Kemal Anadol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemal Anadol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2010

Bay BAYkal'amaz

By BYkal'amaz, Byan Bytok Kalır Mı?

CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın gizli kamera görüntüleriyle özel yaşamına tecavüz edilmesi de videonun içeriği de iğrenç, ahlaksız ve Türk Siyaseti için yüz karasıdır. Siyaset kurumu çok ciddi bir yara almıştır. 45 yıldır siyasetin üstlerinde bulunan Baykal’ın bundan böyle siyasi mücadelesi, fikirleri ve duruşu değil “fuhuş” veya “zina” ile anılacak olması ne kötü. (http://cenksarigol.blogspot.com/)

Gözlerden kaçan bir tespit yapmak isterim. Bu aynı zamanda CHP ve Deniz Baykal’ın neden iktidar olabilemediğinin nedenleri arasında sanırım.
Düşünün ki bir parti lideri istifa ettiğini ve tekrar önümüzdeki kurultayda genel başkan adayı olmayacağını hatta kurultaya katılmayacağını, açıklıyor ama daha açıklama yaptığı salondan uzaklaşmadan TV, internet ve radyolarda 45 senedir kendisini tanıyan, izleyen, dostluklar kurduğu gazeteci, yazar ve siyasetçiler “hayır geri dönecektir. Tanıdığımız adamsa istifası gerçek değil. Bu bir taktik...” Güvenilirlik, sözünün itibarı bitmiş. Hemde 1 saat bile sürmüyor!

Yılların Genel Başkan yardımcıları ile sağ kolu Önder Sav kendisini geri dönmesi için iknaya gidiyor. Onlarda inanmamış! Şöyle olsun böyle olsun diyor ama geri dönerim demiyor. Sonra sayın Önder Sav,
O zaman çıkın kamuoyuna net bir açıklama yapın. `Hiçbir koşul altında aday olmayacağım` diye teminat verin...” dediğinde, “ben iki gün önce ne söylenecekse söyledim” diyor. İyide ne söylediğini net olarak herkes anlamış veya inanmış olsa zaten bu curcuna olmayacak ki? Adam istifasını açıklıyor ama neden istifa ettiğini neredeyse herkes yanlış anlamış!

Gizli görüntülerin içeriği doğru mu değil mi belli değil. “montajdır” lafı almış gidiyor CHP çevrelerinde. İyide kardeşim elbette montaj. Az çok teknik bilgisi olan herkes bu tip görüntülerin gereksiz, yerlerinin kesilip, montajlanacağını bilir. O kamera zaten belki günlerce orada boş odayı kayıt yaptı. O boş oda görüntüleri işe yaramayacağı için kesilip çıkarılmıştır. “bu bir komplodur” tamam komplodur. Buda doğru. İçeriği doğru olsa bile piyasaya sürülmesi komplodur. Peki, o zaman bu komployu kuranlar ne amaçlıyordu? Deniz Baykal’ın istifa etmesini mi? O zaman etmeyecekti. Komploya boyun eğmeyecekti ki bu onurlu bir duruş olarak kayıtlara geçsin. Hem komplo deyip hem de gereğini yapmak komploya boyun eğmek değil midir? Video içeriği doğru değilse neden istifa ediyor? Görevi bırakmaz, inkâr eder ve komployu çöpe attığını söylersin. Doğruysa bu bir aşksa neden aşkına sahip çıkmıyor? Yoksa sadece bir zevk tatmini miydi bu birliktelik?

