BBP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BBP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2009

BBP Genel Başkan A. Yalçın Topçu Röportajı

Büyük Birlik Partisi

Genel Başkan A.

Yalçın Topçu Röportajı

Cenk Sarıgöl; Muhsin Yazıcıoğlu hem genel başkanınızdı ham de bir dostunuzdu. Muhsin başkan ile ilk nerede, ne zaman ilk tanıştınız?
YALÇIN TOPÇU; 1975 yılının başlarında Genel Başkan Yıldırım Beyazıt yurdundaydı. Ülkü ocakları ikinci başkanıydı. Hatırladığım kadarıyla yurdun da başkanıydı. Zaten başkan olmasa da Muhsin Yazıcıoğlu idi.

Yetkin Yıldız; Muhsin Başkan sizin için ne ifade ediyordu?
YALÇIN TOPÇU; Lisedeyiz, karakola düşmüşüz. Gelmiş, elimizden tutmuş, nezaretten çıkarmış, bize ülkü ocaklarında köfte-ekmek ısmarlamış, evimize gideceğimizi düşünmüş. Ocağa gittiğimiz zaman O'na başvururuz. Muhsin abi diyoruz. Abimiz o bizim. Parasız kalınca bize para verir, bir derdimiz olunca hallederdi. İlişkilerimiz böyle başladı. 1974'ün sonları, 1975'in başlarıydı. Genel Başkan Abidinpaşalılara özel bir itimam gösterirdi. Kendileri bizden 3 – 4 yaş büyüktü ama o zaman 3-4 yaş çok büyük birşeydi. Neticede siz lise 1. sınıftasınız o üniversitede. O yüzden bizim gözümüzde dağdı. Seninle ilgileniyor seni koruyor, kolluyor. Sana misyon yüklüyor. Mesela annenin babanın yanında sen sadece bir çocuksun ama o sana bir misyon yüklüyordu.

Cenk Sarıgöl; Kazayı ilk nasıl öğrendiniz?
YALÇIN TOPÇU; Seçim öncesi İHA ile anlaşmıştık. TGRT’den bir muhabir verdiler. Genel Başkanım helikoptere binmeden önce televizyonda canlı yayındaydı. Orada "Hadi sizi Allah’a emanet ediyorum" deyince ben hemen telefona sarıldım. Genel Başkan telefonunu hiç kapatmazdı. Hem televizyondan izliyordum hem de konuşuyorduk.
Dedim ki "Efendim rahatsız etmiyorumdur inşallah"
Telefonda bana, "Evet miting güzel geçti ama yine yayınlamayacaklar." dedi.
Ben de " Efendim şu an yürüyorsunuz. Sizi görüyorum" dedim. Sonra canlı yayını kestiler. "Sonunu çok iyi bağladınız. 'Adaylarımı size, sizi Allah’a emanet ediyorum' sözü güzel oldu" dedim.
"Evet, şimdi inşallah Yerköy'e gideceğiz oradan da bir haber alalım. Hakkı'lar da oraya geçiyorlar. Orada çok kalabalıkmış. İnşallah orayı da verirler" dedi.
Bana "Ne yaptınız" diye sordu. Neticede biz yardım alan bir parti değiliz, arkadaşlarımızın, dostlarımızın ufak tefek yardımlarıyla ayakta duran bir partiyiz.
Genel Başkan'a "15’e yakın para toparladık. Bizim genel başkan yardımcımız Remzi Çayır da yanımızda" dedim.
O gün "Göksun ve Elbistan’a ikişer lira gönderelim." dedi.
Mustafa Yazıcı da aradı, yoldan geliyor. O da nihayet şu kadar var. Sivas’ta kurdurduğumuz platform içinde şu kadar lazım." diyor dedim.
Genel başkanım güldü. "Anlaşıldı, bunlar senin elinden hepsini alacak. Bak sen genel sekretersin. Senin cebinde yinede biraz para dursun ne olur ne olmaz. Senin karizma çizilirse partinin karizması çizilir. Ben anladım; bunlar senin elinden o parayı alacak" dedi ve güldü böyle. Aradan saatler geçti, beni Anadolu Ajansı haber geçmiş, genel başkanın helikopteri düşmüş diye aradılar. Hemen özel kalemi aradım ve durumu sordum. Abi heralde abartı bir durum, helikopterin rota gereği inip benzin falan alacağı yerdir belki dedi. Ben hemen Kayseri Valisi'ni Kahramanmaraş Valisi'ni aradım. İlk önce Maraş Valisi çıktı ve bir kaza olmuş, ambulansları yola çıkarttık dedi. Bir bilginiz var mı diye sordum. Korkulacak birşey yok gibisinden lbirşeyler söyledi.


Yetkin Yıldız; Kazayı duyduğunuz anda ne düşündünüz?
YALÇIN TOPÇU; Hiç birşey düşünmedim. Çünkü böyle birşey daha aklımdan bile geçmiyor. Çünkü benim kulağımda hala o kahkahaları var. Aradan fazla bir sürede geçmemişti. Aklıma kötü birşey gelmedi. Sonuçta Genel Başkan ilk defa kaza geçirmiyordu ki. Beraber yaşadığımız bir sürü kazalarımız var. Bu işler böyle. Çok gezince insan kaza ile karşılaşıyor. Biz helikoptere Kosova’da, Makedonya’da, Bosna’da birçok yerde bindik. Ondan aklıma böyle birşey gelmedi. 22 Temmuz seçimlerinde de yine helikopter tutmuştuk. Bir sürü yeri dolanmıştık.

Yetkin Yıldız; Kazadan birkaç gün sonra, Muhsin Başkan'ın helikopter kiralanmasına yönelik tekliflere, ‘ya beni öldüreceke misiniz?’ diye yanıt verdiği basında genişçe yer buldu. Genel Başkan böyle birşey söyledi mi?
YALÇIN TOPÇU; Asla böyle bir şey yok. Genel başkan hep arkadaşlarımıza ücret biniyor, sıkıntı oluyor, neticede bunlar derlenip toparlanan paralar diyordu. Genel başkan, herkese ulaşmak, herkesle olmak, herkese dokunmak istiyordu. Zaten kendisi Divan'da "bir helikopter olsa da dolaşsak bütün her tarafı" demişti.

Cenk Sarıgöl; Peki ne zaman anladınız Muhsin Bey’in kaza yaptığı?
YALÇIN TOPÇU; Bilgi almak için Vali'yi aradım. Vali, aynı bilgileri doğruladı. Ayağı kırıkmış dedi. 15 dakika sonra Erciyes Üniversitesi'nin başhekimi aradı ve "Efendim bizim hazırlıklarımız tamam. Var mı gelen giden, kim gelecek kim gidecek" dedi. İşte o zaman tutuştum. Bunlar kesin bilgi almadan bir kaza olmuş diyorlar sadece. Yani haberi bizden bekliyorlar. O zaman tutuştum. Çünkü sürekli genel başkanı arıyorum ama cevap vermiyor. Mutlaka benimle, yenge hanımla bir irtibat kurar. Anladım ki bu iş farklı. Burada bir sıkıntı var.

Cenk Sarıgöl; Ne yaptınız o zaman?
YALÇIN TOPÇU; Hemen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü aradım. Bunu yapmam gerektiğini düşündüm. Aradım ve bir anda bir duygusallık çöktü içime. Sanki bir anda birşey koptu içimden. Cumhurbaşkanlığı ile konuşurken nerdeyse şuurumu kaybettim.

Yetkin Yıldız; Ne dediniz Cumhurbaşkanı'na?
YALÇIN TOPÇU; "Genel Başkanımın helikopterinin düştü bilgisi geldi. Ama kimsede bir bilgi yok. Ben Genel Başkanımın hayatından şüphe etmeye başladım. Ben netice istiyorum efendim" dedim.

Yetkin Yıldız; Cumhurbaşkanı ne dedi?
YALÇIN TOPÇU; Cumhurbaşkanım "aman birşey yapma. Yok olur mu? Allah muhafaza, hiçbirşey olmamıştır" dedi. O da yurt dışına gidiyormuş. "Ben gerekli talimatı verip size döneceğim" dedi size.

Yetkin Yıldız; Sonra?
YALÇIN TOPÇU; Aradan 20 dakika geçtikten sonra Cumhurbaşkanı aradı. "Evet, helikopter düştü ve yerine ulaşılamadı." dedi. Bu arada özel kalem müdürümüz, yardımcımız Üzeyir Tunç Bey, İHA Muhabiri İsmail ile telefonda görüştüklerini söylediler.

Cenk Sarıgöl; Ne söyledi size İHA Muhabiri?
YALÇIN TOPÇU; İsmail bize "Şu anda Genel Başkanı göremiyorum." dedi. Bu sırada bize değişik bilgiler geliyordu.

Cenk Sarıgöl; Nasıl mesela?
YALÇIN TOPÇU; Helikopter yumuşak iniş yaparsa sinyal vermez gibi... O zaman aklımdan şöyle şeyler geçmeye başladı. Genel başkan atletik bir insan. Tek eliyle şınav çeken bir insan. Kendi kendime helikopter yalpalamaya başladı; genel başkan da helikopterin düşeceğini anladı ve aşağı atladı. Atladı ama nereye düştü? 3 km mi 5 km mi? Nereye? O atlayışta da mutlaka bir hasarı vardır. Helikopterin olduğu yere ulaşması da zaman alır diye düşündüm. Kazadan 2 saat sonra yaptığım basın açıklamasında "sabrımız tükeniyor" diyorum ama bu arada bir sürü rivayet geliyor.

Cenk Sarıgöl; Peki bu süre içinde öldüğünü hiç düşünmediniz mi?
YALÇIN TOPÇU; Hayır, öldüğünü düşünmüyordum. Çünkü gelen rivayetler de Başkanın yaşadığı yönündeydi. İşte Genel Başkan'ın bir mağaraya çekildiği, bir görenin olduğu... Çaresiz olunca her gelen bilgiye inanıyoruz. Cumhurbaşkanı'ndan sonra helikopterin düştüğü kesinleşince Başbakanı aradım. Aklıma hemen kriz masası kurulması geldi. Kriz masası oluşturuldu. Genel merkezi ikiye böldük. Bir kısmı orada bir kısmı burada. Biz burada arkadaşlarla Başbakanlıktaki kriz masasıyla süreci takip etmeye başladık ama süreç duvar gibi. Çok büyük bir hava muhalefeti vardı. Kasa uçaklar, NASA, uydu, herşey çaresiz. Kazadan sonra helikopterin nasıl düştüğü şeklinde yapılan incelemelerde de bir sürü bilgi kirliliği ortaya çıktı. İşte Alman uzmalar pervane çarptı dedi, bizimkiler kızak çarptı dedi. İlk önceki gibi bir bilgi kirliliği de ortaya çıktı. Sonuçta helikopterin anteni kırılmışta olsa da yine çalışması gerekirdi. Demekki antenin içinde bir sorun var.

Yetkin Yıldız; Genel Başkanınızın vefat ettiği haberi kesin olarak size ne zaman geldi?
YALÇIN TOPÇU; Ekip, Genel Başkanımızın şehadetinin olduğu yeri görünce bana döndüler. Onların içinde bizim partililerimizde vardı. Çünkü ben hep şöyle dedim: "O süreçte Genel Başkanımızı bizim arkadaşlarımızdan birisi görürse inanırız. Biz duygularımızı muhavaza ediyoruz, dua ediyoruz." Çünkü sonradan da anlaşıldı ki işte İsmail Genel Başkan yok diyor. Ben zaten en başından beri oraya takıldım.

Cenk Sarıgöl; Peki şu an aklınızda suikast şüphesi var mı? Bu kazanın tamamen aydınlandığına inanıyor musunuz?
YALÇIN TOPÇU; Hayır kesinlikle aydınlanmadı. Bu dosya milletin mahşer-i vicdanında açık duruyor. Partililerin önünde açık duruyor.

Yetkin Yıldız; Nedir bu mahşer-i vicdan?
YALÇIN TOPÇU; Mahşeri vicdan benim anam. Benim anam diyorki kendi ifadesiyle; ‘Oğul oğlanı yediler yediler’ aynen dediği bu. Senin de ne hayın var otur evinde diyor. Mahşer-i vicdan bu. Çünkü tarihe not düşmüş insanların kazaları dürülüp bükülüp öylece bir kenara atılabilir mi? Ki bu adam Muhsin Yazıcıoğlu. Muhsin Yazıcıoğlu ömrü hayatında devlete ebed demiş, millete esas demiş, bununla alakalı devletin ebedi noktasındaki düşmanlarla, milletin esası noktasındaki düşmanlarla siyaseten mücadele etmiş. Böyle bir şahsiyet. Tarihe not düşmek isteyen bir lider. Türk-İslam dünyasının tanıdığı, diğer milletlerin tanıdığı, Kuzey Irak'tan bir kürt liderin kendisini arayıp konuştuğu, fikirlerine başvurduğu, öbür taraftan Çeçenistan, öbür taraftan Bosna-Hersek, öbür taraftan Kosova. Kosova'nın bağımsızlığı için yapılan seçimlerde büyük çalışmaları oldu. Türkiye’de seçim çalışmaları yapar gibi yaptı. Aksiyon adamı aynı zamanda. Şimdi bunda suikast mi var? Genel Başkan barış diyordu, birlik diyordu, adalet diyordu, sevgi diyordu. Bunu bütün dünya için istiyordu.

Cenk Sarıgöl; Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ergenekon’un gizli tanığı olduğu yönünde bir takım haberler çıktı. Böyle bir şey var mı?
YALÇIN TOPÇU; Bu tamamen bir grubun çamur at izi kalsın çalışmasıydı. Türk dünyasının, İslam dünyasının, Anadolu coğrafyasındaki büyük Türk milletinin bu ilgi ve alakası bir yerleri rahatsız etti. Ne yaptı Genel Başkan'ın şahadeti? Kürt ile Türkmen’i, Alevi ile Sünniyi, Lazla Arabı, Çerkezi v.s. Hepsini bir araya getirdi. Burada rahatsız oldular. Genel Başkan'ın ömrü hayatında neresi gizli kalmış. Mamak zindanlarında gizli bir şey mi kalmış? Neyi gizli olacak? 28 Şubat'ta gizli mi durmuş Genel Başkan? O gizli tanığı aile bilmiyor, ben bilmiyorum, parti bilmiyor. Bunun için kanuni yollara başvurduk. O yayını yapan zevat, o büyük televizyon kanalının zevatı "efendim ben böyle demek istemedim. Böyle deniliyor" dedi. Çünkü ben hemen devletin ilgililerini göreve çağırdım. Hemen açıklayın bunu dedim. Zaten sonradan yapılan açıklamalar da böyle birşey söz konusu olmadığı yönündeydi.

