DYP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DYP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2009

Torbalı DEMOKRAT PARTİ (DP) Meclis Listesi

Torbalı

DEMOKRAT PARTİ

Belediye Meclis Aday Listesi


Arife Türksever
  1. ALİ KAPLAN
  2. İBRAHİM DEMİR
  3. MAHMUT KÖMÜRCÜ
  4. ERDİNÇ DİNÇER
  5. BAHAR UGUR
  6. MEMDUH ÖĞÜNÇ YILMAZ
  7. BURCU DURABAY
  8. LÜTFİ MERİÇ
  9. OSMAN ŞAHAN
  10. DURMUŞ ÇAKALOĞLU
  11. MUSTAFA DURABAY
  12. NERMİN ERGİN
  13. FATMA FİDANBOY
  14. SAADET AKBULUT
  15. SERGÜL E. GENCİMEK
  16. MAHMUT YALÇIN
  17. ABDİ POLAT
  18. EMEL KARADUMAN
  19. SELMA ÖZTÜRK
  20. GÜLÇİN DEMİR
  21. AHMET ÖZDEN
  22. ERDAL KÖSE
  23. HALİK TUNA
  24. GÜLSEREN AKŞİT
  25. EMİNE TUTAR
  26. HATİCE ÖZER
  27. NECLA MERİÇ
  28. ÖMER ANDAÇ


    KONTENJAN

    ENGİN KARACA
    SUNAY COŞKUN
    BEDRİYE YAVAŞ

    DP Torbalı İl Genel Meclis Adayları

    K. OLCAY TUFAN
    MUSTAFA AKIN
    MUSTAFA DÖNMEZ
    NEDRET ATILGAN
    ADNAN ÖNCEL

29 Ekim 2008

Torbalı Partiler Koalisyonu ve DSP


SİYASETTE birliktelik, ittifak, koalisyon gibi olu-şumlar için en gerçekçi söz sanırım “Aritmatik olarak siyasette 2+2 çoğunlukla 4 etmez.” Siyasi tarih bize bunu bol bol doğrulamıştır. O yüzden siyasette çokça 2+2=8 veya 2+2=2 gibi reel bilimin temelleriyle uyuş-mayan sonuçlar çıkar. MHP İlçe Başkanı Behçet Çı-nar'ın Torbalı'da 5'li ittifak kurulabileceğini gündeme getirdiğinde daha yerel seçimlere 2.5 yıl vardı. Çınar bu güç birliğini önce MHP+DYP olarak formüle edi-yordu. Ardından saha ve taban genişletmeyi düşünmüş olacak ki, MHP, DSP, DP, BBP, SP ve Anavatan İlçe başkanları Bröve Patiseseri'de biraraya geldiler. Behçet Çınar, Muhsin Yazar, Asuman Altınay, Zülküf Güldoğan, Ahmet Sertcan ve Ahmet Çiçek'in ittifak için biraraya gelmesi, oturup, konuşabilmesi, aynı masa etrafında vakit harcayabilmesi bile büyük güzellik.

Siz bakmayın bu oluşumu “sağ'ı bölmek istiyorlar, CHP ve İsmail Uygur'a yarayacak” diyenlere... Ben-ce başkanlar çok güzel yaptılar. En azından kimsenin oyuncağı olmadıklarını hal yoluyla ifade ettiler. Sağı bölermiş! Hangi sağ peki? MHP ile DP ilçe başkanları biraraya gelmiş, buna BBP ve SP ilçe başkanları da “merhaba” demiş. Al sana SAĞ! Arada bir tek DSP var. Olsa da olur, olmasa da olur! Cürümü ne ki zaten? Olmaması baş ağrıtsın. Hangi tabanı var? DSP bitik bir partidir! Bir seçim daha koltuk altında geçerse hazine yardımı kesilecek. O zamanda partide pek adam kalmaz zaten.

DSP Torbalı İlçe Başkanı Yazar, sessizliğini ittifak partilerine yaptığı sert uyarılarla bozmuş. İttifaka sıcak baktığını, genel merkez ve parti tabanının onaylama-sından sonra kesin kararını vereceğini belirten Yazar, “Birlikteliği kendi içimizden bozmaya başlayanlar var. Koalisyon düşüncesi ilk olarak basına yanlış lan-se edildi ve sonrasında birileri bu oluşumu sahiplene-rek entrika çevirmeye başladı. Partimiz ve kendimi kimsenin siyasi oyunlarına alet etmem” demiş. DSP ilçe başkanı hangi tabandan bahsediyor çok merak ettim. Türkiye'nin en silik genel başkanına sahip parti CHP kanatları altında 22 Temmuz seçimlerine girdi. Belli bir sinerji ortaya çıktı ve bu CHP ile Deniz Bay-kal'a yaradı. Şimdi Baykal ve CHP'liler katıldıkları toplantılarda DSP genel başkanı Zeki Sezer'i 5 dk. din-leme nezaketi göstermeden salonları terk ediyorlar. DSP'nin ZEKİ genel başkanı da dün koalisyon kur-dukları partinin genel başkanına değil de zavallı Anadolu Ajansı muhabiri önünden mikrofonu alıyor diye kızıyor. Muhsin Yazar ise hiç şansları olmayan bir yerel seçimde 1.5 tane meclis üyesi belirlemeyi beğen-miyor!