Tarihte bu tip ilişkileri platonik veya Deniz Baykal boyutunda yaşayan birçok devlet adamımız oldu. Atatürk, Adnan Menderes bu listeye dâhil edilebilir ki her iki isimde halkımızın en sevdiği liderlerdir. Bu ilişkiler onların popülaritesini düşürmedi. Mesela Adnan Menderes Yassıada da yargılanırken gizli aşkı tiyatro sanatçısı Ayhan Aydan ziyaretine bile geliyor. Korkunç Yassıada`da Günleri`nde sevdiği adamı, herkesi tir tir titreten Baş yargıç Salim Başol`un karşısında `Ben bu adamı sevdim hâkim bey, siz sevginin ne olduğunu bilir misiniz?` sözleriyle savunacak kadar güçlüydü aşkı. Ve aynı ölçüde karşılıklıydı. Adnan Menderes, evli olmasına rağmen ilişkisini saklamadı. Ayhan Aydan Hanım eşinden ayrıldı. Üstelik Menderes Aydan hanımı eşi Ferit Aydan Beyden bizzat kendisi karşısında oturmadan ayakta istemiş. 5 saat yaşasa da Dünyam ismi verilen bir çocukları bile olmuştu.

Sadece bizde değil dünyanın diğer ucunda Amerikan Başkanlarına bakın, içlerinde hem o ülkede hem de dünyada en sevilen başkanlarından bazılarının böyle gönül maceraları ve yasak ilişkileri oldu. J.F. Kennedy ile Marilyn Monroe, Bill Clinton ile Monica Lewinsky ilişkileri... Monroe bir şarkıcıydı ve tüm kamuoyunun önünde aşkının gözlerine baka baka herkesin aşkı için söylediğini bildiği “Happy Birthday to my! President” (‘mutlu yıllar veya iyi ki doğdun başkan’ isimli bu parçayı Monroe bazen my president yani benim başkanım diye icraa edermiş) parçasını bunu bilerek dinlermiş... Clinton ise çıktı ve halkından özür diledi. Defteri kapattı.

Deniz Baykal beyde bunlardan birisini yapabilirdi. Âşıksa ve hayvani bir şehvet değilse bu birliktelik, itiraf edersin! Millet çoğunluğu da erkek bakış açısı ile “yapmıştır ulan yapmıştır. Helal olsun!” derdi. Ortada aşk yoksa o zamanda sizden bir özür beklenir. Hiçbirisini yapmadılar. Yukarıda saydığım devlet adamlarının ilişkilerini ise şimdi tartıştığımızdan ayıran en büyük özellik, partnerlerin bekâr veya dul olması veya ilişkilerin boşanma sonuçları vermesidir. Eğer doğruysa her iki tarafın evli olduğu bu durum iğrenç bir ahlak sorunudur. Aynı zamanda siyasi olarak alçalmışlıktır.

Yaşanan olayı tanımlamaya çalışalım;

Fuhuş, İçinde bulunulan toplumun kurallarına uymayan bir biçimde bir veya birkaç kişiyle para, mal ve menfaat karşılığında cinsel ilişkide bulunmaktır.

Zina, Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki.

Bunlardan hangisi oluştu sizce? Ortada para ve mal yok. By'an Nesrin Baytok’un milletvekili adaylığına Önder Sav karşı çıkmasına rağmen Baykal tarafından önerildiği, hatta Nesrin Baytok’un Mersin’den aday gösterilmeyi istememesi ve Ankara Milletvekili olmak arzusunun da Genel Başkan ısrarıyla gerçekleştiği söyleniyor, yazıldı!

Yine 2004 yılında 346 maddelik Türk Ceza Kanunu tasarısı üzerine Ak Parti ve CHP arasında uzun pazarlıklar yapılmıştı. Hatta bu pazarlıklara AKP`den Adalet Bakanı Cemil Çiçek, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Grup Başkanvekili Haluk İpek, Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile Adalet Komisyonu üyesi Hakkı Köylü ile bir araya geldi. Görüşmeye CHP`den Genel Sekreter Önder Sav, Grup Başkanvekili Haluk Koç ve Adalet Komisyonu üyesi Orhan Eraslan da katıldı. AKP ile CHP`nin uzlaşma arayışında en hararetli tartışmalar zinanın yeniden suç olarak tanımlanması konusunda yaşandı. AKP, zinanın yeni TCK’ da suç olarak düzenlenmesini istedi. AB`nin çok az ülkesinde zinanın suç olduğunu anımsatan CHP`liler ise "Tavsiye etmiyoruz ama ısrarcı olursanız, siz bilirsiniz" dedi.