Cenk Sarıgöl; Genel Başkan Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'le hiç görüştü mü?
YALÇIN TOPÇU; Bizim bilgimiz dahilinde hiç görüşmedi. Peki Genel Başkan Savcı Öz ile görüşemez mi? Milletvekili, Genel Başkan. Ama böyle bir şey olsa kesinlikle bizim bilgimiz de olurdu.

Yetkin Yıldız; O dönem çıkan iddialardan biriside şu idi: 'Genel Başkan Türkiye'nin yeni bir 12 Eylül'ün yaşanmasını istemiyordu. O dönemin gizli kalmış ilişkilerini açıklayacaktı' yönündeydi!
YALÇIN TOPÇU; Genel Başkan’ın 12 Eylül dönemi öncesiyle, Mamak Cezaevi'nde verdiği ifadeler bir adam boyu kadar. 12 Eylül öncesi ile ilgili gizli ne kalmış? Genel Başkan'ın, "biz evde buluştuğumuzu sokakta, sokakta buluştuğumuzu Meclis'te, Meclis'te buluştuğumuzu milletle paylaşırız" diye meşhur bir sözü vardı. Genel başkan, daha hasas konuları bile dostlarıyla, arkadaşlarıyla paylaşan biriydi. Üzeyir Garih ile olan görüşmesinde, -ben neticede bu partinin kurucusuyum- bu tür önemli gördüğü şeyleri her insanla paylaşırdı. O zaman bana bile böyle bir görüşme talep ediliyor diye soran Genel Başkan, böyle şeyleri Parti'nin genel sekreterine söylemez mi?

Cenk Sarıgöl; Genel Başkan'ın geçirmiş olduğu şüpheli diyebileceğimiz birçok kaza oldu. Sizce Genel Başkan'ın geçirdiği kazalarda suikast şüphesi olabilir mi?
YALÇIN TOPÇU; Genel Başkan aksiyon adamıydı. Dostluk, barış, sevgi diyordu. Çok net fikirleri vardı. AB’ye karşı idi. AB’ye gelin sizle ticaret yapalım diyordu. Bizi zaten AB’ye almayacaksınız niçin uğraştırıyorsunuz diyordu. Yüzümüzü Türk dünyasına, İslam dünyasına dönmemizi istiyordu. Onlarla küsmeyelim diyordu. Bizim burada üzerinde durmamız gereken nokta şu olmalı: Hiçbir şeyi yabana atmamalıyız. Ama yabana atmadığımız şeyi de alıp, onu ulu orta heryerde tartışarak toplumda bir kaos, bir moral çöküntüsü meydana getirmemeliyiz. Eğer bir şüphe varsa yerinde, ilgilisiyle üstüne gidip aydınlatmak lazım. Bizim yaptığımız da o zaten. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Bu süreci böyle yönetmeye çalıştık. Allah muhafaza, Kazanın olduğu o ilk günlerde ben tabanın hassasiyetlerine rağmen o hassasiyetleri kaşıyacak, onun önünü açacak, bir şey yapsam ne olurdu memlekette? Büyük facialarla karşılaşırdık. Ama bu şüpheler neyse, mahşer-i vicdanın şüphesi neyse, anamın şüphesi, sokaktaki insanın şüphesi neyse, bu iş ile ilgilenenler; yazarı, çizeri, gazetecinin şüpheleri v.s. Bunların hepsi raptu zapt altına alınarak incelenmelidir. Biz de bu doğrultuda incelemeler yapıyoruz. Arkadaşlarımızla bir rapor hazırladık ve bazı şüpheleri kamuoyu ile paylaştık. Genel Başkan da aynen bunu yapardı. Bu işlerin açıklıkla hallolacağını söylerdi. Milletten korkmayın, millete herşeyi açıkça anlatın derdi. Bizde öyle yapıyoruz. Milletin gözünde bu kaza şüpheli. Bunu zaten millet söylüyor. Partililer öyle diyor. Devlet kendisi öyle diyor. O zaman ne yapmalıyız? Hep beraber, hep birlikte karga çıkarmadan, devlete millete zeval gelmesine mahal vermeden, ilgilisiyle bu işi çözmeliyiz.

Cenk Sarıgöl; Helikopter kazasıyla ilgili yurtdışından teknik ekip getirttiniz. Yapılan incelemeler sonunda tutulan raporlarda ne çıktı?
YALÇIN TOPÇU; Bunlar ön raporlardı. Bizim heyetin gazdan, benzinden, helikopterin parçasından aldığı numuneler üç yabancı ülkenin laboratuarlarına gitti. Bunlar oradan dönüp gelecek. Ben Meclis'e, Meclis Başkanlığı'na, Adalet Bakanlığı'na, Başbakanlığa, Ulaştırma Bakanlığı'na, İçişleri Bakanlığı'na, bunların hepsine tıpkı bir avukat edasıyla konum, durum, isteklerimiz. Bunların hepsini içeren, bir çalışma yaptık. Şuanda bekliyoruz. Bu doğrultuda Meclis bir adım attı. Komisyon kuruldu. Biz yine arkadaşlarımdan müteşekkil bir heyet kurduk. Bu heyet Meclis araştırmasını takip edecek. Teknik bilgisi olan, hukuki bilgisi olan arkadaşlarımızı oraya gönderdik. Kaza mahalinden şüphe toplayan arkadaşlarımız var mesela. İl başkanı koymuşuz oraya. Çünkü tabanla temas olan her türlü komplo işleri 20 yılda ortaya çıkıyor. Bunları yabana mı atacağız? Vatandaşın bu konu ile alakalı yorumu da bizim için önemli. Vatandaş ne diyor?

Yetkin Yıldız; 11 Eylül 2007 tarihinde Sıhhıye katlı otoparkında bomba yüklü minibüs ele geçirildi. Helikopter kazasından sonra da bu bombanın hedeflerinden birisinin Muhsin Yazıcıoğlu olduğu iddiası ortaya atıldı. Bildiğimiz kadarıyla Muhsin Başkan Cuma namazlarına genelde otoparkın altındaki mescide gidiyormuş. Bu konuda ne diyorsunuz?
YALÇIN TOPÇU; O zaman bu bombanın çapının Kızılay'a kadar gittiğini söylediler. Ben de o zaman "Başkanım adamlar bunu buraya acaba bilerek mi koydular?" Sonra bir takım bilgiler geldi bombayı burdan dağıtım yapacaklarına dair. Ama bir partinin burada yeri açılınca Genel Başkan "Heralde kendimizi şimdi sağlama aldık. Partileri de burada yapmazlar". Fakat Genel Başkanım bunları, şimdi birisi karşıdan birşey konuşunca ikna ediyim mi yoksa bırakayım diye mi baktı? Ama ciddi manada bunu oturup bizimle tartışmadı. Genel başkanım çok rahat biriydi. Bir akrabası için, bir yakını için, bir de bakmışsınki terminalde bilet alıyor. Öyle suikaste kurban gidecekmiş düşüncesi yoktu onda. Sabah pastaneye gider evine pohaça alırdı. Çok rahattı. Hatta bir gün arabasına kamyon çarpıp kaçıyor ve arabadan inerek yolun kenarında duruyor. Eğer suikast girişimi olsaydı çarpan kamyon sonuç alamayınca onun arkasında gelen bir araba veya kişi bu sonucu alabilirdi. Eğer gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu’na suikast düzenlenmek istenilseydi bu şansa bırakılmazdı. Ama neticede tedbir almak lazım. Sonuçta bu kişi Muhsin Yazıcıoğlu.

Cenk Sarıgöl; Kaza 25 Mart’ta oldu ve cenazesine 46 saat sonra ulaşıldı. Siz bu süre zarfında bir zaafiyet olduğunu düşünüyor musunuz?
YALÇIN TOPÇU; Şimdi benim ifade ettiğim gibi, biz sayın Genel Başkan'ın geride bıraktığı bu siyasi emanetlere sahip çıkacak kadrolarız. Genel Başkan'ın sağlığındaki misyonu neydi? Bize emanet ettiği misyon neydi? İfade ettiğim gibi Devleti ebed, milleti esas almaktı. İşte kaderin bizi bıraktığı bu noktada ben o misyona layık davranmak zorundayım. Ben gönlümden geçenleri, içimden geçenleri söyleyecek durumda değilim. Sorumluluklarımı bilerek hakeret edeceğim. Neticede ihmal varsa zaten hepsini daha önce ifade ettiğim gibi 15 maddeyle açıkladık. Arkadaşlarıma talimat verdim, vatandaştan alınan bilgilerle, arama kurtarmaya katılan partililerden, bölge insanından alınan bilgilerle arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili her zaafiyet, tatmin olunamayan her konu alındı, bir merkezde toplanıldı ve arkadaşlarımız bunu bir rapor haline getirdi. Bunu hem kamuoyu ile paylaştık hem de Meclis Araştırma Komisyonu ile paylaşacağız.
Devlet henüz milletin mahşer-i vicdanını rahatlaşmış değildir. Halkın yorumları çığ gibi gelmektedir ama kimse bu iddialara cevap verememektedir. Kazanın gerçekleştiği anda hastaneye kaldırıldığı ama daha sonrasında hala bulunamadığı ortaya çıktı. İşte bunlar bizim şu an yapmaya çalıştımız, milletin mahşer-i vicdanını rahatlatmak için yapmaya çalıştımız şeylerdir. Bunlardan yola çıkarak bir takım gerçekleri ortaya çıkarma peşindeyiz.


Yetkin Yıldız; Genel Başkan'ın Tacettin Dergahı'na defnedilmek gibi bir vasiyeti oldu mu?
YALÇIN TOPÇU; Genel Başkan'ın ne bana ne de ailesine Tacettin Dergahı'na gömülmek istemesi gibi bir vasiyeti olmamıştır. Bununla ilgili bir çok iddia ortaya atıldı. İşte Mehmet Akif’in veterner olması, Tacettin Paşa’nın bir tarikata bağlı olması gibi nedenlerden dolayı Genel Başkan'ın buraya defnedilmesi gibi bir takım haberler çıktı. Hatta Genel Başkan'ın Akif gibi veterner olmak istediği ama okulu yarıda bıraktığı için olamadığı, bunun da içinde bir ukte olarak kaldığı şeklinde haberler çıktı. Genel Başkanım veternerlik fakültesini bitirmiştir. Ayrılmamıştır.

Yetkin Yıldız; Sivas'a defnedilecek denildi bir ara...

YALÇIN TOPÇU; Genel Başkan'ın meşhur bir lafı vardır: "Sivas benim, ben Sivas'ım" Tabiki Genel Başkanı ilgilendiren diğer insanlar da vardı. Türk-İslam coğrafyasını ilgilendiriyor. Onun için merkezi bir yer olması gerektiği, benim ısrarla üstünde durduğum, Genel Başkanımızın sağlığında ortaya koyduğu misyonla ilgili bir mekan. Tacettin Dergahı’na gömülmesi fikrini ortaya atan benim. Ailesi ile de konuşuldu. Aile de bunun üzerinde mutabık kaldı.

Cenk Sarıgöl; Ertuğrul Günay’ın imzalamamasını nasıl karşılıyorsunuz?
YALÇIN TOPÇU; Sonuçta bu bir siyasi karar olacaktı. Sayın Bakan bunu çok kaşıdı. Ben onun için çok üzgünüm. Camiamız üzgün, mahşer-i vicdan üzgün. Büyük Türk Milletini üzdü. Bu açık. Bazıları bu durumu ideolojik kırıntı kalmış, onaylamıyor diye yorumladı. Sayın Bakan Genel Başkan'ın sağlığında konuşan, O'nunla sohbet eden ve onu bilen bir insandı. Genel Başkanımızın ona olan tutumunu ve tavrını çok iyi bilen bir insandı. Beraberlikleri ve birliktelikleri vardı. Sayın Bakan'a sormak lazım. Kendileri bu durumda olsa Yazıcıoğlu acaba ne yapardı? Onu vicdanına sorması lazım. Yani ben üzgünüm. Durup durup kaşıyor. Neticede bu siyasi karar tamamlandı. Ama Sayın Bakan durup durup bir yerlere demeç veriyor, ben imzalamadım diye. Yani bir yerlere kendini aklamaya mı çalışıyor? O hassasiyet devam mı ediyor? Yani bu ideolojik kırıntının bulunduğu yerlere cevap vermek gibi bir kaygı mı taşıyor? Bilemiyorum. Ama durup durup açıklamalar yapıyor. Halbuki bakanlar kurulu kararlarının ne şekilde alınacağı, onun prosedürünün ne olacağı bellidir. Orada ona muhsus birşey mi oldu? Asla. Bakanlar Kurulu'nda o gün karar imzalanırken yedi bakan görevliydi. Ertuğrul Günay'da o yedi bakandan biriydi. Yedi bakanın yerinde diğer bakanlar imzalıyor. Prosedür bu. Milletin iradesiyle erki elinde bulunduranlar, millete rağmen bir tutum ve davranış içinde olurlarsa millet onu kendi vicdanında karalar. Bu doğru değil. Buna da öyle bir gerekçe bulmuşki Sayın Bakan. Milli hassasiyetmiş. Sadece Sayın Bakan düşünüyor milletin hassasiyetini.

