DP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2009

Anaplılaşma = İktidar mı?

1990'lı Yılların Siyasi Liderleri: S.Demirel, N.Erbakan, T.Çiller, M.Yılmaz, D.Bahçeli
Anaplılaşma, İktidardan Düşüş Süreci mi?

Oy kaybetmesi bir partinin Anaplılaşması demek midir? Türk halkının iradesi bugüne kadar kadro, ekip ve vizyona göre değişik partilerde çoğunlukla tecelli etti. 29 Mart 2009 yerel seçimleriyle ortaya çıkan sonuçları yorumlayanların büyük bir kısmı, AK Partide meydana gelen oy kaybının, süreç içinde iktidar partisinin Anaplaşmasına neden olacağını ifade etmektedirler. Yani, oy kaybını durduramayıp siyaset sahnesinden çekileceği söyleniyor. 1980 sonrası dönemin, önemli siyasal aktörlerinden birisi olan Anap’ın yaşadığı oy kaybı, oldukça trajik yol izledi. 1983 genel seçimlerinde % 45,4 oy alan Anap, 1984’de yapılan yerel seçimlerde % 41,5, 1987’de yapılan genel seçimde % 36,31 ve 1989 da yapılan yerel seçimde ise % 21,80 oy almıştı. Seçmen yoğunlaşmasına baktığımızda, Adalet Partisi, Demokrat Parti'nin devamı iddiasıyla, bunu halka yansıttı. Anap aynı şekilde Adalet Partisinin ve Demokrat Parti geleneğini sahiplendi. Akp'de DP, AP ve Anap çizgisini sahiplendi.

Halk iradesinin çoğunluğuna mazhar olmuş parti liderleri statükoya angaje olduğu oranda seçmen kaybettiler. Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz örnekleri bize bunu fazlasıyla gösteriyor. hatta bu gelenek dışında Refah Partisi ve MHP örneklemesi bile yapabiliriz. RP ve Necmettin Erbakan statükoyla mücadele etmeden iktidar olabileceğini sandı ve ortağı, derin statüko temsilcisini o koltuğa oturtabilmek için "SUSURLUK" gibi zamanında savaşması gereken, üstüne gitmesi, hesaplaşması zorunlu olan sızıntıyı, ‘Gulu Gulu Dansı' diye geçiştirmemesi gerekirken, bırakın üstüne gitmeyi örtmeye kalktı. Halk iradesini üstünden çekti.

Ardından statükonun halk vicdanı, inançı, kültürü ile rıza göstermediği Başörtüsü problemini "ERKEKÇE" çözeceğini dillendiren MHP iradenin adresi oldu. Fakat iktidara gelince bırakın halk vicdanını savunmayı, MHP kendi başörtülü vekili Nesrin Ünal Hanımın başını açmakta buldu çareyi ve statükoyla mücadele edeceğini söyleyen başka mahallenin adamlarıyla koalisyon kurdu. Kurmakla kalmadı teslim oldu. İlk seçimde her iki partide dibi buldu. Akp'nin Anaplılaşmasını bekleyenler aslında zihinsel altlarda "iktidar=Anap" retoriğini barındırıyor. Böyle olluncada iktidardan düşme eğilimi Anaplılaşma olarak tasavvur edilmektedir.

