Susurluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Susurluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2008

Pabuçumun Arsenikçi Halkçıları

İsminden başka “Halkçı” ve sosyal duruşu kalmadığını düşündüğüm CHP zihniyeti “KALE” dediği kent insanını zehirliyor. Kızılırmak suyunu getiren Ank. Büyükşehir Belediye Bşk. Melih Gökçek’i getirdiği suda 11 mikrogram arsenik var diye tefe koymuşlardı. Sadece CHP değil. Sosyalist olduğunu söyleyen dernek, oda ve sivil görünümlü militan solcular demediğini bırakmamıştı. Ankara halkı zehirleniyordu. Hastalıklar artmıştı. Kızılırmağın normal akış suyundan yaptırdıkları tahlilleri halkın gözüne sokuyorlardı. http://cenksarigol.blogspot.com/2008/07/su-zerinde-siyaset.html Oysa DSİ’nin 10 yılda bir hatla getirmeyi planladığı suyu, 3 hat çekerek bir yılda getiren Gökçek bunu birde arıtmadan geçirerek şebekeye veriyordu. Yani arsenik oranı AB Standartlarının bile altına düşüyordu.

Sonra ne olduysa Gökçek İzmir’e ve CHP yönetimli belediyeye dikkat çekti. Kentin çeşitli yerlerinden aldırdığı örneklerde 36 ile 42 mikrogram arasında arsenik tespit edilmişti. Aziz Kocaoğlu bunu hemen yalanladı. Ardından il sağlık müdürlüğü ve İzmir valiliği açıklamalar yaptı. 9 kuyu valilik kararı ile mühürlendi. CHP yönetimi bunun bir hükümet komplosu olduğunu, kaleleri İzmir’in ellerinden alınması için yapıldığını açıkladılar. Ardından sağlık bakanlığının İzmir belediyesinin kendilerine tanınan 3 yıllık sürede sudaki arsenik değerlerini 10 mikrogram değerin altına indiremedikleri gerekçesiyle 3 yıllık ek süre istediğini gösteren başvurularını basına verdi. Yani Halkçı CHP yönetimi için 3 yıl yetmemiş, bir 3 yıl daha İzmirliyi zehirleme izni istiyormuş.

Bu gelişmelerin ardından Aziz Kocaoğlu sudaki arsenik oranlarının Gökçek’in söylediği değerlerinde üstünde (59 mikrogram) olduğunu açıkladı. Bundan daha öncesinden haberleri olduğunu söyledi. Peki bu CHP zihniyeti Gökçek açıklamasa zehirli su içirdiğini ne zaman açıklayacaktı? Madem biliyorlar ne zaman? Yine Gökçek, illere göre oran karşılaştırmalı kanser vakalarının rakamlarını verdi. Ege bölgesinde kanser oranlarında İzmir kendisne en yakın ilden 3.5 kat fazla orana sahip...

Sağlık Bakanlığı, İzmir Büyükşehir belediyesine su faturalarının üzerine “İÇİLEMEZ” ibaresinin konması talimatı verdi. Halkçı belediyemiz, su ücretlerini 0-13 metreküp arası suyun metreküpünden 190 YKr olarak düşürdü. Böylece “ALINACAK SU PARASI FATURA MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR” gerekçesi oluşturarak, fatura göndermemenin yolunu buldular! Yaptıkları bu uyanıklıkla İZSU yetkilileri üzerinde “içilemez” ibaresi olan faturaları göndermemiş oluyorlar. Ne oldu şimdi su tasarrufu çalışmaları? Bilindiği gibi kullanıcıları tasarrufa yönlendirmede faturalandırmanın, özellikle kademeli ücretlendirmenin önemi büyüktür. Dersinizki 10 ton aylık su tüketimini geçmeyen aboneden m3 fiyatlandırma 200 ykrş., 10 ton ile 20 ton arası tüketim 1 ytl, 20 ton üzeri 1.5 ytl olarak ücretlendirilir. Vatandaşta belli sınırları geçmemek için caba harcar. http://cenksarigol.blogspot.com/2007/08/olmad-sms-ekeriz.html Zehirli suyu parayla sattıkları ortaya çıkınca utanmış olmalarıda muhtemel elbette. Kesintilerle akıtabildikleri arsenik zehirli suyu bedava vererek bir an önce bitirmeye çalışıyorda olabilirler.