Yetkin Yıldız; Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünden sonra Alperen Ocakları'nın olaylara karışmaması için yaptığınız bir çalışma var mı? Taraf Gazetesi Yazarı Rasim Ozan Kütahyalı'nın başına gelenler malum.
YALÇIN TOPÇU; Alperen Ocakları elde avuçta tutulabilecek bir oluşum değildir. Alperen Ocakları bir sivil toplum kuruluşudur, bir gençlik kuruluşudur. Alperen Ocakları ALP ve EREN olma noktasında kendilerine has eğitimleri olan, bununla iştikal eden gençlerin bulunduğu yer. Milli, manevi değerlerle gelişmeye çalışan bir yer. Bence ülkemizin gözbebeği. Alperen Ocakları toplumun milli manevi refleksleri olan gençlerin toplandığı, milletin, vatanın, devletin, bayrağın, manevi değerlerin yaşaması, yeşermesi, kapsama alanını genişletmesi ile ilgili çalışma yapılan bir yer. Dediğim gibi Parti olarak bizim bunlarla hukuki bir yaptırımımız yok. Bizim gönül bağımız var. Biz bu memleketteki bütün gençlerin o çerçevede yetişmesini arzu ediyoruz. O gençlerde buna yönelik çaba sarf ediyorlar. Bizde bulunduğumuz noktadan onlara yardım etmeye çalışıyoruz. Toplantılarını yaparlar, bizi çağırırlar, gider konuşuruz. Gelirler bir yazıları varsa, bir makaleleri varsa, yazarız ederiz. Ve gerçekten toplumun ihtiyacı olan bu tip değerleri yaşatmaya, yeşertmeye çalışan gençliğimizi hep birlikte korumamız lazım, kollamamız lazım. Alperen Ocakları'nda sistem şimdi daha iyi. Artık üyesi olacak bu ocaklara giren kişiler. Eskiden öyle değildi. Eskiden kimin girdiği, kimin çıktığı belli olmuyordu. Giren kişi üye olacak. Kim giriyorsa, kim çıkıyorsa o giren çıkan kişiden o yönetim sorumlu olacak. Bu çok güzel oldu. İnşallah iyi hizmetler verirler.

Cenk Sarıgöl; Eski Alperen Ocakları Başkanı, Tuna Koç Bey 24 Mayıs'ta yapılacak olağanüstü Kurultay'da aday oldu...
YALÇIN TOPÇU; Genel Başkan adaylarımızdan Tuna Bey’e genel merkezimizde bir oda verdik. Tuna bey bizim ocaklarımızda yetişmiş bir insandır. Orada genel başkanlık yapmış bir kadeşimiz. Kendisi yüksek mühendis aynı zamanda. Bizim kıymetli bir kadromuz var. Bu çerçevede zaten kendisi, kendi uslubu ile bir yol belirledi. O da doğru bir üsluptu. Biz diyorduk ki bu olağanüstü kongeredir, olağanüstü hale göre davranalım. Neticede 17 ay sonra kurultay var. O zaman herşey normal olur. Bu bizim uslübümüzdü. O da bunun uslübüydü. Ben diyordum ki "neticede içimizden birisi olacaksa eğer; bu milletin töresi, İslamın ahlakı neyse, demokrasinin şartları neyse şuanki mutfağımızda yaşansın, hepimizin üstünde mutabık kaldığı, mutfağımızda demokrasinin gereğini yapıp birimizin üzerinde mutabık kalalım, millet yası bitirmeli, oraya çıkalım prosedürür tamamlayalım, 17 ay sonra zaten olağan kongre var." Ama bu da bir uslup. Tuna bey çıktı, ben adayım dedi. Şimdi inşallah kurullarımız zaten bu işi tartıştı, görüştü, neticede ben kadrodaki iyilerin yarışı olacağı kanaatindeyim. Halihazırda yine tek adayla gidilmesi kanaatini taşıyorum. Bu benim şahsi kanaatim, tecrübelerimin getirdiği bir kanaat. Tuna Koç bu işi benim kadar iyi yapabilir. Bana vereceğiniz oyla Tuna Bey’e vereceğiniz oyun arasında hiç bir fark yoktur. Bu kardeşimde en az benden fazla bu işe layıktır ve becerir. Bunu laf olsun diye mi söyleyeceğim? Hayır buna inandığım için söyleyeceğim. Tuna Koç bizim çok kıymetli bir kadromuz. Çünkü olağaüstü kongrenin kendine has hassasiyetleri var, milletin bize bakışı var. Yani Genel Başkanımızın şehadetiyle, millet alevisiyle, kürdüyle, çerkeziyle, lazıyla, vuslat kurultayında toplandı. Ben bunu siyasi emanetini devralmak kurultayı diyorum. Vuslat kurultayındaki şekle uleman denilsin istedim.

Cenk Sarıgöl; Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatı sonrası MHP'nini taziyesi ne düzeydeydi?
YALÇIN TOPÇU; MHP’nin Genel Başkanı, CHP’nin Genel Başkanı yanı sıra SP’nin Genel Başkanı, DP’nin, bütün siyasi partilerimizin genel başkanları, genel başkanımızın şehadet sürecinde, gerçekten bizim acımızı paylaştılar. Bizimle beraber oldular. Burada Allah’a hamdediyorum. Millet işte böyle olmalı. Bizim üslubumuz farklı olabilir ama sonuçta kimse bu devletin, bu milletin düşmanı değil. Kanunlarımız, kurallarımız çerçevesinde kurulmuş partilerimiz. Tabiki MHP ile farklılık olacak. Sonuçta MHP bizim şerefi mazimiz. Orası bizim şeref duyduğumuz bir mazi. Şu an itibariyle siyasi görüşlerimiz arasında farklılıklar olabilir. Bunların hiçbir önemi yoktur. Sayın Bahçeli ile Genel Başkan beraber siyaset yapmışlar, aynı divanda yer almışlar. Sayın Bahçeli’nin genel sekreter olduğu dönemde ben de bir ilçenin ikinci başkanıydım. Ankarada bir ilçe olması hasebiyle tüm işleri ben yürütüyordum. Bizim dostluklarımız var, mazimiz var. Tabiki ortak inandığımız bir davanın bir denini kaybetmişiz.

Cenk Sarıgöl; Peki bu durum MHP ile bir yakınlaşma getirir mi? Birleşme söz konusu mu?
YALÇIN TOPÇU; Bu tür işleri bugün böyle konuşmak hiç birimize fayda getirmez. BBP, Genel Başkanı'nın sağlığında koyduğu siyasi bir iradedir. Bu siyasi emanetini bize bırakmış. Genel Başkanımızın bize bıraktığı bu siyasi emanete uygun davranmak. Bize yakışan budur. Bunun neticesi ne olur? Neticesini zaman gösterir. Bizim mazi paylaştığımız arkadaşlarla asla ve katta hiç bir husumetimiz olamaz. Dün birçok acıyı sıkıntıyı paylaştımız arkadaşlarımız orada görev yapıyorlar. Biz de buradayız. Siyaseten inşallah onlarda biz de çok başarılı oluruz. 75 milyonluk Türkiye’de ne biz fazlayız ne de onlar fazla. Herkes kendi üslup ve usulü ile şuan bir çizgide yürüyüp gidiyor. Genel Başkanımızın iradesini de biz devam ettireceğiz.

Cenk Sarıgöl; Mardin’deki katliam ve akabinde koruculuğun kaldırılması tartışmaları hakkıda ne düşünüyorsunuz?
YALÇIN TOPÇU; Tabiki memleketin bölücü terörle ilgili sıkıntıları bitmiş değil. Yangın var. Buna körükle gitmeye gerek yok. Herşeyi kendi mecrasında, devlet adabına uygun yapmak gerek. Devlet yönetimine de bu yakışır. Böyle zamansız, gereksiz laf söz etmenin gereği yok. Burada eksik kanun, nizam varsa bunların tedbiri alınmalı. Ama şu anda bölücü terör tehlikesi önlenebilmiş değil. Neticede şöyle bakılamaz mı olaya? Ülkemizin bir şeye ihtiyacı var. Töre denilen hadise, bugün bu büyük milletin töresi nasıl anlaşılmalı, bunun eğitimi ne olmalı? Bizim töremizde, bu milletin töresinde bir yaşındaki çocuğa kurşun sıkmak var mı? Hamile kadına kurşun sıkmak, camide dini görevini yerine getiren Kazım Ozan’a kurşun sıkmak var mı? Orada her çocuk mezarın başında kuran okuyor. Bu kimin sayesinde Kazım Ozan sayesinde. Buradan da babasına başsağlığı diliyorum. Şimdi demekki toplumun norm değerleri dediğimiz değerler topluma iyi öğretilmeli. Bu bizim norm değerlerimizde hamile kadına, bir yaşındaki çocuğa, kim olursa olsun dini vecibelerini yerine getirenlere kurşun sıkmak diye bir şey yok. Bu farklı birşey. Bu bir cinnet gibi adeta. Bu adı konulamayacak bir vahşet ve bu vahşetin olay şeklide bir cinnet gibi bir şeydir. Bunu bir kere doğru okumak lazım. Psikologlarıyla, sosyolaglarıyla, neyse bunun ilgilileri doğru okumak lazım. Şimdi koruculuk kaldırılsın deniliyor. Peki kardeşim o zaman sana demezler mi bunu yaparken niye bunu raptu zapt altına almadın? Niye bunu doğru yapmadın? Yani sen şimdi 50 bin tane sahipsiz silah mı var diyorsun? Bu devlet ciddiyetine yakışmaz. Bu olacak şey değildir. Onun için tabiki korucularla alakalı, özlük hakları dahil olmak üzere, onların silah kullanma yetkileri, silahları bulundurmaları v.s. neyse nizamnameleri, kanunu hukuku, hepsi tabiki bir eksik varsa gözden geçirilsin. Ama bir vahşet bir cinnet var iken bunun neticesini direk korucuya atmak çok ucuz. Bunun gerçekten sosyolojik, psikolojik, çoğrafi şartlar neyse bunun adı neyse derinlemesine bakılmalı ve incelenmeli. Bu çok önemil bir şey. Bizim toplum olarak ne noktaya geldiğimizin neticesi. Bizim bu olaylar olunca aklımız başımıza geliyor. Yani adam çıktı bir yerden 5-6 il geçerken insanları öldürüyor. Ne dedi? Canım sıkıldı öldürüyorum dedi. O günkü şartlarda hep birlikte ayağa kalktık unutuldu gitti. Öbürü çıkıyor 1.5 yaşındaki çocuğun ırzına geçildi ve unutulmadı mı? Allah aşkına devlet ucuza kaçmasın. Canım sıkıldı adam öldürdüm. 1.5 yaşındaki çocuğun ırzına geçiliyor. Hamile kadını sokakta kapkaç terörü tarafından karnı deşiliyor. Olay olduğu zaman feryat, bittiği zaman birşey yok. Hemen bir yerlere suç atılıyor. Korucu. Gücünüz buna mı yetiyor? Toplumsal sıkıntılarımız var. Eğitimle alakalı sıkıntılarımız var. İşte bu norm ve değerlerin doğru öğretimemesi tartışılması lazım. Gerçekten sosyologlar ve psikologlar, bu işin ehilleri tek tek bu işi ele alıp toplum ne noktaya geldi bunun yeniden bir haritasını çıkartmaları lazım bence. Bizim ebeveynli ailelerimiz vardı. Şimdi ebeveynli ailelerimiz yok. Dedelerimizle ninelerimiz yok. Kimsesizler yurdu, yaşlılar yurdu dolup taşıyor. Devlet olduğunu iddia edenler, devletin hükümeti olduğunu iddia edenlerin önce bunlara bakmaları lazım. Bunlara ciddi bakmaları lazım.

Yetkin Yıldız; Genel Gaşkanın sağ iken bu kadar çok sevildiğinin farkında mıydı? Çünkü bütün Türkiye çok derin bir üzüntü içine düştü ve cenazesinde mahşeri bir kalabalık vardı. Bir de bu kadar seveni olmasına rağmen genel başkan sağ iken çok az oy alıyordu BBP. Genel başkanın vefatı sonrası BBP’nin oylarının artması bir ahde vefa örneği miydi?
YALÇIN TOPÇU; Genel Başkan'ın vefatıyla gerçekten siyasete barış getirdi. Büyük birlik millet meclisinde oldu. En zıt kutuplar bir araya geldi. Bunların hepsi genel başkanımızın sağlığında ne iz bıraktıysa toplum bunu ifşa etti. Demekki toplumun gerçekten birliğe, saygıya, sevgiye, adalete ihtiyacı var. Şimdi gelinen bu noktada, Genel Başkan şehadetiyle topluma son görevinide yaptı gitti. Zaten biz bu sevgiyi biliyorduk. Bunu görüyorduk. Bu seçimde artık gönüller sandığa yansıyacak diyorduk. Biz buna uygun strateji belirleyemiyoruz diyorduk. Bizim politikalarımızda eksiklik var. Biz mi milletimize anlatamıyoruz? Medyaya dayanıyoruz gidiyoruz. Ev ev dolaşalım, sokak sokak gezelim, köy köy gezelim, işte genel başkanda bunları yapıyordu. Ve neticede ön görüsüde tutacaktı. Bu şehadet bazı yerlerde ters tepti. Hepimizin alehimizde kullanıldı. Şuanda 21 belediye kazandık diğer belediyeler 3 oy, 5 oy 8 oy 18 oy 21 oy kaybedildi. Biz Mamak'ta üç seçim 1800, 2000 oy almışız benle birlikte 8000 oldu. Şehadet olmasa daha artacak. Genel Başkanımızın verdiği, gösterdiği o hedef bu sefer tutacaktı. Çünkü bu defa gerçekten doğru bir metod belirlendi. İşte deniz yıldızı klibimiz... Sabahın köründe eziyet ettik. Götürdük o Akçakoca'ya...