Bakın ne demiş gazeteye DSP ilçe Bşk., “Biz zaten genel seçimde CHP ile yaptığımız ittifakın cezasını fazlasıyla çektik. Bunun benzerinin Torbalı'da yaşan-masına müsaade etmem" ne cezası çektiğinizi lütfen bana ve kamuoyuna açıklayın. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde dibe oturan DSP ile koalisyonu Baykal istemedi. Deniz beye kalsa sittin sene dönüp bakmazdı tahminimce ama Gene Koncu mitimler baskı yaptı, zorladı, ittirdi ittifak oldu. Ispatula ile kazısan çıkmaz DSP, CHP lütfu ile girdiği mecliste grup bile kurdu. Bu mu ceza yani? Ne güzel ceza ama, CHP seçimde % 2 oyu bulması zor partiyi almış, meclise taşımış, sonrada ceza kesmekle suçlanıyor. Baykal'ın öyle ulu orta Zeki Sezer veya başka sol önder görünenlere yüz vermeme-sini anlaşılıyor. Çünkü bunlar yüz verince astar istiyor, astar versen yorgana pamuk isteyecekler!

“İYİLİKTEN MARAZ DOĞAR” dedikleri bu olsa ge-rek! Hani aç adama katık olmasa bile ekmeğini böler paylaşırsın. Yaptığın iyiliğin altında ezilmesin, kendini iyi hissetsin diye de uzattığı suyu içersin. Hatta kendi su mataran dolu olduğu halde sırf verdiğin ekmekler zoruna gitmesin diye bir kez daha su istersin adamdan, bahanende senin su ne tatlıymış... Sen bunca iyi, ince, lütufkar düşünürken... Sonra bir gün çıkar karşına bu ekmeğini bölüştüğün adam, hesap sorar gibi “bana yıllarca kuru ekmek yedirdin!” Burada ağzınızdan tek bir kelime dökülmek, çıkmak ister “NAN KÖRÜ”...

Bence oluşturulacak ittifakta sağlıklı bir ilerleme kay-dedilmek isteniyorsa kesinlikle DSP dahil edilmeme-lidir. Sanırım oluşturulacak ittifak ve kadroda belediye başkan adayının ve ilk 5 meclis üyesi DSP'li olmaz ise maraz çıkarmaya devam edecekler! En nihayeti gerçek şuki, hiçbir solcu DSP yada CHP'li olsun birbirlerine en ağır ithamları da yapsa, hal hakaretlerde de bulunsa, gariz lafta etse, sinkafta kullansa oylarını birbirlerin-den esirgemezler. Yani DSP'nin ortaya çıkacak olu-şuma katacağı hiç birşey yok!

Birbirlerine selam vermeyen, konuşmayan, bakış-mayan, aynı ortamı paylaşmayan siyasi önderlerin varlığına rağmen Behçet Çınar, Zülküf Güldoğan, Asuman Altınay, Ahmet Sertcan ve Ahmet Çiçek'in hatta Muhsin Yazar'ın tebrik edilmesi gerektir. Gösterdikleri bu diyaloğ ve sergiledikleri düzey için tek tek teşekkürü hak ediyorlar. DSP dışındaki saydığım isimlerin bir araya gelmesi ve ortak belirledikleri ve uzlaştıkları tertemiz bir aday ile yerel seçime gitmeleri her dengeyi değiştirebilir. Başta söyledik, siyasette tesadüf denen şey 2+2=4 edincedir. Temel matematik bilgisiyle bu partilerin oylarını yanyana toplayıp, “hepsi bir araya gelse alacakları oy şu...” diyenler yanılır. Onların siyaset cahili oldukla-rını söylemeye gerek yok sanırım. Yerel seçimde aday çok önemlidir. İyi, temiz, başarılı, sevilen bir aday öyle bir sinerji ortaya çıkarır ki, 2+2=16 eder.

Gene de benim kafam şu DSP'nin varlığına takılıyor. Bu tip unsurlar durmadan mızmızlanarak, bulunduğu özveriyi sıralayarak sinerjinin ortaya çıkmasını engeller. Heyecanı öldürür. Dışarıya değil, içsel çalışmalarla enerji kaybına yok açar. Sandıktan açıldığında ise bir bakarsınız 2+2=1 etmiş.

Cenk SARIGÖL

20 Haziran 2008

Diyar-ı Şanlı Bakır


Şanlı Diyar

Geçen hafta sonu dahil 4 gün ailecek Diyarbakır’daydık. Cuma gittik, Pazartesi akşam döndük. Kısa hızlı ve sıcak bir gezi yaptık. Havaalanından iner inmez Ankara’ya nazaran hayli yakıcı bir alaz vurdu yüzümüze... Gidişimiz hem ziyaret hem ticaret babındandı. Hem müşteri ziyaretleri yaptım hemde akraba ve eski dostları görme imkanımız oldu. Halamın kızı Reyhan ve Yeniköylü eniştemiz Cengiz Usta ve güzeller güzeli yeğenim Canan ile hoş bir 4 gün geçirdik. Yaptığımız kaba taslak proğrama göre c.tesi Şanlıurfa’ya gittik. Diyarbakırdan arabayla çıktık ve Hilvan’a kadar neredeyse taştan başka birşey yok. Taşlık bozkırda çılız koyun ve sığırlar göze çarpıyor zaman zaman. Hilvandan Urfa’ya kadar küçük küçük fıstık (antep) bahçeleri var. Gerçekten fakirliği yüzüne vurmuş ilçeler bunlar. Siverek’te kahvaltı molası verdik. Pide şeklinde ekmeklerden aldık ve yanımızdaki nevale ile kahvaltımızı yol kıyısında yaptık. Size şaşıracağınız bir şey söyleyeyim! Siverekte bir otobüs firmasının camında aynen şöyle yazıyordu: “Direkt Torbalı seferlerimiz başlamıştır”.

