Milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2009

Ülkücüler ve İlk Faşistlerimiz






'Beter' diyen, Beteri görmedi!



Dünyada sol, marksist rüzgarların estiği yıllarda birazda kendini tanımlamak adına Türkiye Koministleri öteki olarak karşısında Ülkücüleri görürüz. Ara renklerin kaybolduğu bu geçmiş zamanlarda marksistler aslında kendilerini tanımlamak için hep “Faşizm” ergumanını seçtiler. Oysa Türkiyede “faşist” tanımlamasına sığdırılabilecek, yapılanma, görüş, eylem kabiliyeti olan önemli bir grup olmamıştı. Faşizmin bir özelliği olan devletçilik, lidere mutlak iteat gibi bazı yapısal özelikleri benzeşsede Ülkücülük ve Ülkücüler faşizmin ana damarını oluşturan, Irkçılık batağının derinlerine gitmeyecek donanımlara sahiplerdi!

Bundan 3-4 yıl önce söylemeye başladığım ve bugüne kadar sık sık arkadaş çevremde ve meclislerde dile getirdiğim bir korkum var;
Türkiyede yaşayan herkes ‘ülkücüleri’ faşist ve ırkçı bildi. Fakat yanıldıklarını korkarım yakında görecekler ve inanın gerçek ülkücüleri mumla arra hale gelecekler. Çünkü gerçek ırkçı düşünce asıl mecrasında filizlenip, sol, marksist, sosoyalist, eski kominist düşünce içinden geliyor” Cenk Sarıgöl.

Irkçılık dünyaya insanınen kaba, adi, pislik, sapkın bakışıdır. Çünkü düşünen ve mantık haznesi olan her insan bunun bir şeçim olmadığını, insanların doğuştan gelen vasıflarını belirleyemediğini bilir. Bu yüzden insanlar konuştukları dil, ana-babası, fiziki özellikleriyle (ten rengi, inançı, mezhebi, çekik gözleri vb.) insanlar aşağılanmayı haketmezler. Türk – İslam ülküsüne mensup bilinçli bireyler için İslamsız bir Türklük tanımı yoktur. Müslümanlık ilişikli Töre ve Örfün tıkandığı veya karşıtlaştığı her alanda islamın dediği kabul edilir. Oysa faşist kişilik için din kullanmaya yaramadıkça varlığının önemi yoktur. İslama göre her çocuk günahsız doğar (Hiristiyanlığın aksine. Onlar çocukların günahlarından arınacağını düşündüklerinden vaftiz edilmesini gerekli görürler) ve onu kötülüğe yönelten kendi seçimleridir. Irkçılık bencil ve komplekslidir. Genite ve kan kardeşliği arar. Oysa bırakın ülkücülüğü, Osmanlının son dönem Türkçülük kuşağını oluşturan önderlerin çoğu “Türk” ırkına mensup değillerdir. Zaten ırkçı temayülleriyle hareket eden hiç bir millet uzun soluklu hegomanyalar ve imparatorluklar kuramamıştır...

Türk – İslam Ülkücülerini faşist olarak tanımlamak yanlış olur! Zira faşistler kendi liderleri ve kan kardeşliğine mensup ideoloğları dışından gelen doktrin, prensip ve kurallar ve emirleri kabul etmezler. Ülkücülüğün yarısı olan Türkçülüğün esaslarını Kürt Ziya Gökalp, İslam Maneviyatını Arap Seyid Ahmet Arvasi ortaya koymuş ve Türkçülüğü en katılaştıran kişi olarak Çerkes Hüseyin Nihal Atsız görülür. Bunların dışında özellikle Arnavut, Boşnak, Gürcü, Pomak gibi bir çok farklı etniseteye mensup kişilerin önemli katkıları görülür.
BKNZ. ‘Yükselen Milliyetçilik Alçalan İnsanhttp://cenksarigol.blogspot.com/2007/06/ykselen-milliyetilik-alalan-insan.html

Bir Ülkü Ocağının kapısından girerken insanlar etnisitesine göre ayrılmadan girer. Fakat Avrupada hiçbir ırkçı teşkilat ve yapılanmaya savundukları ırk dışındaki kandan gelenler adım atamaz. Dolayısıyla Ülkücülük ırkçı duruştan çok siyasi bir bakıştır. Tüm siyasi hareketlerin yapısında olduğu gibi fikir birliği arar. Biraz devletçi, kültürel ve anane baskıcıdır.