Peki aynı şey yani Anaplılaşma neden Demokratik Sol Parti için söylenmiyor? O süreç içinde erimediği, birden dibi bulduğu için mi? Ayniyete bakarsak, Anap hala tabela bile olsa varlığını koruyor. DSP de öyle... Bunlardan ayrı ve CHP ilintili DSP değerlendirilmesi yapılırsa, statükonun temsilcisi gözüyle seçmen algılamasına giren CHP, zaman zaman oy kaybetmesine, baraj altında kalmasına rağmen bu tip değerlendirmeler yapılmadı. Acaba bunun sebebi tabelasının asla inmeyeceğine olan genel kanı mıdır? Olabilir! CHP eğer sıradan, ortalama, sadece devlet yardımları ile ayakta duran ve süregiden bir parti olsaydı şuana kadar çoktan bir tabela partisi olur, adı sanı duyulmazdı! Lakin CHP, Atatürk'ün partisi olma, silsilenin devamı olduğu iddiasıyla bence demokratik siyasi partiler ve eşit rekabet ilkesine aykırı olarak öz kaynaklara, akçalı haksız gelirlere sahiptir. Düşünceme göre demokratik parti yarışları için bu haksız rekabet olduğu gibi, CHP asla Atatürk'ün kurduğu parti değildir. Bir kere Atatürk "sosyalist, sosyal demokrat” söylemde hiç olmadı. Üstelik Türkiye Cumhuriyetini kuran lider olarak, onun döneminde tek parti iktidarı vardı ve halk iradesi ister istemez bu tek partide toplanıyordu. dolayısıyla kurucusu olduğu devletin partisi doğal olarak, onun partisi olacaktır. Şimdi halk iradesinden nasip alan diğer partilerin onun partileri olmadıkları manasını çıkarabilirmiyiz? Demokrat Partiyi kuranlar aynı zamanda eski Cumhuriyet halk Fıkrası milletvekilleri değil miydi? (en başta Atatürk’ün Başbakanı Celal Bayar)

Peki Atatürk'ün miras gelirleri ve İşbankası payı olmasa sizce hala bir CHP olurmuydu? Ya da CHP iktidar olmak için daha makul çizgilere gelip, statükoculuktan halkçı çizgiye gelmezmiydi? Aynı şey DSP için geçerli, bugün halk teveccühünü neredeyse sıfırlamış olan DSP acaba kasasındaki nakit rezervi tükenincede tabela partisi olarak dahi varlığını sürdürebilir mi? Son birkaç seçimdir CHP çatısını altına girip, birleşmek yerine, üzerinden asılarak, varlığını CHP eteklerine yapışıp, eklemlenerek, sürdürmesinin sadece önce Bülent Ecevit ardından Rahşan Ecevit faktörü müdür? Böyle bir birleşmede en fazla nakit rezervli parti olarak, kasaların birleşmesiyle içindekileri kaybetme korkusu var mıdır?

Diğer yandan Anap'ın bir Turgut Özal misyonundan bahsedilirken, aynı misyonu Akp'nin taşıdığı düşünülerek mi "Anaplılaşma" dan bahsediliyor? Dolayısı ile Özal misyonunu tamamlamadan öldüğü için Akp'nin bunun devamı olduğu düşünülebilir mi? DSP de ise Bülent Ecevit misyonundan ne kadar bahsedebiliriz bilmiyorum. Bu misyon ve vizyok yokluğundan mı "DSP Anaplılaştı" söylemi hiç duyulmadı? Yoksa Bülent Ecevit'in hayatta olduğu zaman diliminde DSP dibi bulduğu için mi? DSP, Anap gibi her seçim daha az oyla iktidarı kaybettiği, gücünü yitirmediği, tek seçimde asfalta yapıştığı için mi?

Bizce Akp'ye yakıştırılan "Anaplılaşma" etiketinin birkaç sebebi var;
-Akp halk iradesinin çoğunluğunu, sürecin işleyişine olan farklı duruşundan aldı.
-Statükoyla mücadele ediyor, halkı değiştirme misyonu kadar isteklerini devlete yansıtma vizyonuna sahip,
-Devletin algılama ve uygulama yöntemleri konusunda yenilik vaad ediyor.
-Bugüne kadar halk iradesine karşı set oluşturmak için kullanılan yasa ve kanunları, modernite ekseninde değiştirme söylemleriyle yola çıktı. 2002 seçim kampanyalarında "yeni anayasa" ve Avrupa ülkelerinde yasak olmayan uygulamalarla AB'yi durak göstererek, çözümsüzlüğü ispatlanmış, süregelen metodlar dışında formuller, arayacağının modernite sinyalini verdi. Ve doğru algılandı.