Siverek’te fırından ekmeklerimizin pişmesini beklerken, ön tarafta küçük taburelerde oturan hacı amcalarla selamlaşıp, buyurlarını kabul ettim. Ne ektiklerini sordum. Abuzer amca bir çırpıda saydı: pamuk, fıstık, domates, piber, patlican, karpuz vb. fıstık hariç saydıklarının çoğu Menderes Ovasında yetişen bitkiler. Demek Urfa ve Diyarbakırdan bu kadar yoğun göç almamızın bir sebebide iklim benzerliğiymiş! Fıstık deyince Arslanlarda biriside tıpkı fıstık gibi yağlı bir ağaç olan ‘çıtlık’ ağacına antep fıstığı aşılamıştı. Tuttuda ama meyvaları iri iri olsada çok çok seyrek olmuştu ve tadıda pek lezzetli değildi. Hanefi amcayada neden arazilerinde bu kadar taş olduğunu sordum. Bana Sivereğin güneydoğusunda bulunan “Karacadağ” dedi. Sonra açtı; “Karacadağ eskiden lav atarmış ve taa o zamanlardan çıkardığı lavlar bugüne taşlar halinde arazileri kaplamış” Taş dedikse devasa kaya parçaları bunlar. Ara ara gördüğümüz tarlalarda zaten bunlar temizlenerek oluşturulmuş. Lakin öyle el emeği ve traktör güçüyle temizlenecek oranlardan büyükler. Hanefi amcanın söyledikleri doğru olmalıydı. Zira bu temizlenen ve tarla açılan taşlıkların sadece yüzeyinde bu kaytalıkların olduğu görülüyor. Yüzey taşlardan sıyrılınca ortaya “bana adam dik dal vereyim” diye bağıran kırmızı bir toprak görülüyor.

Urfa’da Halil İbrahim’e yada Halil’ül Rahman’a vardık. Urfa girişte çok düzenli bir kent, ilerledikçe üstüste binmiş gecekondular etrafınızı sarıyor. Yeni yapılan binalar muazzam güzel ve modern. Balıklı Göl ve çevresini yazmayacağım! Gidin görün, balıklara yem verin, dualar edin, ulu çınarların altında, şırıl şırıl akan suyun sesini dinleyerek, demlikle gelen çaydan yudumlayın. Hatta küçük kayık turları bile atabilirsiniz. İlkokul çocukları belli bir eğitimle burasının tarihi, dinsel önemi, hikayesi konusunda belli eğitimlerden geçirilerek, belediye tarafından kimlikler verilmiş. Masanıza gelerek, size burasının tarihini anlatmaktan mutluluk duyacaklarını söylüyorlar. Ücret istemediklerini peşin peşin belirterek, güzel olan ise sizi bazı yerlerdeki boyacı çocuklar gibi biri gidip, biri gelmiyor. Onu nasıl ayarlamışlar anlamadım! Hatta bazısı “abi Türkçe, İngilizçe, Farsça, Arapça ve Kürtçe anlatabilirim” diyor. Çünkü ziyaretçiler arasında bol bol İranlı, Suriyeli ile karşılaştık. Urfanın o güzel şivesiyle Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, butları kırdığı, Nemrutkızı Zeliha’nın ona aşkını çokda hoş anlatıyorlar.Urfa, Diyarbakır’a göre çok daha geleneksel bir yapıya sahip, özellikle merkezde yaşayanlar Halil’ül Rahman’ın önemini ve inanç turizminin ehemniyetini fazlasıyla idrak etmişler. Dedikya anlatılmaz gidip, görülecek yerler diye... bir vaha gibi serin çınarların altını terketmek zor oldu. Namazlarımızı kıldık, dualarımızı ettik ve doğuya yola çıktık. Urfadan çıkmadan önce enişte bize İbrahim Tatlıses’in her geldiğinde muhakkak uğradığı bir kebapçıya götürdü. “Sevgi Döner". Hilvan’ı çıkmıştık ki yaz yağmuru yakaladı bizi, herhalde bugüne kadar gördüğüm en büyük gökkuşaklarından birisi bir taç gibi Diyar-ı Bekir üzerinde görüldü. Yeni yağmur düşmüş toprak kokusu ve bir serinlik arabamızın içine doldu. Bir daha ki yazıda Diyarbakırda buluşmak üzere...


Diyar-ı Selahaddin

Gezimizin ilk günü küçük bir şehir turundan sonra geri dönmüştük. Akşam üzeri Gazi (Seman) Köşkü’ne gittik. 15. yy bir Akkaoyunlu mimarisi olan yapı, Atatürk’ün 1917 yılında 16. Kolordu Komutanlığı sırasında ikamet ettiği köşktür. 1937 yılında Diyarbakır Belediyesi tafından satın alınmış. Valilik tarafından 1981 yılında tekrar restorasyon yapılarak, halka açılmış... Tarihi bina bir müze olarak geziliyor. Köşkün alt ve yanlarında zamanında ahır ve kiler olarak kullanılan yapılar ise turizm amaçlı, işlevselleştirilmiş. Yüksek çardak şeklinde ahşaptan inşaa edilmiş, ratacalarda minderler üzerinde 8 kişiye kadar rahatça oturabilirsiniz. Dicle nehrinin muazzam manzarasında bakır semaverde fokur fokur kaynayan çayınızı doyumsuz lezzette demlenirsiniz. Köşk Gazi Mustafa Kemal döneminde etrafı Dicle Nehri kıyılarına kadar bağlık yeşillik bir çevreye sahipmiş. Şimdilerde tekrar bir ağaçlandırma çaşlışması yapılmış. Gece olunca canlı müzik eşliğinde oynayan, halay çekenler, stres atanlarla dolup, taşıyor. İnanın biz çok zor ve en uzak taracada ancak yer bulabildik. Gazi bu köşkte sesini uzaklardan duyduğu Celal Bülbülses’i çağırır ve tanışır (Bayındırlık bakanı Feyzi Pirinççioğlu`nun ısrarıyla tanıştırıldığı görmezden gelinir!). Bu yerel sanatçıya “şark bülbülü” lakabınıda Atatürk verir.