Asıl açıklamaya çalıştığım Ülkücülük değil, yazının 2 parağrafında, Türkiyede yaşayan herkes ‘ülkücüleri’ faşist ve ırkçı bildi. Fakat yanıldıklarını korkarım yakında görecekler ve inanın gerçek ülkücüleri mumla rara hale gelecekler. Çünkü gerçek ırkçı düşünce asıl mecrasında filizlenip, sol, marksist, sosoyalist, eski kominist düşünce içinden geliyor” diye söylediklerimi desteklemek! Irkçılık evrensel maneviyatını kaybeden bireylerin düştüğü çukurdur. Neden evrensel? Çünkü Yahudiler dinlerini kendileri dışındakilere kapatarak, ona ırksal bir çerçeve çizmiştir. Oysa evrensel ve ilahi inançlarda insanı meneviyatın merkezinde tutan ekinden yoksunlaşmayan kimse ırkçı olamaz. Faşizm Mussolini ve Hitler gibi dünyayı yıkan cani liderler çıkardı. Partileri ULUSAL, DEVRİMCİ, SOSYALİST, İŞÇİ çağrışımlı isimler almayı seviyor... Aleviler ulusalcılık dalgalarının ırkçı ve faşist kıyılara taşıyan gemiyi yeni farketmeye başladılar ki terk zamanına..! Aslında bugüne kadar birazda Alevilerin olumlu katkısı ve freniyle palazlanması geçiken Ulusal Faşizm, korkarım artık kentleşmenin ve modernizmin getirdiği inanç soğuklu yaşayan kentlerimizde daha görünür olacaktır.

İşte Türkiye gerçek faşist ve ırkçı hareket ve yapılanmalarla yeni tanışıyor. Eski marksist ve çakma sosyalist partiler içinden ırkçı, kan kardeşliği üzerine inşa edilen ve dışarıda kalan herkesi düşman belleyen ırkçı hareketler yayılıyor. Manevi değerleri zayıf, ilahi inançları yok veya az olduğundan insan varlığının değeri konusunda hiçbir fikire tahammülleri... Ülkücüler Milliyetçi bunlar ulusalcıdır. Halen sosoyalist esintileri isimlerinde kullanırlar, işçi olduklarını, devrimci olduklarını sık sık söylerler. Eşitlik derken aslında kendi ırksal mensuplarının eşitliğinden bahsederler.

Kürt Milliyetçiliği zaten sosyalist, kominist bir temelden geldiği için lider kadrosunun faşistleşmesi kısa sürmüştür. Şuan için kültürel, dini olarak Kürtlerle büyük doku uyuşmazlığı olan bir terör örgütü ve siyasal temsilcilerini görüyoruz. Geçikmiş Kürt Milliyetçiliği maalesef ara dönemi pek yaşamadan / yaşayamadan ırksal – kavgacı denizlere yelken açmış görülüyor.