Eğer seçim sonuçlarına bakarsak, yerel seçimi yerel seçimle karşılaştırmamız gerektiğinden hareket etmeliyiz. yani AKP'nin 2007 seçimlerinde aldığı %47 değil, 2004 seçimlerinde aldığı %40'ı 2009 seçim sonuçlarıyla karşılaştırmak daha doğru bir analiz yöntemi olacaktır. Zira genel seçimde partiler oy alırken yerel seçimde etken ve etmenler devasa değişir. Söz gelimi bir ilde genel seçimde partiler 8 milletvekili adayı için oy isterken, 8 kişinin halkla partisel bağlantıları dışındaki ilişikliği yüzde olarak minumumdur. Yerel seçimde ise ortalama bir ilçede oturan vatandaş için, seçilecek listelerde il belediye başkanı, encümeni, ilçe belediye başkanı ve encümeni, il genel meclis üyeleri eklendiğinde yerel seçimde ortalama seçmenin önüne en az 100 isim gelir, diğer partileride kattığınızda bu en az 500'dür. Genel seçimde ise en fazla tüm partiler 50 tane milletvekili adayı ile mi ilitiyet kurması bir seçmenle daha kolaydır, 500 kişiyle mi? Hangi seçimde komşusu, kahve arkadaşı, çocuğunun arkadaşının ebebeynleri, iş arkadaşı, akrabası, okul arkadaşı, tanıdığının aday olma ihtimali daha fazladır? elbette yerel seçimde... dolayısıyla yerel seçimlerde seçmen davranışlarını etkileyen faktörle genel seçime göre fazla ve değişkendir. dolayısı ile genel seçim aynı statüdeki bir önceki genel seçimle karşılaştırılmasını gerektirirken, yerel seçim içinde bu geçerlidir.

Akp 2004 yerel seçimlerinden 2009 yerel seçimlerine %3’e yakın oy kaybetti. sadece 2 Büyükşehir (Adana ve Şanlıurfa) belediyesindeki parti tercihleri ve Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatıyla duygusal oy kayması Sivas'ta kaybetmesi sonucu değiştiren ve oy kaybını (%3) izah etmemize yetecek veridir.
Tüm bunlara rağmen AKP'nin neredeyse bir büyükşehir oyuna eşit yeni seçmenlerden pek nasiplenmediği gerçeğini parti kurmaylarının ciddi şekilde değerlendirmesi gerekiyor.

Her iktidar gibi Akp de hükümet sürecinde öyle yada böyle statükoyu temsil ediyor veya kendi statükosunu oluşturuyor. Çünkü iktidar aynı zamanda halka rağmen, popilist siyaset dışında yönetimi getirir veya dayatır. Bu durumda halk ve seçmenle bağlantınız süreç içinde zayıflar veya kopma noktalarına gelir. Muhalefete göre iktidar partilerinin halkla birlikte olma süreleri arasında uçurumlar oluşur. Muhalefet eleştirir, eleştirir... Halkın söylediklerini yüksek sesle tekrarlar. Türkiyede işi halkla diyaloğ ve söylemden ibarettir. Oysa iktidar hem istek makamıdır hemde icraat. dolayısıyla her karşılanmayan seçmen isteği, tüm dünyada seçmen tarafından ilk sandıkta oyla cezalandırılır.

Sonuç olarak ‘iktidarların yıpranması’ evrensel kaidesi ile elbette AKP, birgün iktidardan düşecektir. Lakin bu muhalefet liderleri, kadroları ve söylemleriyle, dillendirildiği kadar yakın değil..!


Cenk SARIGÖL

4 Mart 2009

Torbalı DEMOKRAT PARTİ (DP) Meclis Listesi

Torbalı

DEMOKRAT PARTİ

Belediye Meclis Aday Listesi


Arife Türksever
  1. ALİ KAPLAN
  2. İBRAHİM DEMİR
  3. MAHMUT KÖMÜRCÜ
  4. ERDİNÇ DİNÇER
  5. BAHAR UGUR
  6. MEMDUH ÖĞÜNÇ YILMAZ
  7. BURCU DURABAY
  8. LÜTFİ MERİÇ
  9. OSMAN ŞAHAN
  10. DURMUŞ ÇAKALOĞLU
  11. MUSTAFA DURABAY
  12. NERMİN ERGİN
  13. FATMA FİDANBOY
  14. SAADET AKBULUT
  15. SERGÜL E. GENCİMEK
  16. MAHMUT YALÇIN
  17. ABDİ POLAT
  18. EMEL KARADUMAN
  19. SELMA ÖZTÜRK
  20. GÜLÇİN DEMİR
  21. AHMET ÖZDEN
  22. ERDAL KÖSE
  23. HALİK TUNA
  24. GÜLSEREN AKŞİT
  25. EMİNE TUTAR
  26. HATİCE ÖZER
  27. NECLA MERİÇ
  28. ÖMER ANDAÇ