AKP`lilerin `ailenin bütünlüğünün korunması` açısından bunun önemli olduğunu söylemeleri üzerine de,
CHP`liler, "Madem ailenin korunması amaçlanıyor o zaman şikâyete bağlı suç olmasın. Savcılar doğrudan harekete geçsin" demişlerdi.

AKP’nin zinayı suç saymak üzere 233. Maddeye ilave yapmaya kalması üzerine Deniz Baykal daha sonra arkadaşlarıyla yaptığı değerlendirmede Chp'nin resmi ağzı olarak, "Zinayı bir başka isim altında dayatıyorlar. Önerge verilirse uzlaşmanın bozulduğunu ilan eder Meclis`i terk ederiz. Bu yasa AKP`nin yasası olur, hesabını da AB`ye, kamuoyuna verirler" dedi. Bu açıklamalardan sonra CHP beklemeye çekildi. Ancak tartışmalı maddeler ortak önergelerle değiştirilmeye devam etti. Gözler Genel Kurul`a ve aile hukukunu düzenleyen 233. maddeye çevrildi. CHP, AKP`yi yeni bir denemede bulunmaması konusunda uyardı. AKP`nin tekriri müzekkere ya da ek madde yolunu seçmesi olasılığını değerlendiren Deniz Baykal, arkadaşlarına "Bunun siyasi cinayet, siyasi ahlaksızlık olacağını AKP`ye iletin" talimatı verdi.

AKP`lilerle görüşmeleri sürdüren İzmir Milletvekili Kemal Anadol da, "Tekriri müzekkere olacağına inanmıyorum. Çünkü bu siyasi zina olur" dedi. Ancak AKP bu maddeye söz konusu önergesini vermedi. CHP’nin ısrarlarıyla zina suç olmaktan çıkarıldı. Ya çıkarılmasaydı?

Şimdi video içeriğinde yaşananların ne zamandır sürdüğünü, bu ilişkinin varlığını, söylentilerini birçok kişi yazsa, söylese de (Alev Alatlı vb.) aktörler itiraf etmedikçe bilemeyeceğiz. Acaba Nesrin Baytok’un SHP genel merkezine 1989 da girmesinden ne kadar süre başladı muamma..? Peki, bu yasa görüşülürken gayri meşru ilişki var mıydı? Bu ilişki TCK da zinayı suç olmaktan çıkaran madde konusunda CHP’nin ısrarcı olmasında etkili oldu mu? Baykal tavrını neye göre belirledi?

Görüldüğü gibi sadece iki kişinin mahremi değil bu? Yasamanın çıkardığı yasaları etkilediği bile tartışılabilir! Parti iç meselesini geçtik, meclise üye seçimini etkiliyor. Aktörlerden birisinin kocasının kurduğu şirket daha remi gazetede ilanının mürekkebi kurumadan CHP Genel Merkezinin kırtasiye malzemelerini temin etmeye, İzmir dâhil birçok CHP’li Belediye’nin kırtasiye ve büro malzemelerini sağlayan büyük bir şirkete dönüşüyor.

Baykal, savcıların ifade talebini ret etti. Oysa madem gerçeğin ortaya çıkması ve bu iğrenç komplonun faillerinin bulunmasını istiyor. Ki bunun için videoda görüntülenen mekân neresi? Savcılığa söylemesi gerekmiyor mu? Zira bazı uzmanlara göre kamera elektrik prizinden güç almak üzere oraya monte edilmiş deniliyor. Kablosuz frekans gönderiyor ve azami 100 metre uzakta bir yerlerde bu sinyallerin yakalanması gerekiyormuş görüntüleri kaydedebilmek için. Eee Baykal, “bu komplo iki haftalık” demedi mi? O’na (Mustafa Sarıgül), Buna (hükümet) suç atacağınıza gerçeğin ortaya çıkması için yardımcı olsun. Belki taze parmak izi belki de mobese kameralarından vereceği adres çevresinde yapılacak araştırma ile görgü şahitlerinden bir şeyler çıkabilir. Yoksa çıkmaması daha mı iyi?