Ülkücülük bugüne kadar faşistleşmenin, ırkçı yapılanmaların önündeki en büyük engeldi bana göre... bugün gelinen noktada maalesef ülkücüler fikri altyapılarını ve kodlarını kaybediyorlar! Diğer taraftan sol ve sosyalist tabandan gelen ulusalcılar içinde ciddi ırkçı bir dalga yayılmaktadır. İşte bu gelen, tehlikeli dalganın etkileri ve eylemleri daha görünür oldukça, dün Ülkücülere demedi –komadı bırakmayanlar “Ülkücüleri mumla arar hale gelecekler! Veya bin beteri varmış diyecekler” iddiasındayım. Türk – İslam Ülküsünün ne olduğunu bilmeden, ne idüğü konusunda haberi olmadan sadece bir ırka olan öfkesi yüzünden kendini Ülkücü tanımlayan hödüklere bu yazıda anlatılan hiçbirşey yoktur. Hele ‘Ülkücülük eşittir MHP’ diyen fikir kabızları...

Milliyetçilik çokta kötü birşey değildir. Ama önce Millet kimdir? Nedir? Kimlerden oluşur? Sorularına doğru ve tarihi kökenleri olan cevaplar vermek gerekir.
BKNZ ‘Hangi Milliyetçilik? http://cenksarigol.blogspot.com/2007/06/hangi-milliyetilik.html
Allah Yar ve Yardımcımız Olsun!



Cenk SARIGÖL

3 Mayıs 2009

3 Mayıs 1944, Türkçülük Bayramı




Değerli arkadaşım,
İzmir Alperen Oacakları
3. Bölge Başkanı
Talat Baran
3 Mayıs Türkçülük Bayramı
vesilesiyle bize mektup göndermiş.
Okurlarımla paylaşmaktan,
kıvanç duyarım.
Türk - İslam Ülküsünün
çilekeş emekçilerinin bayramını
en içten dileklerimizle kutlarız.




3 MAYIS 1944 TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI

Milliyetçilik, tüm dünya milletleri arasında geçen mücadelede, sosyal yapıdaki en büyük silah ve güç olma özelliğini korurken, Türk milliyetçileri bu duruşu ile 3 Mayıs 1944 günü resmi devlet yetkilileri tarafından her türlü işkence ve zulümle yargılanmışlardır. Kendi vatanında, milletine olan bağlılığı en açık ve berrak şekilde ifade eden insanlar maalesef bu sevgisinin bedelini en ağır şekilde ödemişlerdir. Fakat Türk milletini emperyalizmin her çeşidinden korumak için ; varlıklarını, her yönü ile ortaya sunan Türkçülerin verdikleri mücadele bugün net bir şekilde anlaşılmaktadır. Dün Türkçüleri, Türk milliyetçilerini en ağır şekilde eleştirenler, şimdilerde ise onlara hak vermenin mecburiyetini yaşamaktadırlar.

3 Mayıs 1944; Türk milliyetçiliği hareketinin kendini aksiyon ve muhteva olarak ortaya koyduğu dönüm noktasıdır. Dönemin iktidar sürecini elinde tutanların gayr-ı milli unsurlara kendi eliyle hayat hakkı tanıması karşısında, Türk milletine kara sevdalı Türkçüler tarafından haykırışın en sert ve anlamlı günüdür. 3 Mayıs, Türk milliyetçilerine en acımasızlığı yaşatanların karşısında "Çileler bizim rütbemizdir" diyerek, her türlü olumsuzluk ve zorluk karşısında Türk milletine en derin sevginin tüm dünyaya ilan edildiği gündür. 3 Mayıs, Türk'ün değer yargılarını, bizi biz yapan değerleri savunanları hapislere, tabutluklara hapsederek, beyinlerinin körleştiğini ispat edenlerin Türk milliyetçileri tarafından tescillendiği gündür. 3 Mayıs, Atatürk'ün ölümünden sonra, onun Türk milliyetçiliği ölçüsünde geliştirdiği devlet politikasına dinamit koymak isteyenlerin, dinamitlerinin elinde patlatıldığı gündür.

