesiyle yükselecek su seviyesi sayesinde arsenik oranı (doğal yollardan) düşecektir! Böylece gönderilecek 4 aylık birikmiş faturalar üzerine 'suyumuz içmeye elverişsiz' yazmaya gerek kalmadan gönderilecektir. Bu bile kendi başına büyük bir çirkinliktir.

Kusura bakmayın ama hep söyledim ve yazdım. Parasını aldığı hizmeti yerine getirmeyen (ki bu hizmet tekel olarak emrindedir) yerel yönetim en beceriksiz ve adi yönetimdir. Hep özelleştime, özelleştirme denilir ya? İnanın ben bu içme suyununda belediyelerin elinden alınıp, özelleştirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Görün bak vatandaş! şebekesini kendi şirketinin dağıtım ağına abone etsin diye ne kapmanyalar yapılıyor. Hiç susuz kalıyor musunuz? Şaşal su akıtsalar şaşmam doğrusu!

Gurgur Dağında su bulduk” diye çığıranların çıkan suyun hala şebekeye verilmemiş olmasını nasıl açıklamadıklarını hayretle bekliyorum. Acaba suyun şebekeye verilmemesinin sebebi Arslanlar Köy suyunda tespit edilen aşırı demir ve metal yoğunluğundan sebep olmasın? Gurgur dediğin Arslanların kuzeybatısı. Aynı damar suyu olmaları muhtemeldir. Bu durumda içeriğinde yoğun metal barındıran tüm sular gibi çökelti havuzlarından geçmeden şebekeye veremezsin. Normal deposu bile (2 tane var gene canım ayaklı ve gömme) olmayan bir ilçenin bu işine gelmez. Alışmışlar direkt şebekeye bağlamaya.

Hani ben hep seneyede bu konuyu yazıyor olacağımı düşünüyorum diye yazıyorum ya. Sebepleri çok. Bu Gurgur Dağından Güldür Güldür su çıktı, şebekeye bağladıkmı sorun bitecek diyenler var. Zor canım be çok zor. Bir kere sizin şimdi var dediğiniz su seneye kesilebilir! Neden? Arslanlar Köyü Tarımsal Sulama Kooperatifi bu yaz elektrik borçlarından dolayı çalışmadı. İZSU’nun yeni kuyularının tam doğusunda 4 tane 5,6,8,10 inçlik kuyular bunlar. Çalıştıklarında şimdiki suyun çıkış hızıyla Torbalının su sorunu çözüldü diye düşünenlerin damağını kuruturlar!

Muhalefet partilerinden bir kısmıda akıllara ziyan şekilde iktidar partisi ilçe başkanını ve iktidarı (DSİ ve Çevre Orman Bakanlığını) suçluyor susuzluktan dolayı. Ağır olun beyler bayanlar! Önce öğrenin

DSİ, kent içi çalışmalara müdahale edemez. Belediyenin 1053 sayılı kanun çerçevesinde DSİ’ye başvurması ve protokol yapılması gerekir.

Ak Parti İlçe Başkanı Mahmut Atilla Kaya

Varmı böyle başvuru? YOK. Varda ret mi edilmiş? HAYIR. Ya azıcık insaflı olun. Eğer bunları cahillikten söylediyseniz öğrenirsiniz kolay! Ama bu kanundan haberiniz varda yumurtladıysanız “YALAKALIĞIN” bu kadarı ayıptır. Hoş uzun cevabında “sağcılık” tan başka bu şeyler konuşmayan Atilla Kaya ilgili kanundan haberdarmıydı? Peki olsaydı bunuda cevaplarını desteklemek için kullanmaz mıydı? Soruların uçu açık.

Ana sebep sonraki yazıya, büyük gündem değişikliği olmaz ise geleceğim. Mevcutta görünen ve demeçler veren adaylar bu sorunu çözemez. Teşhisleri yanlış ki tedavileri nasıl doğru olsun? Zaten Yetkileride yok artık...

Cenk SARIGÖL

6 Eylül 2008

Edi ile Büdü İzmir ve Torbalı

           Edi ile Büdü

İzmir Büyükşehir İZSU) ile Torbalı Belediyesi arasında yaşanan komediyi seyrediyor musunuz? Hacıvat ile Karagöz gibi mubarekler. Burada kim Edi, kim Büdü ayırmak zor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu daha sakin ve ÇelebiSayın Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur Hacıya gidip gelmiş olsa gölge oyunu karakterleri netleşirdi ama... Akmayan suyun kavgasını veriyor görünmeleri nasıl bir tiyatro oyunudur? Trajik, dram, trajikomik, macera, gerilim olabilir mi? Bu arada fatura tahsilatlarına devam. Merak ediyorum bu İzmir fiyatlandırması Torbalı için geçerli olacak mı? Gündemi takip edenler bilir! Büyükşehir belediyesine Sağlık Bakanlığı tarafından “su içilemez ve gıda üretiminde kullanılamaz” ibaresi konulmasını zorunlu kıldı. Arsenik miktarının normal değerlerin çok çok üstünde çıkmasından dolayı getirilen zorunluluktan, şark kurnazlığıyla kurtulmaz isteyen İzmir B.şehir bld. Su ücretlerini 0-13 metreküp arası suyun metreküpü 10 YKr olarak düşürdü. Böylece “ALINACAK SU PARASI FATURA MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR” gerekçesi oluşturarak, fatura göndermemenin yolunu buldular! Ayrıntılı yazımız için http://cenksarigol.blogspot.com/2008/08/pabuumun-arseniki-halklar.html bakabilirsiniz.

Ağustos ayından geçerli olmak üzere konutlarda 0- 13 ton arası ton başına 1.19 YTL olan tarife 10 Yeni Kuruş'a indirildi. Ucuz tarife, arsenik arıtma sistemleri devreye girinceye kadar en az 4 ay geçerli olacak. Olacakta Torbalı’nın su işleri ve faturalandırması İZSU tarafından yapıldığına göre bizleri kapsıyacak mı acaba? Yoksa sadece arsenikli suyun fiyatını mı düşürdü bu CHP’liler? Kırmızı Örümcek zararlısı için zehir değil ki bu arsenik. İnsanlardan kendilerini zehirledikleri su için parada alınması çok ayıp olurdu zaten. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu su işini hakkaten beceremiyor yav. Bir de millete yalan söylemedi mi CHP milletvekili Bülent Baratalı ile iğrenç bir durum doğdu. Ben asıl Ank. B.şehir Bld. Bşk. Melih Gökçek, İzmir suyundaki arsenik miktarını açıklamasa http://cenksarigol.blogspot.com/2008/07/su-zerinde-siyaset.html bunlar ne zaman açıklayacaktı onu merak ediyorum. Baştan inkar ettiler. Ardından “önceden suda arsenik miktarının yüksek olduğunu biliyorduk” dediler. Beyanı kabahatinden beter bunların. Kardeşim madem biliyordun neden bu millete sabah akşam zehirli su içirdin? Uyarmadın, hiç vicdanınız sızlamadı mı beşiktekinden, okullusuna körpeleri zehirlemeye?