Elbette tüm bunların üstüne Deniz Baykal’ın iddia ettiği gibi olayın içinden hükümet çıkarsa bu başbakanın istifasını ve hükümetin düşmesini gerektirir. Bu Baykal’ın aktörü olduğu işten bin kat daha ağır ve ahlaksız iş olur.

Cenk SARIGÖL

15 Kasım 2008

Aziz Kocaoğlu ve İsmail Uygur'a UzunByPas



Aziz Kocaoğlu ve İsmail Uygur'a UzunByPas

CHP İzmir eski başkanlarından Alaattin Yüksel’in son CHP Genel Kongresinde Deniz Baykal’a bayrak açtıktan sonra yaşanan gelişmeleri 13 Ekim 2008 tarihli ve “Aziz Kocaoğlu Tekrar Aday!” başlığı bitimine ünlem işareti koyarak, değerlendirmiştik. (Tekrar okumak isteyenler, http://cenksarigol.blogspot.com/2008/10/aizi-kocaolu-tekrar-aday.html ) İlgili yazımızda kısaca değindiğimiz Torbalı belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur’un tekrar adaylığını değerlendirmemiz gerek! Üstelik bu değerlendirmeye eski milletvekilimiz Sedat Uzunbay’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığını eklemeden olmayacak.
Muhalefete tahammülsüzlüğü ile bilinen Deniz Baykal, CHP Genel Kongresinde aykırı çıkışlar yapan zamanın il başkanı Alaattin Yüksel’i kısa bir belgeçer (fax.) ile yönetim kurulu ile görevden almıştı. Yerine Ekrem Bulgun atandı. Alaattin Yüksel’in görevden alınması sürecinde önce CHP Merkez Yürütme kurulu Üyeliğinden alınan Sedat Uzunbay, 22 Temmuz Genel seçimlerinde ise listeye bile alınmadı. Tıpkı Alaattin Yüksel görevden alınınca yaptığı basın açıklamasında yanında duran, destek veren çeşitli illerden diğer milletvekillerinin listeye giremediği gibi… Bu sırada Yüksel’e en çok destek çıkanlardan birisi, Piriştina’nın vefatıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını adeta herkesi şaşırtarak, hediye ettiği üniversiteden fakülte arkadaşı Aziz Kocaoğlu’ndan başkası değildi.
Benim Tahminimce, CHP genel başkanı Deniz Baykal, atadığı Ekrem Bulgun’un ilk CHP İzmir il kongresine gidilirken, yılların deneyimiyle çok zorlanacağını gördü. Zira Alaattin Yüksel’in görevi sırasında kendi tabanını oluşturmasından, delege ve üyelikleri şekillendirmesinden doğal ne olabilirdi ki? Kollar sıvandı… Önder Sav’ın koordinasyonuyla İzmir merkez ve ilçelerde CHP Parti Tüzüğünün 12. maddesine dayanarak, binlerce üye düşürüldü ve yenileri eklendi. (Hatırlayın: yılların CHP’lisi ve Deniz Baykal rahatsızı Emin Yıldız’ın üye olmadığını öğrenmesi ve gazetelere beyanat vermesi) Buna rağmen Alaattin Yüksel veya desteklediği adayın şansı kırılamamıştı. Deniz Baykal B Planına geçti. Buna göre güvendiği birisi, atadığı Ekrem Bulgun yönetimine karşı liste çıkaracaktı. Selçuk Ayhan bu konuda görevlendirildi. Nasılsa Alaattin Yüksel ve gururları kırılarak görevden alınan yönetim kurulu üyeleri, Ekrem Bulgun’a karşı ya liste çıkaracak ya da çıkan listeyi destekleyeceklerdi. Beklenen oldu. Deniz Baykal’ın planı tuttu. Baykal’a muhalefet eden ne kadar İzmir CHP örgütü üyesi varsa, Onun atadığı Ekrem Bulgun’un karşısında yer aldı. Diğer aday Kemal Karataş kongre sürecinde Bulgun lehinde adaylıktan çekildi. Dikkat edin kaybeden aday lehine adaylıktan çekilen Karataş şimdi CHP İzmir