Suriçi Diyarbakırın sembolu, belediye ambleminde, otobüs firmalarının isim ve flamalarında bu surlar vardır. Ne zaman yapıldığı bilinmesede görkemini koruduğunu söylemek gerek. Pazar günü üviversite arkadaşım Seyfülislam Ensarioğlu ile buluştuk. Çok büyük ve tanınmış bir aileler. Demokrat Parti, Adalet Partisi ve DYP’nin yönetimine yıllarca üst düzey yönetici vermişler. Hatta amcası Mehmet Saim Ensarioğlu DYP Genel Bşk. Yardımcılığı ve Bakanlık yaptı. 10 yıldır görüşemediğimiz Seyfülislam şimdilerde Diyarbakırda tanınmış bir inşaat mühendisi ve son projesi Alman Hastanesi bitmek üzere... Diyarbakır 7 İklim Dersanelerinin sahibi Murat Şehir ile beni ünlü “kaburga dolması" yemeğe götürdüler. Gittiğimiz yer Cengiz Çandar’ın bir yazısında överken, “Diyarbakıra gidip, Selim Amca’ya uğramamak, Mekke’ye gidip, Kabe’yi görmemek gibidir..” diye bir mübalağalı benzetmede bulunduğu mekan. Teşbihte hata olmasın gerçekten bambaşka bir lezzetti. Hakkınızı helal edin ama kaburga dolmasını daha önce İstanbulda çalışırken “Diyar Ocakbaşı”nda yemiştim. Ama aynı lezzet olduğunu söyleyebilmem için dilimin olmaması lazım!

Çocukluk arkadaşım Mustafa Acun’u ben Diyarbakırda sanıyordum. Telefonlaştık. Batman valisinin koruma şefiymiş. Buluşamadık üzüldük. Oysa iki şehir arasındaki mesafe sadece 35 dk. O valinin proğramına ben kendiminkine uymak zorundaydım nasip! Sonra muazzaf bir başka dost ile Ulu Camii avlusunda buluştuk ve doğu kapısında kendimizi akşam serinliğinin izniyle açık alanda taburalere attık. Ulu Camiide enişte ile daha önce akşam namazı kılmıştık. Tam çarşıdayken ezan başladı ve telaşla camiye koştuk. Kapıdan girince cemaatin yarısının sağa, diğer yarısının sola ayrıldığını gördüm. Cengiz Usta bana gideceğimiz tarafı işaret etti ve namazdan sonra ben sormadan o anlattı. Namazları Hanefiler ayrı, Şafiiler ayrı yerde kılıyordu. Hatta daha eskiden 4 mezhebin kıyama durduğu yerler ayrıymış. Aynı avlunun içinde selamlaşarak, namaza giren, ayrı edalardan sonra yine selamlaşarak ve dualarla birbirlerinin salahına kabul dileyen insanımızı görünce bir kez daha iftihar ettim. Hele islam dünyasında mezhep tefrikasından bunca kan akarken...

Hoşgörü, saygı, sevgi bizim yaşam tarzımız bir kez daha anladık. Camii dibinde otururken, iki diyarbakırlı arkadaşımız daha geldi. Konu Deniz Baykal’ın benden 6 saat önce kentten ayrılmasıydı. Şakalaştık. “senin geleceğini duyunca apar topar kaçtı!” bile dediler. Gerçekten, bir gün önce ana muhalefet partisi lideri buradaydı ama Ofisde (kentin merkez semti) bir kaç CHP afişi ve flaması hariç hiçbir iz kalmamıştı. Zaten sayın Baykal domates ve yumurta yağmurundan başını pek otobüsten çıkaramamış. Otobüs sarı ve kırmızı renklere öğle bulanmış ki, kentte şöyle bir şaka bile gelişmiş, “la oğlim bunca domatis ve yumurtayi nediy atıysiz? Heç değer! Yanina piraz isot ekler menemen aparırdık. Yazik değil?” Yani Diyarbakırlı Deniz Baykal’a attığı domates ve yumurtadan bile pişman anlıyacağınız!

Yanımıza gelen iki arkadaşla masamız iyice zenginleşti. Ben izlenimlerimi anlatırken, onlardan durumu sorarken Diyarbakırda en doğal hal olan ciğer, dalak, kebap dünyasına daldık. Midemle aram hep iyi olmuştur. “sizin meşhurunuz çok, ciğer, fıstıklı kadayıf, kaburga dolması, birde ünlü karpuzunuz vardı onun tadına bir baksak” dedim. Yan masadan biraz önce sigara alışverişi ve kısa sohbet ettiğimiz amca (M. Gök) lafa girdi: “lo oğlum ne karpuzu ne ciğeri, burda 25 peygamber, 350 sahabe varken kim bu gubik meşhurları uydiriy dey heç anlamamışım” sonra,
dayı hele gel. Sen bana bir deyiver nedir meşhur” diye masaya davet ettim. Zülküf peygamberden, ilk islam seferinde şehit olan sahabelere kadar bir bir saydı.