Torbalı bu yazda susuzluktan kavruldu. Geçen yazda susuzdu birçok mahallemiz. Gelecek yaz gene kavrulacağını öngörmek medyumluk değil, donanım ister. Ben bu kış bile susuzluk çeken üst katlarımız olacağını tahmin ediyorum. Geçen sene belediye halkına su verememiş ve beceriksizliğini “Küresel Isınma” olgusuna atmıştı. Hatta sık sık İstanbul ve Ankara örnek gösterildi.”heryerde su sıkıntısı var” denilerek, ama ne oldu? İst. Melen Çayı Projesini tamamladı ve bu yıl kısa süreli kesintileri saymazsak, sorun yaşamadı. Ankara ise çok daha büyük bir proje tamamladı. Kızılırmak Suyu, DSİ’nin 10 yılda bir hatla getirmeyi planladığı suyu, 3 hat çekerek bir yılda getiren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek bunu birde arıtmadan geçirerek şebekeye veriyordu. Ayrıca Kızılırmakta normal akışında yüksek olan arsenik oranı AB Standartlarının bile altına düşüldü. Bu yıl Ankarada susuzluk kaynaklı hiç kesinti olmadı. Siz ne yaptını bu arada? Hangi projeyi tamamladınız? İZSU’ya su işlerini devredince sorumluluğunuz kaltı mı?Torbalı Belediyemiz zabıtalarımız eşliğinde İZSU Torbalı’yı bastı. Ne kadar komik ya? Sayın Uygur açıklama yapıyor, “İZSU beceriksiz, halkımızı susuz bırakıyor, çalışmıyor” orası doğru sayın Uygur. Peki senin İZSU’ya devrettiğin belediye beceriksizde geçen yıl İZSU devrede yokken niye susuzluk çekti bu halk? Komedi filmi çevirip, Edi ile Büdü rolleri oynamanın göz boyacılık olduğunu anlamıyormuyuz biz?

Siz Torbalı Belediyesi ve Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur olarak sen zaten şarıl şarıl akan çeşmeler devretmediniz ki İZSU’ya... Diğer taraftan Torbalı’nın çektiği su sıkıntısı kesinlikle su azlığından değil. Su kaynaklarının verimli kullanılmaması ve şebeke kayıplarındandır. Linki yukarda var “Su Üstünden Siyaset” yazımızda bunu ayrıntılı yazdık. Bir daha yazmam gerektiğini anladım. Kıtlık var çünkü! Ayrıca burda biz yazdıkça bir açıklama gönderme zahmetinde bulunmayan, yazılanlarla ilgili 5-6 sene öncesinin verilerini verirken basını bilgilendirme gereği hissetmeyen Torbalı Belediyesi Basın Bürosunun ne iş yaptığını merak ediyorum. Biz halk adına çıkış arıyor, sorumlulara hesap uzatıyoruz. Okumuyormusunuz bu gazeteyi yani? Tabii ciddi işlerde yoksunuz ortada ama sulu işlere varsınız. Komediyi seviyorsunuz. Kim Edi, Kim Büdü hiç farketmez. Ortada dönen çocuk komedisini hep beraber seyrediyoruz. Keşke belediye yönetmek yerine senaryo yazıp, artizlik yapsaymışınız..!


Cenk SARIGÖL

27 Ağustos 2008

Pabuçumun Arsenikçi Halkçıları

İsminden başka “Halkçı” ve sosyal duruşu kalmadığını düşündüğüm CHP zihniyeti “KALE” dediği kent insanını zehirliyor. Kızılırmak suyunu getiren Ank. Büyükşehir Belediye Bşk. Melih Gökçek’i getirdiği suda 11 mikrogram arsenik var diye tefe koymuşlardı. Sadece CHP değil. Sosyalist olduğunu söyleyen dernek, oda ve sivil görünümlü militan solcular demediğini bırakmamıştı. Ankara halkı zehirleniyordu. Hastalıklar artmıştı. Kızılırmağın normal akış suyundan yaptırdıkları tahlilleri halkın gözüne sokuyorlardı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/07/su-zerinde-siyaset.html Oysa DSİ’nin 10 yılda bir hatla getirmeyi planladığı suyu, 3 hat çekerek bir yılda getiren Gökçek bunu birde arıtmadan geçirerek şebekeye veriyordu. Yani arsenik oranı AB Standartlarının bile altına düşüyordu.

Sonra ne olduysa Gökçek İzmir’e ve CHP yönetimli belediyeye dikkat çekti. Kentin çeşitli yerlerinden aldırdığı örneklerde 36 ile 42 mikrogram arasında arsenik tespit edilmişti. Aziz Kocaoğlu bunu hemen yalanladı. Ardından il sağlık müdürlüğü ve İzmir valiliği açıklamalar yaptı. 9 kuyu valilik kararı ile mühürlendi. CHP yönetimi bunun bir hükümet komplosu olduğunu, kaleleri İzmir’in ellerinden alınması için yapıldığını açıkladılar. Ardından sağlık bakanlığının İzmir belediyesinin kendilerine tanınan 3 yıllık sürede sudaki arsenik değerlerini 10 mikrogram değerin altına indiremedikleri gerekçesiyle 3 yıllık ek süre istediğini gösteren başvurularını basına verdi. Yani Halkçı CHP yönetimi için 3 yıl yetmemiş, bir 3 yıl daha İzmirliyi zehirleme izni istiyormuş.

Bu gelişmelerin ardından Aziz Kocaoğlu sudaki arsenik oranlarının Gökçek’in söylediği değerlerinde üstünde (59 mikrogram) olduğunu açıkladı. Bundan daha öncesinden haberleri olduğunu söyledi. Peki bu CHP zihniyeti Gökçek açıklamasa zehirli su içirdiğini ne zaman açıklayacaktı? Madem biliyorlar ne zaman? Yine Gökçek, illere göre oran karşılaştırmalı kanser vakalarının rakamlarını verdi. Ege bölgesinde kanser oranlarında İzmir kendisne en yakın ilden 3.5 kat fazla orana sahip...