3 Mayıs, Türk milliyetçiliği ülküsünü en sert haykıran H.Nihal Atsız'ın önderliğinde başlatılan kutlu savaşın zafer naralarıyla Türk'ün makus talihinin değiştiği gündür. Bu açıdan maziyi hatırlayıp gelecekle ilgili umutlarımızı yeşerteceğiz. Her çile sonrası olgunlaşarak büyüyen Türk milliyetçiliği hareketi 3 Mayıs Türkçülük Bayramının anlam ve öneminde yatan tüm gerçekleri yürek ve beyinlerimize kodlayarak sevdalarımızla, ülkülerimizle Türk milleti için varolacağız. Globalleşen dünyanın birçok sinsi atmosferinde milleti millet yapan değerlerin kurban edilmesini tüm güçleri ile savunanlar, Türk milliyetçilerinin iman ve azmi karşısında tutunamayacaklardır. Türk milliyetçileri çıktıkları hiçbir yoldan geri dönmemişlerdir. Ufkun genişliğinde verdikleri mücadelede şartların en ağır yönünü yaşasalar bile zafer her daim bizlerin olmuştur.

Bu duygu ve düşüncelerle, Türklük bayrağını her türlü fırtınaya karşı dalgalandırmayı kendilerine hayat felsefesi edinmiş ülkü devleri, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş, H.Nihal Atsız, Orhan Şaik Gökyay, Necdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Zeki Velidi Togan, Muzaffer Eriş, İsmet Tümtürk ve daha birçok Türk milliyetçisini rahmet ve minnetle anıyoruz. 3 Mayıs 1944 Türkçülük Bayramının 65.yıldönümünde Türk milletinin mutlu ve huzurlu günlerde muhataplık bulması dileklerimi sunuyorum.

TALAT BARAN (alperenler35@hotmail.com)

24 Kasım 2008

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu Röportajı III. Bölüm



BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu Röportajı III. Bölüm


II. Bölümü okumak için; http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-ii.html

Cenk Sarıgöl: Turan veya Türk Birliğinin sizdeki karşılığı ne? Bazılarının dediği gibi bir ütopya mıdır?
Muhsin Yazıcıoğlu:
AB projesi nasıl Avrupa ülkeleri için bir ütopya değil gerçeğin ta kendisiyse bizim için de Büyük Türk Birliği gerçeğin ta kendisidir. Türk Birliğine değil AB’ye inananlar asıl hayalperestlerdir.

Bugün değişen ve gelişen dünya gerçeklerine göre, şekillenen yeni dünya düzenine göre, ortak paydası olan ülkeler ve toplumlar birlikte hareket etmektedirler. Dünyada büyük şirketler birleşiyor, büyük devletler birleşiyor. Ufku dar olanlar koskoca gerçeği göremiyorlar. Bizim açımızdan Turan ne bir macera ne de hayaldir. Ortak kültür kodlarıyla ortak görüş açısı sahip ve ortak tarih değerleriyle soydaş ve dindaş olduğumuz insanlarla birlikte hareket etmekten daha doğal ne olabilir? Enerji kaynakları, insan potansiyeli ve stratejik önemiyle Büyük Türk Birliği projesi Türkiye açısından en doğru ve gerçekçi açılımdır.

Siyaseten ben kendimi hem milletime hem de tarihime sorumlu hissediyorum. Bazıları sussa da çeşitli siyasi hesaplarla gündeme getirmese de ben Büyük Türk Birliği idealini ve ortak hareket platformlarını sürekli gündemde tutmaya ve bu kutlu amaç için çalışmaya devam edeceğim. Dünlerimizde şarkılarını, marşlarını, türkülerini söylediğimiz bu kutlu davayı gerçekleştirmek için, milletimizin ve devletimizin güçlü ve mutlu geleceğini bu projede gördüğüm için, bugün ve bundan sonra da bu konuyu siyaseten en önemli ve en hassas gündem maddesi olarak görüyorum.