Ertesi gün özellikle 12 Eylül darbecilerinin işkencehane olarak kullandığı ve insanlık dışı uygulamaları ile ülkemin kötü meşhurlarından Diyarbakır Eski Cezaevini dolaştık. Şimdilerde restore ediliyor. Fakat taş duvarların nice acılara şahitlik ettiğini düşünüp, ürpermedim desem yalan... Son gün alışveriş zamanı! İsminde “Bakır” olsada burada bakırcılık ölmüş, çarşıda öyle bakır döven çekiçlerin sesleri felan yankılanmıyor. Urfa bu konuda epey ileride bu geleneksel zanaatı yaşatmakta... Mecbur Diyarbakırdan yüklendik bakırlarımızı, hanımlar alıp, biz ödeyincede epey kart çalıştırdık haliyle! Birde küçüçük dükkanda semer, eğer yapan Abdurrahman usta ilgimi çekti, izin isteyip, fotoğrafladım. Fotoğraflayamadıma hayıflandığın ve içimde ukte kalansa surların kuşbakışı görünümü. Bana yukardan eski kenti çevreleyen surların bir balık şeklinde olduğunu söylediler. Daha sonra internetten baktığımda gerçektende hiç şüpheye mahal bırakmayacak bir balıktı surlar.Kentin en büyük çelişkisi gelir dağılımındaki büyük uçurum. Türkiyede sadece 4 tane olduğu ünlü bir jip markasının iki adeti Diyarbakır sokaklarında geziniyor. Diğer taraftan geçen Kurban Bayramı sivil toplum örğütü ve derneklerimizin çalışmalarına iştirak eden, hizmet ehli eniştemiz. “Ofis semti buranın Bağdat Caddesidir. Ama hemen altı Bağlar fakirliğin dibini temsil eder. Kurbanda yardımları dağıtırken, içinde sadece piknik tüpü, ortada bir kilim ve birkaç yatak – yorgandan ibaret nice haneler gördük. İçimiz parçalandı” dedi. Dünyada 15 yılda nüfusu 5’e katlanan şehir sayısı bir elin parmaklarını bulmaz. Buna rağmen suç oranının oldukça düşük olduğunu, polis akademisinde hukuk derleri veren Bayram arkadaşım özellikle belirtti. Urfaya göre daha modern, gelişmeye açık görüntüsü var Diyarbakırın. Bu özellik hızlı kalkınmasınıda sağlayabilir, suç batağı olmasınıda kolaylaştırır. Göç geleneksel aile yapısını zedelemişki bu sosyal kontrol ve görenek bozulmasını tetiklemede etken olabilir.

Uçağımızın Ankara’ya doğru hareketine 1 saat kalmış ve biz halen ciğercideyiz. Elimizde bakır eşyalar ve salça, isot, kadayıf, midemizde binbir lezzetle döndük. Tüm okurlara tavsiye ederim. Gidin görün, tadın, gezin öğrenin! Çünkü hani Halil Rıfat Paşa’ya atfedilen bir söz vardır: “Gitmediğin / Gidemediğin yer senin değildir”. İyiki gördüm seni en sevdiğim islam kumandanlarından Selahaddin Eyyübi’nin şehri, iyi ki tanıdım. Bekle beni Mardin!