il başkanıdır. Sedat Uzunbay ise il başkanını belirleyen Karşıyaka ve Konak ilçe kongrelerinde delegasyonu yönlendirerek, ciddi itibar kazanmış ve Selçuk Ayhan’ı il başkanlığına taşımıştı. Deniz Baykal’ın iki kafa adamından Kemal Anadol Bulgun listesini desteklerken, Önder Sav’ın Ayhan’ı desteklediğini belirtmiştik. Peki, Parti Meclisine (PM) girecek isimleri öneren Önder Sav’ın İzmir il kongresinde aynı adayı destekledikleri Sedat Uzunbay’ı es geçmesinin anlamı nedir?
Böylece Deniz Baykal hem güvendiği bir adamı tekrar ve kendisine muhaliflerin dahi oyunu aldırarak seçtirdi. Diğer yandan Selçuk Ayhan ve sair isimlerle kendisine muhalif ne kadar isim varsa, kapalı kapılar ardında konuşulanlara varıncaya kadar öğrendi. Öğrenmekle kalmadı muhalif temizliğinin ilk etabını 22 Temmuz genel seçimlerinde tatbik etti. CHP İzmir il kongresinde Ekrem Bulgun’u destekleyen ve destekledikleri aday kaybeden tüm CHP İzmir milletvekilleri tekrar listeye girer veya seçilirken, destekledikleri aday kazanan kazanan milletvekillerinden sadece Bülent Baratalı listede yer bulabilecekti. Temizlik sadece İzmir ile sınırlı kalmadı. Alalattin Yüksel’in görevden alınmasının ertesinde ona destek vermek için basın açıklamasında haziruna yazılan diğer illerin CHP milletvekillerinin hepsi listelerde yer bulamadı. Bakın seçilemedi değil, milletvekili aday listesine bile giremediler. Bunların içine Torbalılı Sedat Uzunbay dâhildir. Komik olan ve tahminimi güçlendiren en önemli ayak ise Selçuk Ayhan’ı destekleyen milletvekilleri elenirken, Ayhan’ın milletvekilliği ile ödüllendirilmiş olmasıdır! (Bakınız; http://cenksarigol.blogspot.com/search?q=il+ba%C5%9Fkanlar%C4%B1n%C4%B1n )
Önümüzdeki 2009 Yerel Seçimlerinde temizlik harekatının ikincisini göreceğiz. Mevcut Alaattin Yüksel torpilli İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu kesinlikle tekrar aday olamaz. Aday adaylığı ile yetinecek! Buna ne Deniz Baykal nede ‘arsenikli su’ skandalları izin vermez. Biliyorsunuz
14 Ağustos 2007: Kemal Karataş, CHP İzmir İl Başkanlığı’na atandı. Belediye ve il genel meclisi toplantılarına katılacağını, sert muhalefet yapılacağını belirterek, partiye “Karataş tarzı” getireceğini söyledi. Bu ziyarette CHP’li 17 ilçe belediye başkanı, 4 ilçe başkanı, 12 belediye meclis üyesi Kocaoğlu’na eşlik etti. Lakin benim bildiğim kadarıyla Torbalı CHP’den kimse yoktu.11 Eylül 2007: Ülke gündemine oturan Tayland gezisi sonrası Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grubu’nda tartışma çıktı. İl Başkanı Karataş, Tayland gezisine katıldıkları için kınama cezası alan İmar Komisyonu üyesi 3 CHP’linin yeni komisyonlara aday olamayacağını açıkladı. Kocaoğlu ise komisyonların parti organı olmadığını aynı isimlerle çalışmak istediği yanıtını verince küfürlü gerginlik yaşandı. 