    KONTENJAN

    ENGİN KARACA
    SUNAY COŞKUN
    BEDRİYE YAVAŞ

    DP Torbalı İl Genel Meclis Adayları

    K. OLCAY TUFAN
    MUSTAFA AKIN
    MUSTAFA DÖNMEZ
    NEDRET ATILGAN
    ADNAN ÖNCEL

29 Ekim 2008

Torbalı Partiler Koalisyonu ve DSP


SİYASETTE birliktelik, ittifak, koalisyon gibi olu-şumlar için en gerçekçi söz sanırım “Aritmatik olarak siyasette 2+2 çoğunlukla 4 etmez.” Siyasi tarih bize bunu bol bol doğrulamıştır. O yüzden siyasette çokça 2+2=8 veya 2+2=2 gibi reel bilimin temelleriyle uyuş-mayan sonuçlar çıkar. MHP İlçe Başkanı Behçet Çı-nar'ın Torbalı'da 5'li ittifak kurulabileceğini gündeme getirdiğinde daha yerel seçimlere 2.5 yıl vardı. Çınar bu güç birliğini önce MHP+DYP olarak formüle edi-yordu. Ardından saha ve taban genişletmeyi düşünmüş olacak ki, MHP, DSP, DP, BBP, SP ve Anavatan İlçe başkanları Bröve Patiseseri'de biraraya geldiler. Behçet Çınar, Muhsin Yazar, Asuman Altınay, Zülküf Güldoğan, Ahmet Sertcan ve Ahmet Çiçek'in ittifak için biraraya gelmesi, oturup, konuşabilmesi, aynı masa etrafında vakit harcayabilmesi bile büyük güzellik.

Siz bakmayın bu oluşumu “sağ'ı bölmek istiyorlar, CHP ve İsmail Uygur'a yarayacak” diyenlere... Ben-ce başkanlar çok güzel yaptılar. En azından kimsenin oyuncağı olmadıklarını hal yoluyla ifade ettiler. Sağı bölermiş! Hangi sağ peki? MHP ile DP ilçe başkanları biraraya gelmiş, buna BBP ve SP ilçe başkanları da “merhaba” demiş. Al sana SAĞ! Arada bir tek DSP var. Olsa da olur, olmasa da olur! Cürümü ne ki zaten? Olmaması baş ağrıtsın. Hangi tabanı var? DSP bitik bir partidir! Bir seçim daha koltuk altında geçerse hazine yardımı kesilecek. O zamanda partide pek adam kalmaz zaten.

DSP Torbalı İlçe Başkanı Yazar, sessizliğini ittifak partilerine yaptığı sert uyarılarla bozmuş. İttifaka sıcak baktığını, genel merkez ve parti tabanının onaylama-sından sonra kesin kararını vereceğini belirten Yazar, “Birlikteliği kendi içimizden bozmaya başlayanlar var. Koalisyon düşüncesi ilk olarak basına yanlış lan-se edildi ve sonrasında birileri bu oluşumu sahiplene-rek entrika çevirmeye başladı. Partimiz ve kendimi kimsenin siyasi oyunlarına alet etmem” demiş. DSP ilçe başkanı hangi tabandan bahsediyor çok merak ettim. Türkiye'nin en silik genel başkanına sahip parti CHP kanatları altında 22 Temmuz seçimlerine girdi. Belli bir sinerji ortaya çıktı ve bu CHP ile Deniz Bay-kal'a yaradı. Şimdi Baykal ve CHP'liler katıldıkları toplantılarda DSP genel başkanı Zeki Sezer'i 5 dk. din-leme nezaketi göstermeden salonları terk ediyorlar. DSP'nin ZEKİ genel başkanı da dün koalisyon kur-dukları partinin genel başkanına değil de zavallı Anadolu Ajansı muhabiri önünden mikrofonu alıyor diye kızıyor. Muhsin Yazar ise hiç şansları olmayan bir yerel seçimde 1.5 tane meclis üyesi belirlemeyi beğen-miyor!