Cenk Sarıgöl: Bütün dünyada etkinliğini sürdüren ABD kaynaklı ekonomik krizin kısaca analizini yapar mısınız? Türkiye için çözüm önerileriniz nelerdir?
Muhsin Yazıcıoğlu: ABD kaynaklı global finansal krizin sebebi bildiğiniz gibi mortgate geri ödemelerinin gerçekleşmemesi nedeniyle bankacılık sektörünün açmaz yaşamasıdır. Çeşitli tedbirlerle bu sorun aşılmaya çalışılmaktadır. Fakat Türkiye’nin ekonomik politikasının dışa bağımlı hale getirilmesi içerde güven sarsıntısına neden olmuş ve yaklaşık bir ayda dolar lira karşısında yüzde otuz değer kazanmıştır. Bunun reel sektöre yansıması yüzde elli civarındadır. Her zamanki gibi iktidar bu olumsuz tabloyu gizlemek istemiş ve pembe tablo çizmeye çalışmıştır. Şimdi sormak lazım; kriz yoktu da IMF ile yapılan görüşmeler ne anlama geliyor? Doğalgaza, elektriğe ve doğal olarak genel tüketim mallarına yapılan anormal zamlar nereden çıktı? Ekonomiyi yönetmek zam yapmak kadar kolaysa sizin nerde kaldı Başbakanlığınız, Bakanlığınız? Maalesef bu krizin faturası da vatandaşın sırtına yüklenmiştir. Zam politikasıyla durum kotarılmaya çalışılmaktadır. Dar gelirli kesimler büyük sıkıntı yaşamaktadırlar. Yazıktır, günahtır ve de ayıptır… Doğalgaza yapılan zamlar bir yıl içinde toplam % 80’lere varmıştır. Dar gelirlerin maaşlarına yapılan zamlar ise %10 civarındadır. Temel tüketim mallarındaki fiyat değişiklikleri de % 60 civarında artmıştır. Şimdi soruyorum rakamlar mı yalan söylüyor hükümet mi? Vatandaş mı hesabını bilmiyor yoksa ekonomi ve istatistik bürokratları mı çok iyi hesap yapıyor?

Ekonominiz dışa bağımlıysa kalkınmanız sürdürülebilir olmaz. Bugün bankalarıyla, borsasıyla, önemli ve stratejik şirketleriyle yabancı sermayenin kontrolüne geçmiş bir ekonomik modelin dış darbelere dayanması düşünülemez. Bunun yerine yatırım ve istihdam imkânlarıyla birlikte üretim ve ihracatı yüksek bir ekonomi olması gerekir. Milli sermayeyi küresel rekabete hazırlayan bir milli ekonomi modeli ve politikaları izlenmelidir.

Ekonomi açısından bize göre en öncelikli yapılması gereken bir diğer iş ise yolsuzlukları, usulsüzlükleri ortadan kaldırmaktır. Gelir eşitsizliğini ve işsizliği bitirmek için ve genel olarak refahı sağlamak için çözüm önerilerimiz yakında kamuoyuna açıklayacağımız GÖR projesinde ayrıntılarıyla mevcuttur.

Cenk Sarıgöl: Ergenekon yapılanması için ne düşünüyorsunuz?
Muhsin Yazıcıoğlu
:
Bu konunun çok fazla sulandırılmasını ve her türlü suçun bu yapılanmaya bağlanmasını doğru bulmuyor ve hukuki süreç açısından da sakıncalı görüyorum. Ergenekon adıyla bilinen bu yapılanma garip ilişkiler yumağı şeklinde dışarıya tezahür ediyor olsa da devlet ciddiyeti ve gizliliği içinde açılan davanın sonuçlanması ve kimseyi peşinen suçlamamak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de terör örgütlerini durdurmak ve dağıtmak maksadıyla da olsa devletin içerisinde bir takım unsurların bu örgütlerle çok yakın ilişki kurduğu ve onların içinde yeni yapılanmalar oluşturmaya çalıştığı anlaşılıyor. Ama bu yöntem terör bitirmeye değil terörün artmasına neden olmuştur. Buradan baktığınızda, PKK ile Ergenekon organizasyonu arasında ilişki var mı? Herhalde Ergenekon organizasyonu içerisinde çok önemli bir figür olan bir partinin genel başkanının, Bekaa Vadisi'nde kendi askerlerini denetler bir edayla yaptığı denetimler hafızamızda hala duruyor. Devlet adına kanun dışına çıkanları, hiçbir şekilde masum göremeyiz. Hukuki süreç başlatılmıştır ve hukuken ulaşılabildiği yere kadar gitmelidir. “Derin devlet mi?” adı her neyse bütün kanun dışı, vicdanları rencide eden yapılanmalar ortaya çıkarılmalı ve yok edilmelidir.