30 Aralık 2007: Buca İlçe Kongresi’nde Kocaoğlu, Karataş’ı ima ederek, “Adam gibi adam olacaksın. Seçilmişinin arkasında adam gibi duracaksın” dedi. Karataş da “Efelenmek, ‘benim makamım senin makamını döver’, ‘ben seni yok sayarım’ anlayışları ‘İzmir’i istiyorum’ diyen AKP iktidarının ekmeğine yağ sürer” dedi. 17 Şubat 2008: CHP İzmir İl Kongresi’ne Genel Merkez’in desteğiyle giren Kemal Karataş, güven tazeledi. Baykal, örgüte “Küslüklere son verin. Parti siyaseti istemiyorum, toplum siyaseti yapın” talimatı verdi. Kongrede Karataş, Kocaoğlu’na delege olmadığı gerekçesiyle oy kullandırmadı. 13 Mart 2008: İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu, altı aydır ayak basmadığı CHP İzmir İl Başkanlığı’na giderek, Kemal Karataş’ı makamında tebrik etti.24 Ekim 2008: İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın İzmir'de düzenlediği basın toplantısına alınmak istenmemesi ve ardından CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş ile arasında yaşanan gerginliğe ilişkin, "Benim bir problemim yok" dedi. Aziz Kocaoğlu ve Kemal Karataş, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı Adnan Menderes Havalimanı'ndan uğurlamalarının ardından VIP salonundan ayrı ayrı çıktılar.İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun niçin tekrar aday gösterilmeyeceğini sanırım iyice anlatabildik! Tabii önce CHP PM’den sonrada milletvekilliğinden bypas edilen Sedat Uzunbay’ında…Gelelim Torbalı belediye Başkan’ı İsmail Uygur’un durumuna; Baştan söyleyeyim, Torbalıda Uygur üzerine hesap yapanlar yeni konumlarını belirlesin! O defter kapandı. Bunda sayın başkanın sağlık durumunun ciddiyetinden önce yukarda saydığım sebepler ve daha başkaları var. Uygur genel merkez ve il yönetimince dışlanan Kocaoğluna “atom karınca” lakapları takacak yakınlıkta mıdır? Siroz teşhisiyle ve buna bağlı mide kanaması sebebiyle acil getirildiği hastaneden çıkınca nekahet dönemini Sedat Uzunbay’ın Çeşme’deki yazlığında geçirdi. Tüm bunların Deniz Baykal tarafından bilinmediğini ve zararsız görüldüğünü kabul etsek bile, Bülent Ersoy ve M. Armağan Uzun nikâhını yine Çeşmede bir yatta (07 Temmuz 2007) kıymış olması (bilgi; http://cenksarigol.blogspot.com/2007/08/yz-karas.html ) Uygur’u genel başkanı gözünde düşürmeye yeter! Ne alaka diyeceklere hemen belirteyim. Bülent Ersoy, CHP Genel başkanı Deniz Baykal’ı kastederek; "12 Eylül döneminde sahne yasağımın vardı. Yasağın kaldırılması için şimdi bir parti genel başkanı olan kişi (o sırada Baykal siyasi yasaklı ve avukatlık yapmaktadır) benden servet (100 milyon) istedi." İddialarında bulunmuştu. Bunun üzerine Deniz Baykal kişilik haklarını ihlal ettiği iddiasıyla sanatçı Bülent Ersoy aleyhine açtığı 300 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı. Davayı kazandı ve Ersoy’dan 15 bin ytl. Tazminat aldı. Dava sürecinden önce Ersoy ve Baykal arasında yaşanan gerginlik, atışma ve söz düellosunu bilenler, hatırlayanlar size sorabilir miyim? Devlet adamlığı ciddiyetini önemseyen, kinini diri tutan, muhalefete acımasız siyaset tarzı ile Deniz Baykal, böyle bir davada muhatabı olan Ersoy’un nikahsını kıyan ve tv ekranlarında bence rezillik söylentileri baş haber olan Armağan Uzun için pazaryerlerine dev canlı yayın ekranları kurduran Uygur ve o ekranlara Popzıtar yarışmasına SMS atma komikliği yansıyan Sedat Uzunbay’ın sizce adaylık şansı var mı?