Sağlık Bakanlığı, İzmir Büyükşehir belediyesine su faturalarının üzerine “İÇİLEMEZ” ibaresinin konması talimatı verdi. Halkçı belediyemiz, su ücretlerini 0-13 metreküp arası suyun metreküpünden 190 YKr olarak düşürdü. Böylece “ALINACAK SU PARASI FATURA MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR” gerekçesi oluşturarak, fatura göndermemenin yolunu buldular! Yaptıkları bu uyanıklıkla İZSU yetkilileri üzerinde “içilemez” ibaresi olan faturaları göndermemiş oluyorlar. Ne oldu şimdi su tasarrufu çalışmaları? Bilindiği gibi kullanıcıları tasarrufa yönlendirmede faturalandırmanın, özellikle kademeli ücretlendirmenin önemi büyüktür. Dersinizki 10 ton aylık su tüketimini geçmeyen aboneden m3 fiyatlandırma 200 ykrş., 10 ton ile 20 ton arası tüketim 1 ytl, 20 ton üzeri 1.5 ytl olarak ücretlendirilir. Vatandaşta belli sınırları geçmemek için caba harcar. http://cenksarigol.blogspot.com/2007/08/olmad-sms-ekeriz.html Zehirli suyu parayla sattıkları ortaya çıkınca utanmış olmalarıda muhtemel elbette. Kesintilerle akıtabildikleri arsenik zehirli suyu bedava vererek bir an önce bitirmeye çalışıyorda olabilirler.

CHP zihniyetinin arsenik zehirli su ayıbı sayesinde bir kez daha halkçılıktan ne kadar uzak olduklarını görmüş olduk. İşin garibi aynı zihniyet skandalı ortaya Melih Gökçek çıkardığı için oylarının %5 arttığını iddia ediyor. Yada şöyle demek istiyorlar; "İzmirli salak yada CHP fanatizminden gözü dönmüş olduğundan, onlara, çocuklarına arsenikli su içirmemize, gözlerinin içine baka baka yalan söylememize aldırmaz. Biz ne yaparsak yapalım gelir bize oy verir!

CHP İzmir milletvekili Bülent Baratalı ise “İzmir’in suyunda Gökçek’in söylediği oranda arsenik çıksın istifa ederim” demişti. Lakin kendisinden bu yönde bir hareket göremedik. Belkide arsenik oranı Gökçek’in verdiği değerlerden fazla olduğu için, aynı oranda olmadığını düşünerek istifa etmemiştir!

Bu ayıp sizde hala utanma duygusu oluşturmadıysa ben ne diyeyim zihniyet fukaraları... İstanbulda, Ankarada camlarına “müessesemiz içkisizdir” yazan restoran ve lokantalar artıyor diye serbest piyasada kendi müşterisini arayan işletmelere veryansın eden çağdaş yobazlar. Hadi bakalım cevap verin; “lokantamızda arsenikli şebeke suyu kullanılmamaktadır” yazılarıyla donanan İzmir’i nasıl bir ayıbın içine soktuğunuzun farkındamısınız? Bugün itibari ile çaresizlikten arsenik oranı 50 mikrogram oranlarına varan kuyular bile tekrar açılarak, şebekeye verilmeye başlandı. Milleti göz göre göre zehirlemeye devam. Yalan söylediğiniz ortaya çıkınca tv proğramlarından kaçar, temsil ettiğiniz halkı hırçın, agresif, tutarsız beyanlarınızla rezil edersiniz.Belediyecilik mi? Bu konu, CHP yönetimli belediyelerin beceriksizliklerine son eklenen oldu. Parasını aldıkları, halkın bedelini ödediği hizimeti vermeyi bile beceremiyorlar. Suyu çeşmeden akıtamıyorlar. Musluklardan su aktığını sandığımız zamanlarda meğer zehir akıyormuş. Şimdi en azından biliyoruz. CHP’li belediye İzmirliyi zehirliyor. Fatura göndermeyip, saklamaya çalışsalarda artık mızrak çuvala sığmıyor, ayıp saklanamayacak kadar aşikar oldu.

CHP İzmir yönetimi ve yerel yönetimi büyük bir güven kaybına uğramıştır. sanırım yerel seçimlerde tekrar Aziz beyin aday gösterilmesi çok zor. oysa Kocaoğlu, Piriştina'nın ölümünden sonra süpriz bir şekilde İzmir CHP il yönetimin adamı olarak, başkanlık koltuğuna oturmuştu. çünkü İzmirde DSP'den geçen Piriştina kendi ekibini kurmuş, merkez adayları belirlemiş, bundan rahatsız olan CHP il yönetiminin gazını almak için ise 3 ilçede aday belirlemesine göz yummuştu. Bunlardan biriside tahmin edebileceğiniz gibi Aziz Kocaoğlu'ydu. Gelinen noktada görev verirken liyakat değil, siyasi yakınlık güttüğünü düşündüğüm CHP yönetimi nasıl bir hata yaptığunı anlamıştır. tepe siyasetiylr gelen aynı yöntemle gider hesabı. Kocaoğlu'nun büyükşehir belediye başkanlığı hiç merkezi aday olmadan bitecek görülüyor.

 

Fıkra: http://fikralarlatorbali.blogspot.com/2008/10/bayii.html

Ön Bilgi: İzmirliler bilir! İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu 2004 yerel seçimleri öncesi Bornovada Arçelik Bayiiliği yapıyordu...


Bayii

Ankara’ya iş için giden izmirli’ye sormuşlar;

"İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı kim ve hangi partiden?"

İzmirli cevap vermiş;

-"CHP'den, Aziz Kocaoğlu"

-"Peki ne iş yapar Aziz Kocaoğlu?" diye tekrar sormuşlar. İzmirli cevap vermiş;

-”Valla eskiden Arçelik bayisiydi,şimde ARSENİK BAYİSİ oldu!


Cenk SARIGÖL

1 Temmuz 2008

Su Üzerinde Siyaset

Su Üzerinde Siyaset

Torbalı’ya İzmir ve Ankara üzerinden nazar edelim. Geçen yıl Ankara çok büyük su sıkıntısı çekti. O kadar ki, insanlar kullanma suyu olarak, artık geceleri süs havuzlarından su taşıdılar. Mikrop yuvası 2-3 aydır devinen suyu en azından çamaşırda, tuvalete dökmede kullanmak için. Ank. B.şehir Bld. Bşk. Melih Gökçek Kızılırmak suyunu yaz sezonuna yetiştirmesi önemli bir olay oldu. Geçen yıl kendisini kıyasıya eleştirmiştim. Hem yazılarımda hemde ASKİ ve belediye sitesinde... Hatta basın danışmanı Mustafa Özçelik’e kesintilerden sonra büyük patlaklar olabileceğini öngörmüştüm. Gerçektende sel baskını gibi ana artellerde patlaklar olunca aramış ve nasıl bildiğimi sormuştu. Cevap basitti; “Eğimi aşağı, yukarı doğru fazla olan yerlerde alçak kesimde su, yüksek rakımda hava kalır. Siz suyu bırakınca arada kalan su zayıf noktaları patlatır. Pamuk suyundan biliyorum” dedim. Çiftçi zayıf hortumların patlamaması için, suyu bırakmadan önce ya içindeki suyu boşaltırsın yada azar azar verirsin ki havayı sıkıştırmadan dışarı atsın."