Yetkin Yıldız; Muhsin Yazıcıoğlu eğer vefat etmeseydi mayıs ayında Türkiye’deki liberal yazarlar Ahmet Altan, Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan gibi liberal yazarlarla biraraya gelecekti. Nelere konuşulacaktı bu toplantıda?
YALÇIN TOPÇU; Türkiye konuşulacaktı, coğrafyamız konuşulacaktı, komşularımızla ilişkilerimiz konuşulacaktı, dünyanın geldiği nokta konuşulacaktı. Adamın biri 44 kişiyi nasıl katlediyor, ne oluyor, toplum nereye gidiyor bunlar konuşulacaktı. Neticede büyük Türk milletinin refahı, barışı, birliği, beraberliği konuşulacaktı. Neden? Çünkü durumu bu hale Genel Başkanımız veya BBP’liler getirmedi. Biz daha evel Çırağan Otel'de böyle bir toplantı yaptık. Ama çağırdığınız kesimlerin hepsi bir araya gelmiyor. Sonra Metropolitan Otelde bir toplantı yaptık. Yine çağırdığınız kesim biraraya gelmiyor. Demek ki bunlara mahsus birşey yapmak lazım. Bizim bütün derdimiz ve meselemiz BBP nedir, gerçeği nedir? Bunu anlatmak. Deniz Yıldızı klibini on yıl önce yapmışız ama herkesin dilinde. Yani şu acı başımıza gelmeden oturup konuşamaz mıyız bunu? Mesele bu kadar basit. Genel Başkanımız bunu her zaman söyledi: "Sokakları paylaşamadık, okulları paylaşamadık ama 3 metrekare hücreyi paylaştık. Bunu böyle olmadan yapamaz mıydık? Mesele bu. Bundan dolayı da o kesimi davet edecektik. BBP’nin düşüncelerini, fikirlerini, ülke için ne düşündüğünü, çoğrafyamız için ne düşündüğünü, dünya için ne düşündüğünü yüz yüze daha yakın temas halinde anlatma ihtiyacı duyuyorduk. Bunu da anlatacağız. Bizde devam edeceğiz. Genel Başkanın bize bıraktığı herşey toplu iğne başı kadar bile olsa takip edilecek. Bütün kadrolarla bunu zaten kabul etmiş, belirlemiş durumdayız. Hepimiz onun bize geride ne emanet bıraktıysa ne varsa hepsini takip edeceğiz.

Cenk Sarıgöl; Son olarak sizin söylemek istediğiniz birşey var mı?
YALÇIN TOPÇU; Ülkemizin gerçekten barışa, birliğe, kardeşliğe ihtiyacı var. O'nu tanıyanlar bilir. Hayatının her evresinde o böyleydi. Eller silah değil, kalem tutsun diyen Muhsin Yazıcıoğlu idi. Bunu afiş yapıp yapıştırın diyen o idi. O günkü şartlarda Cumhurbaşkanı'na O'na buna yazan Genel Başkandı. Okulu paylaşamadık, 3 metrekare hücreyi paylaştık. Anadolu coğrafyası gerçekten herkese yetecek bir coğrafya. Bizler Selahattin Eyyübi’de bir olmuş insanlarız. Selahattin Eyyübi’nin ordusunda hep beraber olmuş ecdadımız. Kimin ecdadı? Aleviyim diyenin, sunniyim diyenin, kürdüm diyenin, Türkmenim diyenin, çerkezim diyenin, lazım diyenin, arabım diyenin. Alparslan'da bir olmşuz, Fatih’te bir olmuşuz. Gazi Mustafa Kemal'le Çanakkale!de, Sakarya'da, Dumlupınar'da bir olmuşuz. Bir olunca çok şeyi yapmışız. Ayrılmamızın gerekçesi yok. Biz Anadolu kazanında etle tırnak, ne etle tırnağı, yumurta ikizi hale gelmişiz. Kız almışız, kız vermişiz, cephede kanlarımız birbirine karışmış, böylece bir yumurta ikizi olmuşuz, Anadolu coğrafyası bizi ikiz hale getirmiş. Hani o yumurta ikizlerinden birinin başı ağrısa öbürünün de ağrır. O vaziyetteyiz. Onun içn hep beraber, hep birlikte yine birlikteliklere ihtiyaç var. Bu fitne tohumlarını, bu coğrafyamızda gözü olanların gözlerini terse çevirmek, yine bu coğrafyanın çocuklarıyla olur. Ecdat bunu yapmış. Ecdadamıza layık olmalıyız. Yine ülkemizin geleceği noktada Hasan ile Haso yanyana yatacak. Bu çok net. Hepimiz bu idrakte olmalıyız. Bu coğrafyanın kıymetini bilmeliyiz. Ecdadın bize bıraktığı toprakların kıymetini bilmeliyiz. Tam bağımsız, bölgesinde güçlü, üzerinde yaşayan fertleri başı dik, karnı tok, ileri ülkeler seviyesindeki insanlar gibi yaşam standartlarında, doğduğu yerde doyan şehirdekilerin imkanlarını almış olan bir toplum. Bütün hedefimiz bu olmalı. Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman inşallah yakın coğrafyamıza da bu yansıyacaktır. Bu aynı zamanda dünyaya da barış getirecektir. Anadolu coğrafyası huzurlu ve sakin olursa, buradan bu işle ilgili hesap kitap yapanlara sesleniyorum: Anadolu coğrafyasını kanattığınız zaman sizler plazalarda oturamazsınız. Anadolu coğrafyasını rahat bırakın. Anadolu coğrafyası rahat olursa yakın coğrafyalar rahat olur. Bunları medeni ilişkiler içinde yapın. Birakın bu kan dökmeyi. 1.5 yaşındaki çocuğu öldürdünüzde elinize ne geçti? Bitiremiyorsunuz. Yapamazsınız. Çünkü zulüm yapıyorsunuz. Adalet yapmıyorsunuz. Kazanamazlar. Öncelikle Anadolu coğrafyasını rahat bırakmaları lazım. Bu katliama son vermeliler. Bizim camiamız hep beraber ebedi siyasi liderimiz Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun geride bize misyonun emanet bıraktığı kadrolarız, bu kurultayda her ferdimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ahlakı ile siyasete bakışı ile yüreği ile gönlü ile hareket edecektir. Toplumda bunu görecektir inşallah. Tabi bu vesile kurultaydaki sunumumuz tarihi bir şey olacak. Nasıl ki vuslat kurultayında 1 milyon iyi insan var idiyse bu emaneti teslim alma kurultayında da o insanları bekliyoruz. Gerçekten iyi bir şey olacak.
Yazıcıoğlu’nun gerçekten müthiş bir hayat tarzı vardı. Kavga etmeyin, kavgaya sebebiyet vermeyin diye sık sık tembihlerdi. Bunu onunla aynı hücreyi paylaşanlara bile sorabilirsiniz. Gidin sorun Yazıcıoğlu nasıl biriydi diye. O'nun için inşallah hep beraber hep birlikte gelecek nesillerin doğru referanslara ihtiyaçları var. Muhsin Yazıcıoğlu gelecek nesiller için doğru bir referans. Bu referansı unutturmamak lazım. O'nu gelecek nesillere doğru bir şekilde anlatıp doğru bir şekilde O'nun ellerine almalarını sağlamak lazım.


Not; "Yalçın Topçu Kimdir?" merak edenler için daha önce yayınladığımız link, Yalçın Topçu'nun kendi anlatımıyla özgeçmişi ve biyoğrafisine buradan bakabilirsiniz; http://cenksarigol.blogspot.com/2009/05/bbp-genel-baskan-ayalcn-topcu-kimdir.html Röportajı ben (Cenk Sarıgöl) ile Stratejikboyut.com portalı ve dergisi Genel Yayın yönetmeni Yetkin Yıldız birlikte gerçekleştirdik. Röportajda, BBP Genel Başkanı ve genel başkan Adayı Yalçın Topçu sorulara içtenlikle cevap verdi. BBP merhum genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazası, ardından yaşananlar, dostlukları, BBP, Kurultay süreci...

12 Mayıs 2009

BBP Genel Başkan A.Yalçın Topçu Kimdir?


Büyük Birlik Partisi

Genel Başkan Adayı,

Yalçın Topçu

Kimdir
?


1957 Ardahan doğumluyum. Dedelerimiz Ahıska’dan 93 muhaciri olarak Ardahan’a gelmişler. Ardahan'da Hallekın Mahallesi'ne yerleşmişler. Rus işgali sırasında o büyük dedelerimizden Rüstem, Halit ve Mevlüt isimli dedelerimiz, -üç kardeş bunlar- ciddi mücadeleler vermişler. Babamın dedesi olan Mevlüt dedemiz o civarda Şehr-i Mevlüt diye anılır. Rüstem dedem ise Zaloğlu Rüstem diye bilinir. Diğer Halit dedemiz de pehlivanmış. Sonuçta bizimkilerin bir kısmı Osmanlıya, bir kısmı Tokat Zile’ye, bir kısmı Kırşehir Mucur'a, Gürcistan taraflarından gelmişler.

Rahmetli babamla Hacettepe'ye yerleştiğimizde ben 3-4 yaşındaymışım. Şimdi Başkan’ın kabrinin bulunduğu Taceddin Dergahı'nın bulunduğu yere yerleşmişiz.

Birinci sınıfı şimdi yıkılmış olan Dumlupınar İlköğretim Okulu'nda okudum. Daha sonra Mitatpaşa İlkokulu'na devam ettim. Ortaokulu Atıf Bey Ortaokulu'nda bitirdim. Bu arada Tacettin Dergahı'nın karşısındaki bir evde oturduk.

1969 yılında Abidinpaşa’ya yerleştik. Abidinpaşa, bir dönem sağ sol çatışmalarının en yoğun yaşandığı ve kurtarılmış yer olarak anılır. Ünlüdür. Hani Kurtuluş Savaşı'nda kurtarılmış memleketler nasıl anılıyorsa Abidinpaşa'da öyle ünlüdür.

Biz 16 -17 yaşındaki çocuklardık. Kendimizi ülkücü olarak tanımlıyoruz. Bayrak diyoruz, devlet diyoruz; Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin o meşhur tipleriyle boğuşuyoruz. Abdullah Öcalan'larla gecekonduda tartışıyoruz. Abdullah Öcalan’ın Siyasal'da okuduğu dönemler. Onlar bizi devrimci yapmaya çalışıyor; biz onları ülkücü yapmaya çalışıyoruz. Devletin gözü önünde liseli çocuklarla Siyasal'dakiler çatışırlardı. Abidinpaşa o yüzden o dönemki mücadeleleri ile çok ünlüdür.

Bu süre içinde Abidinpaşa Lisesi'ni bitirdim. Ortatepe’nin başkanlığını yaptım. Daha sonra Eskişehir Eğitim Enstitüsü matematik bölümünü kazandım. Orada disiplin kurulu başkanlığı ve yurt başkanlığı yaptım. 12 Eylül öncesi öğretmenlik yapıyordum; sonra bu memuriyetimize son verildi. 3.5 ay kadar öğretmenlik yaptım. Uzun yıllar özel sektörde çalıştım. Üst düzey yöneticilikler yaptım. Mali koordinatörlükler, muhasebe müdürlükleri, personel müdürlükleri yaptım.

1986’da rahmetli Turgut Özal döneminde bizim haklarımız iade edildi; ama bir şartla iade ettiler. O şartta; ortaöğretim ve lisede hak iddia etmeyeceksin, ilköğretim öğretmenliğini istersen atanacaksın.

Şereflikoçhisar'ın Kederli Köyü'ne matematik öğretmeni olarak tayinimi istedim. İçimizde bir ukde kaldığı için inatla istedim. Orada 3.5 ay öğretmenlik yaptım. O günkü yönetimle geçinemedik. Sonuçta ideolojik yapınız da arkanızdan geliyor. Geçinemedik.

Bu arada Türkiye’nin çok önemli mühendislik müşavirlik firmalarından birisi rahmetli babamın çalıştığı yer olması hasebiyle bize o kısmı devretmek istedi. Biz de o firmanın ortaklığını üstlenerek 4 mühendis arkadaşla birlikte tekrar özel sektöre döndük. Ne zamana kadar? Genel Başkan'ın MÇP’ye (Milliyetçi Çalışma Partisi)girdiği zamana kadar. Tam hatırlamıyorum, 1989-1990 dönemleriydi. MÇP, İDP, Millet Partisi ittifakı dönemleriydi. Onun öncesinde Genel Başkan evlendikten sonra Milliyetçi Hareket Partisi'ne genel sekreter yardımcısı olarak girdi. Bize de ilçelerde, bulunduğunuz yerlerde "partiye yardım edin" dediler. Zaten o güne kadar dışardan yardımcı oluyorduk; ama Genel Başkan'ın bu emriyle, -kendisi Sivas’tan milletvekili adayı olmuştu- orda işte Sivas'ta hizmet ettik, çalıştık, çıkmasına katkılarda bulunduk.

1992 yılında ayrıldık. Ondan bir sene bir buçuk sene evvel MHP Mamak ikinci başkanı oldum. Genel Başkan -Abidinpaşa'da bizim rahmetli Üzeyir Bayraklı var. Almanya’da PKK tarafından şehit edildi. O'nun kardeşi Ulu Bayraklı’nın evinde- bizzat bize "bu işin aktifinde olun" diye talimat verdi. İşte o zaman aktif olarak girdik siyasete yaptım. 1992’deki ayrılık sonrası Genel başkan bana Milli Mutabakat'ın Ankara koordinatörlüğünü verdi. 7-8 ay sürdü. 1992 Ağustosu'nda ayrıldık ve Büyük Birlik Partisi'ni 1993 Ocak'ında kurduk. Bu süre içinde Ankara'daki bilgilendirme toplantılarının organizasyonunu ben yaptım.

Parti kurulduktan sonra Genel Başkan'ın kendi emri ve direktifi ile parti kurucular kuruluna, -99 kişinin arasına- seçildim. Genel Başkan benden Ankara İl Başkanlığı'nı yürütmemi istedi. Bende 1993’te BBP Ankara İl Teşkilatı'nı kurdum. 1995'in ilk yarısına kadar, yaklaşık 2,5 sene BBP Ankara İl Başkanlığı yaptım. O kurultayda Genel Başkan bizatihi kendisi büroma gelerek divana girmemi, partiye girmemi istedi. 1995'te Anavatan Partisi ile ittifak yapmıştık. O zaman bende milletvekili adayı idim.