Cenk SARIGÖL

20 Temmuz 2007

DP'nin Eksikliği

DYP'nin Eksikliği

Demokrat Parti ve Adalat Partisi kökeninden gelen DYP'nin tabanını bu güne kadar hep kırsal kesim oluşturdu. Muhafazekar ve milli değerlerle sarmalanmış bir siyasi görüşle ardından kitleleri sürükleyen parti, Anadolu çoğrafyasında daha çok Ege ve Güneydoğu bölgelerinde kaleler oluşturdu. Parti başkanlarının Ege kökenli olduğu dönemlerde, en önemli yönetici ve kurmaylar Güneydoğulu siyasetçilerden teşekkül edildi.
Rahmetli Adnan Menderes silsilesi ile başlayan parti liderliği sayın Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'le devam etti. Menderes Aydın, Demirel Isparta doğumluydu. Tansu Çiller ise İstanbul doğumlu olmasına ve ABD'de eğitim almasına ve tamamiyle batı kültürü içinde yetişmesine rağmen dedesinin memleketi Muğlalı olduğunu her fırsatta dile getirmeyi ihmal etmedi. Türkiye'den uzun yıllar ayrı kalmış bir bayan siyasetçi için olayı iyi kavradı ve kullandı. Ege ve Güneydoğu bölgeleri her ne kadar birbirinden uzak coğrafyalar olarak dursada 1980'lere kadar üretim - ekonomi ilişkileri en çok birbirine benzeyen yerleşimlerdir. 1985'lerden sonra Ege bölgesinde sanayi özelliklede tarıma dayalı sanayi de hızlı gelişmeler yaşandı ve ayrışma baş gösterdi.
Bugün de Türkiye nüfusunun yarıya yakınını oluşturan tarım kesimi Dyp'nin tabanını oluşturmaya devam ediyor. Fakat şaşırtıcı bir biçimde 80'lerin yarısından beri gelirleri hızla kesilen, tarımsal eğitimden yoksun bırakılan ve gelir dağılımından payı her geçen gün düşen çiftçi üzerinden siyaset yapmaya ve onun hakkını aramayı unutan parti erimeye devam ediyor. Bir çiftçi oğlu ve siyasetle lise çağlarından beri ilgilenen birisi olarak Dyp ve Refah Partisi iktidarları döneminde çiftçinin hakkına yakınını aldığını ve ekonomik olarak en rahat ettiğimiz dönemlerin bu partilerin iktidarları olduğunu söyleyebilirim. 90'lı yıllarla birlikte hızlanan çiftçi nüfusunun azaltılması ve tarım arazilerinin belirli ellerde toplanması çabaları karşısında Dyp'nin söylemleri yetersiz kalmıştır. Bu yetersizlik özellikle Mehmet Ağar'ın genel başkanlık koltuğuna oturması ile iyice derinleşme emareleri gösteriyor.
Derin devlet ile ilişkilendirilen ve göbeği daha önce Çankaya'ya gömülecek kadar bu halktan kopuk! bir ismin başı çekmesi Dyp'yi etkisizleştirmeye devam ediyor. Babası ve kendisi devlet ricalinden gelme ve toprakla ilişkisi uzun zaman önce kesilen Ağar ve ekibinin, tabanı tarımdan geçinenler ağırlıklı bir partide uygun siyasi söylemi yakalamalarını ben zaten beklemiyordum. Aslında derin devletçi yakıştırmaları ile Ağar'a en yakışan MHP'de siyaset yapmaktı. Bunun olması halinde Mhp'nin tavan yapacağı iddiamda yok ama Dyp'nin aldığı yaradan daha az bir yara alırdı Milliyetçi Parti! Şemdinli de bir kitapçı dükkanına bomba koyan devlet kimlikli ajan provokatörler hem emniyetci olduklarını bağırıyor hemde cepten direkt Mehmet Ağar'ı arayabiliyorlar.
Susurluk olayından sonra kendisine dokunulma ihtimalini göze alamayan Mehmet Ağar genel seçimler öncesi çağırıldığı Dyp yada Mhp'ye gitmek yerine dokunmazlığını Elazığ'dan bağımsız seçilerek garantiye aldıktan sonra bir partinin başı oldu. Bence canı gönülden seçmediği ve sadece zırhının dirayetini kuvvetlendirmek için başına geçilen bu partiye büyük zararlar veriliyor. Çünkü Dyp gibi Türk Demokrasi tarihinin ilk ve en güçlü partisinin etkisiz kılınmış olması ülke siyasetinde boşluklar oluşturduğu gibi yara da açıyor. Dyp'nin Ağar ile yeterli siyasi söylemi yakalayabileceğini sanmıyorum. Buna birçok Dyp duayeninde inanmadığını biliyorum.
Dyp Torbalı kongre sürecine girdi ve bu tartışmalar yapılıyor ama gün yüzüne çıkarmı bilmem. Sayın Asuman Altunay bir çınar gibi bu partinin başında, belediye seçimi bitip, kimselerin ortalıkta gözükmediği zamanlarda da o gemiyi terk etmemişti. Karşısına bir rakip çıkacağını sanmıyorum. Buna rağmen partiyi çarpıcı ve etkili isimlerle güçlendirmek gerektiğinin herkes gibi Altınay da farkında! Şöyle bir gerçekte var ki bir parti yerelde ne kadar manşet isimlerle desteklenirse desteklensin yukarıdan bir rüzgar olmadıkça ileriye hareket zordur. Ankara rüzgarı olmadığı sürece hiçbir partinin gemisi yeterli yol alamaz. Bunun aksini söylemek için siyaseten kör olmak lazım gelir..!
ALLAH(cc) Yar ve Yardımcımız Olsun!


cenk sarıgöl

4 Haziran 2007

Demokratik Çıkış


Demokratik Çıkış


Genelkurmay başkanlığı web. Sitesinde Cuma günü 23.30 gibi geç saatlerde muhtıra şeklinde yayınlanan ve e-muhtıra şeklinde ifade edilen bildirinin ardından şaşılacak gelişmeler oldu. Aslında kimse niye böyle bir şeye gerek duyuldu anlamadı. Çünkü, eğer ille de lüzum ediyorsa bunu aday belirleme öncesi yapmak daha akıllıca olurdu. Abdullah Gül gibi dış ve iç kamuoyunda olumlu karşılanan ve piyasaların dahi çıkışa geçtiği bir ortamda epey garip durdu. İşin ilginci bildiriyi yayınlayanlarda ekonomik bir kaostan çekindiklerini yayın saati ve tarihi ile gösterdiler. Cuma gecesi yani borsa, bankalar, finans merkezleri tatildeyken yayınlandı ki verim alınsın pazartesiye kadar taşlar fazla oynamadan yerine otursun diye düşünülmüş gibi… Yinede piyasalarda hatırı sayılır bir gerileme oldu. Hele hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının piyasaları rahatlatan demokrasiyi sahiplenme çıkışları olmasaydı..!