Kızılırmak suyu geldi ama çözüm üretmekten çok su bulandırmayı seven CHP’liler normal akış suyu tahlilleri ile Kızılırmak suyunun arsenik miktarının fazlalığını gündeme getirdiler. Oysa bu su direkt şebekeye verilmiyordu. Önce rafine ediliyor sonra şebekeye veriliyordu ve analiz yapılması gereken su örnekleri rafineri girişinden alınmalıydı. Sonuçta diğer kaynak suları ile karıştığından kullanılan suyun meleküler yapısının uygunluğu böyle anlaşılabilirdi. Her zamanki CHP mantığı buradada işledi, vatandaşı ürkütmeleri ve korku senaryoları ile çeşmelere düşman gibi bakar olmuştuk. Melih Gökçek aynı saldırgan tavrıyla ve en iyi savunma saldırıdır prensibi ile İzmir’i gündeme getirdi. Ben eminim ki, suyunda Ankara’dan fazla arsenik barındıran CHP’li belediyeyi bulmak için tüm CHP yönetimli belediyelerin suyunu analiz ettirmiştir. O yüzden İzmir dışındaki CHP yönetimli belediyeler korkmasın!

Gökçek’in İzmir’i işaret etmesinden sonra İzmir Valisi, Bu çerçevede İl Sağlık Müdürlüğünce yaptırılan tahliller sonucu bazı bölgelerdeki içme suyu numunelerinde arsenik değerlerinin yüksek olduğunun tespit edilmesi üzerine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığından su dağıtım şebeke haritası istendi. Ayrıca Vali Cahit Kıraç şu açıklamayı yapmış üç gün önce;
"Sağlık Bakanlığınca ilimizdeki tüm belediyelere gönderilen İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik gereği, ilimizdeki belediyelerden içme ve kullanma sularının kimyasal ve fiziksel analizi olarak 21 parametreden oluşan ölçüm değerleri istenmiştir. Yönetmeliğin 17 Şubat 2005 tarihinden itibaren 3 yıl yürürlükte olacağı ifade edilerek, arsenik değerlerini içeren tahlil sonuçları talep edilmiştir. Yönetmelikte tanınan süre olan 17 Şubat 2008 tarihine kadar arsenik değerlerinin yüksek olduğuna dair bildirim olmadığı gibi süre uzatma talebi de Valiliğimize ulaşmamıştır."

Niye göndermiyorsun ey İzmir B.şehir belediyesi dökümanları? Biz senin açıkladığın rakamlara inanmak zorundamıyız? İnanmamakta da haklıyız. Çünkü, İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘arsenik oranının yüksekliği nedeniyle’ 100 su kuyusundan 29’unu kapattı. Ve Başkan Aziz Kocaoğlu, “şebeke suyunu için diyemem” dedi. Valilikte Karşıyaka, Bayraklı ve bazı yerlerde 9 kuyuyu mühürletmiş!

İzmirde durum buyken Torbalıda ne acaba? Bağımsız dernek ve sivil toplum örgütlerimiz bu konuda çalışma yapmalıdır. Artezyen kuyularından renkli su çıkan ilçemizde vahametin buyutlarını düşünmek bile beni ürkütüyor. Hatta susuzluktan kıvranan vatandaşlarımıza;
belki böylesi daha hayırlıdır. Size zehirli su vermektense hiç vermemeyi yeğliyorlar. Sizin iyiliğinizi düşünüyorlar haberiniz yok” diyesim geliyor. Torbalı Belediyesine su konusunda bir şey söylemeye hakkımız yok! Zaten onlarda üstüne almazlar ve büyükşehirde CHP patentli değil! Geçen yılda su sorunu yaşamamıştık, bunları yazmamıştık ve Torbalı Belediyesi su işlerini Büyükşehire devredeli 10 yıldan (1 yıl kadar oldu ve en son devreden belediyedir) fazla oldu! Yani Ramazan İsmail Uygur ve ekibinin burada zerre sorumluluğu yoktur!

Torbalıda kullanılan içme suyu şebekesinin %40’a yakını 1950’den kalma pik borularla sağlanır. Daha önce %90 olan bu oran Haluk Alpsü ve Ertan Ünver tarafından yarısı yenilenerek reforme etmişlerdi. Zaten “iyi belediye başkanı alt yapıya önem vern kaynak ayırandır. Fakat alt yapıya para kaçıran belediye başkanı iyi siyasetçi değildir.” Alta gömdüğün boruyu, şebekeyi kimse görmez. Üstelik, “yollarımızı kazdı, bizi toz toprak, çamur derya içinde bıraktı” diye seçmen yakınmaları tekrar seçim kazanmalarını zorlaştırırlar.

Size bir matematik sorusu;
Alpsü ve Ünver, su şebekesinin yarısını yenilediğine ve şuan kullanılan şebekenin %38’i 1950 ve öncesi tarihliyse, bugüne kadar (Ünver 1994 de seçimi kaybetti. mevcut su şebekesinin 126800 metresini yeniledi) geçen 14 yılda ne kadarı yenilenmiştir?” Bilenlere ödül olarak içme sularını kaynatmadan kullanmaları tavsiyemdir.