Parti'nin o zamanki divan şekli bugünkünden farklıydı. Genel sekreter yardımcısı olarak 1.5 yıla yakın görev yaptım. Yine Genel Başkan'ın emriyle, o dönem Başbakanlık Basın Halkla İlişkiler Basın Müşaviri olarak Başbakanlık'ta göreve başladım. 96’nın aralığı idi işte. Başbakanlık'ta basın halkla ilişkiler müşavirliğinin yanı sıra aşağı yukarı her hükümetin bakanıyla; -örneğin Hasan Gemici Bey'le sosyal riski azaltma projesi altında mali analistlik yaptım- çalıştım. Çünkü Başbakanlık'ta muhasebe belgesi olan vatandaş ben çıktım. O zaman Sosyal Yardımlaşma formundaydım. Sayın Bakan bizi uygun görmüş. Bize böyle bir görev verdi. Biz de "başüstüne efendim" dedik. Devlete, millet hizmet için nerede ne olursa yaparız dedik. Orada çok da iyi hizmet verdik. Örneğin bugünkü Sosyal Yardımlaşma Vakfı'nın genel müdürlük olmasıyla ilgili o kanun metninin hazırlanmasında, sosyal riski azaltma projesindeki süt ismi "lıkır lıkır" bizim o ekibimizin buluşudur.

Daha sonra Metin Gürler devlet bakanı iken onun danışmanlığını yaptım. Başbakanlığa bağlı Mevzatı Geliştirme Genel Müdürlüğü var. Resmi gazetede yayınlanacak kanunların tashihinin yapıldığı, gözden geçirildiği yerdir. Oraya geçtim. 1.5 yıl müsahirlik yaptım. Başbakanlık Basım Evi, resmi gazetelerin çıktığı yer. İşletme müdürlüğü oranın tasfiye edilmesiyle ilgili bir proje düşünmüş. Orada da bir muhasebeciye ihtiyaç duyulduğunda beni Başbakanlık Basım Evi İşletme Müdürlüğü'ne işletme müdür yardımcısı olarak tayin ettiler. Allah’a hamdolsun orada da çok güzel hizmetler yaptık. Orada işletme müdürülüğündeki arkadaşımız da şu an bir bakanlıkta müsteşar yardımcısı.

Cumhuriyet tarihinde resmi gazete, abonelerine dürülüp bükülüp gönderilirdi. Biz,
"niye bu böyle oluyor?" dedik ve kafa kafaya verdik. Bize -hiç unutmam
- "efendim burada daha evel fizibilite çalışmaları yapıldı; şu kadar trilyon tuttu ve vazgeçildi" dediler. Ama biz oradaki üç atölye şefi arkadaşımızın arkasında durarak, organize sanayide yaptırğımız 400-450 liralık bir demir parçasıyla bu olayı çözdük. Şu anda resmi gazete, tıpkı bürokrasinin önüne gittiği gibi kesilip, biçilip, dikişlenerek gidiyor. Bunu biz başardık. Orada yaklaşık 3 yıl çalıştım.

1997’deki 22 Temmuz seçimlerinde Genel Başkanımız Muhsin Yazıcıoğlu bağımsız aday oldu. Biz bu süre içerisinde genel başkanla 2-3 bin km yol yaptık. Parti'nin kurucularından biriydim ve Genel Başkan'ın sevgisine -Allah’a şükür- mazhar olmuş diğer kardeşlerimden biriydim. Genel Başkan, "Evet, baba ocağını sana teslim edeceğiz" dedi. Şarkışla, Altınyayla Geverek üçgenini bize emanet etti. Yaklaşık 50 gün, o üçgende çalıştık. Allah’a hamdolsun Genel Başkanımızı bilindiği gibi orada bağımsız olarak seçtik, getirdik. Meclise girdi.

İlk yapılan kongreyle partiye dönme gereği hasıl olunca bizden emekli olmamızı istedi. O'nun emrini yerine getirerek emekli oldum. Şahsen bana genel sekreterlik verebileceğini de hiç düşünmüyordum. Bizim tüzüğümüze göre genel sekreterlik seçimle oluyor. Kendisi bizzat beni aday gösterdi. Arkadaşlarımız da uygun gördüler. O günkü ilk kongrede genel sekreterliği aldım. Yine bu 9 Kasım'da yaptığımız kurultayda da kendileri beni genel sekreterliğe aday gösterdi. Kendisiyle 22 temmuz 1997’den şehadetine kadar beraber görev yaptık. Bu süreç içerisinde bizim kendilerinin önünü koydumuz sosyal içerikli projelere inandılar ve güvendiler. İşte bu GÖR (Güvenlik, Özgürlük, Refah)’dür, Büyük Aile’dir, mecliste verilen kanun tasarılarıdır. Ben, birkaç arkadaşımızla birlikte toplumun beklentilerine cevap veren, -üniversiteden herhangi nedenlerle okuldan uzaklaştırılanların okuma haklarının tekrar verilmesi noktasında o meşhur, piyasada öğrenci affı diye bilinen, "sonuçta dağdaki adamı affetmiyorsun, okumak istiyorum" diyen bir insana okuma hakkı kazandırılması ile ilgili yapılan kanun, 657’ye 4c nin özlük haklarıyla ilgili düzenlemeler, uzman çavuşlar, trafik polisleri, öğretmenler, bunlarla ilgili çok ciddi meclis çalışmaları oldu. Onları bu 9 Kasım'da bir kitap haline getirdik.

25 Mart’ı da zaten tüm Türk-İslam Aleminde, büyük Türk milletiyle, camia olarak hep birlikte yaşadık... Şehadetiyle birlikte arkadaşlarımız O'nun siyasi emaneti olan bu hareketi kurultaya götürme görevini bana verdiler. Onun çalışmalarını yaptık, bitirdik.

24 Mayıs 2009’da Ankara - Atatürk Spor Salonu’nda -inşallah- yine kurultayın tüm sürecinin genel başkanımızın ruhaniyetinin kapsayacağı, O'nun söylediği sözlerin, O'nun ülke ve millet için düşündüklerinin yer alacağı ve herkesin gerçekten kaçırmaması gereken bir kurultay olacak. Görselliğiyle, sunumuyla burada da bir prosedür yerine getirilecek. O kurultayda hareketimizi taşıyacak kadrolar belirlenecek. Bu noktada -benim hep söylediğim- hareketi milletle buluşturacak, Genel Başkanımızın misyonuna, hareketin misyonuna ters düşmeyecek, Genel Başkan'ın 40 yıllık dava süreci içinde Genel Başkan'la teması olmuş olan, backroundu olan, fikri olan, milli duracak ama milliliği ile millete ters gelmeyecek, maneviyata önem verecek ama bu maneviyat ile milletin amelini, imanını ölçmeyecek, demokrat olacak ama bu milletin tekliğine, devletin birliğine, vatanın bölünmez bütünlüğüne helal getirmeyecek, bizi milletle buluşturacak birisi... Bunu kurullar bulacak. Ben bu kurulların çalışmasına zemin hazırladım. Genel Başkan'ın zamanında okul arkadaşları, eski MYK üyelerimiz, eski divan üyelerimiz, Alperen ocaklarımız, Avrupa-Türk Birliği Federasyonumuz, Selçuklu Vakfımız, Yüksek İstişare Kurulumuz gibi... Parti hukukuyla bu hukuku eşitledim, alışılagelmişin dışına çıktım. Sonuçta ne yapılabilirdi? Parti burada. Partinin kurulları var ama bu olağanüstü durumu ve bu şehadeti milat kabul ederek çekirdeğimizin derlenip toparlanmasına bir vesile olması amacıyla da camiamızın mahşer-i vicdanına da bu vesile ile biri fırsat verdim. Çok şükür....


Not: Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Adayı Yalçın Topçu'nun biyoğrafisini yayınlama kararını, 24/05/2009 tarihinde yapılacak BBP Kongresi öncesi merak ettim ve internet arama motorlarında herhangibir özgeçmiş veya tatmin edici bilgi içeren biyoğrafi kaydı bulamadım. bunun üzerine kendisiyle yapmaya söz aldığımız röportaj öncesi "Yalçın Yopçu Kimdir?" sorusuna cevap vermesini ve zat-ı alilerini tanıtmalarını rica ettik. Sanırım bundan sonra "Yalçın Topçu Kimdir?" diye merak eden internet kullanıcıları için önemli bir doneyi paylaşmış olduk.


Cenk SARIGÖL

6 Nisan 2009

Torbalı 2009 Yerel Seçim Sonuçları

2009 Seçim Sonuç Değerlendirmesi

Pazartesi yazımızda belirttiğimiz gibi bu seçim sonuçlarında gazetede yayınlanan değerlendirmelerim göz önüne alındığından fena çuvalladık. Öyle seçimde CHP’nin 6500 fark atması değil sadece yanılmamız. Biz seçimden bir ay önce 27 Şubatta yazdığımız 3500 ‘Atilla Kaya kazanır’ sözümüzüde eklersek, 10000 oy şaşırdık! Bir ay önceki tahmin seçim sandığına uymadı. Araya başbakanın gafları, krizin derinleşen etkileri, yanlış encümen listeleri girdi. Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazası nedeniyle seçimden 4 gün önce yazdığımız yazıyı askıya aldık ve kaza üzerine bir yazı kaleme alıp, onu sizlerle gazetede paylaştık. http://cenksarigol.blogspot.com/2009/03/muhsin-yazcoglu.html daha sonraki gelişmelerle gazetede yayın sırası gelmeyen “Temenni Olmayan Gerçekler” isimli yazımız blog sayfamızda yayınlanmakla kaldı. Bu yazıda Hasan Karatoklu ve döneminin isimlerine listesinde önemli yer veren Atilla Kaya’nın hata yaptığını, seçim sürecinde söylemenin biteceğini... http://cenksarigol.blogspot.com/2009/03/temenni-olmayan-gercekler.html o yazımızda temenni etmesemde seçimin ortada bir seyir izlediğini yazmıştım.

Ramazan İsmail Uygur’un seçimi Mahmut Atilla Kaya-Ramazan İsmail Uygur rekabetinden çok Ramazan İsmail Uygur - Mehmet Hasan Karatoklu kurgusu üzerine dizayn edeceğini daha Mehmet Hasan Karatoklu ismini duyar duymaz söyledim. Kimlere mi? Aklımdaki tanınmış isimler şunlar; Alaattin Sagun, Mesut Şahin, Kasım Taşcan, Ömer Günaydın, Aydın Mimaroğlu, İbrahim Öz, Feyzullah Turan, Emre Tezcan, İbrahim Canıdar, Bekir Söyler vb. Zira 2003 yılından beri Karatoklu’nun iyi bir insan ama kötü bir yönetici olduğunu, belediyecilik anlayışını beğenmediğimi her fırsatta yazdım. Son 3 yıldır ise Ramazan İsmail Uygur’un, Mehmet Hasan Karatoklu’ya göre daha iyi ama bence Torbalı için yetersiz bir belediye başkanı olduğunu yazıyorum. Yinede bu fark öyle Mehmet Hasan Karatoklu’nun listelenme yanlışlığıyla açıklamanın yetmeyeceği bir orandır.

Aslında kaza sebebiyle tüm ilgim Torbalı üzerinden buraya yönlenmişti. Bırakın Torbalı’yı dünya duyargalarım kilitlenmişti. Kaza ile ilgili bilgi almak, acılarını paylaşmak için görüştüğüm birçok insan Akp’nin seçimi kaybettiğini söyleselerde çokta ilgilenmedim. Son yazılarım hep Muhsin Yazıcıoğlu üzerine oldu.

Siyasette bir saatte bile çok şey değişir” sözü gerçekliğini tekrar kanıtladı. Seçimin son 5 günü benim ortada gördüğüm ve halen o saatte öyle olduğunu savunacağım sonuçlar ve seçmen eğilimi büyük bir değişim göstermiştir. Son günler ne oldu? Çok fikrim yok. Torbalıda ve İzmirde olanları gözleme, görme imkanım olmadı. Fakat bu seçim özellikle İzmir ve Batı Anadoluda kesinlikle adaylardan çok partilerin yarıştığı genel seçim havasında geçti. Zaten seçime damgasını vuran adayların değil, genel başkanların konuşmaları, polemikleri oldu.

Akp 2009 Yerel Seçimlerinin birinci ama gerileyen partisidir. Ama hala Türkiye partisidir. Ülkenin her yerinde hangi partiyle yarışırsa yarışsın ya birinci veya 2. Partidir. Fakat bu seçimi 2004 Yerel Seçimleriyle kıyaslasak dahi 3-4 puanlık bir düşüş var. Bunların değerlendirmesini sonraya bırakıp Torbalı’ya dönelim. Aşağıda İlçe seçim sonuçlarımıza dair sizler için bir tablo hazırladım.

Torbalı SonuçlarıCHPAKPMHPDYPDTPAnapGPDSPDiğer
2002 Genel Seçim2016,278,8614,278,752,1821,691,736,25
2004 Yerel Seçim26,5223,6410,5817,787,44-11,221,16-
2007 Genel Seçim25,8033,0718,296,755,02-7,05-39,90
2009 Yerel Seçim4937,953,71,26,7---2,65

Yukarıdaki tabloyu incelediyseniz, CHP ve AKP dışında 2002 seçimlerinden beri her seçim oy oranını arttıran başka parti yok. MHP, DP, GP tam bir fiyaskoyla çıktılar seçimden. Diğer hazırladığım tabloda ise bir önceki seçim ile bu seçim partilerimizin aldıkları oylar arası fark var.

Torbalı SonuçlarıCHPAKPMHPDYP
2007 Genel Seçim25,8033,0718,296,75
2009 Yerel Seçim4937,953,71,2
Son Seçimler Arası Fark+23,2+4,8-14,5-5,5
GP bu seçim yok -7,05    

Görüleceği üzere CHP %23.08, AKP %4.88, DTP %1.68 oranında oylarını (%29,76) arttırmıştır. MHP %14.59, DP %5.5, GP %7.05, DSP %1.16 (% 28,78) küçülmüş. Yani küçülen partilerin oyları başta CHP olmak üzere kısmen AKP hanesine yazılmış. İzmirde ki oy dağılımlarına bakarak yapacağımız bir değerlendirmede CHP, iktidar partisine tepki oylarını bünyesinde toplayarak, müthiş bir başarı yakalamıştır. AKP İzmir, partisinin genel düşüşünden en az etkilenen şehirken, Torbalıda oy oranını arttırırak, partisiyle aynı oyu almıştır. 2002 Genel Seçimlerinden, 2009 Yerel Seçimlerine kadar her seçimde oyunu istikrarlı şekilde arttırarak çıkmış.