Cenk SARIGÖL

2 Haziran 2008

Suç Üstü Yakalandılar

Suç Üstü Yakalandılar
Telekulak, Öndergate, Kocakulak diye yaygara basan CHP Yöneticileri suçüstü yakalanmışlardır. Salaklık, ihtiyarlık, bunama, teknolojik cahillik diye birçok kişi tarafından nitelenen olayla birlikte Vakit Gazetesi’nin olayın aslını açıkladığı 3 günlük sürede CHP Genel Başkanı ve hiç başbakan olamamış ana muhalefet lideri Deniz Baykal nasılda ipe – sapa gelmez iddialarla ortalığı germişlerdi. Hatta Sayın Baykal dinlemenin hangi araçlarla yapıldığını, ne tür teknolojiler kullanıldığını bile sıralamıştı. Kimsenin aklına işin bir salaklık yada aymazlıktan kaynaklanabileceği gelmedi. Önder Sav Vakit yazarı Serdar Arseven’in Peygamberimiz ve Hac konusunda açıklama almak için aradığında telefonunu açık şekilde sehpaya geri koymuştu! Böylece Bolu eski valisi Ali Serindağ ile aralarında geçen konuşmalar, vakit muhabirleri tarafından notlarına aktarılmıştı.

Müslümanlar (CHP içinde üye ve yönetici olarak bulunanlar bile rencide oldular. Olmayanlar için bir şey yazardım ama bıktım davalardan!) Sav ve Partisinden özür beklerken, en azından erdemlilik edip, uygun yeri üzerine oturması gerektiğini düşünürken adamlar üste çıkmak için saldırıya geçti. Arkası boş ve tamamen kendi saloşluklarından kaynaklanan bu olay üzerine başladılar yaygaraya, velveleye... Bu ülkede herkes dinleniyordu! Kimsede dinlenmediğini düşünecek kadar ehemniyetsiz olmadığına göre çıkıp, “ben dinlenmiyorum, neden beni dinlesinler ki?” deme cesaretini gösteremezdi! Üstelik bu suçlamalar, AB Uyum Yasaları çerçevesinde özel yaşama müdahale edilmemesi yönünde yasaları çıkaran ve özel hayatlarının gizliliğine itimam gösteren Ak Parti’ye yapılıyordu. Sanki bundan 7-8 sene önce, gazete manşetleri en çok neyin üzerine atıldığını unutan bir toplummuşuz gibi. Doğan Medyası vesair medya ise olayın üzerine abandı adeta. CHP bağırdı, onlar mikrofon görevi gördü.AKP’nin “gelin meclis araştırma komisyonu kuralım. Suçluları en ağır cezaları verelim” teklifine atlaması gerekenler atlamadı. Ama yaygaraya devam ettiler. Vakit Gzt.si açıklama yapıncada “biz o kadar salak mıyız? ‘Yes’ tuşuna basmış olsam telefon tekrar çalmazdı” gibi komik gerekçeler ortaya döktüler.

Oysa işin daha vahimi kendini hala tek parti döneminde sanan CHP ve tek parti dönemi uygulaması olan valilerin doğal CHP il bşk. olduğu zamandan kaldığını sanan bir merkez valisi yerel seçimleri nasıl kazanacakları yolunda Önder Sav ile görüşüyordu. Kadrolaştığı, atamaları buna göre yaptığı, devleti ele geçirdiği suçlamalarına maruz kalan hükümet döneminde tam 5 yıl görevden alınmayan bir vali bu. Nasıl kadrolaşmaysa artık. Bakanı karşılamadığını, AKP belediye hizmetlerini engellemeye...