Su şebekesinin geçen yüzyıldan kalması biz gariban vatandaşa nasıl yansıyor değerlendirelim;
1-Su pompasından çıkan su miktarının hatırı sayılır oranda bir kısmı yer altından çeşmenize ulaşmadan toprağa ve kanalizasyona karışır. (bu oranın %60’ı bulduğunu düşünüyorum. Siz genede şaşırmayın)
2-Sular kesildiğinde tersi durum yaşanır ki, bu fizik kuralıdır. Kanalizasyondan içmesuyu destek alır. (direkt rafinesiz su diyebilirsiniz)
3-Drenaj hızının azaldığı durumlarda eski şebeke içeri hava alır. Sonra gelen su bu havayı su sayaçınıza kadar sürükler ve sayaçınızın havayla hızlı dönmesine yardımcı olur. Faturada, içme suyu, kanalizasyon parası, çöp parası, sinekle mücadele kalemlerinin yanına yazılmasada yekün ödemenizi arttırır.
4-Şebekeye güvenemediğinden yetkililer suyu basınçla değil, oluruyla yüksek kesim ve katlara çıkmasını bekler (yoksa yeni parkelenmiş yolların altından yeni kaynak sularımız dışarı fışkırır). Bu durumda yüksek katlı binaların üst katları bol bol çeşmelerini açtıklarında TISS sesi ve hava alır. Bu durumdaki mağdur vatandaşlarımıza tavsiyem su sayaçlarını sıkıca kapatmalarıdır. Yoksa duyduğunuz TISS sayaçınızı döndürmeye devam etmektedir. Ve siz fatıra elinize geldiğinde akçayan çeşmeye gelen su faturasını ağzınız açık incelersiniz.
5-İlçemizde iki ayaklı 500 tonluk depo var. Bunlara 4 pompa su basıyor. 1 tanede yine Ünver döneminde yapılan 2 havuzlu, 3000 tonluk GÖMME depo mevcut. Bunların dışında benim bildiğim en az 6 tane daha 4’lük pompa var (Torbalı Giriş, Otağ Yapı, Erenler Mah., İtfaye, 7 Eylül İlkokulu, Koruluk). Depoları olmadığına göre bunlar şebekeye nasıl su veriyordur sizce? Uzmanlık sorusu değil canım. Bu yazıyı okuma beceriniz varsa cevabı bilmeniz lazım!
6-Depo olmadan direkt şebekeye su basan düzeneklerde klorlama yapılsada sağlıklı olmamaktadır. Üstelik depo ve su havuzlarında çökerek şebekeye akan su burada yer aldından emildiği orjinal haliyle yani toprak ve kumla şebekeye dahil olur. Bu kum daha sonra şebekenin alcak olan yerlerinde çöküntülerle çamur olur ve borularda su akışkanlığını yavaşlatır.

Daha devam etmek isterdim ama yerim kalmadı! Bu konuya hem küresel ısınma; http://cenksarigol.blogspot.com/2007/06/kresel-sulama.html hemde Sular Değişti http://cenksarigol.blogspot.com/2008/05/sular-deiti.html isimli yazılarımızda değinmiştik. Bir sonraki yazıya belki, bir sonraki yaz mevsimi muhakkak bu konuya tekrar döneceğiz. Ben her zaman söylerin İsmail Uygur’u bir siyasetçi olarak takdir etmemek İMKANSIZ!
Bu arada Küresel Isınma ve suyu israf etmeden kullanma üzerine bazı tavsiyelerimizi daha önce yazmıştık http://cenksarigol.blogspot.com/2007/06/kresel-isnma-ve-yapabileceklerimiz.html küçük önlemlerle su israfının bir miktar önüne geçebiliriz.

Cenk SARIGÖL

3 Mayıs 2008

Sular Değişti

Sular Değişti

İlkokul dönemimi hatırlıyorumda Arslanlar Köyünde tüm tarla kıyılarında ki kanallardan su akardı. Her kanal söğüt ağaçları ve sazlarla doluydu. Sapanla su tavuğu avlamaya çıkardık. İki kaynağımız vardı. Birinde (ikili dere) yüzmeyi öğrendik, diğeri futbol sahamızın aşağısındaki kanalın başındaydı. Top oynamaya ara verince koşar suyumuzu içer oyuna devam ederdik. Hayal felan değil daha 20 yıl önceydi bunlar. Sonra Palalık diye tanımlanan küçük göletlerden oluşan sazlık bir yer vardı ki kurbağa vıraklamalarından helede uyku iştahınız azsa uyuyamazdınız. Su değirmenimiz vardı. Değirmen gözeneklerinde balık tutardık. 5-6 metrede artezyenlerimiz vardı. Yazın ortasına kadar çoğu kişi bahçesini, bostanını kanallara attığı basit düzenekli alıcılarla suvarırdı. Biz o çağlarda tarla sulayan yakınımıza, işçiye yemek görütürdük. Kanallardan o çalı üzümleri (böğürtlen) adeta fışkırır yola taşardı. İşin kuralı daracık tarla yolunun ortasından gitmekti. O küçüçük yürek, bir elde ekmek çıkını diğerinde serum lastiğinden, hayıt çatalına yapılmış sapanla heran bir yılan fırlayabilecek çalılardan gelen kıpırtıları dinleyerek yol alırdı. En çok korkulan ise güdük engerekler (kuyruksuz engerek yada küt kuyruklu) ve ala yılanlardı. Karayılanlar ne sevimli gelirdi. Zehirsiz oldukları ve yılanların tarlalarda ekinlerin düşmanı fare, köstebek vesairin düşmanı oldukları belletildiğinden belkide.

Balık Dağı eteklerindeki şutlar özellikle bizim mahellenin yetmeleri için yüzme öğrenmede ikinci seçenekti. Oraya Taşkesik Köyününde veletleri de gelirdi. Hatta oralarda balık tutulduğunu, Bursadan yörüklerin trenlerle koyun getirip, göçtüklerini hatırlıyorum. Birçok tarla kıyısında armut, yemiş (incir), dut ağaçları kendinden biterdi. Siz sadece aşılardınız. Adım başı akan artezyenlerden istediğiniz zaman kana kana içerdiniz. Tepeköy - Perşembe Pazarına genelde traktör ile giderdik. Taşkesik ve Arslanlardan yola çıkanlar kokarçay virajını dönünce soğuk artican (artezyen) bir mola yeriydi. Fetrek Çayına yakın olmasından mı yoksa insanlar traktör, at arabası yolculuğundan zaten bunalmış ve susuz olduğundan mıdır bilmem soğuk articanın suyu doyumsuz gelirdi bize...

Biz bir yerlerde yanlış yaptık! Sonra birşeyler değişti. Artezyenlerin yerini pompalar, pompaların yerini dalgıçlar aldı. Suyun lezzeti kaçmıştı, rengi değişmişti. Kanal boylarında önce sazlar yok oldu. Ardından bülbül yuvası aradığımız söğüt ağaçları kayboldu. Artık çalı üzümleri bile kanalların içlerine çekilmişki, nerde o şimdinin dutları gibi çalı üzümü versinler. Kargılıklar (kamış) kalmadı tarla kıyılarında. Hadi insanlar daha çok verim almak için sürdüler deyin. Ama öyle arsızdı ki kargı sen ne kadar sürsende ertesi yıl alay eder gibi başını topraktan çıkarır “ben buradayım” derdi. Derelerimiz, kaynaklarımız, şutlarımız çoktan kurudu. Su tavuğu, karakosta, karaveli, bülbül araki bulasın.Biz bir yerlerde yanlış yaptık!

Her evin önünde tulumbalarımız vardı. Bazı yerlerde tulumba çakmak için bir kişi bile yeterdi! Bir metresi alıcı şeklinde süzgeçli 5-6 metre 1 inçlik boru çakmak yeterliydi toprağa... İnekleri tulumbadan çektiğimiz su ie kandırırdık. Küçük bedenlerimiz tulumba kolunu aşağı bastırmakta zorlanırdı da gövdemizi bastırıdık kolun üstüne eğilerek. Çünkü su öyle dolu dolu gelirdiki yerin altı üstüne çekiliyor gibi olurdu. Kurbağalar, yengeçler, balıklar bizim çocukluğumuzda birer oyun araçıydı. Şimdi köy çoçukarı görünce birbirine gösteriyor. Leylekler ayrı alemdi. Bu usta yılan avcılarına saygıyla bakılırdı. Hem madem onlar getirmişti bizi anne – babamıza! bu saygıyı zaten haketmiyorlarmıydı?