CHP zihniyetinin arsenik zehirli su ayıbı sayesinde bir kez daha halkçılıktan ne kadar uzak olduklarını görmüş olduk. İşin garibi aynı zihniyet skandalı ortaya Melih Gökçek çıkardığı için oylarının %5 arttığını iddia ediyor. Yada şöyle demek istiyorlar; "İzmirli salak yada CHP fanatizminden gözü dönmüş olduğundan, onlara, çocuklarına arsenikli su içirmemize, gözlerinin içine baka baka yalan söylememize aldırmaz. Biz ne yaparsak yapalım gelir bize oy verir!

CHP İzmir milletvekili Bülent Baratalı ise “İzmir’in suyunda Gökçek’in söylediği oranda arsenik çıksın istifa ederim” demişti. Lakin kendisinden bu yönde bir hareket göremedik. Belkide arsenik oranı Gökçek’in verdiği değerlerden fazla olduğu için, aynı oranda olmadığını düşünerek istifa etmemiştir!

Bu ayıp sizde hala utanma duygusu oluşturmadıysa ben ne diyeyim zihniyet fukaraları... İstanbulda, Ankarada camlarına “müessesemiz içkisizdir” yazan restoran ve lokantalar artıyor diye serbest piyasada kendi müşterisini arayan işletmelere veryansın eden çağdaş yobazlar. Hadi bakalım cevap verin; “lokantamızda arsenikli şebeke suyu kullanılmamaktadır” yazılarıyla donanan İzmir’i nasıl bir ayıbın içine soktuğunuzun farkındamısınız? Bugün itibari ile çaresizlikten arsenik oranı 50 mikrogram oranlarına varan kuyular bile tekrar açılarak, şebekeye verilmeye başlandı. Milleti göz göre göre zehirlemeye devam. Yalan söylediğiniz ortaya çıkınca tv proğramlarından kaçar, temsil ettiğiniz halkı hırçın, agresif, tutarsız beyanlarınızla rezil edersiniz.Belediyecilik mi? Bu konu, CHP yönetimli belediyelerin beceriksizliklerine son eklenen oldu. Parasını aldıkları, halkın bedelini ödediği hizimeti vermeyi bile beceremiyorlar. Suyu çeşmeden akıtamıyorlar. Musluklardan su aktığını sandığımız zamanlarda meğer zehir akıyormuş. Şimdi en azından biliyoruz. CHP’li belediye İzmirliyi zehirliyor. Fatura göndermeyip, saklamaya çalışsalarda artık mızrak çuvala sığmıyor, ayıp saklanamayacak kadar aşikar oldu.

CHP İzmir yönetimi ve yerel yönetimi büyük bir güven kaybına uğramıştır. sanırım yerel seçimlerde tekrar Aziz beyin aday gösterilmesi çok zor. oysa Kocaoğlu, Piriştina'nın ölümünden sonra süpriz bir şekilde İzmir CHP il yönetimin adamı olarak, başkanlık koltuğuna oturmuştu. çünkü İzmirde DSP'den geçen Piriştina kendi ekibini kurmuş, merkez adayları belirlemiş, bundan rahatsız olan CHP il yönetiminin gazını almak için ise 3 ilçede aday belirlemesine göz yummuştu. Bunlardan biriside tahmin edebileceğiniz gibi Aziz Kocaoğlu'ydu. Gelinen noktada görev verirken liyakat değil, siyasi yakınlık güttüğünü düşündüğüm CHP yönetimi nasıl bir hata yaptığunı anlamıştır. tepe siyasetiylr gelen aynı yöntemle gider hesabı. Kocaoğlu'nun büyükşehir belediye başkanlığı hiç merkezi aday olmadan bitecek görülüyor.

