Ergenekon Çetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ergenekon Çetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2008

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu Röportajı III. Bölüm



BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu Röportajı III. Bölüm


II. Bölümü okumak için; http://cenksarigol.blogspot.com/2008/11/bbp-lideri-muhsin-yazcolu-rportaj-ii.html

Cenk Sarıgöl: Turan veya Türk Birliğinin sizdeki karşılığı ne? Bazılarının dediği gibi bir ütopya mıdır?
Muhsin Yazıcıoğlu:
AB projesi nasıl Avrupa ülkeleri için bir ütopya değil gerçeğin ta kendisiyse bizim için de Büyük Türk Birliği gerçeğin ta kendisidir. Türk Birliğine değil AB’ye inananlar asıl hayalperestlerdir.

Bugün değişen ve gelişen dünya gerçeklerine göre, şekillenen yeni dünya düzenine göre, ortak paydası olan ülkeler ve toplumlar birlikte hareket etmektedirler. Dünyada büyük şirketler birleşiyor, büyük devletler birleşiyor. Ufku dar olanlar koskoca gerçeği göremiyorlar. Bizim açımızdan Turan ne bir macera ne de hayaldir. Ortak kültür kodlarıyla ortak görüş açısı sahip ve ortak tarih değerleriyle soydaş ve dindaş olduğumuz insanlarla birlikte hareket etmekten daha doğal ne olabilir? Enerji kaynakları, insan potansiyeli ve stratejik önemiyle Büyük Türk Birliği projesi Türkiye açısından en doğru ve gerçekçi açılımdır.

Siyaseten ben kendimi hem milletime hem de tarihime sorumlu hissediyorum. Bazıları sussa da çeşitli siyasi hesaplarla gündeme getirmese de ben Büyük Türk Birliği idealini ve ortak hareket platformlarını sürekli gündemde tutmaya ve bu kutlu amaç için çalışmaya devam edeceğim. Dünlerimizde şarkılarını, marşlarını, türkülerini söylediğimiz bu kutlu davayı gerçekleştirmek için, milletimizin ve devletimizin güçlü ve mutlu geleceğini bu projede gördüğüm için, bugün ve bundan sonra da bu konuyu siyaseten en önemli ve en hassas gündem maddesi olarak görüyorum.


Cenk Sarıgöl: Bütün dünyada etkinliğini sürdüren ABD kaynaklı ekonomik krizin kısaca analizini yapar mısınız? Türkiye için çözüm önerileriniz nelerdir?
Muhsin Yazıcıoğlu: ABD kaynaklı global finansal krizin sebebi bildiğiniz gibi mortgate geri ödemelerinin gerçekleşmemesi nedeniyle bankacılık sektörünün açmaz yaşamasıdır. Çeşitli tedbirlerle bu sorun aşılmaya çalışılmaktadır. Fakat Türkiye’nin ekonomik politikasının dışa bağımlı hale getirilmesi içerde güven sarsıntısına neden olmuş ve yaklaşık bir ayda dolar lira karşısında yüzde otuz değer kazanmıştır. Bunun reel sektöre yansıması yüzde elli civarındadır. Her zamanki gibi iktidar bu olumsuz tabloyu gizlemek istemiş ve pembe tablo çizmeye çalışmıştır. Şimdi sormak lazım; kriz yoktu da IMF ile yapılan görüşmeler ne anlama geliyor? Doğalgaza, elektriğe ve doğal olarak genel tüketim mallarına yapılan anormal zamlar nereden çıktı? Ekonomiyi yönetmek zam yapmak kadar kolaysa sizin nerde kaldı Başbakanlığınız, Bakanlığınız? Maalesef bu krizin faturası da vatandaşın sırtına yüklenmiştir. Zam politikasıyla durum kotarılmaya çalışılmaktadır. Dar gelirli kesimler büyük sıkıntı yaşamaktadırlar. Yazıktır, günahtır ve de ayıptır… Doğalgaza yapılan zamlar bir yıl içinde toplam % 80’lere varmıştır. Dar gelirlerin maaşlarına yapılan zamlar ise %10 civarındadır. Temel tüketim mallarındaki fiyat değişiklikleri de % 60 civarında artmıştır. Şimdi soruyorum rakamlar mı yalan söylüyor hükümet mi? Vatandaş mı hesabını bilmiyor yoksa ekonomi ve istatistik bürokratları mı çok iyi hesap yapıyor?

Ekonominiz dışa bağımlıysa kalkınmanız sürdürülebilir olmaz. Bugün bankalarıyla, borsasıyla, önemli ve stratejik şirketleriyle yabancı sermayenin kontrolüne geçmiş bir ekonomik modelin dış darbelere dayanması düşünülemez. Bunun yerine yatırım ve istihdam imkânlarıyla birlikte üretim ve ihracatı yüksek bir ekonomi olması gerekir. Milli sermayeyi küresel rekabete hazırlayan bir milli ekonomi modeli ve politikaları izlenmelidir.

Ekonomi açısından bize göre en öncelikli yapılması gereken bir diğer iş ise yolsuzlukları, usulsüzlükleri ortadan kaldırmaktır. Gelir eşitsizliğini ve işsizliği bitirmek için ve genel olarak refahı sağlamak için çözüm önerilerimiz yakında kamuoyuna açıklayacağımız GÖR projesinde ayrıntılarıyla mevcuttur.

Cenk Sarıgöl: Ergenekon yapılanması için ne düşünüyorsunuz?
Muhsin Yazıcıoğlu
:
Bu konunun çok fazla sulandırılmasını ve her türlü suçun bu yapılanmaya bağlanmasını doğru bulmuyor ve hukuki süreç açısından da sakıncalı görüyorum. Ergenekon adıyla bilinen bu yapılanma garip ilişkiler yumağı şeklinde dışarıya tezahür ediyor olsa da devlet ciddiyeti ve gizliliği içinde açılan davanın sonuçlanması ve kimseyi peşinen suçlamamak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de terör örgütlerini durdurmak ve dağıtmak maksadıyla da olsa devletin içerisinde bir takım unsurların bu örgütlerle çok yakın ilişki kurduğu ve onların içinde yeni yapılanmalar oluşturmaya çalıştığı anlaşılıyor. Ama bu yöntem terör bitirmeye değil terörün artmasına neden olmuştur. Buradan baktığınızda, PKK ile Ergenekon organizasyonu arasında ilişki var mı? Herhalde Ergenekon organizasyonu içerisinde çok önemli bir figür olan bir partinin genel başkanının, Bekaa Vadisi'nde kendi askerlerini denetler bir edayla yaptığı denetimler hafızamızda hala duruyor. Devlet adına kanun dışına çıkanları, hiçbir şekilde masum göremeyiz. Hukuki süreç başlatılmıştır ve hukuken ulaşılabildiği yere kadar gitmelidir. “Derin devlet mi?” adı her neyse bütün kanun dışı, vicdanları rencide eden yapılanmalar ortaya çıkarılmalı ve yok edilmelidir.

Cenk Sarıgöl: Yaklaşan yerel seçimler için BBP’nin beklentileri ve hazırlıkları nelerdir?
Muhsin Yazıcıoğlu:
BBP, güçlü ve mutlu Öncü Türkiye’yi kurarak bütün Türk İslam âleminin ihtiyacı olan ve beklenen cesur yüreği ve gür sesi olacaktır. Bu kutlu yolda ilk kilometre taşımız önümüzdeki yerel seçimlerdir. BBP, önümüzdeki süreçte siyasetin yükselen değeri olacaktır. Bunun emarelerini her geçen gün görmekteyiz. BBP, Türkiye’nin geleceğinde olacaktır. Konjonktür ve zaman partimizin lehinedir. Yerel seçimlerde göstereceğimiz adaylarda seçici davranarak, kamuoyu önderleriyle istişareler yaparak, profesyonel yöntemleri kullanarak partimizi bu seçimin en başarılı partisi yapacağız. Bu noktada partililerimiz ve genel olarak milletimizde hissettiğim inanç ve heyecan, beni de oldukça memnun etmektedir.

Bu amaçla üç kez yerel seçimler konulu kamp yaptık. Şeffaf Süreç ve Büyük Aile adını verdiğimiz projelerimizle yerel seçimlere iddialı bir şekilde hazırlanıyoruz. Yerel yönetimlerde herkesin tasarrufa, üretime ve ranta ortak olacağı şeffaf ve açık bir yönetim tarzını vaat ediyoruz. Yolsuzlukların kaynağında bilindiği gibi kapalı yönetim anlayışı vardır. Biz açık ve şeffaf yönetim anlayışıyla yerel yönetimleri büyük bir aile gibi yönetme düşüncesindeyiz.

Türkiye’nin her yerinde seçimlere katılacağız. Belediye Başkanlığı ve özellikle il genel meclisinde her ilçede seçimlere katılacağız. BBP, bu seçimin en başarılı partisi olacaktır. Proje, aday ve kadrolarıyla BBP yerel seçimlere hazırdır. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nda yaptığımız coşkulu kurultayımızla Türkiye geneli yerel seçimlerin startını vermiş bulunuyoruz. Partimizin yetkili kurulları, il ve ilçe teşkilatlarımız bütün mesaisini yerel seçimlere göre düzenlemiş ve çalışmalarımız tüm hızıyla sürmektedir.


Cenk Sarıgöl: Muhsin Yazıcıoğlu olarak nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
Muhsin Yazıcıoğlu:
Fert başına düşen milli geliri 20 bin doları aşan, yasama, yürütme ve yargısıyla kaliteli demokrasiye; milli ve yerli sermayesiyle üreten ekonomiye sahip, güvenlik, özgürlük ve refahını sağlamış bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Bölgesinde güçlü ve müreffeh bir ülke olarak öncü olup kendi medeniyetini bütün dünyaya sunan bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Böyle bir hayali gerçek yapmak için önce Türkiye’de birlik, sonra da bölgemizde Büyük Birliği sağlamalıyız.