Biz bir yerlerde yanlış yaptık! Her yıl kötüye gitti köylünün işleri. Hani çiftçinin karnını yarsan, “kırk tane seneye...” çıkarmış derler ya! “Seneye bostanım daha güzel olacak, seneye pamuk şu kadar olacak, seneye zeytin tanelerini dallar kaldıramayacak, seneye şunu ekeceğim...” Karnına seneye ata ata lençberin karnı büyüdü, davul oldu. Biz bir yerlerde hata yaptık! Şimdi köyde bile insanlar satın su içiyor, testilerin yerini damacanalar almışsa, biz gerçekten bir yerlerde çok büyük hatalar yaptık. Yazık oldu artican önlerine bıraktığımız, bıçağın ucunu görünce ayrılan karpuzlara ve bize...

Cenk SARIGÖL

20 Ağustos 2007

Olmadı SMS Çekeriz!

Olmadı SMS Çekeriz!
Ülkemizde kullanılabilir su kaynaklarının %10’u Kentsel tüketimde yani içme ve kullanma suyu olarak, %18’i Sanayi sektöründe kullanılır. Geriye kalan %72’i ise Tarımsal Sulamada kullanılır. Küresel ısınmanın getireceği zorluklar uzun yıllardır tartışılıyor, eskiler çoğunlukla “mevsimler dönüyor” dediler küçük değişiklere ama bu yıl köylüden kentlisine herkes bu küresel ısınmanın etkilerini kılcal damarlarından fışkıran terlere kadar hissetti.
Bu arada başkentte siyasi zaferlere imza atan, % 65 gibi bir oy çokluğu ile seçilen Melih Gökçek gibi belediye başkanlarının çuvalladıkları görüldü. “ALLAH su vermedi, biz ne yapalım? Başkan ne yapsın?” türü komik gerekçeler ileri süren zerzevat takımına, sadece “ALLAH akıl vermiş ama sen ne yapıyorsun?” demekten başka cevap bulamıyorum. Bereket bahşedilen aklı mazeret üretmek için kullanıyorlar da paslanmıyor! Mayıs ayında yazdığım bir internet sitesinde “Ağustos başında susuzluktan kavrulacağız. Mevcut başkanlar tv programlarında halka barajlarda şu kadar suyumuz var, günlük tüketimimiz bu kadar, bölersek kışa kadar su sıkıntımız yok diyor. Oysa hiçbirisi sözü edilen aşırı sıcakların buharlaşma oranlarına etkisini, aşırı sıcaklarda artacak su tüketiminin arttıracağı günlük tüketimi istatistiklerine yansıtmamış. Dolayısı ile susuz yaz’a hazır olun” demişim. Keşke haklı çıkmasaydık…
Bu arada garip kampanyalar ve öneriler geldi etkili ve yetkili çevrelerden. En zıvanadan çıkmışı Gökçek’in, “tatile çıkın, siz çıkmıyorsanız ailenizi gönderin. Memleketinize ana-babanızı ziyarete gidin. Büyükleri ziyaret kültürümüzde, dinimizde çok önemlidir” manasındaki garabetleriydi. ‘Suyumuzu Tasarruflu Kullanalım’ kampanyaları başlatsan resmi ve sivil toplum örgütleri ise ne kadar komik olduklarının farkında bile değiller. Garibi halkımızda bu komikliğe safça kananlarda var. Tasarruf önerileri ilginç, bazıları şunlar:
- Traş olurken, diş fırçalarken muslukları açık bırakmayın,
- Banyo için suyu az tüketen sifonlar kullanın,
- Tuvalet rezervuarlarının içindeki şamandıraya pet şişe geçirin daha az su harcansın,
- Musluk suyu ile araba, halı yıkamayın,
- Çamaşırları ve bulaşıkları ılık suda yıkatın, yeterli çamaşır ve bulaşık birikmeyince makineyi çalıştırmayın vb.
Neresinden tutarsın bunları? Düzenli diş fırçalama ortalaması en eğitimlilerinde bile % 35’i bulmayan, kirli sakalla dolaşmayı delikanlılıktan sayan, banyo adeti pek olmayan, parfümü ter kokusunu bastırmak için kullanılan bir şey bilen, tuvaletleri genelde nasıl bulurlarsa bulsunlar ettikleri gibi bırakmak gibi bir adet edinen aziz milletime siz musluk suyundan başka bir halı ve araba yıkayacakları su kaynağı gösterdiniz mi ki? Çamaşır ve bulaşık makinelerinin yurdumun doğusunda kullanım oranı nedir? Böyle bir çağrı yaparken bu makineleri üretenleri, onların AR-GE bölümlerini hesaba katmak daha doğru olmaz mı? Sorularını sormayalım kafalar karışır. Lakin bu komik önerileri üretenler hakikaten bu halkı tanımaktan aciz olduklarından tasarruf beklentileri hoş bir seda olarak kalacaktır. Yoksa zaten haftada en fazla 2 kez traş olan ve yıkanan, tuvaletten çıkarken sifon ve fırça kullanmayı gerekli görmeyen bir millete bunlardan ‘su tasarruf et’ demek, “saç-sakal birbirine karışmadan kesme, 5 metre ötendeki ter kokunu duymuyorsa yıkanmana gerek yok, pislik hela kapının altından sızmadığı sürece su dökmene gerek yok” demek değil midir?
Gelelim işin can alıcı yanına: sadece tarımsal sulamada kullanılan suyun % 50’sinde damlama sulama yöntemine geçilmesi, genelde %10 tasarruf sağlar. Elbette Konya Ovasında kullanılan suyun kentsel tüketime yansıması uzun olacaktır. Gayretkeş ve çalışkan belediye başkanlarımız ve onların gözdeleri garip öneriler getireceklerine neredeyse içme ve kullanma suyu olarak evlerimizde akan sularla aynı kaynakları tüketen sanayide kullanılan suyu yani toplamın %18’ini ve evsel kullanımın yani toplamın %10’unu arıtma tesislerinde toplayıp tekrar kullanılabilir hale getirirse en hızlı çözüme kavuşuruz. Elbette bu sorumluluğu almak zor olduğundan sayın yöneticilerimizin yellemeleri vatandaşa ‘tasarruf yapın’ demeye yetecek kadar sıkıyor.
Kısa ve acil çözüm aslında basit: evsel kullanılan %10 + sanayide kullanılan %18 = %28 eder. Bunun sadece yarısını rafine edip tekrar kullanılabilir hale getirmek, %14’lük bir tasarruf sağlar. Ama ne gerek var değil mi? Siz vatandaşın üstüne atın topu, oysa %10’dan %20’lik bir tasarruf sağlasanız bu toplamda %2 eder. Nerde %14, nerde %2? Gel de anlat bunu… Aslında bu halkımızın çok da umurunda değil! Hatta Avrupada günlük kişi başına düşen su tüketimi 450 lt. ike bu ülkemizde 210 lt.’dir. Yani gelişmişlik birazda kullandığınız su miktarı ile ölçülür. Gerçi bunları bilmeye, dert etmeye ne gerek var siz YAĞMUR’a bir SMS çekin olsun bitsin. Nasılsa dua etmek çağdışı, hatta sorumluluktan kaçmak için halka sunulan bir mama… sizde Yağmur’a bir Armağan SMS gönderin. Oysa babası PTT müdürü neden sms ister anlamadım. Bir PTT müdürüne yakıştıramadım. PTT Müdürü dediğin fax, telgraf çeker, mektup, kartpostal atar, hadi olmadı telefon açar ama SMS de nereden çıktı şimdi? SMS ile Yağmur Dua’sımı olurmuş. Allah ‘Yağmur’ yazıp bilmem kaça gönderene su mu verirmiş! Aklım karıştı ya… galiba Torbalı SMS çekmekten düşünmeye vakit bulamayacak…
Cenk SARIGÖL