 TorbalıİzmirTürkiye İl GenelTorbalı-İzmir FarkıTürkiye-İzmir Farkı
AKP37,9530,338,79+7,65-8,49
CHP4956,123,13-7,10+32,97
MHP3,76,916,05-3,20-9,15
DP1,20,73,72+0,50-2,52

Yukardaki tabloya göre AKP oyları Torbalıda İzmir’e göre %7.65, DP %0,50 oranında fazladır. Torbalı CHP ise İzmir’e göre %7.10 oy artış oranında düşük kalmıştır. Özellikle İzmir için düşündüğümüzde seçmenin AKP karşısında CHP’de toplandığını görmek mümkün. Belediyecilik, hizmet anlayışı, aday profilleri, çalışma tempoları, halkla ilişkiler, projeler geri planda kaldığını görüyoruz. İzmirde CHP oylarını bir büyüme, artış olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Bu olsa olsa şişme, yığılma, tepkisel refleks diye tanımlanabilir. Başbakanın seçime 4-5 gün kala söylediği,
işini bilmeyen esnaf batıyor
Kredi kartı borçu olanlar harcamayı bilmeyenlerdir” gibi sözleri ile daha önceden söylediği,
İzmir ve Diyarbakır’ı istiyorum
İzmir hakkında ülkemizde bulunan genel kanıyı değiştireceğiz
Kriz bizi teğet geçecek
söyledikleri veya serdettiği gaflara gösterilebilecek en yoğun tepki İzmir’den gelmiş, seçimin rengini belirlemiştir.Bu arada gönderdikleri isimsiz mesajlar ile bize hakaret etmeye yeltenen denyolara seslenmek istiyorum. İçinizden seçtiğim bazılarıyla mahkeme koridorlarında görüşeceğiz.

Beni tarafsız olmamakla suçlayan bazı değerli okurlarım. Öncelikle ben “tarafsız olmadığımı” sık sık yazdım. En son bunu açıkca “Başkan Adaylığı ve CHP” isimli yazımda
http://cenksarigol.blogspot.com/2009/01/torbal-baskan-adaylg-ve-chp.html
“...Diğer yandan ben sayın Mahmut Atilla Kaya’nın tarafı olduğumu zaten yazmış, açıklamış birisiyim. Peki bunu açıklamama rağmen eleştirmedim mi? Eleştirdim, yerdim, tenkit ettim. Ederim ve etmeyede devam edeceğim. Kaya’nın sayın mevcut Torbalı Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur’dan daha iyi bir belediye başkanı olacağını düşünüyorum... herşeyden önce benim için önemli olan Torbalı.” Cümleleriyle tekrar belirtmiştim. Halen aynı görüşteyim. Halkımın tercihine saygılıyım, hayırlı olmasını temenni ederim. Fakat Ramazan İsmail Uygur’un Torbalı’yı, Aziz Kocaoğlu’nun İzmir’i iyi yönetmediğini ve hizmet edemediğini düşünüyorum.
Diğer taraftan sadece ben değil hiç kimse tarafsız değildir. Bir yazar önce kendinden taraftır. Doğruları, dünya görüşü, kültürü, mensubiyetleriyle en azından kendi doğrularını okurlarına anlatır. Hatta hakim ve hakemler bile taraftır! Varolan kanunlar, genel kuralların tarafı olarak, davaları, karşılaşmaları yönetir, yönlendirir ve sonuçlandırırlar.


Cenk SARIGÖL

5 Nisan 2009

Muhsin Yazıcıoğlu'na Veda

Muhsin Yazıcıoğlu'na Veda

Geçen hafta salı günü Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu ebediyete uğurladık. Kendi yazdığı şiirinde dediği gibi ‘sonsuzluğa’ yolculadık. Ankara - Kocatepe Camiini ve çevresini bilirmisiniz? Böylesine bir kalabalığı ben ilk defa gördüm. Bilenler aynı kalabalığın Turgut Özal ve Alparslan Türkeş’in cenazelerinde toplandığını, ancak onlarla karşılaştırılabileceğini söylediler. Ağlayan, başını elleri arasında sıkan, cenazeye çiçek atmak için bekleyen, pankart, fotoğraf taşıyan yüzbinler... Kocatepeye bırakın içine, avlusuna 100 metre çevre yollara yaklaşmak mümkün değil. Bir daha yaşamam mümkün olur mu bilmem ama cenaze namazını Meşrutiyet Caddesinin Mithatpaşa Caddesi ile buluştuğu trafik ışıklarının önünde kılabildik. Yazar - düşünür Abilerim Adnan Boynukara ve Ahmet Özcan ile ki biz yinede ortada sayılırdık. Anadolu, Yazıcıoğlu’na veda için akmış. Türki Cumhuriyetlerden, Balkanlardan soydaşlar gelmiş saf saf olmuşlar.

Cenaze Namazının ardından tekbir sesleri göğü inletmeye başladı. Ülkücüler dizi dizi, sıra selviler gibi durdu. Alperen Ocakları, Ülkü Ocakları mensubu ülküdaşlar kimisi şahadet parmağı havada, kimisi bozkurt işaretleri ile bildik tüm sloganları atıyordu. Bildik ama etkili, içten, sevgi ve gurur dolu ağız dolusu... Bir pankartta yazılanlar gözüme çarptı; “Seni Beklemek Güzeldi”. Türk Siyasetinde onca siyasetçi geldi geçti ama çok azına bu sevgi nasip olmuştur. Rahmetle yıkanıp, resmi törenlerin dışında milletin kucakladığı, sarıldığı, ardından ağladığı çok az politikacımız var.

Kalabalık Kocatepe’den Mithatpaşa Caddesinin Sıhhiye’ye yakın yerinde bulunan Büyük Birlik Partisi Genel Merkezine kadar doldurmuş her yanı. Cenaze kurucusu olduğu partisinin önünde Kuran okuyarak, ve salavat getirerek bekleyen kalabalığa ulaştığında gözyaşları artık duramaz olmuştu.

Büyük Birlik Partisi Genel Sekreteri Yalçın Topçu, bitkin, yorgun, çökmüş halde güzel bir ayrılık konuşması yaptı. Yaptı ama sözlerini bitirinceye kadar tuttuğu dermanı o an bitti ve bayıldı. Yoldaşı, ülküdaşı, arkadaşı, dava arkadaşı, başkanına “güle güle, rahmetle kal” demek çok kolay değildi.

Tacettin Dergahı, Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşımızı yazdığı yer. Tam Muhsin Yazıcıoğlu’na yakışacak bir mekan... Anlam ve ilahi bütünlük olarak, çok iyi seçilmiş. Dev bir Türk Bayrağı gerildi, inşaallah cennet bahçesi olacak çukur üstüne... Aziz insanın naaşı, o vatan diye ömrünü harcadığı, bir avucu için ölmeye hazır olduğu kara toprakla buluştu. Üstüne yurdun dört tarafından, Mekke, Medine, Saraybosna, Kosova, Üsküp, Kerkük, Musul, Bakü, Almata, Bişkek, Gorozni, Doğu Türkistan vb. getirilen topraklar serpildi. Uğurladık Koca Reis’i... Tekbirlerle, dualarla, Fatihalarla, rahmetle...

Ben ise bir bardak çaya takıldım. Tek bardak çay! Daha kaza olmadan 8 gün önce beraberdik.
http://cenksarigol.blogspot.com/2009/03/muhsin-yazcoglu.html Fazla konuşma fırsatımız olmamıştı öğle yemeğinde ki ayrı masalarda oturmuştuk. Birazda geç gelmişti Rahmetli, Diyarbakır’dan gelecekti ve uçağı az rötarlı kalkmıştı. Morali biraz bozuktu, yüz hatlarından sezmiştim. İnsanları bekletmeyi hiç sevmezdi çünkü... Yemek bitimi ve aday, proje tanıtımlarından sonra kalkmıştım. Sessizce ayrılmayı planlıyordum. Basın Sekreteri Başak Karsak Hanfendinin Başkanı uyarması ile ayakta bir kaç lafladık. “Şu arkadaşlarla görüşeyim bir çay içelim Cenk!” dedi.

Allahım nerden bilirdim? Bunun son birlikte içtiğimiz çay olacağını, bilsem, “İşlerim var biraz başkan, başka zaman muhakkak, affet” dermiydim. Dilimi eşek arısı sokmasını, yer yarılıp içine girmeyi istemez miydim?

ÇAY! Çay neden önemli biliyormusunuz? 12 Eylül Darbesinden sonra Ülkücü ve Ülkücü Kuruluşlar Davası ile hakkında belirtilen, bariz hiçbir suçlama olmadan bu sevdalı insan 7.5 yıl zindanlarda kaldı. Türlü işkencelerle bu yılların 5 yılı tecrit hücresinde hemde... Birgün protesto, ya da onurlarının kırılmadığını göstermek için, varlıklarını bir şekilde haykırmak için günde bir bardak, bulaşık suyu gibi tencerede kaynatılan çayı içmeme kararı alırlar. Koca Reis “içilmeyecek” demiştir. Yanlız çayı çok seven, düşkün bir ülküdaşı, “Oldu mu be reis, bir çayımız vardı. Onuda yasak ettin!” diye sitem eder. Koca Reis onu, sesini yükselterek, uyarır. Sonrasında kalbini kırdığını düşündüğü arkadaşından özür diler. Fakat bunu yeterli görmez. Kendine ceza verir! Bir bardak çay’a bir gönül kırılmazdı onun kitabında... Tam 2.5 yıl. Mamak Askeri Cezaevinde tek lüks görülen günde bir bardak çayı 2,5 yıl içmez.

Ya ben? Böyle ulu gönüllü birisinin çay içmeme değil, içme davetine vakit öne sürdüm... Affet beni reisim! Özür dilerim. Hakkını helal et, yüz çevirme benden, gene nebevi bir gülümseme at ben anlarım...

Not1; Seçim ve Seçim sonuçlarının değerlendirmesini Perşembe günü yapacağım. Bu arada fena çuvalladım. Torbalıda öyle 6.500 fark felan değil, 10.000 fark! Eh! ben 3500 Mahmut Atilla Kaya farkı beklerken, 6.500 Ramazan İsmail Uygur fark atarsa, yanılmamıza 3500 dediğimiz öngörümüzüde eklememiz gerekir. Yinede İzmirde seçmen davranışlarını ve Akp karşıtı cephenin aynı sandığa yönelmesini anlamayıp, sonucu şahsi başarı görenler çıkacaktır. Ne diyelim, daha önce söylemiştik; Hayırlısı Neyse...

Not2; Seçim öncesi (26 Mart 2009 Perşembe) yazdığımız fakat merhum Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazası sebebiyle kaleme aldığımız yazılarımızın önceliği nedeniyle gazetede yer veremediğim yazımıza şahsi blog sayfamızdan erişebilirsiniz. “Temenni Olmayan Gerçekler
http://cenksarigol.blogspot.com/2009/03/temenni-olmayan-gercekler.html



Cenk SARIGÖL

31 Aralık 2008

Torbalı Ticaret Odası Seçimi


Torbalı Ticaret Odası Seçimi

Torbalı Ticaret Odası Seçimleri konusunda mevcut başkan Muzaffer Sekban'ın bırakması yönünde yapılan söylem ve çağrılar doğrusu çok komiğime gidiyor. Ortaya atoılan en önemli ergüman olarak, "17 yıldır aynı başkanla yönetilme" gerekçelendiriliyor. Sizce bu geçerli bir değişim gerekliliği oluşturur mu? Bence oluşturmuyor! Söyle bir ilçemize bakalım, birçok parti, oda ve Sivil Toplum Kuruluşu (STK) yıllardır aynı kişiler tarafından yönetilmiyor mu? Başka zaviyeden bakarsak, yıllardır bir yerinden başında olmak başarısızlık göstergesimidir?

Muzaffer Sekban bana göre başarısız ve yanlış bir girişimle Kabacakırı’na Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kurulması yönünde attığı adımlar benim için değişmesine yeterlidir. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/torbal-kabaakr-osb.html Kabacakırına OSB kurulmasına Ertan Ünver, Mustafa Yetkil, Abdulvahap Olgun, biz ve bir çok kişi karşı..! Fakat sebeblerimiz farklıdır. Gelgelelim benim anlamadığım “Değişim Grup” adına yapılan açıklama ve söylemlerin “17 yıldır Başkanlık koltuğunda oturan Sekban...” diye başlaması. Özellikle mevcut Torbalı Ticaret Odası yönetiminde bulunduğu halde muhalefet edip, bu tip cümlelerle söze başlayanları hiç samimi bulmadığımı özellikle belirtmek isterim. Elbette geçen seçim Muzaffer Sekban’a karşı çıkarılan listeden girenler müstesna...

Muzaffer Sekban bu işi çok iyi yapıyor, üstüne adam tanımam, çok başarılı, mümkün olanın en iyisini yapıyor, daha iyi yapacak kimse görmüyorum” gibi iddialarım kesinlikle yok. Benim savım bu söylemler değişim için yeterli değildir. 17 yıl başkanlık yaptığı için eleştirenlerden arasında Mehmet Hasan Karatoklu dikkatimi çekti. Kendisi 10 yıl belediye başkanlığı yapmadı mı? 15 yıla tamamlamak için aday olmadı mı? Bazı seçimlerde Sekban’ın tekrar seçilmesine bizzat belediye başkanı olarak destek vermedi mi? Yıllardır oda yönetimlerinde meclis üyesi olanlar yok mu? Değişim mi evet ama bunun sadece başkanı değiştirmekle olabileceğini düşünmek fazla iyimserlik. Ben beklerdim ki, mevcut meclisten en az 4-5 üye “Hadi Muzaffer kardeş, biz bu işi yeterince yaptık, gençlere el verelim. Bayrağı teslim edelim” desinler...