 

Fıkra: http://fikralarlatorbali.blogspot.com/2008/10/bayii.html

Ön Bilgi: İzmirliler bilir! İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu 2004 yerel seçimleri öncesi Bornovada Arçelik Bayiiliği yapıyordu...


Bayii

Ankara’ya iş için giden izmirli’ye sormuşlar;

"İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı kim ve hangi partiden?"

İzmirli cevap vermiş;

-"CHP'den, Aziz Kocaoğlu"

-"Peki ne iş yapar Aziz Kocaoğlu?" diye tekrar sormuşlar. İzmirli cevap vermiş;

-”Valla eskiden Arçelik bayisiydi,şimde ARSENİK BAYİSİ oldu!


Cenk SARIGÖL

15 Ağustos 2008

Kesip Saklamayan ve Hatırlatınca Anlamayanlara

Danıştay’a yapılan Mustafa Yücel Özbilgin'in öldüğü saldırıdan 7 gün sonra yazdığımız yazılardan alıntılar aşağıda mevcut.

Mustafa Yücel ÖZBİLGİN

Biz bunları yazarken birileri sloganlarla Torbalı eski meydana yürüyor, dindar ve muhafazakar insanları hukukçu (avukat) olmalarına rağmen, yargısız infazla hedefe koyuyordu. Bu yazıları iyi okuyun. ‘Gene bir şey anlamadım’ diyeceklere fazla lafım yok. Kendi anlayış kabızlığınızda şişin, cehalet deryanızda boğulun! Fanatik azgın azınlık, hala uyanmayacaksa bu ülkeyi sevme iddianızdan vazgeçin. çünkü vataba ve millete ihanettir.

Fanatizm
(24/05/2008 tarihinde B.Torbalı Gazetesinde yayınlandı)

Her türlüsü zararlıdır. Sözlük manası olarak; “Bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, taassup, bağnazlık” olarak açıklanabilir... Ülkemiz de maalesef her şeyin fanatizmi ve fanatiği mevcuttur. Siyasetten-inanca, futboldan-laikliğe, aileden-memlekete…
En son bunu Danıştay’a yapılan kirli saldırıda (17/05/2006) görüldü. Bir çok fanatik, daha sanık sorgulanmadan, deliller toplanmadan, bağlantılar ortaya konulmadan sokaklara dökülüp, hükümeti ve dindar insanları zan altına alıcı sloganlar atarak, siyasi rant sağlamaya çalıştı. Şimdilerde bu fanatiklerin yüzü kızarmaya ehli vicdan sahipleri “biz bu dolmuşa nasıl bindik?” kendilerine sormaya başladı. Fanatikleri ise hala devam ediyorlar. Allah’tan saldırgan yakalandı da azgın azınlık taşkınlıklarına son verdi. Hatta bürokratik fanatiklerden birisi... saldırganın ateş ederken “Allah Büyük” diye bağırdığını canlı yayınlarda iddia etmişti. Oysa saldırının olduğu odaya yakın bile olmadığı öğrenildiği gibi bizzat saldırıya uğrayan yargıçlarımız tarafından yalanlandı. Şimdi biz bu azgın yargıca “sen kime çalışıyorsun?” diye sorsak hakkımız değil mi?