Cenk Sarıgöl: Sayın Genel Başkan ilginize ve samimi cevaplarınıza şahsım ve okurlarım adına çok teşekkür ederim.
Muhsin Yazıcıoğlu:
BBP’nin yükselişini ve Türkiye üzerine çözüm önerilerini görmezden gelen bazı medya organlarının aksine sesimize akis olduğunuz için size, okurlarınıza ve çalıştığınız medya kurumlarına şahsım ve teşkilatım adına ben teşekkür ederim.

15 Ağustos 2008

Kesip Saklamayan ve Hatırlatınca Anlamayanlara

Danıştay’a yapılan Mustafa Yücel Özbilgin'in öldüğü saldırıdan 7 gün sonra yazdığımız yazılardan alıntılar aşağıda mevcut.

Mustafa Yücel ÖZBİLGİN

Biz bunları yazarken birileri sloganlarla Torbalı eski meydana yürüyor, dindar ve muhafazakar insanları hukukçu (avukat) olmalarına rağmen, yargısız infazla hedefe koyuyordu. Bu yazıları iyi okuyun. ‘Gene bir şey anlamadım’ diyeceklere fazla lafım yok. Kendi anlayış kabızlığınızda şişin, cehalet deryanızda boğulun! Fanatik azgın azınlık, hala uyanmayacaksa bu ülkeyi sevme iddianızdan vazgeçin. çünkü vataba ve millete ihanettir.

Fanatizm
(24/05/2008 tarihinde B.Torbalı Gazetesinde yayınlandı)

Her türlüsü zararlıdır. Sözlük manası olarak; “Bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, taassup, bağnazlık” olarak açıklanabilir... Ülkemiz de maalesef her şeyin fanatizmi ve fanatiği mevcuttur. Siyasetten-inanca, futboldan-laikliğe, aileden-memlekete…
En son bunu Danıştay’a yapılan kirli saldırıda (17/05/2006) görüldü. Bir çok fanatik, daha sanık sorgulanmadan, deliller toplanmadan, bağlantılar ortaya konulmadan sokaklara dökülüp, hükümeti ve dindar insanları zan altına alıcı sloganlar atarak, siyasi rant sağlamaya çalıştı. Şimdilerde bu fanatiklerin yüzü kızarmaya ehli vicdan sahipleri “biz bu dolmuşa nasıl bindik?” kendilerine sormaya başladı. Fanatikleri ise hala devam ediyorlar. Allah’tan saldırgan yakalandı da azgın azınlık taşkınlıklarına son verdi. Hatta bürokratik fanatiklerden birisi... saldırganın ateş ederken “Allah Büyük” diye bağırdığını canlı yayınlarda iddia etmişti. Oysa saldırının olduğu odaya yakın bile olmadığı öğrenildiği gibi bizzat saldırıya uğrayan yargıçlarımız tarafından yalanlandı. Şimdi biz bu azgın yargıca “sen kime çalışıyorsun?” diye sorsak hakkımız değil mi?

Düşünmek, insanoğlunun en temel özelliğidir. Düşünmeden hareket edersen sonuçta yüzün varsa kızarır. Yoksa zaten pisliğin birisindir......Bu olay saldırganın yakalanması ile asıl hedefine yani hükümeti yıpratıp, erken seçim kararı aldırmaya yaramadı. Öyleyse yenileri gelecektir! Gerçi tertip saldırganın yakalanmaması üzerine kurulmuştu ama bir Danıştay Garaj Görevlisi tarafından yakalandı. Ha bu arada saldırının olduğu gün ve öncesindeki 3 gün (saldırganın keşif yaptığı zaman) binanın güvenlik kameralarının çalışmadığından haberiniz var mı? Ulan! bir garaj memuru bu ülkede kaç çakalın hevesini kursağında bıraktı biliyormusunuz? Merak ediyorsanız, bazı siyasi parti liderlerinin ıkınarak konuşmalarından anlayabilirsiniz? Aynı fanatik ve bağnaz kafa Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılmasını engellemişti. Çünkü sokaklara çıkıp, katilin dindar-milliyetçi kesim içinde aranmasını haykırmıştı. Susurluk’tan(1996) sonra tam “bir şeyler olacak, gizli oluşumların kökü kazınacak” derken, “aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri amacından saptırıldı ve RefahYol Hükümetini yıkmak için bir kampanyaya döndürüldü. Gene hedef saptırılmış ve şimdinin yüzü kızarmaz kadroları, bugünde ülkenin temizlenmesinin önünü tıkamıştır...


Fark
(26/05/2006 tarihinde B.Torbalı Gazetesinde yayınlandı)

Danıştay’a yapılan karanlık saldırının faili olarak yakalanan, Av.Alparslan Aslan için bazı bilgileri sizlere aktardıktan 3 gün sonra aynı bilgiler ulusal yazılı ve görsel basınımız tarafından ancak haberleştirildi. Hatırlarsanız sizlere Av.Alparslan Aslan’ın 1997-1998 öğretim yılında okuduğu Marmara Üniversitesinde bazı olaylara karıştığını ve soruşturma geçirdiğini aktarmıştık. ...3 gün sonra ise o zaman ki üniversiteli kavgalarına ait görüntüler tespit edilmiş ve ekrana yansıdı. Gazetenizin farkını bilin ve yaşayın diye yazıyorum tüm bunları. Kendi çapımızda ama bu ilçe sınırlarını aşar bir istihbaratımız var! Avukatın arkadaşları Hovarda Bar da yakalandıklarında bizim haberimiz olmuştu...
Yüzbaşı (Muzaffer Tekin) için gazetelerin hala sanki görevdeki bir subay gibi rahat rütbe isimleri kullanılması hoş değildir. Artı yüzbaşı iken meslekten atılan birine sanki görevine devam ediyor gibi sıfat kullanılamaz... Düşünün küçük yaşta girdiğiniz Harp Okulundan yüzbaşı rütbesi alana kadar “insan öldürme eğitimi” alıyorsunuz ama kendinizi öldürmekten aciz ve beceriksizsiniz! Demek ki işi bilmiyormuş ve ordumuzdan atılmayı hak etmişler!
Ben şunu düşünüyorum; Susurluk’un ardından bu derin oluşumların üzerine gidilip, ortaya çıkarılsaydı, bugün Danıştay saldırısını yaşamazdık. Belki Şemdinli bile olmazdı! ...Yazdığımız, yazılar da cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça gizli ve derin ilişkileri olan ellerin ülkeyi karıştıracağını yazmıştık. Maalesef öngördüklerimiz çıktı.
...Bu yazıyı kesip saklayınız! İleri de bunları birisi söylemişti diye beyninizi zorlamazsınız. Boşverin canım nasılsa ben zamanı gelince size hatırlatırım! (hatırlatıyoruz işte!)

Günün Sözü: “Cehalet insanı çirkinleştirir. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek cevabım vardır. Lakin, lafa bakarım laf mı diye, adama bakarım adam mı diyeHz. Mevlana

Cenk SARIGÖL

11 Temmuz 2008

Er(asker) Gene Kon ve Hukuka Güven

Güvenilmeyen Adalet ve Hukuk!

Ben zaten ‘güveniyorum’ diyemesemde son 1,5 yıldır yazan, çizen, yorum yapan, konuşan, siyasi, sivil insanlarımızın küpünden sızanlarda bunu görmek mümkün. Örneğin;
-28 Şubat postmodern darbe sürecinde çoğu yargı mensubunun kışlalara birfing almak için koşması,
-Cumhurbaşkanlığı sürecinde yaşanan skandallar, zorlama 367 salt çoğunluk kararı,
-Ak Parti ve DTP Kapatma Davaları,
-Bazı yüksek yargı üyelerinin (Tansel Çölaşan) 27 Mayıs darbesini ve Adnan Menderes ve bakanlarının asılmasını hayırla yad etmesi,
-Anayasa Mahkemesinin (AYM) kimi üyelerinin Er-Gene-Kon darbeci örgütüyle ilintili kişilerle temaslarının basında yer alması,
-Her çoğu görevdeki hukukçuların, yargı kurumlarının yıldönümünde ve basın karşısında yakalanan fırsatlarda siyasi alana nüfuz edecek açıklamaları,
-Yargıçlarımızı az yada çok tanıyan aydınların mahkeme sonuçlarını sayısal loto oynar gibi tahminler yapması, işin garibi bu tahminlerin tutması ve hemen hemen hep aynı aylama sonuçlarının açıklanması,
-Emekli olan yargı mensuplarının bile yargı sürecindeki davaları şahsi eğilimleri yönünde etkilemeye dönük beyanlarına yaptırım uygulanmaması,
-Deniz Baykal’ın “mahkemeden (AYM) 367 kararı çıkmazsa çatışma çıkar” tehditlerine bir açıklama ile bile karşı çıkılmaması,...
Bu liste öyle uzayıp, giderki sonunda ortaya çıkan duruma biz bile şaşarız! Eğer bir anket yapılsa bu ülkedeki insanların %80’inin adalet sistemine güvenmediği sonuçu çıkabilir. Kapatma davalarına muhatap olan iki partinin oylarını topladığınızda zaten %55 rakamına ulaşıyoruz.