Sonunda CHP muradına erdi..! Anavatan ve DYP ise tarihleri, misyonları ile ters hareket ederek kendilerini bitirdiler. Kendilerine hiçbir sempati bırakmadılar. CHP’yi anlamak, Baykal’ı mazur görmek mümkün, Deniz Baykal hep hizipçi, gerilimden faydalanan fırsatçılığını konuşturdu. Amacı, yaklaşan seçimler öncesinde siyaseti iki kutuplu hale getirerek, laik (CHP), anti-laik (AKP) şeklinde bölmek… böylece CHP oy kaygısı yaşamayacak, belki birkaç puan bile arttırabilirdi. Gerçi onunda bu kadarını beklediğini sanmam. Anap ve Dyp ikilisi ise başbakanın Gül’ü aday göstermesinin ardından panikledikleri gerçeği, açıklamanın ardından 3 saat sonra bir araya gelmelerinden anlaşılabilir. Yoksa yan yana gelecek görünmüyorlardı. Yine de hangi akla hizmetle CHP’nin dümen suyuna gittikleri anlaşılır değil, zaten bunu seçim meydanlarında halka anlatmaları da çok zor olacak. Her iki parti de tarihlerine, misyonlarına ihanet ettiler.

En büyük hata ve beklide e-muhtırayı getiren Erkan Mumcu’nun duruşuydu. Onun tutumunu anlamak mümkün değil. Sen bu hükümette en önemli iki bakanlıkta bulundun mu? A.Gül senin hem bakan arkadaşın hem de başbakanın değimliydi? Bu adamlar bu kadar kötü ise o zaman ne diye 3 yıl birlikte çalıştın? Hani “gelin ‘YÖK ve başörtüsünü’ birlikte çözelim” diyordun. Nasıl oldu da YÖK başkanı ve eşi başörtülü diye Gül’ü istemeyen koraya katıldın? Artık hiçbir inandırıcılığınız kalmadı. Ve ben artık CHP’yi hiç saymıyorum bu partilerin gözümde pek değeri kalmadı. Bana göre Mumcu ve ekibi AKP’nin tek alternatifi, geleceğin hükümet partisi değerini kaybetmişlerdir.

Kimse “e-muhtırayı AKP hazırladı” demesin. Siyaset bir uzlaşıdır elbette… ama siyasi uzlaşılarda en büyük fedakarlıkları en çok oyu alanlar yapmaz. Neymiş “AKP uzlaşsın” yok ya? Sayın Süleyman Demirel’in dediği gibi “hiçbir fani ayağına kadar gelmiş c.başkanlığını elinin tersi ile itemez”… Şimdi bu durumda Erdoğan’ın feragati, kendisinin Çankaya isteklerini frenlemiş olması uzlaşı adına atılan bir adım değimlidir? Peki niye uzlaşı diye bağıran ve mecliste milletvekili olan, grubu bulunan partiler bir araya gelip ortak bir aday çıkarmadılar? Siyaset aynı zamanda alternatif sunmaktır. Akp’nin gösterdiği aday olmaz! İyi de sizin adayınız ya da adaylarınız nerede?

Sistemi kilitleyen muhalefettir. İktidar partisinden kim durup dururken yapılandan büyük fedakârlık bekleyebilir ki? Akp adayına oy vermeyebilir, desteklemez, oturumda eleştirel konuşmalarla tenkit edebilirdiniz ama vekilin görevi meclisi çalışır ve işlevsel tutmaktır. Kendi yazdığı (yazması gereken), çıkardığı, değiştirdiği anayasayı uygulamayı becerememiş, bunu mahkemeye sevk etmiş bir meclisin derhal yenilenmesi gerektir.

Bir iddiaya göre Mumcu ve Ağar böyle bir muhtıradan önceden haberdar oldukları için CHP’nin dümen suyunda hareket etmişlerdir. İşte bu çok daha vahim. Demek daha asker höt demeden al… Ağar’ın durumu ise traji komik bir halde… 15 dk. Önce birlikte basın açıklaması yaptığı vekili tuvalete gidecem diye yanından ayrılıyor, diğeri ben onu kollarım diye arkasından sonra ikisi de toplantı yeter sayısı iddiasına dahil! Ağar bunu mecliste odasında TV’den görüyor ve ilk tepkisi, “Aaa bu bizim Eraslan değil mi?” şimdi bu kişinin ardından 4 milletvekilinin ikisine sahip çıkamamış insana lider diyeceğiz öyle mi?

Ağustosta erken seçim (nasıl oluyorsa zaten 2 ay sonrasında var) isteyen güruh gene stratejik bir hata yapacaktır. Statükocu, jakoben, sistemin hali hazır durumundan nemalanan zihniyet ve mensupları sandığa pek gitmeyecekler. Çünkü tam cav cav sıcaklarda bu altı kuru zevat çoğunlukla mesire yerlerinde, yazlıklarında olurlar. Seçim ve sandık gibi keyf bozan şeylere tevessül ederler mi? Bana zor gibi geliyor. En kızdığım nokta ise “Akp %34 ile %65’i yönetmeye kalkıyor” söylemi, Bu kanunları AKP yapmadı;

BİR. (düzeltebilirdi ayrı). Akp’nin yerel seçimlerde aldığı oy %43
İKİ. meclisteki milletvekili ve grubu bulunan partileri toplasan ve uzlaşsan bile bu %60 eder ki %40 yine dışarıda
ÜÇ. bu adaletsiz sistemi değiştirmek adına muhalefet partilerinin kılını kıpırdatmaması ve aralarında uzlaşmamış olmaları çözüm istemediklerini gösterir
DÖRT…
Akp’nin Türk siyasal tarihinde demokrasiye dipçik darbesi karşısında takındığı tavır bir ilktir ve örneği yoktur. Bunu ayrı bir yazı konusu yapacağız. (muhtırayı yazmadım mı? Ne muhtırası bu olsa olsa bir tavsiyedir. Sizin Genelkurmayın Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olduğundan haberiniz yok mu?)