Bakın ne demiş gazeteye DSP ilçe Bşk., “Biz zaten genel seçimde CHP ile yaptığımız ittifakın cezasını fazlasıyla çektik. Bunun benzerinin Torbalı'da yaşan-masına müsaade etmem" ne cezası çektiğinizi lütfen bana ve kamuoyuna açıklayın. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde dibe oturan DSP ile koalisyonu Baykal istemedi. Deniz beye kalsa sittin sene dönüp bakmazdı tahminimce ama Gene Koncu mitimler baskı yaptı, zorladı, ittirdi ittifak oldu. Ispatula ile kazısan çıkmaz DSP, CHP lütfu ile girdiği mecliste grup bile kurdu. Bu mu ceza yani? Ne güzel ceza ama, CHP seçimde % 2 oyu bulması zor partiyi almış, meclise taşımış, sonrada ceza kesmekle suçlanıyor. Baykal'ın öyle ulu orta Zeki Sezer veya başka sol önder görünenlere yüz vermeme-sini anlaşılıyor. Çünkü bunlar yüz verince astar istiyor, astar versen yorgana pamuk isteyecekler!

“İYİLİKTEN MARAZ DOĞAR” dedikleri bu olsa ge-rek! Hani aç adama katık olmasa bile ekmeğini böler paylaşırsın. Yaptığın iyiliğin altında ezilmesin, kendini iyi hissetsin diye de uzattığı suyu içersin. Hatta kendi su mataran dolu olduğu halde sırf verdiğin ekmekler zoruna gitmesin diye bir kez daha su istersin adamdan, bahanende senin su ne tatlıymış... Sen bunca iyi, ince, lütufkar düşünürken... Sonra bir gün çıkar karşına bu ekmeğini bölüştüğün adam, hesap sorar gibi “bana yıllarca kuru ekmek yedirdin!” Burada ağzınızdan tek bir kelime dökülmek, çıkmak ister “NAN KÖRÜ”...

Bence oluşturulacak ittifakta sağlıklı bir ilerleme kay-dedilmek isteniyorsa kesinlikle DSP dahil edilmeme-lidir. Sanırım oluşturulacak ittifak ve kadroda belediye başkan adayının ve ilk 5 meclis üyesi DSP'li olmaz ise maraz çıkarmaya devam edecekler! En nihayeti gerçek şuki, hiçbir solcu DSP yada CHP'li olsun birbirlerine en ağır ithamları da yapsa, hal hakaretlerde de bulunsa, gariz lafta etse, sinkafta kullansa oylarını birbirlerin-den esirgemezler. Yani DSP'nin ortaya çıkacak olu-şuma katacağı hiç birşey yok!

Birbirlerine selam vermeyen, konuşmayan, bakış-mayan, aynı ortamı paylaşmayan siyasi önderlerin varlığına rağmen Behçet Çınar, Zülküf Güldoğan, Asuman Altınay, Ahmet Sertcan ve Ahmet Çiçek'in hatta Muhsin Yazar'ın tebrik edilmesi gerektir. Gösterdikleri bu diyaloğ ve sergiledikleri düzey için tek tek teşekkürü hak ediyorlar. DSP dışındaki saydığım isimlerin bir araya gelmesi ve ortak belirledikleri ve uzlaştıkları tertemiz bir aday ile yerel seçime gitmeleri her dengeyi değiştirebilir. Başta söyledik, siyasette tesadüf denen şey 2+2=4 edincedir. Temel matematik bilgisiyle bu partilerin oylarını yanyana toplayıp, “hepsi bir araya gelse alacakları oy şu...” diyenler yanılır. Onların siyaset cahili oldukla-rını söylemeye gerek yok sanırım. Yerel seçimde aday çok önemlidir. İyi, temiz, başarılı, sevilen bir aday öyle bir sinerji ortaya çıkarır ki, 2+2=16 eder.