"Muzaffer Sekban değişsin o çok yaptı. Biz henüz onun kadar yapmadık. Onun için O değişsin biz kalalım" manasına gelebilecek tavır ne kadar etik duruyor? Herkes muhalif. Neye Muzaffer Sekban’a... neden? 17 yıldır oda başkanlığı yapıyormuş, artık yetermiş! Başarısızmış. Neden başarısız? Sekban ilçeye Lise, bir çok okula yardım etmiyor mu? Hakkında şaibe var mı? Oda bütçesini şahsi işlerine mi kullanıyor? Varsa böyle iddiası olan ismiyle göndersin, köşem açık. Başarısız ve bence en önemli sebep; Kabacakırına OSB kurulmasına ön ayak olduğu için. Peki sizce? Ben Ticaret Odasında şimdi muhalif olanların hiçbirisinden Kabaçakırı OSB konusunda karşı söylem duymadım (Olduda ben kaçırmışsam şimdiden özür dilerim). http://cenksarigol.blogspot.com/2007/12/anlaamyorlar-anlatlar-anlalr.html

Eh! Torbalı Ticaret Odasından, meclisinden bugüne kadar OSB konusunda muhalif bir ses duymamışsak, hemfikir olunduğunu düşünmemiz gerekir. O takdirde en önemli soru önümüze düşler, “Bir ilçenin Ticaret Odası başkanı ve meclisinin ilçelerine OSB getirmesi başarı değil midir?” elbetteki büyük bir başarıdır. Hatta muazzam bir başarıdır. Ben böyle düşünüyorum. Buraya kadar Ertan Ünver ve Mustafa Yetkil hocamında aynı düşündüğünü sanıyorum. Bizim karşı çıktığımız OSB’nin Kabacakırına kurulmasıdır. Yoksa Torbalı’ya OSB gelmesi değil. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/05/turizm-ve-torbal.html

Ticaret Odası Seçimi konusunda diğer sık duyduğumuz, okuduğumuz söylem “STK seçimlerine siyaset karıştırılmasın” Ne kadar komik, ironik ve zavallı bir söylem! Çünkü bu bir kere siyasi partilerin mantığına ve varlığına terstir. Ülkeyi yönetmeye talip siyasi hareketler her yerde olmaya özen gösterir. Bu konuya yer darlığından fazla girmek istemiyorum ama yazanlar Necmettin Erbakan’ın siyasi çizgisinin nereden başladığını bilir. Bilmeyenlere tavsiyemde öğrenmeleridir... kaldı ki Esnaf, Ticaret, Sanayi Odaları yarı resmi kurumlardır ve özgün STK olarak tanımlamak zorlama olur. Birde mevcut yönetime bakarsak durumun hiçte öyle siyaset ve siyasi partileri karıştırmayacak çizgide olmadığını görürsünüz. En başta Muzaffer Sekban Akp il genel meclis üyesi, Behçet Çınar MHP ilçe başkanı, Adnan Yaşar Görmez Akp milletvekili adayı ve ilçe bşk. yardımcısı, aynı şekilde Hüseyin Karaman vb. yani bir tek BBP ilçe Başkanı Zülküf Güldoğan mı birşeyler söyleyince siyaset karıştırmış oluyor?

Muhalif “Değişim Grup” bünyesinde seçime gideceklere başarılar diliyorum. Değişime söylemlerini değiştirerek başlamaları iyi olacaktır. Aksi takdirde bu söylem ve görünen ekip için “değişim” çok iddialı bir isim olarak, en azından benim nezdimde inandırıcılığını gün be gün yitirmektedir. Abdulvahap kardeş bu söylemi daha yapıcı şekilde revize etmek, gerekiyor. Sonuçta siz geçen seçimde Sekban karşısında liste çıkardınız. Sekban’ın listesinden meclise girip, muhalefliğini 17 yıllık oda başkanlığı ve Rize Gezisine cebinden para ödeme - ödememe seviyesinden kurtarısınız.

Ticaret Odası mevcut yönetiminde bulunupta, şimdi muhalefet edenlerin bu güne kadar nelere karşı çıktıkları, mecliste neleri önerdiklerini bilmek bizim ve oda üyelerinin hakkı değilmidir? Bunları mevcut yönetimde olup, Muzaffer Sekban'a şimdi bayrak açmışlar için zorunluluk görüyorum. Böylece neden muhalif olduğunuzu ve hizmet aşkınızı öğrenmiş olacağız. Sekban nerelerde sizin hizmet önerilerinizi engellemiş, önlemiş ve sabote etmiştir? Aksi takdirde durum "o gitsin biz kalalım" işgüzarlığında tıkanıp kalacak, tüm değişim çizgisi ve muhalif etiği yitirilecektir. "Torbalı için Değişim" sloganı ile yola çıkmışsak bunu muhalefet şeklinede yansıtmanızı beklemek sanırım çok şey istemek olmaz / olmamalıdır.



Cenk SARIGÖL

24 Kasım 2008

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu Röportajı III. Bölüm



BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu Röportajı III. Bölüm


II. Bölümü okumak için; http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-ii.html

Cenk Sarıgöl: Turan veya Türk Birliğinin sizdeki karşılığı ne? Bazılarının dediği gibi bir ütopya mıdır?
Muhsin Yazıcıoğlu:
AB projesi nasıl Avrupa ülkeleri için bir ütopya değil gerçeğin ta kendisiyse bizim için de Büyük Türk Birliği gerçeğin ta kendisidir. Türk Birliğine değil AB’ye inananlar asıl hayalperestlerdir.

Bugün değişen ve gelişen dünya gerçeklerine göre, şekillenen yeni dünya düzenine göre, ortak paydası olan ülkeler ve toplumlar birlikte hareket etmektedirler. Dünyada büyük şirketler birleşiyor, büyük devletler birleşiyor. Ufku dar olanlar koskoca gerçeği göremiyorlar. Bizim açımızdan Turan ne bir macera ne de hayaldir. Ortak kültür kodlarıyla ortak görüş açısı sahip ve ortak tarih değerleriyle soydaş ve dindaş olduğumuz insanlarla birlikte hareket etmekten daha doğal ne olabilir? Enerji kaynakları, insan potansiyeli ve stratejik önemiyle Büyük Türk Birliği projesi Türkiye açısından en doğru ve gerçekçi açılımdır.

Siyaseten ben kendimi hem milletime hem de tarihime sorumlu hissediyorum. Bazıları sussa da çeşitli siyasi hesaplarla gündeme getirmese de ben Büyük Türk Birliği idealini ve ortak hareket platformlarını sürekli gündemde tutmaya ve bu kutlu amaç için çalışmaya devam edeceğim. Dünlerimizde şarkılarını, marşlarını, türkülerini söylediğimiz bu kutlu davayı gerçekleştirmek için, milletimizin ve devletimizin güçlü ve mutlu geleceğini bu projede gördüğüm için, bugün ve bundan sonra da bu konuyu siyaseten en önemli ve en hassas gündem maddesi olarak görüyorum.


Cenk Sarıgöl: Bütün dünyada etkinliğini sürdüren ABD kaynaklı ekonomik krizin kısaca analizini yapar mısınız? Türkiye için çözüm önerileriniz nelerdir?
Muhsin Yazıcıoğlu: ABD kaynaklı global finansal krizin sebebi bildiğiniz gibi mortgate geri ödemelerinin gerçekleşmemesi nedeniyle bankacılık sektörünün açmaz yaşamasıdır. Çeşitli tedbirlerle bu sorun aşılmaya çalışılmaktadır. Fakat Türkiye’nin ekonomik politikasının dışa bağımlı hale getirilmesi içerde güven sarsıntısına neden olmuş ve yaklaşık bir ayda dolar lira karşısında yüzde otuz değer kazanmıştır. Bunun reel sektöre yansıması yüzde elli civarındadır. Her zamanki gibi iktidar bu olumsuz tabloyu gizlemek istemiş ve pembe tablo çizmeye çalışmıştır. Şimdi sormak lazım; kriz yoktu da IMF ile yapılan görüşmeler ne anlama geliyor? Doğalgaza, elektriğe ve doğal olarak genel tüketim mallarına yapılan anormal zamlar nereden çıktı? Ekonomiyi yönetmek zam yapmak kadar kolaysa sizin nerde kaldı Başbakanlığınız, Bakanlığınız? Maalesef bu krizin faturası da vatandaşın sırtına yüklenmiştir. Zam politikasıyla durum kotarılmaya çalışılmaktadır. Dar gelirli kesimler büyük sıkıntı yaşamaktadırlar. Yazıktır, günahtır ve de ayıptır… Doğalgaza yapılan zamlar bir yıl içinde toplam % 80’lere varmıştır. Dar gelirlerin maaşlarına yapılan zamlar ise %10 civarındadır. Temel tüketim mallarındaki fiyat değişiklikleri de % 60 civarında artmıştır. Şimdi soruyorum rakamlar mı yalan söylüyor hükümet mi? Vatandaş mı hesabını bilmiyor yoksa ekonomi ve istatistik bürokratları mı çok iyi hesap yapıyor?

Ekonominiz dışa bağımlıysa kalkınmanız sürdürülebilir olmaz. Bugün bankalarıyla, borsasıyla, önemli ve stratejik şirketleriyle yabancı sermayenin kontrolüne geçmiş bir ekonomik modelin dış darbelere dayanması düşünülemez. Bunun yerine yatırım ve istihdam imkânlarıyla birlikte üretim ve ihracatı yüksek bir ekonomi olması gerekir. Milli sermayeyi küresel rekabete hazırlayan bir milli ekonomi modeli ve politikaları izlenmelidir.

Ekonomi açısından bize göre en öncelikli yapılması gereken bir diğer iş ise yolsuzlukları, usulsüzlükleri ortadan kaldırmaktır. Gelir eşitsizliğini ve işsizliği bitirmek için ve genel olarak refahı sağlamak için çözüm önerilerimiz yakında kamuoyuna açıklayacağımız GÖR projesinde ayrıntılarıyla mevcuttur.

Cenk Sarıgöl: Ergenekon yapılanması için ne düşünüyorsunuz?
Muhsin Yazıcıoğlu
:
Bu konunun çok fazla sulandırılmasını ve her türlü suçun bu yapılanmaya bağlanmasını doğru bulmuyor ve hukuki süreç açısından da sakıncalı görüyorum. Ergenekon adıyla bilinen bu yapılanma garip ilişkiler yumağı şeklinde dışarıya tezahür ediyor olsa da devlet ciddiyeti ve gizliliği içinde açılan davanın sonuçlanması ve kimseyi peşinen suçlamamak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de terör örgütlerini durdurmak ve dağıtmak maksadıyla da olsa devletin içerisinde bir takım unsurların bu örgütlerle çok yakın ilişki kurduğu ve onların içinde yeni yapılanmalar oluşturmaya çalıştığı anlaşılıyor. Ama bu yöntem terör bitirmeye değil terörün artmasına neden olmuştur. Buradan baktığınızda, PKK ile Ergenekon organizasyonu arasında ilişki var mı? Herhalde Ergenekon organizasyonu içerisinde çok önemli bir figür olan bir partinin genel başkanının, Bekaa Vadisi'nde kendi askerlerini denetler bir edayla yaptığı denetimler hafızamızda hala duruyor. Devlet adına kanun dışına çıkanları, hiçbir şekilde masum göremeyiz. Hukuki süreç başlatılmıştır ve hukuken ulaşılabildiği yere kadar gitmelidir. “Derin devlet mi?” adı her neyse bütün kanun dışı, vicdanları rencide eden yapılanmalar ortaya çıkarılmalı ve yok edilmelidir.

Cenk Sarıgöl: Yaklaşan yerel seçimler için BBP’nin beklentileri ve hazırlıkları nelerdir?
Muhsin Yazıcıoğlu:
BBP, güçlü ve mutlu Öncü Türkiye’yi kurarak bütün Türk İslam âleminin ihtiyacı olan ve beklenen cesur yüreği ve gür sesi olacaktır. Bu kutlu yolda ilk kilometre taşımız önümüzdeki yerel seçimlerdir. BBP, önümüzdeki süreçte siyasetin yükselen değeri olacaktır. Bunun emarelerini her geçen gün görmekteyiz. BBP, Türkiye’nin geleceğinde olacaktır. Konjonktür ve zaman partimizin lehinedir. Yerel seçimlerde göstereceğimiz adaylarda seçici davranarak, kamuoyu önderleriyle istişareler yaparak, profesyonel yöntemleri kullanarak partimizi bu seçimin en başarılı partisi yapacağız. Bu noktada partililerimiz ve genel olarak milletimizde hissettiğim inanç ve heyecan, beni de oldukça memnun etmektedir.

Bu amaçla üç kez yerel seçimler konulu kamp yaptık. Şeffaf Süreç ve Büyük Aile adını verdiğimiz projelerimizle yerel seçimlere iddialı bir şekilde hazırlanıyoruz. Yerel yönetimlerde herkesin tasarrufa, üretime ve ranta ortak olacağı şeffaf ve açık bir yönetim tarzını vaat ediyoruz. Yolsuzlukların kaynağında bilindiği gibi kapalı yönetim anlayışı vardır. Biz açık ve şeffaf yönetim anlayışıyla yerel yönetimleri büyük bir aile gibi yönetme düşüncesindeyiz.

Türkiye’nin her yerinde seçimlere katılacağız. Belediye Başkanlığı ve özellikle il genel meclisinde her ilçede seçimlere katılacağız. BBP, bu seçimin en başarılı partisi olacaktır. Proje, aday ve kadrolarıyla BBP yerel seçimlere hazırdır. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nda yaptığımız coşkulu kurultayımızla Türkiye geneli yerel seçimlerin startını vermiş bulunuyoruz. Partimizin yetkili kurulları, il ve ilçe teşkilatlarımız bütün mesaisini yerel seçimlere göre düzenlemiş ve çalışmalarımız tüm hızıyla sürmektedir.


Cenk Sarıgöl: Muhsin Yazıcıoğlu olarak nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
Muhsin Yazıcıoğlu:
Fert başına düşen milli geliri 20 bin doları aşan, yasama, yürütme ve yargısıyla kaliteli demokrasiye; milli ve yerli sermayesiyle üreten ekonomiye sahip, güvenlik, özgürlük ve refahını sağlamış bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Bölgesinde güçlü ve müreffeh bir ülke olarak öncü olup kendi medeniyetini bütün dünyaya sunan bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Böyle bir hayali gerçek yapmak için önce Türkiye’de birlik, sonra da bölgemizde Büyük Birliği sağlamalıyız.