Cenk Sarıgöl: Yaklaşan yerel seçimler için BBP’nin beklentileri ve hazırlıkları nelerdir?
Muhsin Yazıcıoğlu:
BBP, güçlü ve mutlu Öncü Türkiye’yi kurarak bütün Türk İslam âleminin ihtiyacı olan ve beklenen cesur yüreği ve gür sesi olacaktır. Bu kutlu yolda ilk kilometre taşımız önümüzdeki yerel seçimlerdir. BBP, önümüzdeki süreçte siyasetin yükselen değeri olacaktır. Bunun emarelerini her geçen gün görmekteyiz. BBP, Türkiye’nin geleceğinde olacaktır. Konjonktür ve zaman partimizin lehinedir. Yerel seçimlerde göstereceğimiz adaylarda seçici davranarak, kamuoyu önderleriyle istişareler yaparak, profesyonel yöntemleri kullanarak partimizi bu seçimin en başarılı partisi yapacağız. Bu noktada partililerimiz ve genel olarak milletimizde hissettiğim inanç ve heyecan, beni de oldukça memnun etmektedir.

Bu amaçla üç kez yerel seçimler konulu kamp yaptık. Şeffaf Süreç ve Büyük Aile adını verdiğimiz projelerimizle yerel seçimlere iddialı bir şekilde hazırlanıyoruz. Yerel yönetimlerde herkesin tasarrufa, üretime ve ranta ortak olacağı şeffaf ve açık bir yönetim tarzını vaat ediyoruz. Yolsuzlukların kaynağında bilindiği gibi kapalı yönetim anlayışı vardır. Biz açık ve şeffaf yönetim anlayışıyla yerel yönetimleri büyük bir aile gibi yönetme düşüncesindeyiz.

Türkiye’nin her yerinde seçimlere katılacağız. Belediye Başkanlığı ve özellikle il genel meclisinde her ilçede seçimlere katılacağız. BBP, bu seçimin en başarılı partisi olacaktır. Proje, aday ve kadrolarıyla BBP yerel seçimlere hazırdır. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nda yaptığımız coşkulu kurultayımızla Türkiye geneli yerel seçimlerin startını vermiş bulunuyoruz. Partimizin yetkili kurulları, il ve ilçe teşkilatlarımız bütün mesaisini yerel seçimlere göre düzenlemiş ve çalışmalarımız tüm hızıyla sürmektedir.


Cenk Sarıgöl: Muhsin Yazıcıoğlu olarak nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
Muhsin Yazıcıoğlu:
Fert başına düşen milli geliri 20 bin doları aşan, yasama, yürütme ve yargısıyla kaliteli demokrasiye; milli ve yerli sermayesiyle üreten ekonomiye sahip, güvenlik, özgürlük ve refahını sağlamış bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Bölgesinde güçlü ve müreffeh bir ülke olarak öncü olup kendi medeniyetini bütün dünyaya sunan bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Böyle bir hayali gerçek yapmak için önce Türkiye’de birlik, sonra da bölgemizde Büyük Birliği sağlamalıyız.