Gene de benim kafam şu DSP'nin varlığına takılıyor. Bu tip unsurlar durmadan mızmızlanarak, bulunduğu özveriyi sıralayarak sinerjinin ortaya çıkmasını engeller. Heyecanı öldürür. Dışarıya değil, içsel çalışmalarla enerji kaybına yok açar. Sandıktan açıldığında ise bir bakarsınız 2+2=1 etmiş.

Cenk SARIGÖL

20 Temmuz 2007

DP'nin Eksikliği

DYP'nin Eksikliği

Demokrat Parti ve Adalat Partisi kökeninden gelen DYP'nin tabanını bu güne kadar hep kırsal kesim oluşturdu. Muhafazekar ve milli değerlerle sarmalanmış bir siyasi görüşle ardından kitleleri sürükleyen parti, Anadolu çoğrafyasında daha çok Ege ve Güneydoğu bölgelerinde kaleler oluşturdu. Parti başkanlarının Ege kökenli olduğu dönemlerde, en önemli yönetici ve kurmaylar Güneydoğulu siyasetçilerden teşekkül edildi.
Rahmetli Adnan Menderes silsilesi ile başlayan parti liderliği sayın Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'le devam etti. Menderes Aydın, Demirel Isparta doğumluydu. Tansu Çiller ise İstanbul doğumlu olmasına ve ABD'de eğitim almasına ve tamamiyle batı kültürü içinde yetişmesine rağmen dedesinin memleketi Muğlalı olduğunu her fırsatta dile getirmeyi ihmal etmedi. Türkiye'den uzun yıllar ayrı kalmış bir bayan siyasetçi için olayı iyi kavradı ve kullandı. Ege ve Güneydoğu bölgeleri her ne kadar birbirinden uzak coğrafyalar olarak dursada 1980'lere kadar üretim - ekonomi ilişkileri en çok birbirine benzeyen yerleşimlerdir. 1985'lerden sonra Ege bölgesinde sanayi özelliklede tarıma dayalı sanayi de hızlı gelişmeler yaşandı ve ayrışma baş gösterdi.
Bugün de Türkiye nüfusunun yarıya yakınını oluşturan tarım kesimi Dyp'nin tabanını oluşturmaya devam ediyor. Fakat şaşırtıcı bir biçimde 80'lerin yarısından beri gelirleri hızla kesilen, tarımsal eğitimden yoksun bırakılan ve gelir dağılımından payı her geçen gün düşen çiftçi üzerinden siyaset yapmaya ve onun hakkını aramayı unutan parti erimeye devam ediyor. Bir çiftçi oğlu ve siyasetle lise çağlarından beri ilgilenen birisi olarak Dyp ve Refah Partisi iktidarları döneminde çiftçinin hakkına yakınını aldığını ve ekonomik olarak en rahat ettiğimiz dönemlerin bu partilerin iktidarları olduğunu söyleyebilirim. 90'lı yıllarla birlikte hızlanan çiftçi nüfusunun azaltılması ve tarım arazilerinin belirli ellerde toplanması çabaları karşısında Dyp'nin söylemleri yetersiz kalmıştır. Bu yetersizlik özellikle Mehmet Ağar'ın genel başkanlık koltuğuna oturması ile iyice derinleşme emareleri gösteriyor.
Derin devlet ile ilişkilendirilen ve göbeği daha önce Çankaya'ya gömülecek kadar bu halktan kopuk! bir ismin başı çekmesi Dyp'yi etkisizleştirmeye devam ediyor. Babası ve kendisi devlet ricalinden gelme ve toprakla ilişkisi uzun zaman önce kesilen Ağar ve ekibinin, tabanı tarımdan geçinenler ağırlıklı bir partide uygun siyasi söylemi yakalamalarını ben zaten beklemiyordum. Aslında derin devletçi yakıştırmaları ile Ağar'a en yakışan MHP'de siyaset yapmaktı. Bunun olması halinde Mhp'nin tavan yapacağı iddiamda yok ama Dyp'nin aldığı yaradan daha az bir yara alırdı Milliyetçi Parti! Şemdinli de bir kitapçı dükkanına bomba koyan devlet kimlikli ajan provokatörler hem emniyetci olduklarını bağırıyor hemde cepten direkt Mehmet Ağar'ı arayabiliyorlar.
Susurluk olayından sonra kendisine dokunulma ihtimalini göze alamayan Mehmet Ağar genel seçimler öncesi çağırıldığı Dyp yada Mhp'ye gitmek yerine dokunmazlığını Elazığ'dan bağımsız seçilerek garantiye aldıktan sonra bir partinin başı oldu. Bence canı gönülden seçmediği ve sadece zırhının dirayetini kuvvetlendirmek için başına geçilen bu partiye büyük zararlar veriliyor. Çünkü Dyp gibi Türk Demokrasi tarihinin ilk ve en güçlü partisinin etkisiz kılınmış olması ülke siyasetinde boşluklar oluşturduğu gibi yara da açıyor. Dyp'nin Ağar ile yeterli siyasi söylemi yakalayabileceğini sanmıyorum. Buna birçok Dyp duayeninde inanmadığını biliyorum.
Dyp Torbalı kongre sürecine girdi ve bu tartışmalar yapılıyor ama gün yüzüne çıkarmı bilmem. Sayın Asuman Altunay bir çınar gibi bu partinin başında, belediye seçimi bitip, kimselerin ortalıkta gözükmediği zamanlarda da o gemiyi terk etmemişti. Karşısına bir rakip çıkacağını sanmıyorum. Buna rağmen partiyi çarpıcı ve etkili isimlerle güçlendirmek gerektiğinin herkes gibi Altınay da farkında! Şöyle bir gerçekte var ki bir parti yerelde ne kadar manşet isimlerle desteklenirse desteklensin yukarıdan bir rüzgar olmadıkça ileriye hareket zordur. Ankara rüzgarı olmadığı sürece hiçbir partinin gemisi yeterli yol alamaz. Bunun aksini söylemek için siyaseten kör olmak lazım gelir..!
ALLAH(cc) Yar ve Yardımcımız Olsun!