Düşünmek, insanoğlunun en temel özelliğidir. Düşünmeden hareket edersen sonuçta yüzün varsa kızarır. Yoksa zaten pisliğin birisindir......Bu olay saldırganın yakalanması ile asıl hedefine yani hükümeti yıpratıp, erken seçim kararı aldırmaya yaramadı. Öyleyse yenileri gelecektir! Gerçi tertip saldırganın yakalanmaması üzerine kurulmuştu ama bir Danıştay Garaj Görevlisi tarafından yakalandı. Ha bu arada saldırının olduğu gün ve öncesindeki 3 gün (saldırganın keşif yaptığı zaman) binanın güvenlik kameralarının çalışmadığından haberiniz var mı? Ulan! bir garaj memuru bu ülkede kaç çakalın hevesini kursağında bıraktı biliyormusunuz? Merak ediyorsanız, bazı siyasi parti liderlerinin ıkınarak konuşmalarından anlayabilirsiniz? Aynı fanatik ve bağnaz kafa Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılmasını engellemişti. Çünkü sokaklara çıkıp, katilin dindar-milliyetçi kesim içinde aranmasını haykırmıştı. Susurluk’tan(1996) sonra tam “bir şeyler olacak, gizli oluşumların kökü kazınacak” derken, “aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri amacından saptırıldı ve RefahYol Hükümetini yıkmak için bir kampanyaya döndürüldü. Gene hedef saptırılmış ve şimdinin yüzü kızarmaz kadroları, bugünde ülkenin temizlenmesinin önünü tıkamıştır...


Fark
(26/05/2006 tarihinde B.Torbalı Gazetesinde yayınlandı)

Danıştay’a yapılan karanlık saldırının faili olarak yakalanan, Av.Alparslan Aslan için bazı bilgileri sizlere aktardıktan 3 gün sonra aynı bilgiler ulusal yazılı ve görsel basınımız tarafından ancak haberleştirildi. Hatırlarsanız sizlere Av.Alparslan Aslan’ın 1997-1998 öğretim yılında okuduğu Marmara Üniversitesinde bazı olaylara karıştığını ve soruşturma geçirdiğini aktarmıştık. ...3 gün sonra ise o zaman ki üniversiteli kavgalarına ait görüntüler tespit edilmiş ve ekrana yansıdı. Gazetenizin farkını bilin ve yaşayın diye yazıyorum tüm bunları. Kendi çapımızda ama bu ilçe sınırlarını aşar bir istihbaratımız var! Avukatın arkadaşları Hovarda Bar da yakalandıklarında bizim haberimiz olmuştu...
Yüzbaşı (Muzaffer Tekin) için gazetelerin hala sanki görevdeki bir subay gibi rahat rütbe isimleri kullanılması hoş değildir. Artı yüzbaşı iken meslekten atılan birine sanki görevine devam ediyor gibi sıfat kullanılamaz... Düşünün küçük yaşta girdiğiniz Harp Okulundan yüzbaşı rütbesi alana kadar “insan öldürme eğitimi” alıyorsunuz ama kendinizi öldürmekten aciz ve beceriksizsiniz! Demek ki işi bilmiyormuş ve ordumuzdan atılmayı hak etmişler!
Ben şunu düşünüyorum; Susurluk’un ardından bu derin oluşumların üzerine gidilip, ortaya çıkarılsaydı, bugün Danıştay saldırısını yaşamazdık. Belki Şemdinli bile olmazdı! ...Yazdığımız, yazılar da cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça gizli ve derin ilişkileri olan ellerin ülkeyi karıştıracağını yazmıştık. Maalesef öngördüklerimiz çıktı.
...Bu yazıyı kesip saklayınız! İleri de bunları birisi söylemişti diye beyninizi zorlamazsınız. Boşverin canım nasılsa ben zamanı gelince size hatırlatırım! (hatırlatıyoruz işte!)

Günün Sözü: “Cehalet insanı çirkinleştirir. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek cevabım vardır. Lakin, lafa bakarım laf mı diye, adama bakarım adam mı diyeHz. Mevlana

Cenk SARIGÖL

4 Haziran 2007

Küresel Sulama!


Küresel Sulama!