Er-Gene-Kon davasında CHP’nin değiştirilemeyen, değiştirilmesi kurultaylarda teklif dahi edilemeyen lideri Deniz Baykal avukatlık yapmaya hazır. Kendisi siyasi yasaklı oldukları dönemde avukatlık yapmış biri olduğundan tecrübelidir. Bir davaya gönüllü, ücretsiz avukat olmanın kaba anlamı bilir:
ortada bir haksızlık var (Er-Gene-Kon) ve ben bu haksızlığın karşısında duracağım” diğer ihtimali elbette Deniz Baykal için düşünmüyoruz bile,
eğer bu soruşturma sulandırılmadan ve siyasallaştırılmadan devam ederse partime ve bazı CHP mensuplarına kadar uzanırda bana ellerler!” Eh CHP kuyruğuna yapışıp, mecliste 13 kişiyle koltuk kapan DSP’nin farklı düşünmediğini, kurucu başkan Rahşan Ecevit ve istifa etti/etmedi arafta genel başkan Zeki Sezer’in aralarındaki kavgalardan fırsat bulup, yaptıkları açıklamalarla biliyoruz.

Hukuk sistemimizin adalet dağıtmadığına inanmayanlar öngörümüze CHP+DSP’yi eklersek %75’lik bir seçmen kitlesinin varlığı peydah olur. Artık burada hukuk sistemimizin yada adamlarımızın siyasallaştığı konusunu araştırma görevlilerine bırakmak, kamuoyu araştırması yapan şirketlere devretmek gerekir. Sanıyorum sonuç burada bizim ulaştığımız rakamı egale eder! Elbette ankette şu iki soru ayrı ayrı sorulmalıdır;
1-Ak Parti ve DTP Kapatma Davaları sizce siyasi midir?
2-Er-Gene-Kon soruşturması Karşı devrimcilerin komplosu, Ulusalcı ve Atatürkçülerin İktidar tarafından sindirilmesi midir?
Bu sorulara “EVET” diyenleri toplarsanız hukuk sistemimizin durumu bakımından elzem bir sonuç çıkar ortaya... Yok ben “HAYIR” diyenleri toplayacağım diyenler için yine bir umut yok. Çünkü, birinci soruya ‘evet’ diyenler ikinciye ‘hayır’, ikinciye ‘evet’ diyenler birinci soruda ‘hayır’ şıkkını seçmiş olacaklarından bulmaca sonucu sağdan-sola yada soldan-sağa okusanız değişmeyecek ve “hukuk sistemine güvenmiyoruz” çıkacaktır.

Oysa asıl bomba soruyu en sona saklarsanız durumun vahameti susuz kalan barajların dibini andırır! Örneğin şöyle bir soruya ne dersiniz;
-“Er-Gene-Kon' soruşturması her üst mahkemeye taşındıkça sizce aydınlanır mı yoksa faso fiso mu olur?
Ben “Erbakan olur” şıkkını seçerdim. Eğer şıklarda yer alırsa “Susurluğa Benzer” seçeneği kesinlikle benliğimi kaplar.
AKP derseniz onlar zaten pazarlığa açık... ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın Darbe Günlüklerinin Mecliste araştırması için iç tüzük gereği alt sınır olan 20 milletvekilini bulamamasını nasıl açıklarız sonra...
Allah (cc) Devlete, millete hukuksuzluk yaşatmasın!

Günün Sözü: “Adalet Mülkün (devletin) Temelidir

Cenk SARIGÖL

ER (asker) GENE KON İsmine Dair

 

Er (asker) – Gene – Kon

Manas, Alp Er Tunga, Oğuz Kağan, Deli Dumrul, Boğaç Han, Tepe Göz, Bamsı Beyrek, Satuk Buğra Han, Dedem Korkut destanları gibi Türk tarihinde çok önemli yeri olan Ergenekon Destanının isminin Türk milletinin iradesine ket vurmaya çalışanlara karşı yapılan bir soruşturmaya, operasyona verilmesi birçok kişide burkuntu oluşturdu! Belki, Türk demokrasisinin gelişmesine engel olan, ulusalcı safsatalarla ülkeyi içine kapalı ülke haline getirmeye çalışanların bağladıkları zincirleri kırmak ve
Ergenekon Destanında demir dağları eritip çıkan milletimizin kaderi II. Ergenekon (soruşturma) ile bu zincirleri paramparça ederek, evrensel değerlerele dünyaya açılmaktır” şeklinde değerlendirmeler yapabiliriz. Lakin burada soruşturmanın ismi olmaktan önce Ergenekon millet iradesini silah ve hileyle değiştirmeye çalışan bir örgüte verilmiştir. Yani cumhuriyeti ve Türk milletini kurtaracakları hülyası görselerde aslında ülkenin etrafını ulusalcı ağlarla örmek ve bizi gelişmemiş demokrasiler sepetine hapsetmek istiyorlar...

Edindiğimiz intibaya göre bu örgüt, çeşitli spekülatif eylemler, cinayetler, bombalamalar, mitingler vs. yoluyla bir darbe ortamı oluşturarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyması için uygun kaosik ortamı oluşturup, ordu içinde bulunabilecek darbe heveslilerini teşfik ederek, silah zoruyla millet iradesini askıya almayı hedefliyor. Özetle “Askeri Darbe Teşvikçileri” o zaman kelimeleri bölerek kullanırsak “ER(asker)- GENE- KON” tam yerini bulmuş diyebiliriz! Daha öncede bir kaç kez vuku bulmuş olan askerin siyaseti tasfiye etmesini tekrar istemenin ismi ancak bu kadar güzel adlandırılabilirdi!

Madem bu örgütü kuranların nihayi hedefi askeriyenin yada askerin gelip yönetime konmasını amaçlıyor. O zaman askere 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat süreçlerinde ve darbelerinde yaptılan gibi "gel GENE yönetime KON" denilmektedir. yani geçmişte tecrübe ile sabit bir suçun işlenmesi için muhataba çağrı yapılmaktadır. Bu perspektiften bakılınca isim su götürmeyecek şekilde yerini bulmuş diyebiliriz!

Cenk SARIGÖL

8 Temmuz 2008

Ya utanacağız yada Utanacaklar

Utanacaklar

Tarihi bir dönemeçten geçiyoruz. Türkiye derin yapıları ve militarist, darbeci geçmişi ile hesaplaşıp, yoluna devam edecektir. Bu olay yada biraz sonra bu kaçınılmaz! Ergenekon olayı üzerine son gözaltı ve sansasyonel isimlerin tutukluluk istemleri, kimisinin yargılanmak üzere serbest bırakılmaları toplumda travma oluşturdu! Yok bende travma oluşturmadı, zaten bekliyordum. Bundan daha fazlasına cesaret edeceklerini bile düşündüğümden hayal kırıklığım olmadı değil. Ben bu terör davasına farklı bir perspektiften bakacağım bu yazıda... Daha önce yazmıştık (Gladio Mafyaların Babası, 24 Mart 2008) onu merak edenler şu linkte okuyabilir; http://cenksarigol.blogspot.com/2008/03/gladio-mafyalarn-babas-ergenekon.html

Cumhuriyet tarihinde ilk kez organize işlerinden dolayı (adi suç, zimmete para geçirme değil) Or, Kor rütbeli emekliler yargı karşısına çıkacaklar. Türk Ordusunda bazı rütbelerden sonra emekliliğin olmadığını! bilenlerin önünde daha büyük bir görüntü var. Bu davayı Kapatılan Nokta Dergisi tarafından yayınlanan emekli general Özden Örnek günlüklerinde adı Sarıkız ve Ayışığı darbe günlükleri üzerinden okumaya çalışanlar yanılacaklar. Evet bir darbe teşebbüsü var ortada, planları, görevlendirmeleri, isimler. Hatta tutuklanan, ifadesi alınanların çoğunun ismide bu günlüklerde mevcut. Lakin bu günlüklerde adı geçenlerin hepsi içeri alınsa 400 kişiyi bulurdu zanlılar. İddianame mehkemeye sunulunca ben çok kişinin kişilikleri varsa utanacağını, objektif bakanların ise şaşıracağını düşünüyorum.


Bu Bir Terör Davası

1-2 Temmuz tutuklamalarının Akp tarafından Yargıtay Başsavcısı A.Yalçınkaya sözlü savını Anayasa Mahkemesine (AYM) verdiği güne denk getirildiğini savunanlar var. “Türk Yargısına güvenmeliyiz” (Akp kapatma Davasının kabulü sonrası) çığlıkları atanların şimdi yargıya en adi iftirayı attıklarının bilinçinde olmadıklarına inanmak istiyorum! Bana gelince ben bu yargıya güvenmiyorum ve toplumsal güvenin süründüğüne inanıyorum. Hatta AYM’de görülen AKP Kapatma Davasının siyasi bir dava olduğu düşüncesindeyim. Zaten AYM kendisi siyasi davalara bakıyor. Karar verdiği Anayasa siyasi bir metin ve o siyasi metin üzerinden yorumlarla karar verirseniz bu bana göre teknik olarak bile siyasi bir davadır. Kaldı ki üyelerinin belirlenmesindeki silsileyi takip edersek bile sonuç değişmez. Karar verenler siyasi irade ile belirlenir, yargılananları siyasi, temel aldığı metin siyasi, üstelik bunların üstüne yorum yapacaksın ve bu siyasi bir dava olmayacak mı? O yüzden böyle bir yapının olduğu bazı Avrupa Ülkelerinde anayasal kurum ‘mahkeme’ değil ‘konsey’ olarak adlandırılmıştır.