cenk sarıgöl

6 Haziran 2007

Listeleri Okumak


Listeleri Okumak

Milletvekili adayları belli oldu. Partiler isim listelerini Yüksek Seçim Kuruluna teslim etti. DYP’nin DP’ye dönüşen adının işe yaramadığı görülüyor. 550 sandalyeli meclis için 450 isim sunabilmiş YSK’ya… Yani medya şişirmeleri, pohpohlamaları boş! Listeler ortada, düşünün ki DP Genel Bşk. Mehmet Ağar bağımsız seçildiği Elazığ’dan şimdi aday bulamıyor. Yılların Kırat’ı Antalya, Bilecik, Elazığ, Erzincan, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Mersin illerinde eksik liste veriyor. Kamer Genç Tunceli’de 1. sırada olmasına rağmen DP’den ayrılıyor. Saffet Arıkan Bedük 2. sırayı beğenmiyor. Ağar’ın sağ kolu Bahattin Şeker çok ağır bir ithamda bulunuyor, Mümtaz Yavuz’a "Girdiğin her yeri karıştırıyorsun" diyerek bağırıyor ve DP adaylığından çekiliyor. Üstüne “ben teşkilattan şaibeli işler nedeni ile çekiliyorum” diyor. Parasal işlerden bahsediyor. DP acayip kan kaybetti ve artık Ankara da baraj sularından hiçbir yeri görünmüyor. Özellikle iç ve doğu Anadolu’dan kötü haberle gelmekte… Genel Merkezde kimsenin yüzü gülmüyor desek yeridir. Bir önceki gidişime göre moraller yer-i yekzan olmuş. Bunu Mehmet Ağar’ın yüzünden de rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Anavatan’a hiç girmeyelim siz http://www.haber32.com/ isimli Isparta portalına girin yeter. Ne isim ne amblem değişikliği tutmadı. İsmini anan yok Anavatanının. Genel merkezinin önünde gazete ve ajanslara ait araçı bırakın normal araç bile kalmamış. Bunlar birer tespit. Olması gerekeni değil olanı yazdığım bir yazı.