Cenk Sarıgöl: Sayın Genel Başkan ilginize ve samimi cevaplarınıza şahsım ve okurlarım adına çok teşekkür ederim.
Muhsin Yazıcıoğlu:
BBP’nin yükselişini ve Türkiye üzerine çözüm önerilerini görmezden gelen bazı medya organlarının aksine sesimize akis olduğunuz için size, okurlarınıza ve çalıştığınız medya kurumlarına şahsım ve teşkilatım adına ben teşekkür ederim.

4 Haziran 2007

Askerlik Yan Gelip Yatma Yeridir!


Askerlik Yan Gelip Yatma Yeridir!


Korkuyorum. Şimdi sadece başlığı okuyup, bize “TSK ve askerlikten soğutma” gerekçesi ile dava açılır mı acep? Başbakan Erdoğan “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dedi diye kendisine demedi-komadı bırakılmadı. En çok eleştiri ise milliyetçi kesim ve soldan devşirilen yeni sürüm Ulusalcılar tarafından yapıldı. Oysa başbakanın kurduğu cümleyi tersten okumaya kalkarsak ve “böyle değil de tersini söyleseydi” diye yola çıkarsak gerçekte sözün Milliyetçi bir söylem olduğu çıkar ortaya..! “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözüne kızanların, köpürenlerin otomatikman “Askerlik yan gelip yatma yeridir” sözünü benimsediklerini düşünmemiz kaçınılmazdır. Burada çelişkiye düşenler kendilerini Milliyetçi, Vatanperver olarak görüp, sarf ettiği sözden dolayı Erdoğan’ı kıyasıya eleştirenlerdir.
Eğer Başbakanın bu sözü söylemeden önceki arkaplana bakarsak ulusalcılar adına işin vahameti artar. Bu söz nerede, kime söylenmiş? Balıkesir de oturan, Elazığ kökenli bir ailenin şehit düşen SUBAY oğluna başsağlığı dilemek için gittiğinde şehidin babası tarafından kendisine söylenen, “Oğlumun kanını, canını helal etmiyorum size..!” mealindeki sitemlerine karşılık söylenmiş. Ne demiş cevaben başbakan: “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” Gönül ister ki hiçbir askerimiz ölmesin, ana-babasına acı haber gelmesin. Ama yıllardır bu acıyı yaşıyoruz, yaşadık. Bu baba sözlerini acıyla söylemiş olsa da mazur görülebilir ama söyledikleri kabul edilemez. Hele kanının son damlasına kadar bu vatan için ölmeye hazır olduğunu söyleyen bir Türk Milliyetçisi bu sözleri içine sindiremez.


Bu sözleri Şehit olan bir Subay’ın babası söylemiş yani bir şehit asker babası, asteğmen annesi değil. Türkiye askerliğin zorunlu hizmet sayıldığı ülkelerden biri. Profesyonelleşmeçabalarını hızlandıran ordumuz buna yaklaştığı sürece askerlik hizmeti önce kısalacak sonra gönüllü hale düşürülecek ardından zorunlu askerlik kaldırılacaktır. Bu niye önemli çünkü bu ülkede Yarım Milyon asker kaçağı var. demek ki askerlik yapmak istemeyen, askere gitmekten korkan yada askerliği yaşam felsefesine aykırı gören, olmadı Türk ordusunda askerliği içine sindiremeyecek olanlar var! bir şehit subay babası acı içindeyken bile o sözleri sarf edemez, etmemelidir. Çünkü hakkı yok. Bursalı bir Asteğmen Pkk terörüne kurban olmuştu. Şehit asteğmenin annesi cenazesinde aynen şehit subayın babası gibi feryatlar ediyordu. Oğlunun kanını helal etmiyordu devlete… bu anneye hak verebiliriz! Çünkü feryatlarının arasında söylediklerini aklıma kazıdım: “ben oğluma çocukken çok istemesine rağmen bisiklet almadım. Düşer bir tarafını sakatlar diye, ağaça tırmanmasına izin vermedim kolu-bacağı kırılır diye, devlet okuluna göndermedim döverler, söverler, ezerler diye, Türkiye de üniversiteye göndermedim siyasi olayların ortasında kalır başına bir iş gelir diye… ama benim gözümden sakındığım oğlumun Cudi Dağın da ne işi vardı?