Ergenekon kapsamında yapılan tutuklamalara itiraz edenler, Peki bu gözaltılar 5 gün önce yapılsaydı aynı arkadaşlar,
başsavcı sözlü savunmayı hazırlarken gözdağı vermek için yapıldı
bir gün sonra gerçekleşse,
Akp sözlü savunmayı yaparken aynı zamanda mahkeme üyelerine ve başsavcıya bu gözaltılar ile ayağınızı denk alın dedi” bulanıklığını dillendirmeyecekler miydi?
Süreç bir Darbe Davası değildir.Ortada somut deliller olduğu iddia edilsede değildir. Göreceksiniz darbe günlükleri iddianamede yer almayacak bile..! Eğer darbe davası olsaydı ve bu işi Akp organize etseydi ilk önce Anayasa’nın 5,6 ve 15. Maddelerini değiştirirdi. Hem darbe teşebbüsünden birilerini yargılamadan önce hazır yapmış olan amatör ressamları yargılamanız gerekmez mi? Mantık ve “Kanun Önünde Herkes Eşittir” kuralı bunu gerektirmez mi?Kiminin kökü İttihat ve Terakki’ye uzandığını, kiminin NATO üyeliğimizle birlikte kurulduğu söylenen bir yapı... Fakat bu şahıslar tahminimce;
terör örgütü kurmak ve silahlı teşekkül oluşturarak, cinayet, bombalama eylemlerinden” yargılanacaklar. Eğer Akp derbe ve darbecilerle mücadele yürekliliği gösterse ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, TBMM’ye
darbe iddialarını araştırma komisyonu kurulması” yönünde gerekli 20 imzayı bulmak için kıvranmazdı. Sanıkların nasıl tutuklandıklarını ajitasyon ve romantizm içerikli beyanlarla farklı bakış açıları ile halka göz bağcılığı yapmaya çalışanlar var. Peki nasıl tutuklanmalılar? Sorusuna cevaplarını hususen merak ediyorum.

Bazı sapkınlarda, “bu kadar üst rütbeli ve etkin Atatürkçü, Cumhuriyetçi, çağdaş gazeteci, sivil toplum lideri isim nasıl darbecilikler suçlanır?” diyor. Kardeşim bu güne kadarki darbeleri sokaktaki vatandaş, tarla veya fabrikada kafası bozulan sıradan halk yapmadı. Bakın hepsi darbeleri Atatürkçülük ve Cumhuriyet değerleri kisvesi altında yapmış. Osmanlıda aynı kazan kaldırmalar “Şeriat İsteruk” diye yapılırdı. “Ben, sen, bizim oğlan” darbe yapamaz bunun için ne vasfı, ne gücü nede imkanı vardır.

Davaya gelirsek, ortada cinayetler var. Hrant Dink, Rahip Santorino, Necip Haptemitoğlu, Danıştay saldırısı, Malatya Kitabevi katliamı, İbrahim Çiftçi (Çerkez İbram), Cumhuriyet Gazetesi Bombalaması (danışıklı olduğunu sanıyorum) ve bilmediğimiz bir çok olay iddianame ile önümüze serilecek. Bakın olay, Madımak, Gazi Olayları, Başbağlar Katliamı, A.Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu Cinayeti’ne kadar uzayabilir...

Hiç merak ettinizmi bu dava çercevesinde ne kadar silah, patlayıcı, mühimmat ele geçirildi? Yazmaya kalksam benin kullandığım köşe yetmez. Yoksa hele Şemdinli Davasından sonra ihraç edilen savcı Ferhat Sarıkaya gerçeğine rağmen, Türk Yargısında bir savcının elinde yeterli ve somut deliller olmadan gizli dokunulmazlığı olan kişileri tutuklaması, kendi boyunlarına ip geçirmekle eşdeğerdir. Diğer yandan bu sanıkların savunmasını üstlenen avukatların ülkenin en iyileri olduğunu düşünerek, onların dahi beyanlarını “iddianamenin açıklamanması gerekir”den öteye götürememesi ilginç değil mi? Zaten o ajitasyon erbabı bunu bir görse... romantizmi bırakırdı. Çünkü bu avukatlar tutuklamarda hukuka aykırılık olsa ortalığı birbirine katarlardı. Ortada cinayet, devlet kurumlarına saldırı, devlet memurlarını katletme suçları varsa... Danıştay saldırında ölen mahkeme üyesinin Kocatepe Camiinde yapılan cenaze töreninde AKP’li bakanları linç etmeye çalışanlar, toplanıp toplanıp Anıtkabire koşan dine, dindara, muhafazakar, milliyetçi kesime zehir kusanlar..! Görelim bakalım ne kadar hakkaniyet sahibi? İddianame ortaya çıkıp, hükümler verilince samimiyetiniz, demokrasi ve insan sevginiz ne kadarmış? Hayır özür beklemiyoruz, sözlerinizi geri almasanızda olur! Sizden sadece cinayeti kim işlemişse onlara lanet okumanızdan başka birşey beklemiyoruz.

Gene ortaya çıkıp, “Er(asker) Gene Kon” diyenler, savunanlar olacaktır. Gelişmiş demokrasilerde dahi darbe heveslisi, postal yalakası, halka tepeden bakan tipler var ve olabilir. Bizde belki biraz fazla ama bu dava ve açıklandığında iddaname sonrası “Er Gene Kon” fetişistlerinin sayısı makul seviyelere düşecektir! Geriye “Siz Kaç Kişisiniz?” diye küçümseyeceğimiz sapkınlar ve azgın azınlık kalacak.

Diğer yandan artık bu ülkeninde darbe heveslileri ve darbecilerle hesaplaşması gerekiyor. Bülent Ecevit’in “Kontragerilla” diye tanımladığı derin yapılanmalar ortadan kaldırılmalıdır. Buna cesaret edecek mevcutta bir hükümet, muhalefette parti görünmesede zamanıdır. Halk vicdanında hüküm giyenlerin, kanun önünde cezalarını çekmeleri gerekir. İtalyan Gladio’su, Belçika Kılıç’ı, Fransa Rüzgar Gülü’nü nasıl tasfiye ettiyse Türkiye normal demokratik rejime kavuşmak için bu cesareti göstermelidir. Elbette sancılı olacak, İtalya da 462 kişi tutuklandı. Bir cumhurbaşkanı ve iki başbakan yargılandı. Sizce bizde o kadar ileri gidilebilir mi? Benim tahminim gidilebilse en az 2 cumhurbaşkanı bir başbakan savcılara selam vermek zorunda kalır! Onur Öymen’i bilirsiniz CHP lideri Deniz Baykal’ın yardımcılarından, bir yere not edin! Sonrada Baykal’ın neden davaya gönüllü avukat olma heveslisi olduğunu...

Umarım bu soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz ve yardımcıları ciddi deliller edinmiştir. Yoksa üstlerine atlamayı bekleyen darbe şakşakcıları tarafından linç edilirler ki buna kimsede itiraz etmez! 2500 dosya, 4.5 milyon sayfa olduğu iddia edilen dökümanların içinden elle tutulur bir şey çıkmazsa bu ayrı bir hukuk faciası olarak yargımızın alnına kara leke diye eklenecektir. Sonuçsuz kalacak Ergenekon soruşturması Türk Halkının ve siyasetinin darbelerle yüzleşme, hesap sorabilme yeteneği olmadığını gösterdiği gibi cesaretini kıracaktır. Savcılarımızın öyle güçlü delilleri mahkemeye sunması lazım ki, kimsenin itiraz etmeye sesinin çıkmaması lazım. Aksi takdirde süreçi sulandırmak için pusuda bekleyen yada elinden geleni yapan pervasızların azgınlıkları artacaktır.

Sağlam ve mutlak deliller, sonuçta cezayı sabit kılacak kati delilden yoksun açıklanacak bir iddianame fikrimce akamete uğramaya uğratilmaya mahkumdur. Öz ve yardımcılarının cesaretini inkar etmiyorum. Ferhat Sarıkaya'nın başına gelenlerden sonra en büyük cesaret örneği sergilediler ve bunu gösterdiler. Lakin kati ve kanıtlanmış suçlamalardan yoksun bir iddia makamının savlarını üst mahkemelere çıktıkça kanıtlamaları çok ama çok zor olacaktır! 27 Mayıs Darbesini yapmış, halende içinde bu darbeyi öven heveskarların bulunduğu, 28 Şubat postmodern darbesinde postal yalakalığı ve kendi ayaklarıyla koşarak ne yapmalarını birifinglerle öğrenen mensuplarının çoğunun hala görevde olduğu, darbe hoşgörülü hukuk! adamları var. Böyle hakim, hukukçu, mahkeme üyelerinin varlığını düşünerek siz ihtilal yapmak için silahlı teşekkül oluşturmak, eylem yapmak, çete ve terör örğütü kurmak suçlaması ile darbeci yargılamasında iddia makamı iseniz çok sağlam delilleriniz olması gerekir. Öyle telefon dinleme kayıtları, gizli kamera görüntüleri 3. şahıs ifadelerinden müteşekkil bir soruşturma savı ile mahkeme huzuruna çıkmanız, ülkede daha onulmaz yaralar açar. iddianamede daha bilimsel verilerle desteklenmiş, adli tıp, balistik verilerine dayalı suçlamalar yoksa... sonuç değişmeyecek gene çok şaşıracağız.

Cenk SARIGÖL

1 Mayıs 2008

Taksim İnadı

Taksim İnadı

Bu ülke öyle bir ülke ki anlamak zor. 12 Eylül Darbesi ve onun darbe anayasasının güçü ile “Taksimde 1 Mayıs Yasaklandı” (1977'den sonra) ama buğün o darbe anayasasını değiştirmeyi düşünen Ak Parti iktidarı darebecilerin koyduğu yasağı devam ettirme kararı alırken, AKP tarafından 12 Eylül anayasasının değiştirilme çabalarına itiraz eden siyasi parti mensupları, sendika ve dernek üyeleri ise savundukları, korumaya çalıştıkları darbe anayasası eliyle konulan yasağı delmeye çalışıyor.