4 Haziran 2007

Küresel Sulama!


Küresel Sulama!


Yazımıza dünden devam edelim. Damlama sulama yöntemini ilk kez inceleme fırsatını K.K.T.C de bulduğumu söylemiştim. Bildiğimiz tulumba kafalarına takılan basit bir düzenek ile rüzgar gülleri yardımıyla havuzlarda toplanan su daha sonra ağaç diplerine serilen hortumlar vasıtası ile sulama işlemi yapılıyordu. Bir İstanbul (3 yıl önce) dönüşümde aynı şekilde sulamaya Manisa-Akhisar taraflarında rastladım. Geçen yıl ise epey yaygınlaştığını rüzgar güllerindin kalabalıklığından anladım. Bağ ve zeytin sulaması bu yöntemle yapılmaya başlanmış.

Bu konuda yazdıklarımızın üzerine daha önce merhabalaştığımız ama pek sohbet imkanı bulamadığımız Kemal Park geldi. Sağ olsun yazdıklarımızı doğrular ve teşvik eder şeyler söyledi. Bunu önemsedim zira kendisi Ziraat Fakültesi mezunu ve bizzat çiftçilik yapan biri olarak bizi takdir ettiğini… Kendisi sulama teknolojileri ve yöntemleri konusunda yetkin, gelişmeleri takip eden üretici. Bu konuda yardımını istedim çünkü uzmanlık alanım değil. Ayrıca ilçemizde Ziraat Fakültesi veya Ziraat Meslek Yüksek Okulu mezunu çiftçilerimiz, bölgemize ve üretim anlayışının yanlışlığına dair tespitlerini bana iletmeleri durumunda köşemde yer vermekten kıvanç duyarım.


Küresel Isınma’ sokaktaki vatandaşımızın gözlemleyebileceği boyutlara ulaştı. Oysa bu tehdit özellikle Soğuk Savaş sonrası sık sık dillendirilmeye başlamıştı. Sebepleri farklı olmakla beraber, etkisini minimize etmek için su kullanımına itina göstermeliyiz. Su en çok tarım için kullanılır. O zaman ilk önlemleri tarım da almalıyız. Ben zemin üzerine takılan dürbineler ile tarla sulanan dönemlere yetiştim. Rahmetli ninem tarla kıyılarına yaptıkları küçük bahçeleri 1m’lik açtıkları çukurlardan tenekelerle suladıklarını anlatırdı. Yani bir metrede su var. Fetrek Çayı ve Moskof Çayı hep akardı. Ortaokul yıllarımızda (1985-88) o zaman ki sınıf arkadaşlarım Engin Kurt, Basri Yıldırım, Necati Öztürk, Barış Ünal ile Moskofta az çimmedik, balık avlamadık kargıdan oltalarımızla… Sonra su seviyesi düştü. Düştükçe artezyen kuyuları derinleşti. En son Maşat (Şehitler) üstünde ki kuyumuzun 22 metre olduğunu hatırlıyorum. Bu kuyular derinleştikçe tehlike arttı. Salmastra sıkmak, kayış takmak, dürbüne havası almak için kuyuya inenlerden çok yaralanan, sakat kalan oldu. Artık artezyen çukurları kapandı. Su çıkarmakta yetersiz. Önce 30 m sonra 60m. Şimdilerde 150 m. de su sondajları pompaları var. Hatta pompalar yetersiz kalıyor dağlıç takılıyor. Su seviyesi düştükçe sulama maliyetleri yükseliyor.


Dünyanın tersine bizde su tüketimi üstten aşağı doğru gitti böylece… Sonuç: ekim ve bitkinin büyümesi için gerekli toprak tavı hep daha derine kaçtı. Zamanında ovada batak oluşmasını, ekinde su durmasını önlemek için açılan kanallar işlevini yitirdi. Öyle ki hali hazırda ki tavı kaçıran unsurlar haline geldiler. Dünya da ise su mümkün olduğunca derinden çıkarılarak, yüzey tavı korunmaya çalışıldı. Akarsulardan hazır su çekmek yerine yinede derin sondajlarla yüzey suyunun kaçmasını engellediler. Bir zamanlar 2-3 el sulama ile yetişen pamuk artık 4-5 suya yok demiyor. Geldiğimiz noktada yüzey tavını derinlere kaçırdık. Böylece yağmursuları bitirdiğimiz katmanlardan hızlı bir şekilde süzülerek geldiğimiz derinliklere ulaşıyor. Böylece suya doymayan bir toprak yapısı oluşmaya başladı.