Yazımıza dünden devam edelim. Damlama sulama yöntemini ilk kez inceleme fırsatını K.K.T.C de bulduğumu söylemiştim. Bildiğimiz tulumba kafalarına takılan basit bir düzenek ile rüzgar gülleri yardımıyla havuzlarda toplanan su daha sonra ağaç diplerine serilen hortumlar vasıtası ile sulama işlemi yapılıyordu. Bir İstanbul (3 yıl önce) dönüşümde aynı şekilde sulamaya Manisa-Akhisar taraflarında rastladım. Geçen yıl ise epey yaygınlaştığını rüzgar güllerindin kalabalıklığından anladım. Bağ ve zeytin sulaması bu yöntemle yapılmaya başlanmış.

Bu konuda yazdıklarımızın üzerine daha önce merhabalaştığımız ama pek sohbet imkanı bulamadığımız Kemal Park geldi. Sağ olsun yazdıklarımızı doğrular ve teşvik eder şeyler söyledi. Bunu önemsedim zira kendisi Ziraat Fakültesi mezunu ve bizzat çiftçilik yapan biri olarak bizi takdir ettiğini… Kendisi sulama teknolojileri ve yöntemleri konusunda yetkin, gelişmeleri takip eden üretici. Bu konuda yardımını istedim çünkü uzmanlık alanım değil. Ayrıca ilçemizde Ziraat Fakültesi veya Ziraat Meslek Yüksek Okulu mezunu çiftçilerimiz, bölgemize ve üretim anlayışının yanlışlığına dair tespitlerini bana iletmeleri durumunda köşemde yer vermekten kıvanç duyarım.


Küresel Isınma’ sokaktaki vatandaşımızın gözlemleyebileceği boyutlara ulaştı. Oysa bu tehdit özellikle Soğuk Savaş sonrası sık sık dillendirilmeye başlamıştı. Sebepleri farklı olmakla beraber, etkisini minimize etmek için su kullanımına itina göstermeliyiz. Su en çok tarım için kullanılır. O zaman ilk önlemleri tarım da almalıyız. Ben zemin üzerine takılan dürbineler ile tarla sulanan dönemlere yetiştim. Rahmetli ninem tarla kıyılarına yaptıkları küçük bahçeleri 1m’lik açtıkları çukurlardan tenekelerle suladıklarını anlatırdı. Yani bir metrede su var. Fetrek Çayı ve Moskof Çayı hep akardı. Ortaokul yıllarımızda (1985-88) o zaman ki sınıf arkadaşlarım Engin Kurt, Basri Yıldırım, Necati Öztürk, Barış Ünal ile Moskofta az çimmedik, balık avlamadık kargıdan oltalarımızla… Sonra su seviyesi düştü. Düştükçe artezyen kuyuları derinleşti. En son Maşat (Şehitler) üstünde ki kuyumuzun 22 metre olduğunu hatırlıyorum. Bu kuyular derinleştikçe tehlike arttı. Salmastra sıkmak, kayış takmak, dürbüne havası almak için kuyuya inenlerden çok yaralanan, sakat kalan oldu. Artık artezyen çukurları kapandı. Su çıkarmakta yetersiz. Önce 30 m sonra 60m. Şimdilerde 150 m. de su sondajları pompaları var. Hatta pompalar yetersiz kalıyor dağlıç takılıyor. Su seviyesi düştükçe sulama maliyetleri yükseliyor.


Dünyanın tersine bizde su tüketimi üstten aşağı doğru gitti böylece… Sonuç: ekim ve bitkinin büyümesi için gerekli toprak tavı hep daha derine kaçtı. Zamanında ovada batak oluşmasını, ekinde su durmasını önlemek için açılan kanallar işlevini yitirdi. Öyle ki hali hazırda ki tavı kaçıran unsurlar haline geldiler. Dünya da ise su mümkün olduğunca derinden çıkarılarak, yüzey tavı korunmaya çalışıldı. Akarsulardan hazır su çekmek yerine yinede derin sondajlarla yüzey suyunun kaçmasını engellediler. Bir zamanlar 2-3 el sulama ile yetişen pamuk artık 4-5 suya yok demiyor. Geldiğimiz noktada yüzey tavını derinlere kaçırdık. Böylece yağmursuları bitirdiğimiz katmanlardan hızlı bir şekilde süzülerek geldiğimiz derinliklere ulaşıyor. Böylece suya doymayan bir toprak yapısı oluşmaya başladı.