Başörtüsü konusunda sık sık kanuni (hukuki yada anayasal değil) yasakları ileri sürenlerin, devletin koyduğu yasayı delme ısrarunı anlamak mümkün değil. Diğer yandan AKP’nin kriz yönetememe yeteneksizliği bir kez daha ortaya çıktı. Fakat bu AKP Hükümetini demokratik yollarla indiremeyeceğini gören grupların, franksiyonların sansasyonel işler planladığı gerçeği unutulmamalıdır. 1977 yılında 36 kişinin öldüğü 1 Mayıs’tan beri Taksim de kutlama yönlü bu kadar ısrar olmamıştı. Son iki yıldır DİSK ve KESK bu konuda inanılmaz bir ısrar içindeler. Oysa 1991’den 2004 yılına (Bu tarihte AKP iktidar mı oldu ne?) kadar ısrarcı olmayan sendikalar, Akp hükümeti ile ciddi bir ısrar içine girdiler. Hatta 1999 yılında DSP Hükümetine genel başkanını milletvekili olarak veren DİSK (Rıdvan Budak) şimdi neden bu kadar ısrarlı acaba?

Oysa hükümet sendikalara Pendik, Çağlayan, Kadıköy Meydanlarında geçen yıllarda olduğu gibi izin vermişti. Hükümetin yasak gerekçesi sadece 12 Eylül darbesinin uygulama devamı değil. Taksim giriş çıkışları çok ve kontrolü güç bir meydan. Öte yandan bir trafik merkezi olmasından vatandaşların günlük hayatını çok etkiliyor. Ayrıca bir turizm merkezidir ki İstanbul Otellerinin hatırı sayılır miktarı buradadır. Bu yazıyı yazarken bir yandanda tv. Seyrediyorum. Taksim Meydanına 11 ilden polis takviyesi gelmiş. Örneğin, İzmirden 264 polis takviyesi yapılmış. Bu sırada Taksim’e bir seyehat acenta otobüsü yanaştı. İçinden ellerinde bavullarla turistler iniyor. Polis şaşkın, turist şaşkın. Yol açılıyor ve ziyaretçiler otellerine doğru gittiler. Bu arada muhabir yasağın turizimimize bu tip olumsuz etkilerinin olduğunu söyledi. Ben buna gülerim arkadaş! Eğer o meydanda Marksist, Maocu, TKP’li gösterilere izin verilseydi oraya bırakın turistin girmesi yaklaşması mümkün olmazdı. Biz aynı tip üniformalar giymiş, ellerinde orak – çekiçli bayraklarla askeri nizam yürüyüş yapılan ne çok 1 Mayıs gördük. Hatta bunlar hınçlarını alamaz belediyenin refüjlere ektiği laleleri bile ellerinde sopalarla döverler, kuruturlardı.

DİSK Gn. Sekreteri Tayfun Görgün bağlandı telefona, “Biz Türkiyeyi kurtarmak için burdayız! (bu ne demek ya? Kimi kimden kurtarıyorsun? Sana bu yetkiyi kim verdi? Benim verdiğim Oy’un üstüne Türkiyeyi kurtarmaya çalışan şerefsizdir) Bu konuda kararlıyız. Karar aldık. Bunlar bizi öldürecek ( bu sözü 7 dk. Telefon bağlantısında 11 kez söyledi. Polisi kast ederek)” mealinde sözler söyledi. Ardından CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, “Polis burada orantısız güç kullanıyor. Terör uyguluyor. İşçilerin ise güç kullanması yok” devletin polisi terör uyguluyormuş. Orantısız güç uyguluyormuş. Yok öyle devletin (hükümetin) yasakladığı, polis ve asker yığdığı alana kabadayı edasıyla girmeye çalışır, ilegaliteye mensuğlarını davet edersen copta yersin, gazda... Sonra ağlamak, sızlanmak, orantısız güçten, polis teröründen bahsetmekte ne oluyor?

Diğer yandan DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ise “Bence polis de olabildiğince sağduyulu davranıyor. Aldığı görevi yapıyor ama bunu yaparken de, ben poliste aşırılık görmüyorum. Görevini yapıyor. Ona görevi veren Hükümet. Onların görevi yaparken aşırı girişimlerde bulunmadığını söyleyebilirim... Burada sorun Hükümet.” Birileri yalan söylüyor ama kimler? Ya bunlar hukukuda bilmiyor! Elbette polis orantı olarak daha donanımlı olacak. Orantısızlık eğer polis kendisine taş atana el bombası atarsa olur. Pankart sopasıyla vurmaya çalışana copla girişirse olmaz. İki dakika sonra Mengü madara oldu! Tabii kendi içerde olduğundan bunları akşam izler. Bazı marksist gruplar kaldırım taşlarını söküyor ve polise atıyor. Diğer yandan bir sokakta inşaat malzemeleri yığılı bir arsa neredeyse boşaldı. Tuğla, kiremit kalmadı inşaat alanında... Polisin kafasına atıyorlar. bazı taş ve kaldırım taşları ara sokaklara park etmiş araçların üstüne düşüyor. şimdi bu vatandaşların ne sucu var? adamın arabasını, evini, dükkanını taşlıyorsunuz?

Sunucu şimdi aynen şunu söyledi: “Eylemciler Ergenekon Caddesinden Halaskar Caddesine geçmek için barikatı zorluyor.” (H.Türk tv. Saat:12:29) zaten Ergenokon soruşturması geçiren bir büyük abileri de “bunların (Akp) gitmesi için sansosyonel eylemlere ihtiyaç var” dememişmiyidi? Bu arada Ankarada miting meydanı Tandoğan ve sayı zorlasan 200 kişiyi geçmezdi. Sakaryada toplananlar 300 kişi bile olmadı. Oysa sendika genel merkezleri burada (ank.) değil mi? Yoksa devleti Taksim’a asker ve polis yığmakla suçlayanlarda Ankarada ki üyelerini Taksim’e yığmış olmasın! İyi de niçin? Neden bu yıl? YAZIK!

1977 yılının 1 mayıs’ını mı? aynen böyle karşılanmış. Provakasyon geliyorum demiş ama dinlenmemiş. Sonra 36 kişi can verdi. Can veren işçilerin çocukları çıkıyor televizyona ve “babamız öldü ama kimse bizi arayıp, sormadı. Yardım etmedi. Fakat afişlerinde pankartlarında babalarımızın resimlerini kullanmaktan hiç vazgeçmediler” zaten olaylı 1 mayıs’tan sonra (hangisi olaysızdı ki?) DİSK sucu ‘Maocu Faşistler’e atmıştı. Oysa yaşananların sol franksiyonlar tarafından yapılmadığı yıllar sonra anlaşılacaktı. Zira ardından (2,5 yıl) darbe gelmişti.

Kimse yönetenlerin koyduğu yasakları, 32 yıldır uygulanan uygulamaları kolayca deleceğini sanmasın. ne diyor Görgün, AKP hükümetini gönderme kararı kalmışlar. maksat Taksim felan değil yani! sonra Disk Genel merkezinde gn. bşk. Süleyman Çelebi bey genel merkezde basın açıklaması yapıyor. neymiş polis Disk genel merkezini savaş alanına çeviröiş. içeride pankartlar yerle bir, masalar dağıtılmış, sandalyeler devrik, konuşma sanki genel merkezi bu hale polis getirmiş gibi yapılıyor. yuh ya o kapıdan içeri bir tane polis girdi mi? içeriye göz yaşartıcı bir bomba düştüğü söyleniyor buda bir iddia tabii... Neymiş taleplerini haykırmak için Taksim'e gelmişler. kardeşim sana yasak olduğunu söylemediler mi? burada 1 mayıs 32 yıldır yasak değil mi? 'Hükümetten hesap soracağız' diyor Çelebi, doğru yaparsınız sol militarist örgütleri kışkırtın ve vatandaş çeksin çileyi.

Bu germe çabalarınız, kırılgan zeminde olan ülkeye darbe vurma sevdanız ibretle izleniyor saygıdeğer sendika baronlarımız. Siz yasak olduğu söylenen bir eyleme hemde üyelerinizi, kitleleri davet ederek kalkışıyorsunuz. Adeta devlete meydan okuyorsunuz. sonrada devletin burada polisiyle, askeriyle aldığı önlemleri ve müdahalelerini terör, şiddet gösterisi, ceberrutluk, orantısız güç kullanımı diye tanımlıyorsunuz. ne yani devlet ne yapsındı? ve hangi orantısız güçten bahsediliyor. polis sadece su sıktı, gözyaşartıcı gaz attı ve coplarına davrandı. eee neresi orantısız güç? eylemcilerde, söktükleri kaldırım taşlarını, pankart sopalarını, ev çatılarından kiremitleri attılar. eğer bunlara karşı devlet silah sıksaydı, el bombası kullansaydı bu orantısız güç olurdu. hem açıklanan bir yasağı delmeye çalışıp hemde bize şiddet uygulandı yakınmaları delikanlılığa yakışmaz. ne yani siz sözünüzün arkasında duracaksınız, yasağın üzerine gideceksiniz, ilagaliteye baş vuracaksınız ama devlet sözünün çiğnenmesine, yasa dışı bir eyleme göz yumacak öyle mi? hadi ordan be? buna siz kendiniz bile inanmazsınız!