Cenk SARIGÖL

Ak Parti Düşer


Ak Parti Düşer!


Genel seçimlere daha 9 aydan fazla var. Seçmen eğilimleri daha çok değişir. Fakat herkes tahminde bulunduğuna göre siyasi çevrelerle iç içe olan insanlar gazetecilerin kahvehane bilmişleri kadar yorum yapma hakkı olsun diye bu yazıyı kaleme almak istedim. Başlığı da yazıyı okutmak amacı ile merak uyandırır şekilde attım.

Genel olarak anketleri yorumlarsak, Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” gafını ettiğinden sonra oy oranının %28’lere gerilediği ama daha sonra tekrar ivme kazandığını görüyoruz. CHP gerilemeye devam ediyor. DYP ve MHP barajı zorlayarak, bazen biri bazen diğeri aşmakta… Genç Parti toparlanma sürecinde ki Ak Parti kurmayları zaten bunu istiyor? Şaşırmayın %7.5 oy almış Genç Parti oylarının dağılması durumunda en az payın AKP'ye düşeceğinin farkındalar. Bu oylar muhtemelen DYP, MHP ve Anavatan Partisi arasında bölüşülür. 7.5’tan %1 DYP’ye, %2 MHP’ye kayması bile bu partilerin baraj sorununu bitirir. Oysa barajı geçemeyen partilerin oyları bizde geçen partilere pay edilir. Bu durumda AKP son genel seçimde aldığı oy oranını birkaç puan arttırsa bile milletvekili sayısı düşer. Herhalde ‘Ak Parti Düşer’ başlığının mantığı anlaşılmıştır!
Bir partinin dahi barajı geçmesi durumunda AKP ve CHP’nin ortaklaşa 40 üzerinde milletvekili kaybetmeleri kaçınılmaz. AKP kurmayları barajı bir partinin geçmesine razı ama iki olmasın diye Genç Partinin oy oranını korumasını istiyorlar. Bu arada DSP de bir hareketlenme olması işlerine gelir. Seçim yaklaştıkça AKP ve CHP sanki diğer partiler yokmuşçasına, onları görmeden birbirlerini muhatap alarak, mücadele edecekler. Zira her iki partide durumundan hoşnut! Özellikle Başörtüsü, Laiklik ekseninde kontrollü kutuplaşmanın oy oranlarını muhafazaya yardımcı olacağını biliyorlar.


AKP strateji değişikliği yapmışa benziyor. Bayram sürecinde reklam panolarını süsleyen “kurban olam, ayına-yıldızına” sloganlı, Türk bayraklı afişler bunun delili. Doğru olup, olmadığını zaman gösterecek. Milliyetçi oylara göz kırpılma amaçı taşınmakla beraber, AKP diğer yandan epey oy kaybı yaşayabilir. Avrupa Birliği kapılarını kapanmış gözüyle bu doğru sayılsa bile yönün demokratik, hukuk devleti istikametinde devam etmesi gerekir. Çünkü AKP’nin tabanı genelde bu arzuları olanlardır. Tersi olarak ise DYPli Mehmet Ağar’ın “dağda silahlı dolaşacaklarına, ovada siyaset yapsınlar” çıkışıyla, tam da AKP’nin ‘çantada keklik, ben biraz milliyetçi oy toplayayım’ deyip göz ardı ettiği tabana göz kırptığını görüyoruz.


Diğer yandan DEHAP’ın baraj sorununu bağımsız adaylar vasıtası ile aşmayı ve sonrasında TBMM de grup kurmayı planladığı gerçeği ortada duruyor. Böyle bir durumda en 20 DEHAP milletvekili meclise girer ki bunlar da çoğunlukla AKP’nin sepetinden düşecektir. Gerçi mecliste bulunan partiler buna rahatlıkla çözüm bulur! Zira sonuçta azalan azık ortak paydadan olacak.
Cumhurbaşkanı seçimi de genel seçimi etkileyecek en önemli faktör. Erdoğan’ın aday olması ve seçilmesi, AKP seçmeninde vekil bırakana teveccühü devam ettirir mi bilinmez. Fakat eğer AKP tabanının beklentisini yerine getiremez ve sol-aşırı laik-ulusalcı cenaha boyun eğdiğini gösterir bir kişi Çankaya’ya yerleşirse, esas hayal kırıklığı o zaman yaşanır. Özellikle Refah Partisi döneminden transfer olan ve muhafazakar-milliyetçi oylarında ciddi kaymalar görülebilir. Tam tersi olarak, liberal – demokrat tabanı ise Milli Görüş kökenli birisinin C.başkanı yapılması ile dirsek çıkarabilir. Bunun için çok ciddi bir seçimle seçmen eğilimlerini dengeleyebilmeleri şart.


Önümüzdeki seçim, Erkan Mumcu şoförlüğündeki Anap ile vekaletten Ecevit’in ölümü ile asilliğe terfi eden, Zeki Sezer kaptanlığında ki DSP’nin figüranlığına sahne olacak. Bu seçim etken güç olmaları zor. Kuşkusuz en renkli sima yine Cem Uzan olacak. Ondan da AKP pek rahatsız olacağa benzemiyor. Derinden kıs kıs güldüklerini tahmin ediyorum. “iktidara gelirsem idamı tekrar getireceğim” diyen bir partinin lideri MHP’den başka kimi rahatsız edebilir ki? Hele idamdan kasıt APO ise….


Cenk SARIGÖL