MHP de işler daha sakin ve Anavatan+DYP projesinin Denize gömülmesi, işin su koy vermesi en çok MHP’nin Bahçelisini sulayacak görülüyor. Düne kadar baraj sınırlarında dolaştığı söylenen MHP artık daha rahat diyebiliriz. Listelerin açıklanmasından sonra en az gümbürtü MHP de oldu. Bu disiplinli ve itaat kültüründen gelmesiyle açıklanabilir. İşin garibi görüştüğüm bazı MHP’li milletvekili adayları şu tespiti aktardı. “bizde tüm partiler gibi kapsamlı anketler yaptırıyoruz. Baraj sorunumuz kesinlikle söz konusu değil. Biz iktidara oynuyoruz. Cumhurbaşkanlığı sürecinde halkımız hem iktidarı ‘uzlaşma aramadığı için’ hem muhalefeti ‘uzlaşmadığı ve öneri getirmediği için’ tepkilidir. Bir de MHP gazete ve televizyonlarda ne kadar az görülürse, Genel Başkanımız ne kadar az konuşursa o kadar oyumuz artıyor.” Buda şunu gösteriyor ki seçim sürecinde Bahçeli’yi yine tv. Ve gazetelerde pek göremeyeceğiz. Mülakat, ropörtaj vermeyecek gibi ama MHP işi mitinglerde bitirmeyi planlıyor. Seçim stratejisi bu yönde olacak. MHP genel merkezi arı kovanı gibi (aman Anavatan ile karıştırmayın!). Her zamanki milliyetçi yüz, sert, soğuk ama bu umutsuzluk belirtisi değil. Çünkü gözlerin içi gülüyor.

Ak Parti de büyük bir rahatlık var. Cumhurbaşkanlığı krizinin anti-demokratik bir linçe dönüşmesi ve e-muhtıra karşısında ki dik duruş halk nezdinde Akp’ye itibar kazandırdı. İşte bu rahatlık yüzünden AKP mevcut vekillerinin yarısını değiştiriyor. Listelerinde hem merkeze hemde demokratik açılımlara yön verebilecek entelektüel isimlere yer verdi. Bunun yanında tabanının sesini en fazla dikkate alan, il sıralamalarını buna göre yapan parti olmayı başardı. Fakat “seçmenle hesaplaşması sadece ertelendi” diyebiliriz. C.başı krizinin mağduru olması, AKP döneminde yapılan birçok şeyin üstüne sünger çekti. Parti seçim stratejisini C.başı mağdurluğu ve ekonomik göstergeler üzerinden yapacak görülüyor. İşin garibi rakiplerinin hiçbirisi AKP’ye aynı söylemle karşı çıkmıyor. AKP doğru söylemi yakalamış, halk kimin hangi partiden aday olduğuna bakmıyor. Cebindekine bakıyor. Zaten 2002 seçimlerinde tasfiye ettiği, üstünü çizdiği isimlerin (mesela Mesut Yılmaz) sanki heyecan uyandırıyormuş havasında medyaya yansımasına ise sadece gülüyor.

CHP’ye yerimiz kalmadı onu bir daha ki yazıya bırakırken İzmir de liste dışı kalan vekillerin 3’ünün, meclis koridorlarından, mahkeme koridorlarına yollandığı düşünülüyor.

Hakkı Ülkü: Görevi kötüye kullanmak, hakaret, asli kamu hizmetlerini geçici işçiler vasıtasıyla yürütmek.
Enver Öktem: Özel belgede sahtecilik, mal beyanında bulunmamak, 3167 sayılı yasaya muhalefet, çek yasasına muhalefet, taahhüdü ihlal.
Muharrem Toprak: Tedbirsizlik sonucu demiryolu üzerinde ölüme sebebiyet vermek. Bu arada Sedat Uzunbay ve AKP eski İl Bşk. Ali Aşlık’ı bilahare değerlendireceğiz.