Polis Akademisi Öğr. Görevlisi Prof. Önder Aytaç ise yaptığı açıklamada polisin kesinlikle orantısız güç kullanmadığı söyledi ve "Polisimiz bu konuda eğitimli ve hassastır. bakın kesinlikle Acrupada olduğu gibi önce göstericileri durdurmak için su sıkılır, sonra boyalı su kullanılır eylemcide şiddet ve ilerleme durmadı veya arttı ise gaz. eğer polisin nereden saldıracağı, nasıl bir güç kullanacağı belli değilse bu doğru olur." gördünüz. polis oraya kavgaya çıkmadı. Bir şeyi engellemek için orda ve nerede durduğu, nereyi koruduğu belli.

Ya bu sloganlar ne: "taksimi zaptedeceğiz", "1977'nin intikamını alacağız", "tek yol devrim" vb. peki dünyanın farklı yerlerinde polis farklımı davrandı. HAYIR. o yüzden yasak delmeye çalışan sendikalarımız çuvallamış ve hadlerini aşmışlardır. Öyle söyledikleri gibi bir işçinin bile zarar görmesi halinde bu hükümetinde üstüne kalmazdı. Ceza o işçiyi yasağa davet edenlere, polisin üstüne sürenlere sorulurdu.

Cenk SARIGÖL

28 Nisan 2008

Kongren Gelmiş Neyime?

Kongren Gelmiş Neyime...

Chp kurulduğundan beri 85 yılda 45 kurultay (13’ü olağanüstü kurultaydır) yaparak adeta ‘kurultay parrtisi’ olduğunu tescillemiştir. Son 34 yılda ise 23 kurultay yaparak dünya çapında kırılması zor bir rekora koşmaktadır. Deniz Baykal bu kurultayların yapıldığı son 34 yılda yönetici olarak vardı. CHP’nin 32. Kurultayına kendisinin genel başkan yada adayı olarak katıldığı 10’nuncu kurultaylarDALAR. 22. CHP Kurultay’ında Genel Sekreter Yardımcısı olarak başladı işe ve o gün bugündür dur durak bildiği yok! Seçim sandıkları konusunda olmasada kurultay sandıklarından hep başarıyla çıkmasını bilmiştir. Fakat 58 yıldır tek başına iktidar yüzü görmemiş CHP’nin 34 yılında bulunmak kendisi adına büyük bir başarı sayılsa bile parti başarısızlığındaki emekleri inkar edilemez!

D.Baykal’ın Chp’nin başında geçirdiği süre 36 Osmanlı padişahının 32’sinin saltanat süresinden uzundur. Ama baksanız kendileri ‘saltanatı kaldıran...’ partinin başında olmaktan gurur duyduğunu sık sık dile getirir. Chp iptal edilen üyeleri, kavgalı il kongreleri, genel başkan sultası, Sarıgül ihraçları ile bu kongreye geldi. Toplumda hiçbir heyecan, umut, değişiklik beklentisi yok. Zaten aday olabilmek için 1213 delegenin kafadan (önden) 253 tanesinin imzası gerekiyor. İsimleri Haluk Koç, Bilgehan, Oran felan fişman olsa ne yazar?

Genel Seçim Barajdan dert yanan partinin genel başkanlık yarışına baraj koyan lideri işi ayarlamış zaten! Hatta aday adaylarında birisi umtsuzluğunu şöyle dile getiriyor: “eğer adaylığım kesinleşirse (253 kurultay delegesi oyunu bulabilirsem) kazanırım”! Bu ne şimdi? Trajedi beyler trajedi. Kara komedi. Bu mu Atatürk’ün kurduğu parti?

Billboardlara Baykal kolları sıvalı beyaz bir gömlekle poz vermiş yanında çeşit çeşit sloganlar. Aklımda kalanlar iki tane,
- “Dinde bizim, Devlette bizim, Millette bizim” Ben kendilerinin devletciliğinden başka bir şey görmedim. Gören varsa beri gelsin. Diğer yandan düşünüyorumda bu lafları söyleyen yada kullanan Mhp veya Akp genel başkanı olsaydı ne olurdu? Baykal onlara Hanya ve Konya’yı gösterirdi. Konya demişken... (Mevlana diyarı ya ona sebep)
- “Ya olduğun gibi ol, Yada Göründüğün gibi ol” (Mevlana) Valla bu sayfa yada tüm gazeteyi tahsis etseler D.Baykal çelişkilerini yazmaya yetmez. Hangisini yazacan Orman Arazilerini, Güney Doğu Anadolu Raporları, AB, vs. vs. Eğer bu sözü anlasa Baykal kesinlikle kullanmazdı. İnsanlar yanar döner olmasın diğe söylenmiş bir sözdür bu. Mevlana ahlakta, erdemde, iyilikte, düzende, güzellikte, aşkta sabit kalmayı bunların içinde dönmeyi tembih etmişti. Yoksa post kapacam diye Mevlanayı semazen gösterilerini icat eden Türk büyüğü olarak görüyürlarsa o başka...

Aslında bu yazıda Ertan Ünver’in son bir yıldaki Chp ve D.Baykal değinmelerini derlemek istiyordum. Çokda güzel olacaktı. Lakin yer kalmayınca geçen yılki Ünver yazılarını incelerken bir yazı dikkatimi çekti. 20 Ağustos 2007 tarihindeki köşesinde; “CHP hiçbir anlamda ciddiye alınmıyor, CHP yöneticilerince.. Tabii bu durum diğer siyasal görüşlere de yansıyarak ciddiyetsizliği ülke düzeyine yayıyor.. Bu ciddiyetsizlik, özellikle laik ve cumhuriyetçi kesim olarak kendini vurgulayan kesimlerde öylesine yaygın ki, şu CUMHURİYET MİTİNGLERİNİN önü arkası hiç tartışılmadan, hatta düşünülmeden - yola çıkılmış ve ortalık şenlendirilmiştir (!)... Ankara, İstanbul, İzmir ve birkaç başka illerde yapılan bu Cumhuriyet Mitingleri üzerinden OY KOPARTMA çabaları ise olayın tuzu biberi olmuştur.. CHP yönetimleri, Türkiye gerçeklerini ciddiye almadığı gibi bu özel ve son dakika gelişmesini de hiç ciddiye almadığını göstermişlerdir... Bu mitingler yapılırken birkaç milyon kişi NEYİ AMAÇLADIKLARINI ve NEDEN MİTİNG YAPTIKLARINI biliyorlar mıydı?.. Bu mitingleri organize edenler ne yaptıklarının bilincinde miydiler?. Kesinlikle hayır.. Eğer bu soruların cevabı EVET olsaydı, o mitingler olmaz..”

Burada kaldım. Demek meslekte duayen olmak böyle birşey! Daha Darbe günlüklerinin mahkeme kararlı ispatları yapılmamış, Ergenekon takma adlı Kontra-Gerilla örgütleri medya bültenlerine girmemiş ama Ünver mitinglerin akkaplanını gizliden işaret ediyor. “Pes dedim” kaldım. Bu konuda kendisinden bir tiyo bekliyorum. Darbecilerle balayı yaptığını anlamaktan yoksun Chp’nin hazır mitinglere konmasına şaşırmamasını anladığını kabullenirim. Ama mitinglerin tertipcilerini anlamasını anlamadım. Elbette daha büyüyeceğiz.

Tam Ünver’in bu ferasetine şaşırırken, 2006 yılından beri neredeyse her canlı karşılaşmamızda söylediği bir söz geldi aklıma; “D.Baykal ve avaresinin 2008 yılında (hatta ay ve günde veriyordu ama onu geçelim) Chp saltanatı bitecek. Baykal AnkaraKonyaBurdur üzerinden bir daha geri dönmemek üzere Antalya törsss...” son yazılarından edindiğim izlenim o da bu kurultaydan bir şey beklemiyor. Ama 2008’in yarısını bulduk bakalım ne olacak? Ünver’in yaptığı sihir mi, keramet mi? Göreceğiz!

Cenk Sarıgöl

29 Mart 2008

Gladio-Mafyaların Babası: ERGENEKON

Toprağı bol olsun Bülent Ecevit’in ülke için öngördüğü en büyük tehlikelerden birisi Kontra Gerilla, İtalyan tipiyle Gladio, Türkçesiyle Ergenekon’du. Tarihi neredeyse yarım yüzyılı geçer. 1950’lerde Türkiye’nin NATO üyeliğine hareketi ilk nüveyi oluşturur. Zira II. Cihan Savaşı sonrası Türkiye kendini ‘Batı Blok”u içinde bulunmak zorunda hissetti. O zamanlar devletlularımızın korkusu bir Sovyetler Birliği işgaliydi. Bunda Sovyetlerin Ardahan, Kars hatta Erzurum’u ve Boğazlarda hak istemeleri elbette büyük rol oynadı. NATO’ya girmemizle birlikte ABD’nin direktifleri ile bir örgütlenme oluşturuldu.

Sadece ülkemize has olmaktan ziyade tüm NATO üyesi ülkeler için ayrı ayrı yapılar sözkonusudur. Özel Harp Dairesi bünyesinde nüvelerinin atıldığı ve NATO bünyesinde eğitim için seçilen ve ABD tarafından eğitilerek yurda dönen subay ve yüksek rütbelilerden oluşan bir ağ... Can Dündar 28 Ocak tarihli yazısında: "12 Mart'ta ihtilalci deniz subayı Erol Mütercimler, Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ten duymuş; 'Ergenekon, hükümetlerin de Genelkurmay'ın da bürokrasinin de üzerinde bir örgüttür.