Bu sene kurak geçecek görünüyor. Sulama sistemleri keza bu yüzden önemli. En az su ile en fazla ve tasarruflu bitki sulamayı öğrenmeliyiz. Toprak sulamadan, bitki sulamaya geçmek için geç kaldık zaten. Mesela bağcılıktan örnek verelim: modern direk asmalarınız var. Bahar başında arasını pullukla sürüp, asmanın sezon içinde orta boşluğa attığı pürçekleri (kök uzantıları) koparıyoruz. Ardından sürdüğümüz bu boşluğu gübreleyip, suluyoruz. Doğal olarak burada ot bitiyor. Sonra yine bu otları öldürmek için ızgara geçiyor, yine suluyor, gübreliyoruz. Lakin işlediğiniz, suladığınız, gübrelediğiniz yerin otlanmasını önleyemezsiniz. Bu esnada filize, çiçeğe, koruğa durmuş bağa tarım makineleri ve traktör tekerleri ile zarar veriyoruz. Üstelik ot öldürücü ilaçların kimyevi artıklarının, malımızın içine işlemesi, ek masraf yüklemesi diğer zararlarımız. Normalde dönüme 15kğ gübre gereken aynı bağ için, damlama sulama yönteminde eritilmiş veya sıvı gübre tüketimi 5-5.5kğ civarındadır. Normal sulama yöntemine göre 5/1 su tasarrufu sağlar. Toprağı değil, bitkiyi suladığınız için ara boşluğun otlanması asgaridir. Suyla buluşamayan yaban otlar fazla gelişmeyeceğinden pürçekleri koparan pulluk yerine ızgarayla rahatlıkla toprak altı edilir. Gübre direkt su ile köke verildiğinden azami fayda sağlar. Otlanma sadece asmanın kök bölgesinde olacağından çapalanması kolay ve kısa sürede yapılabilir. Salma suya nazaran, su bitki köklerine eşit oranda verileceğinden yada bu şekilde seçili sulama yapıla bilineceğinden tarlanın bir tarafı su isterken diğer tarafı yeşillenip, yapraklanmayacaktır.
Ya bu konuyu bana bırakmayın nerdesiniz Ziraat Mühendisleri?
DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu sık sık basına yansıyan demeçlerinde "Türkiye ne bilinen şekliyle su zengini nede su fakiridir. Dikkatli ve tasarruflu kullandığımız sürece yeterli suyumuz var" demektedir. Demekki suyumuzu tasarruflu kullancağız. Özellikle kullanılabilir suyun %70'inin Tarımsal Sulamada kullanıldığını düşünerek, tarımsal sulamaya önem vermeliyiz.

Günün Sözü:“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.” N. F. Kısakürek

Küresel Isınma ve Yapabileceklerimiz


Bulunduğunuz ortam sıcaklığını düşürün
Fazla değil, sadece 1°C düşürün, böylece bir miktar enerji tasarrufu yapabilirsiniz. Eğer üşürseniz; ki bu ihtimal genelde yoktur, üzerinize modaya uygun bir kazak, süveter giyebilirsiniz. ( Ortalama bir aile böylece yılda atmosfere 0,4 ton CO2 verilmesini engellemiş olacağı gibi parasını da tasarruf etmiş olur.) Elektrikli cihazların ‘yarı açık’ bırakmayın
Televizyonlarımızı standby (yarı açık) konumunda bırakmak (sadece kumanda ile kapatmak) bir miktar enerjiyi gereksiz yere harcamamıza neden olur. Kumandayla kapatmak yerine oturduğumuz yerden kalkarak TV'yi üzerinden kapatabiliriz. (Ortalama bir aile böylece yılda 150 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)