Bu anne haklı mı? Oğlunu yurtdışında okutmuş, o yaşa gelinceye kadar üstüne titremiş. Tüm bunların üstüne acısıyla feryat ediyor. Şehit babamız haklı değil! Evet kesinlikle haklı değil! Çünkü bu mesleği rahmetli şehit subayımız bile seçmedi. Kim onun kolundan tutup, Harp Akademisi sınavlarına getirdi. Harp Okuluna yazılırken kim onay verdi babası… peki şimdi şehit olan subay oğlunun kanını devlete helal etmemekte ne oluyor? Asteğmenler dışında Uzman erbaştan, Astsubay ve en üst rütbeli subaylara kadar insanlarımız bunu bir meslek olarak seçiyorlar. Yani askerliği profesyonel olarak yapıyorlar. Peki nedir bu mesleğin şartları? Öyle boy, kilo, kalıtımsal hastalık, sınav puanları dışında eğer siz askerliği bir meslek olarak seçmişseniz: ölmeyi, öldürmeyi, esir almayı, esir (işkence görmeyi) düşmeyi en başından kabul etmişsiniz demektir.


Şehit olan subayımızın babası tüm bunları bilmiyor muydu? Yolda, belde kendisine sorulduğunda “oğlum subay” dediğinde övünmüyor muydu? En temel hakkı elbette övünecek. Ama eğer bir şehit olan subayımızın babası bunları söylerse, şehit er, erbaşların ana-babası neleri söylemez.
Askerlik onurlu, gururlu bir meslektir. Gıpta ile bakılır onlara ama işleri tehlikelidir. Ölümle kardeş gibi ircaa ederler mesleklerini ve bunu baştan kabul ederler. Tüm bunlara rağmen siz kalkıp, bu ülkenin başbakanına “oğlumun kanını helal etmiyorum” derseniz bunu ben acınızla hoş görebilirim ama vatan sevgisi, Milliyetçilikle izah edemem. Başbakan çok doğru söyledi, “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” bende aynen katılıyorum. Askerlik bu vatan için ölmeyi ve öldürmeyi göze almaktır.


Başbakanın birde “ananı da al git” dediği “Mersinli Çiftçi” diye sunulan profesyonel kışkırtmacıya verdiği yanıt var. Çünkü aynı şahıs benzer protestolarını dönemin başbakanı Necmettin Erbakan’a meclis oturumu sırasında, Tansu Çiller’e ise yine Mersin de yapmış. Bakan ve milletvekillerine yaptıklarını ise saymaya gerek yok. Gel gör ki bu adam sabıkalarına rağmen normal vatandaş diye nitelenip, vur abalı başbakana… yine Mersinde CHP mitinginden sonra bir esnaf Deniz Baykal’a “22 Temmuzda görüşeceğiz. Meclisi tıkamanın bedeli sorulacak” dediği için CHP’liler tarafından kafası gözü patlayıncaya, ağzından burnundan kan gelinceye kadar dövüldü. Polis gelmeseydi şimdi “rahmetli vatandaş” diyecektik. CHP lideri özür diledi mi? Yok. Peki ne denildi? Güya çevre esnaf bu çıkışa sinirlenmiş ve vatandaşı tartaklamış. Ya bu esnaf Deniz Baykal’ı ne çok seviyormuşki kendi arkadaşlarını dövebiliyor laf söyletmemek için. Şimdi bu iki olay arasında fark ne? Birinde sabıkalı kışkırtıcıya başbakan “ananı da al git” demiş. Deniz Baykal da ise ölesiye dövülmüş.


Benim kafamı kurçalayan ise başbakan eğer “ANANIDA AL GEL” deseydi ne olurdu?