27 Mayıs'tan sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurulmuştur. Özellikle Amerika'da kontrgerilla eğitimi almış, kurslardan geçmiş generallerin bir bölümü 'VATANI KURTARIYORUZ' düşüncesiyle bu örgütte yer alırlar. sadece asker ilintili örgütlenme olduğunu söylemek yanıltıcıdır. İçinde Akademisyen, Rektör, Mafya, Çete, Dernek, Vakıf, Şirketler, Sivil Unsurlar ve Silahlı kanatların olduğu bir yapı bahsini ettiğimiz. Amaçı; yakın ve uzak geleçekte oluşabilecek bir Sovyet işgali yada Kominist kalkışmalara karşı, kamuyou oluşturmak, gerektiğinde sivil direniş hücreleri ile karşı koymak, bu hücreleri eğitmek, uyanık tutmak, spekülatif, propagandalar ve eylemler yapmak. Aşırı sol örgütlenmelerle mücadele etmek, taban bulmamaları için gerektiğinde halkın iğrenerek bakacağı eylemler yaparak bunları sol örgütlerin üzerine atmak.

1991 de Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile (Berlin Duvarı’nın yıkılması) ile Avrupa için bir Sovyet yada Kominist tehdit kalmadı. ABD güdümlü bu alt servislerin tasfiyesine başlandı. Elbette hiç kolay olmadı. Çünkü örgütlenme çok geniş ve çeşitli çıkarların üzerine oturmuştu. Örgüt yöneticileri konumlarını, maddi-manevi çıkarlarını, statülerini terk etmek istemediler. Örneğin İtalyada Gladio ismini alan örgütün tavsiyesi olağanüstü yetkilerle donatılmış olan savcı Felice Casson. İtalyan Gladio'sunun ortaya çıkarılması uzun süreli bir soruşturmanın sonucunda gerçekleşti. Savcı Felice Casson, 1972 yılında Trieste yakınlarında patlayıcı madde atılarak üç kişinin öldürüldüğü olayı 1989 yılı sonlarında yargı önüne getirdi. Savcı Casson soruşturmayı derinleştirdikçe Gladio'ya çok yaklaşmış ama olayın aydınlatılması her seferinde gizli servis ya da Başbakan Andreotti tarafından hep engellenmişti. Ama Andreotti'nin engellemeleri de kar etmedi ve Gladio'nun varlığı devlet tarafından da kabul edilmek zorunda kaldı. Soruşturma sonucunda İtalya Gladio'sunun 622 üyesi, 139 gizli silah deposu ve Sardilya Adası'nda bir eğitim kampı ortaya çıkarıldı. 1988 yılında da Kuzey İtalya'da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı depoları ortaya çıkarılmıştı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ'nin denetiminde olduğu anlaşıldı. SİSMİ arşivlerini inceleyen Savcı Felice Casson İtalyan kontrgerillası GLADİO'nun ABD ve İtalya gizli servisleri tarafından 1956 kasım ayında kurulduğunu, Örgütün İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga, P-2 Mason Locası ve 1993 yılında mafya ile ilişkileri nedeniyle yargılanan Başbakan Andreotti'yle olan ilişkilerini ortaya çıkardı.

İtalya Gladio'sunun yaptığı, tesbit edilebilen eylemlerinden bazıları şunlar: 3 Mayıs 1988 tarihinde Kuzey İtalya'da bir otomobilde patlatılan bombayla üç jandarmanın öldürülmesi, 1980 yılında Bologna tren garına konulan bombanın patlatılmasıyla 35 kişinin öldürülmesi. 17 Mayıs 1973 tarihinde Milano Emniyet Müdürlüğü önünde bomba ile dört kişinin öldürülmesi. Bombayı atan Bertoli adlı sivil faşistin Gladio tarafından eğitildiği saptandı. İtalya kontrgerillasının açığa çıkarılmasıyla birlikte, bu örgütlenmenin uluslararası bir boyutu olduğu, NATO üyesi tüm devletlerde hatta Nato dışında bulunan bazı devletlerde de kurulduğu anlaşıldı. Bir Belçika hükümet temsilcisi bu örgütlerin 50'lili yıllarda 16 NATO üyesi devlette kurulduğunu açıkladı.

Ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. Bu örgütlenmenin;
- Fransadakinin ismi “Rüzgar Gülü”,
- Almanya "Gehlen harekatı", "Stay Behind", "Sword" gibi adlarla da bilinmekteydi.
- İsviçre "Gizli Müdafaa Örgütü",
- Belçika "Glaive" (Kılıç),
- Hollanda "Cooperation und Aufklaerung" (Operasyon ve Keşif),
- Yunanistan "Sheepskin",
- Avusturya "Özel Proje" olarak deşifre edildi.
- Türkiyede isim ‘Ergenekon’ oldu.

Bizim ki nasıl çözülmeye başladı: 2001 yılında evine yapılan baskında, bilgisayar kayıtlarında çok özel bir belge bulundu ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ (GİZLİ). Ümraniye baskınında Astsubay Oktay Yıldırım'ın bilgisayarında da aynı belge (yıllar sonra) polisin karşısına çıktı. Danıştay saldırısında adı geçen Muzaffer Tekin'in evinde de aynı belgeye ulaşıldı." İşte ilk kez 2001'de bilgisayarında bu belgeyi patlatan/yakalatan kişinin ismi: Tuncay Güney. Araştırmacı yazar Saygı Öztürk araştırıyor- bakıyor ki: vakti zamanında Samanyolu tv.de 'talk şov' yapmaktaymış bu şahıs. Şimdi ise sarsılmayın! Toronto'da bir sinagogta haham! Bunlar şüpheleri arttıran unsurlardı. Somut deliller il önce Ümraniye Bombalarının ele geçmesiyle başladı. Ele geçen 27 bomba ve 14’ü kayıp! Sonradan Cumhuriyet Gazetesine atılanlar (hani şu gazetenin ‘bombalamadan sonra dinciler yaptı’ yaygarası basıp iş ortaya çıkınca haber bile yapmadığı olay), diğeri karşımıza Necip Haptemitoğlu cinayetinin azmettiricisi olduğunu savcıya anlattığı iddia edilen ve bu ifadeden bir hafta sonra eski şoförü tarafından öldürülen İbrahim Çiftçi'ye (Çerkez İbram) fünyesi çekilen bombaların aynı seriden olduğu saptandı. Eskişehirde yakalananları unutmayalım.

Gladio tipi örgütlenmelerin diğer NATO ülkelerindede ortadan kalkması kolay olmadı. Bizdede sancılı olacak, canımız yanacak, para kaybedeceğiz. Ama ya ülkede yeni bir sayfa açılacak yada 3. Sınıf ülke kalmaya devam edeceğiz. Deşildikçe derinleşen bir terör örgütü karşımızdaki, Şemdinli, Malatya katliamı, Rahip Santorino cinayeti, Hrant Dink suikasti, Hizbullah yapılanması, Jitem Teşkilatı, Mafya, Dernekler, Üniversite üyeleri, gazeteci-yazarlar dahil kök salmış bir yapı.

Zihin açmak adına bazı küçük bilgiler derledim:
-Giresun Ünv. Rektörü, eski binbaşı, Prof. Osman Metin Öztürk'ün, tutuklanan Em. T.general V. Küçük'e, " Her zaman emrinizdeyim ".
-Doğu Perinçek'in basın toplantısında, " Veli Küçük orduda görevliyken bize bilgi sızdırıyordu ", “Ergenekon benden esinlenmiş olabilir”
-Eski GK Bşk., em. org. Kıvrıkoğlu'nun " Ben Org. Hilmi Özkök'ün Genelkurmay Başkanı olmasına karşıydım"
-2005’te Şemdinlide eski pkk’lı Seferi Yılmazın kitapevi bombalandı, bir kişi öldü. Halk bombayı atan eski pkk'lı, itirafçı Veysel Ateş ile astsb. Ali Kaya ve Özcan İldeniz'i yakaladı. Van Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkları 39 yıla mahkum etti. Yargıtay bu kararı bozdu ve dava Askeri Mahkemede görüldü. Sanıklar tahliye oldu. Org. Büyükanıt, bombalamadan sonra Ali Kaya için “tanırım, iyi çocuktur” demişti.
-Hrant Dink'in avukatı Erdal Doğan'ın, Veli Küçük için “Dink'i tehdit etmişti, Dink'in en tedirgin olduğu kişiydi
-Danıştay Sanığı Alparslan Aslan ilk ifadesinde “birkaç ay içinde darbe olacak ve beni hapisten kurtaracaklar
-Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’na Atatürkçü Düşünce Derneği ile ilgili, “Niye üye olmadınız?” diye sorulduğunda “Yeterince askerlik yaptım.”
-ADD Bşk. Şener Eruygur aynen şöyle diyor: "Türkiye'de hukuk dışına çıkılacak günler yakın... Şimdi darbe zamanı değil. Başörtü krizi ellerinde patlamalı..."
-Sanıklar J. Astsb. B.çvş. Okan Şimşek ve J. U. Veysel Şahin Dink'in öldürüleceği istihbaratını dönemin Trabzon İl J. Km. A. Ali Öz'e anlattıklarını açıkladı.
-Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi (VKGB) lideri Gn. Bşk. Taner Ünal’ın bu hukuk darbesini bir sene önceden tahmin ettiği ortaya çıktı... Ünal’ın arkadaşlarından sakin olmasını isteyerek ‘Türkiye’de hukuk vasıtasıyla sessiz bir darbe yapılacak’ dediği belirlendi.
-Mafya lideri olmaktan içerde bulunan Sedat Peker www.ozturkler.com adlı internet sitesinin sahibi olarak davet ettiği tanıtımda Veli Küçük "Asil Türk milletinin yolu, Ergenekon'dan geçecek" dedi.