Bu sene kurak geçecek görünüyor. Sulama sistemleri keza bu yüzden önemli. En az su ile en fazla ve tasarruflu bitki sulamayı öğrenmeliyiz. Toprak sulamadan, bitki sulamaya geçmek için geç kaldık zaten. Mesela bağcılıktan örnek verelim: modern direk asmalarınız var. Bahar başında arasını pullukla sürüp, asmanın sezon içinde orta boşluğa attığı pürçekleri (kök uzantıları) koparıyoruz. Ardından sürdüğümüz bu boşluğu gübreleyip, suluyoruz. Doğal olarak burada ot bitiyor. Sonra yine bu otları öldürmek için ızgara geçiyor, yine suluyor, gübreliyoruz. Lakin işlediğiniz, suladığınız, gübrelediğiniz yerin otlanmasını önleyemezsiniz. Bu esnada filize, çiçeğe, koruğa durmuş bağa tarım makineleri ve traktör tekerleri ile zarar veriyoruz. Üstelik ot öldürücü ilaçların kimyevi artıklarının, malımızın içine işlemesi, ek masraf yüklemesi diğer zararlarımız. Normalde dönüme 15kğ gübre gereken aynı bağ için, damlama sulama yönteminde eritilmiş veya sıvı gübre tüketimi 5-5.5kğ civarındadır. Normal sulama yöntemine göre 5/1 su tasarrufu sağlar. Toprağı değil, bitkiyi suladığınız için ara boşluğun otlanması asgaridir. Suyla buluşamayan yaban otlar fazla gelişmeyeceğinden pürçekleri koparan pulluk yerine ızgarayla rahatlıkla toprak altı edilir. Gübre direkt su ile köke verildiğinden azami fayda sağlar. Otlanma sadece asmanın kök bölgesinde olacağından çapalanması kolay ve kısa sürede yapılabilir. Salma suya nazaran, su bitki köklerine eşit oranda verileceğinden yada bu şekilde seçili sulama yapıla bilineceğinden tarlanın bir tarafı su isterken diğer tarafı yeşillenip, yapraklanmayacaktır.
Ya bu konuyu bana bırakmayın nerdesiniz Ziraat Mühendisleri?
DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu sık sık basına yansıyan demeçlerinde "Türkiye ne bilinen şekliyle su zengini nede su fakiridir. Dikkatli ve tasarruflu kullandığımız sürece yeterli suyumuz var" demektedir. Demekki suyumuzu tasarruflu kullancağız. Özellikle kullanılabilir suyun %70'inin Tarımsal Sulamada kullanıldığını düşünerek, tarımsal sulamaya önem vermeliyiz.

Günün Sözü:“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.” N. F. Kısakürek

Küresel Isınma ve Yapabileceklerimiz


Bulunduğunuz ortam sıcaklığını düşürün
Fazla değil, sadece 1°C düşürün, böylece bir miktar enerji tasarrufu yapabilirsiniz. Eğer üşürseniz; ki bu ihtimal genelde yoktur, üzerinize modaya uygun bir kazak, süveter giyebilirsiniz. ( Ortalama bir aile böylece yılda atmosfere 0,4 ton CO2 verilmesini engellemiş olacağı gibi parasını da tasarruf etmiş olur.) Elektrikli cihazların ‘yarı açık’ bırakmayın
Televizyonlarımızı standby (yarı açık) konumunda bırakmak (sadece kumanda ile kapatmak) bir miktar enerjiyi gereksiz yere harcamamıza neden olur. Kumandayla kapatmak yerine oturduğumuz yerden kalkarak TV'yi üzerinden kapatabiliriz. (Ortalama bir aile böylece yılda 150 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

Şarj cihazlarını prizlere takılı bırakmayın
Küçük şarj cihazları kullanılmadıkları zaman bile bir miktar enerji harcarlar. Cep telefonu, PlayStation … gibi cihazlarınızı şarj etmediğinizde ya da pilleri dolduğunda şarj cihazlarını prizde bırakmayınız. (Ortalama bir aile böylece yılda 7 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Daha fazlasını kaynatmayın
Su ısıtıcıları sizin çay ya da kahve içmeniz için gereken enerjiden çok daha fazlasını harcarlar. Eğer bir bardak içecekseniz sadece bir bardak su kaynatın daha fazlasını değil. (Ortalama bir aile böylece yılda 45 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Çok parlak ışıkları söndürün
Gerçekten onlara ihtiyacınız yoksa lütfen onları kapatın. Zira onlar çok fazla enerji tüketirler. Eğer karanlıktan korkuyorsanız, inanın hayaletler gerçek değil. (Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur )

Duş Başlığı kullanın
Duşlar banyo yapmanız için yeterli olan suyun yarısını harcarlar ve banyo için gerekli olan suyun ısıtılmasından daha az enerji gerektirirler.(Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.)Daha verimli ampul kullanınDüşük enerji ampulleri size gereken ışığı verdikleri gibi 3 kat daha az güç harcarlar. Eğer ki bir gece kulübünde yaşamıyorsanız, tüm ampullerinizi değiştirin. (Ortalama bir aile böylece yılda 200 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Dondurucularınızı sızdırmaz hale getirin

Dondurucular çok iyi sızdırmazlık sağlandığında en yüksek verimde çalışırlar, bu sayede havayı dondurmak için yoğun bir şekilde çalışmak zorunda kalmazlar. (Ortalama bir aile böylece bir miktar CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Arabanızı olabildiğince az kullanınYürüyün, ata binin, koşun, paten kayın, toplu taşıma araçları kullanın ya da en kötüsü otostop yapın. Her ne durumda olursa olsun aracınızı kullanmamaya çalışın. (Ortalama bir aile böylece fazlasıyla CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Evinizin ısısını havaya atmayın
Evinizin çatı arasını, duvarlarını, sıcak su hatlarını ve kazanı ısı kaçağına karşı izole edin. Kapı pencere ve çerçevelerinizi hava kaçaklarına karşı kontrol edin. Evinizi ılık tutun, sıcak değil ve böylece gezegenimizi biraz daha soğutmuş olursunuz. (Ortalama bir aile böylece yılda 3.8 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.)

Çamaşır yıkama sıcaklığını düşürün
Kıyafetlerinizi 40-60 derecede yıkayacağınız yerde 30 derecede yıkayın. Makineniz daha az enerji kullanmış olur ve elbiseleriniz hala parlayan beyaz renklerde kalır. (Ortalama bir aile böylece yılda 90 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Yiyeceklerinizi kendi bölgenizden temin edin.

Yakın çevrenizdeki yiyeceklerle beslenin, dünyanın bir ucundakilerle değil, sadece çevrenizdeki yiyecekleri yemekle ölmezsiniz. Böyle bu yiyecekler dünyanın diğer uçlarından uçaklarla size taşınmaz. Sizlere 869…. Barkot kodu ile başlayan ve Türkiye de imal edilen, ürün kodlarını buraya sıkıştırmam iyi olur diye düşündüm. Hem bu milliyetçilik ve ulusalcılık damarı yüksek olanlar için güzel bir öneri! Herkes yerli malı kullanmalı.. (Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.)

* Kürel Isınmanın herkes tarafından fark edilmeye başlanması ile tüm dünya insanında bir ‘ben ne yapabilirim düşüncesi oluştu. Bana bu iletiyi atan Fatih Hüner’e teşekkür ederim.

Cenk SARIGÖL