Cenk Sarıgöl: Sayın Genel Başkan ilginize ve samimi cevaplarınıza şahsım ve okurlarım adına çok teşekkür ederim.
Muhsin Yazıcıoğlu:
BBP’nin yükselişini ve Türkiye üzerine çözüm önerilerini görmezden gelen bazı medya organlarının aksine sesimize akis olduğunuz için size, okurlarınıza ve çalıştığınız medya kurumlarına şahsım ve teşkilatım adına ben teşekkür ederim.

23 Kasım 2008

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu Röportajı II. Bölüm


BBP
Genel Başkanı
Muhsin
Yazıcıoğlu
Röportajı
II. Bölüm






İlk Bölüme bakmak için linki tıklayınız;
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-i-blm.html





Cenk Sarıgöl: Güneydoğu, Pkk, Kürt sorunu gibi isimlerle adlandırılan, 25 yıldır ülkemizin en önemli gündem maddelerinden biri olan kemikleşmiş hastalığımıza BBP’nin ne gibi siyasi, ekonomik ve sosyal çözüm önerileri vardır?

Muhsin Yazıcıoğlu: Öncelikle hastalığın teşhisini doğru koymak lazım. Mesele terör meselesidir ve küresel uzantıları vardır. Amaç, Türkiye’yi sürekli terör kıskacı altında tutarak, küresel isteklere boyun eğmesini sağlamaktır. Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde olunca önce güçlü Türkiye’nin sonra da bölgesinde ve dünyada öncü Türkiye’nin ortaya çıkacağını hesap eden iç ve dış güçler bu PKK terörünü başımıza bela etmişlerdir. Küresel güçler ile kadim düşmanlarımızın gizli izdivacının gayrimeşru çocuğudur PKK. Dolayısıyla PKK’nın Kürt kardeşlerimizle bir alakası yoktur. PKK, istismar ve çıkar üstüne kurulu bir kukla örgüt ve caniler güruhudur. PKK, Türkmeniyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Boşnağıyla, Çerkeziyle bin yıllık tarihimizin bize verdiği isim olarak Büyük Türk Milletinin ortak düşmanıdır. Mesele bundan ibarettir.

Mesele terör olunca, çözüm nettir. Terörün çözümü noktasında aklın yolu birdir. Devlet, devlet gibi yönetilir, yasalar hâkim kılınırsa terör diye bir şey kalmaz.

BBP olarak bunun nasıl yapılacağını defalarca anlattık. Olmadı, raporlar hazırlayıp Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı’na çözüm önerilerimizi ilettik. Teröre karşı her yönden yetiştirilmiş özel birimlerle mücadele edilmesi gerektiğini söyledik. Ayrıca sosyal ve ekonomik çözümlerimizi de sıraladık.

PKK’nın Meclis’teki uzantısı DTP’ye, küresel bağlantılarına ve askeri teçhizat ve askeri eğitim aldıkları odaklara karşı Türkiye Cumhuriyeti çaresiz değildir. Fakat siyasi iktidar bu konuda yetersiz kalmaktadır. Çeşitli siyasi hesaplar iç içe geçtiği için net bir tavır söz konusu değildir. Teröre karşı net tavır alınmazsa çözüm olmaz. Terör örgütüne silah ve teçhizat veren, para temin eden tüm odaklara haddini bildireceksiniz. Bunu yapmadan teröristi durduramazsınız. Terör örgütü çocukları, kadınları, yaşlıları kullanıyor, iç savaş çıkarmak için her türlü provokasyonu yapıyor fakat biz biraz itiraz edince ‘işte şahin kanat konuştu, bunlar yüzünden oluyor bütün olaylar’ şeklinde itiraz ve suçlamalarla karşılaşıyoruz.

Ben tekrar söylüyorum; Ankara ne kadar Kürt ise Diyarbakır o kadar Kürt’tür. Sivas ne kadar Türk ise Hakkâri o kadar Türk’tür. Bin yıllık mayayı bozmaya çalışanlar, mayası bozuk hainlerdir. Onların oyunlarına gelmeyeceğiz ve bu terör belasından hep birlikte el ele omuz omuza vererek kurtulacağız.

Bölgeye yönelik sosyal ve ekonomik iyileştirmeler elbette yapılmalıdır. Vatandaşlarımızı yaylasında, tarlasında tutarak göçü engellemeliyiz. Topraksız köylüye üretmek şartıyla toprak vermeliyiz. Ciddi ve samimi bir toprak reformu yapmalıyız. Fakat bunlar kadar önemli başka bir konu vardır ki o da eğitimdir. Öncelikle yıllardan beri gelen ve bölge insanını cenderesi altına almış olan şiddet kültürü ve feodal baskıdan eğitim imkânlarıyla, sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla bölge insanını kurtarıp, birey olma özgürlüğüne ve güvenliğine kavuşturmamız gerekmektedir. Bunu sağladıktan sonra bölgeye ekonomik olarak da refah gelecek ve terörün sosyal bahaneleri ortadan kalkacaktır.

BBP olarak bütün Türkiye için sunduğumuz GÖR Projesi, sosyal anlamıyla bölge için de tek kurtuluş reçetesidir. BBP iktidarında önce güvenlik, sonra özgürlük ve nihayet refah sağlanacak ve bölgenin makûs talihi değişecektir.

Türkiye’nin en büyük meselesi olarak gördüğümüz bu konuda BBP, hem özgün projeleriyle hem de bölge insanını diğer bölgelerdeki yaşayan insanlardan ayırmayan kuşatıcı anlayışıyla 30 yıllık belayı başımızdan def etmeye muktedirdir. Bunu herkes bilmelidir. Mevcut şartlar altında da bu konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

Bu milli bir davadır. Milli tesanüdü bozmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz, her platformda demokratik usuller içinde mücadelemizi sürdüreceğiz.

Cenk Sarıgöl: TC. Başbakanının bu ülkeninbir iline gitmesini ‘Provakasyon’ olarak dillendirenler var. Son günlerde meydanlara çoluk çocuğu sürenlerin amaçı ne?
Muhsin Yazıcıoğlu:
Belli şehirler oluşturulmak ve belli şehirlere belli kimlikler yüklenmek isteniyor. Buna hiçbir zaman müsaade edemeyiz. Kimse buna müsaade edemez. Erzurum ne kadar Türk'se, Sivas da o kadar Türk'tür, Diyarbakır ne kadar Türk'se Trakya'da Tekirdağ da o kadar Türk'tür. Tekirdağ ne kadar Türk'se Diyarbakır da o kadar Türk'tür. Diyarbakır ne kadar Kürt'se Mersin de o kadar Kürt'tür, Sivas da o kadar Kürt'tür. Biz hep beraberiz. Kürt-Türkmen, Laz-Çerkez biz kardeşiz, aynı kıbleye dönmüşüz, aynı secdeye baş koymuşuz, aynı kitaba bağlıyız. Bir Peygamberin ümmetiyiz. Bu bayrakta hepimizin kanı var, bu ezanlar bizim ezanlarımız, bu devlet bizim kurduğumuz devletimiz. Bu tam bir ihanettir. 'Van'a gelmek demek filanın Kudüs'e gelmesi demektir' tabiri tam bir ihanettir. Onun için bunu bir strateji olarak görüyorum. PKK'nın hedefi, zorla OHAL'i çıkartmak, sonra sıkıyönetimin gelmesini sağlamak, ardından yasakların derinleşmesini sağlamak, acıları artırmak ve istikrarsızlığı yoğunlaştırmaktır.
PKK bundan besleniyor ama önümüzdekini sadece PKK olarak görürsek yanılırız. Yıllardır mücadele edilen PKK değil, PKK bir Kürt hareketi değil, PKK Kürtlerin hak ve hukukunu savunan bir örgüt değildir. PKK, emperyalizmin bölgedeki maşası, emperyalist güçlerin bölgemizde istikrarsızlık oluşturmak için kullandığı bir paçavradır ve PKK hareketi en büyük Kürt düşmanlığıdır.
Kürtlere en büyük zararı, en büyük ihaneti PKK vermiştir. Yaylasını terk ettirmiştir, toprağından koparmıştır, insanlarını aç ve sefil bırakmış, çocuklarını dağlara götürmüş, kardeşlik hukukunu bozmuş, düşmanlık tohumu ekmiştir.

Cenk Sarıgöl: Demokrasilerde devlet erkini paylaşan Yasama, Yürütme ve Yargı’nın kurumsal konumları son yıllarda çok tartışıldı. Özellikle Yasama ve Yargı arasındaki sınırın ihlal edildiği iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz?
Muhsin Yazıcıoğlu: Güçler ayrılığı prensibi bizim demokratik sistemimizin ve anayasal düzenimizin bir gereğidir. Kanun koyucu olarak TBMM yetkilendirilmiş ve 12 Eylül Anayasası’yla birlikte şekli ve konumu kuvvetlendirilen Anayasa Mahkemesi de yasaların usul ve şekil olarak Anayasaya uygunluğu açısından denetiminden sorumlu kılınmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin yasaları içerik anlamıyla sorgulama yetkisi yoktur. Fakat son yıllarda Anayasa Mahkemesi, kendisine farklı bir misyon biçmiştir. Biçilen bu misyon biraz da bazı medya ve güç odaklarının baskılarıyla oluşmuştur. Özellikle CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ni kendisiyle aynileştirme çabaları ve zorlamaları sanki netice verir gibi olmuş ve maalesef yüce mahkeme siyasi bir görüntü kazanmıştır. Bu elbette demokratik sistem için istenmeyen ve kabul edilemez bir durumdur. TBMM’nin yerine kimsenin kendini koyma yetkisi yoktur. Bazı anayasa değişikliklerinde Anayasa Mahkemesi kanun koyucu gibi davranmış ve kararlarını dayatmıştır. Bu birçok kişi tarafından yapılan bir yorumdur.

BBP olarak askeri darbe eseri, köhnemiş zihniyet ürünü 12 Eylül anayasasının değiştirilmesi gerektiğini defalarca söyledik. Kurumsal yapılar da dâhil, yani Anayasa Mahkemesi’nin konumu da dâhil milli uzlaşmayla yeni bir anayasa yapılması için üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık. Fakat iktidar partisi bu konuda ortak akla değil nicelik olarak siyasi gücüne güvendi. Emrivaki yaparak, oluşacak suni gerginlikten nemalanma yoluna gitti. Nihayetinde başörtüsü meselesi çözümsüzlük batağına saplandı. Bunu sorumlusu bu iktidardır. En az CHP kadar suçludur AKP iktidarı. Çünkü bu konuda çok uyardık. BU meseleyi anayasa değişikliği yaparak riske ederseniz ilerisi için de sıkıntılı ve çözümsüz bir noktaya götürürsünüz olayı dedik. Fakat dinletemedik. Zaman bizi haklı çıkardı. Keşke haklı çıkmasaydık da bu mesele çözülseydi fakat öngörümüz doğru çıktı. Yine de çözüm yolu vardır. Demokratik anayasa için ve özgürlükler noktasında BBP ön şart sunmadan her türlü desteği vermeye hazırdır. Yeter ki siyasi hesapla değil samimiyetle yola çıkılsın. BBP üstüne düşeni fazlasıyla yerine getirecektir.

Cenk Sarıgöl: Avrupa Birliği sizce neyi ifade ediyor?
Muhsin Yazıcıoğlu: Bomboş ve karanlık bir tünel… Zaman kaybı, enerji kaybı, umut sömürüsü ve yalanlar dünyası… Türkiye Cumhuriyeti’nin umutsuz aşkıdır Avrupa Birliği… Bize göre ise gereksiz ve yalan ve hatta yanlış bir aşktır. Çünkü karşılıksız bir aşk ve bize uymayan bir sevdadır.

Takriben 40 yıl önce Türkiye Nato’da yer almasının gereği olarak mevcut dünya dengeleri bakımından Avrupa Ekonomik Topluluğu’na girme isteği mantıklı bir tercihti. Fakat 1990’dan sonra durum değişmiş, Türkiye açsından yepyeni alternatifler doğmuştur.

Atatürk yaşasaydı AB’nin dayatmalarına bir gün bile tahammül edemezdi. Fatih görseydi halimizi, İstanbul’u niçin fethettiğini döve döve anlatırdı bizim fanatik AB’ci aymaz siyasetçilerimize… Ne muasır medeniyettir ne de tek umuttur AB bizim için… Tek dişi kalmış canavarlık huyundan vazgeçmediklerini yakın zamanda Bosna’da göstermiştir bütün dünyaya Avrupa Medeniyeti… Bizim Avrupa medeniyetinden alacağımız hiçbir şey yoktur. Mesele teknolojiyse şayet, kimse AB karşısında kompleksle kapılmasın. Endonezya, Malezya, Hindistan AB’de değil ve pekâlâ teknolojinin kalesi oldular. Bunlar AB ülkeleri mi sanki.. Hiç böyle saçma komplekslere gerek yoktur. Fakat AB, küresel bir gerçektir. Bizim AB ile ilişkilerimiz mütekabiliyet esasları dâhilinde karşılıklı çıkara dayalı olmalıdır.

AB’ye Türkiye’nin tam üye olarak girmesine kesinlikle karşıyım. Türkiye’yi büyütecek bir proje değil, köleleştirecek ve zayıf bırakacak bir konsepttir Avrupa Birliği… Gümrük Birliği ile kaybettiklerimiz, AB’ye uyum sürecinde tarım ve sanayi olarak kaybettiklerimiz geleceğin habercisidir zaten.

AB’den bize hayır gelmez, biz kendi gerçeğimize ve kendi gücümüze bakmalıyız. AB bize muhtaçtır biz AB’ye değil…

Biz Osmanlı’nın torunuyuz. Osmanlının mirasına bakmalıyız. Bu medeniyeti yeniden ihdas etmek için çaba göstermeliyiz. AB, Osmanlıyı ve ona karşı duyduğu aşağılık kompleksini unutmuyor, üstelik barış ve hoşgörü altındaki 500 yılı unutmuyor ve bizden ellerine fırsat geçtiği için 40 yıldır 500 yılın intikamını alıyor sinsice. Mesele bu kadar basittir benim açımdan…

AB, kocaman bir yalan ve Türkiye açısından hayal tünelinden ibarettir.

3. Bölüm ve Röportajın Devamı için Bakınız;
http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-iii.html