Şarj cihazlarını prizlere takılı bırakmayın
Küçük şarj cihazları kullanılmadıkları zaman bile bir miktar enerji harcarlar. Cep telefonu, PlayStation … gibi cihazlarınızı şarj etmediğinizde ya da pilleri dolduğunda şarj cihazlarını prizde bırakmayınız. (Ortalama bir aile böylece yılda 7 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Daha fazlasını kaynatmayın
Su ısıtıcıları sizin çay ya da kahve içmeniz için gereken enerjiden çok daha fazlasını harcarlar. Eğer bir bardak içecekseniz sadece bir bardak su kaynatın daha fazlasını değil. (Ortalama bir aile böylece yılda 45 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Çok parlak ışıkları söndürün
Gerçekten onlara ihtiyacınız yoksa lütfen onları kapatın. Zira onlar çok fazla enerji tüketirler. Eğer karanlıktan korkuyorsanız, inanın hayaletler gerçek değil. (Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur )

Duş Başlığı kullanın
Duşlar banyo yapmanız için yeterli olan suyun yarısını harcarlar ve banyo için gerekli olan suyun ısıtılmasından daha az enerji gerektirirler.(Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.)Daha verimli ampul kullanınDüşük enerji ampulleri size gereken ışığı verdikleri gibi 3 kat daha az güç harcarlar. Eğer ki bir gece kulübünde yaşamıyorsanız, tüm ampullerinizi değiştirin. (Ortalama bir aile böylece yılda 200 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Dondurucularınızı sızdırmaz hale getirin

Dondurucular çok iyi sızdırmazlık sağlandığında en yüksek verimde çalışırlar, bu sayede havayı dondurmak için yoğun bir şekilde çalışmak zorunda kalmazlar. (Ortalama bir aile böylece bir miktar CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Arabanızı olabildiğince az kullanınYürüyün, ata binin, koşun, paten kayın, toplu taşıma araçları kullanın ya da en kötüsü otostop yapın. Her ne durumda olursa olsun aracınızı kullanmamaya çalışın. (Ortalama bir aile böylece fazlasıyla CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Evinizin ısısını havaya atmayın
Evinizin çatı arasını, duvarlarını, sıcak su hatlarını ve kazanı ısı kaçağına karşı izole edin. Kapı pencere ve çerçevelerinizi hava kaçaklarına karşı kontrol edin. Evinizi ılık tutun, sıcak değil ve böylece gezegenimizi biraz daha soğutmuş olursunuz. (Ortalama bir aile böylece yılda 3.8 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.)

Çamaşır yıkama sıcaklığını düşürün
Kıyafetlerinizi 40-60 derecede yıkayacağınız yerde 30 derecede yıkayın. Makineniz daha az enerji kullanmış olur ve elbiseleriniz hala parlayan beyaz renklerde kalır. (Ortalama bir aile böylece yılda 90 kg CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur.)Yiyeceklerinizi kendi bölgenizden temin edin.

Yakın çevrenizdeki yiyeceklerle beslenin, dünyanın bir ucundakilerle değil, sadece çevrenizdeki yiyecekleri yemekle ölmezsiniz. Böyle bu yiyecekler dünyanın diğer uçlarından uçaklarla size taşınmaz. Sizlere 869…. Barkot kodu ile başlayan ve Türkiye de imal edilen, ürün kodlarını buraya sıkıştırmam iyi olur diye düşündüm. Hem bu milliyetçilik ve ulusalcılık damarı yüksek olanlar için güzel bir öneri! Herkes yerli malı kullanmalı.. (Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2'in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.)

* Kürel Isınmanın herkes tarafından fark edilmeye başlanması ile tüm dünya insanında bir ‘ben ne yapabilirim düşüncesi oluştu. Bana bu iletiyi atan Fatih Hüner’e teşekkür ederim.

Cenk SARIGÖL