Benden bu kadar! Birazda siz kafa yorun. AKP’ye eften sebeplerle dava açıkdığı söyleniyor ki iddianameyi baştan sona okudum... (sizede tavsiye ederim. Yarın coçuklarınıza anlatırsınız), Yargıtay ve hukuk sistemini eleştiriyor diye “AKP %47 ile geldi diyle yargılanamaz mı? Yargı kurumlarını yıpratmayın. Hukuk hepimize lazım vb.” Figanlar eden dinazor ve ikircikli jakobenleri iyi takip edin. Kandil Dağında terörist başı Abdullah Öcalan’a çiçek veren, sözde pkk timi selamlayan Doğu Perincek ile eski rektör Kemal Alemdaroğlu, cuntacı İlhan Selçuk (“bu AKP’ye savcılar dava açmasında görelim’ diye köşe yazan) sorguya alınınca nasılda hukuk tanımaz oluyorlar. Umarım ben yanlış anlamıyorumdur. Yargı AKP’ye kapatma davası açınca iyi, mafya, kontra gerilla, darbe bağlantılı tanınmış isimleri sorguya alınca kötü. Sevsinler sizin adalet anlayışınızı.

Cenk SARIGÖL

16 Şubat 2008

Ergenekon’dan Çıkışı Türban mı Örttü?

Ergenekon’dan Çıkışı Türban mı Örttü?

Kamuoyunu takip edenler bilir “ERGENEKON” isimli bir terör örgütü gündemi işgal ederken birden “Başörtüsü ve Türban” istilası ile gündem değişti. Oysa toprağı bol olsun Merhum Bülent Ecevit’in sık sık vurgu yaptığı Türk Gladiosu yada diğer tabirle Kontra-Gerillasının deşifresi söz konusuydu. Bu işin ilk ip uçları Nokta Dergisi’nin ele alması ve kapatılma sürecinde yaşanmaya başlandı. Emir-komuta zincirini hiçe sayarak. İki muhtıra girişiminin kod adları da ilginç: Sarıkız ve Ayışığı. Sarıkız’da dört kuvvet komutanı işbirliği içindeyken, Ayışığı’nda ise Şener Eruygur tek başına darbe kalkışması...

Günlüklerden anlaşılan, asıl darbeci o zaten. Şimdi de emekli askerlerle doldurduğu “Türkiye’nin en sivil, sivil toplum kuruluşu!” Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) Genel Başkanı Şener Eruygur. Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun, “Niye üye olmadınız?” diye sorulduğunda “Yeterince askerlik yaptım.” diyerek son durumunu bir cümleyle özetlediği derneğin. Dünkü bir toplantısında ise konuşmasının bir yerinde ADD Bşk. Eruygur aynen şöyle diyor: “"Türkiye'de hukuk dışına çıkılacak günler yakın... Şimdi darbe zamanı değil. Başörtü krizi ellerinde patlamalı..."

Şemdinli de bir kitapcıya atılan bombalar ve atanların yakalanması sonuçu belki Türk Gladiosu deşifre edilebilirdi ama hükümet ve yargı bana göre olayın üstüne gitmeyi başaramadı... Doğal görevi sorular sormak ve cevapları aramak olan savcı Ferhat Sarıkayaorduyu yıpratmaya çalıştığı” gerekçesiyle meslekten men edildi. Nokta Dergisi kapatıldı. Ama darbe planı yapanlar hakkında bir işlem yapılmazken, bu planları sızdırdığından şüphelenilenlere soruşturma başlatıldı. Çarpıklıklar bununla da bitmiyor. Tam da Cumhuriyet Gazetesinin “Tehlikenin farkındamısınız?” ve “Genç Subaylar Tedirgin” kampanyası başlattığı dönemde binasına iki adet el bombası atıldı. Sonra Ümraniyede emekli Yzb. Muzaffer Tekin bağlantılı bir kasa MKE üretimi el bombası yakalandı. Bomba serilerine bakılarak Cumhuriyet Gazetesine atılanlarla ilişkisine resmiyet kazandırılmadı. Buna karşın mahkeme neden Ergenekon soruşturması ile Danıştay-Cumhuriyet davasını birleştirme yoluna gitmedi? Bombaları bulunduran bunu Hasdal Askeri çöplüğünden bulduğunu beyan etti. Ama kimse askeri çöplükte ne işin vardı? Diye sormadı. Hadi ona sormadılar peki “askeri çöplüğe kullanılır el bombalarını kim attı? Bu el bombaları gerçekten Hasdal Kışlasına mı kayıtlı yada nereye zimmetli?” sorularının karşılığını aramadı.

Danıştay saldırısı olduğunda iş hemen Hizbullah’ın üstüne yıkılmıştı. Ben buna itiraz eden bir yazı yazdım. Hatırlayan olur mu? Hatta Durak Optik’in önünde karşılaştığım Aydın Mimaroğlu bile bana “Hizbullahçı mı oldun?” diye şaka yollu takılmıştı. Sonra ilçemizde bile bazı arkadaşlar hemde hukukçu kimlikleriyle mahkeme olmadan verileni kabul ederek, işaret edilen adreslere yönelik protesto yürüyüşü yaptılar. Şimdi ne düşünüyorlar merak ediyorum doğrusu... Danıştay Sanığı Alparslan Aslan ilk ifadesinde “birkaç ay içinde darbe olacak ve beni hapisten kurtaracaklar” demişti. Ama sonrasında kendisini yönlendirdiğini iddia ettiği 80 yaşındaki Salih Kunter için "Liderim o" demişti. O zaman Kunter neden beraat etti? Bu konuda Taraf Gazetesinde verilen bazı bilgiler ve sorular şunlar:
“Ergenekon operasyonunda tutuklanan Veli Küçük ile Alparslan Arslan'ı, mayıs 2005'te, Stockholm'deki Dünya Azerbaycan Kongresi'nde yan yana poz verirken gösteren fotoğraf neden mahkemede gündeme gelmedi? Küçük ile Arslan arasında organik bağ olup olmadığı neden sorgulanmadı? Danıştay davasının önceki gün beraat eden sanıklarından ATA Ocakları eski başkanı Ayhan Parlak ve Ümraniye bombaları soruşturmasında tutuklanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'le, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayet öncesinde birçok kez telefonda görüştüğü biliniyor. Cumhuriyet Gazetesi'ne üçüncü bomba atıldıktan bir gün sonra Almanya'ya giden Parlak, kasım 2005-mayıs 2006 arasında Arslan ile tam 67, Tekin'le 49 kez görüşmüş. Aynı dönemde Tekin'in de Arslan'la ve Veli Küçük'le birkaç kez telefonlaştığı kayıtlarda. Mahkeme bu telefon trafiğinin üzerine neden gitmedi? Parlak-Arslan-Tekin-Küçük arasındaki ilişkiyi neden aydınlatmadı? Bu ilişkinin Danıştay ve Cumhuriyet saldırılarındaki rolü nedir?”

Hrant Dink cinayetiyle bağlantı yok mu? Hrant Dink'in avukatı Erdal Doğan'ın, Veli Küçük için “Dink'i tehdit etmişti, Dink'in en tedirgin olduğu kişiydi” diye açıklama yapmıştı. Ayrıca Susurluk Kazası sonrası olayla bağlantılarının iddia edildiği dönemde bilin bakalım Veli Küçük hangi görevdeydi: Giresun Jandarma Bölge Komutanı...
‘Bu ülkede 35 bin hain listesi hazırlayan ve sokaklarda 4 gün kan akacaktı’ diyebilenler var. Neye göre belirlemişler? Hangi hukuki dayanakla? 2009 yılında darbe planlıyorlardı. Sivil giyimli dernekleri ile, başörtüsüne karşı olduğunu söyleyen CÜBBELİLER ile elele...

Bize uzak demeyin sakın, 2006 Ekim ayında İzmir Alsancak II. Kordon Aslan Kafede Çerkez İbram lakaplı İbrahim Çiftçi’nin öldüğü ve 12 kişinin yaralandığı (yaralananların içinde Karakuyu yolu üzerinde faaliyet gösteren Kartal Zeytinyağları’nın (Verde) sahibi Gencer Ali Ulukartal da vardı) bir olay olmuştu. Sanık Erdinç Utaş’ın eskiden şoförlüğünü yaptığı Çerkez İbram’ı öldürmek için kullandığı el bombalarınında Ümraniyede yakalanan ve Cumhuriyet Gazetesine atılanlarla aynı menşeli çıktığını biliyormusunuz? Yada Utaş’ın bombaları aldığı yeri söylememesi konusunda ilk gözaltına alındığında İzmir Bozyaka Polis Hizmet Binasında bazı polisler tarafından tehdit edildiğini söylediğini... Kısa bir bilgi daha Necip Habtemitoğlu cinayetinin Çiftçi’ye havale edildiği yönünde iddiaların olduğunu... Hatta Çiftçi’nin savcıya “Habtemitoğlu cinayetini işlediğini” söyledikten sonra bombalara geldiği yönünde spekülasyonlar olduğunu...

NATO üyesi ülkelerde yıllar önce deşifre edilen, dağılan Gladio maalesef ülkemizde hala ayakta... Merhum Ecevit bunu çok dillendirmişti ama ömrü bu günleri görmeye yetmedi. İçinde bol miktarda emekli asker, akademisyen ve gazetecinin bulunduğu söylenen bu terör örgütü konusunda cesur davranılmaz ve üstüne gidilmezse, korkarım ülkede mini eteklilerin bacaklarına çok kezzap atılır! Atatürkçü bilinen yazar ve akademisyenlere suikast tertiplenir. Peki acaba yıllarca failleri belli olmadan dindarların üzerine atılan Uğur Mumcu ve Necip Habtemitoğlu cinayetlerinin uçu nerelerde diye hiç düşündünüz mü? Yada neden bu cinayetler işlendi ve amaça ulaşıldı mı?

Cenk SARIGÖL