Gerçeğin ortaya çıkmasıyla yüzlerinin kızarması beklenenler, özür dileyip, gereksiz halkı gerdiğini itiraf ederek, erdemli bir duruş takınması gerekenler susmadı. Bir boçalama yaşadılar, gurup toplantısını iptal ettiler, Kemal Anadol basın toplantısına gelmedi, ‘gensoru’ vermekten vazgeçtiler (bide vazgeçmeseler ne komik olurdu!). Teknoloji cahilliği de ayrı bir iş. Kardeşim madem dinlendiğinizden şüpheleniyorsunuz, gider karşı casusuluk cihazları ile bunu önleyebilirsiniz veya dinleme cihazlarını bulabilirsiniz. Hatta dış dinleme, lazer titreşim algılayıcı harici, mobil dinlemelerin yerini bile tespit edip, suçüstü yapabilirsiniz. Zaten ben anamuhalefet partisinin bunu genel merkezinde uyguluyor olduğunu düşünmek istiyorum. Zira sizi sadece iktidar veya diğer muhalefetteki rakipleriniz dinmez. Başka ülkelerin ajanlarıda sizin projelerinizden, kazara iktidara gelseniz yapmayı düşündüklerinizi bilerek, strateji geliştirmek isteyebilir.

YÖN Radyoda Murat Taylan'ın sorularını yanıtlayan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Turkcell'e başvurduklarını açıkladı. Kılıçdaroğlu, Turkcell'in ancak mahkeme yoluyla kayıtları verebileceklerini bildirdiğini bu yüzden de taleplerine olumlu yanıt vermediklerini anlattı. (adam başka birisinin kayıtlarının 3. Kişi ve kurumlarına mahkeme kararıyla verilebileceğini bilmiyor. Bilse zaten başvuruyu CHP değil Önder Sav adına yaparlardı. Gerçi oda 4 gündür kayıpmış! Diğer taraftan sahi madem dinlendiğinizden şüpheleniyordunuz ve bu hukuka göre suç neden mahkemeye başvurmamıştı CeHaPes) Kılıçdaroğlu, Vakit Gazetesinin mahkemeye başvurmadan 24 saat içinde telefon görüşme kayıtlarını gösteren belgeyi nasıl aldığını sordu.

Burda ayrı bir cahillik yatıyor! Adamın Türktelekom’un ayrıntılı fatura hizmetinden haberi yok. Vakit kendi üzerine kayıtlı ve ayrıntılı gelen faturası hakkında erken bilgi talebinde bulunmuş o kadar. Yani bilgi istediği kendisi, kendi telefonları. Üstelik olay doğru olmasa ve dilekçesinin sonuçunu beklediği sırada Chp ülkeyi gererken Vakit yazarı Arseven bir gazeteciye “olay ortaya çıktığında herkes çok şaşıracak, utanacak, Deniz Baykal Önder Sav’a çok kızacak” diye tiyo bile vermişti. Ülkeyi arkasını araştırmadıkmadıkları büyük bir iddia ile gerdiler. Borozancılarıda buna katılınca gene vatandaşa ceza kesildi. Borsa düştü, döviz çıktı. Sonuçta ne Chp yöneticilerinin nede Baykal’ın inandırıcılığı kalmadı. Yalanla, hükümeti kriz yöntemiylede olsa, ülkeyi ekonomik - sosyal olarak düşürse, iktidar olmak için her türlü yöntemi denemeye hazır gözü iktidar hırsı ile dönmüş siyasetçiler oldukları gerçeğini oynadılar. Bu siyasi yöntemin başarısının olmadığını göremeyecek kadar statükocu, yöneticilerinin çoğu kendilerini içsel değiştiremeyecek, yeniden öğrenemeyecek kadar yaşlı olduklarından Chp düşmeye devam edecektir.

Utanan var mı bilmem! Lakin Baykal Sav’a çok kızmıştır! 5 gün önce Önder Sav ve Deniz Baykal dinleniyormuydu bilmiyorum. Kesin bilrdiğim ise şu sırakar her ikiside çok iyi DİNLENİYOR! Biri evinde birinin yerini bilmiyorum.

Cenk SARIGÖL

30 Mayıs 2008

Saloş Bir Çuvallama

Statik Statükocular

Önceki yazımızın devamı niteliğinde Türk Seçmeninin değişen beklentisini ve siyasete bakışını aktarmaya devam edelim. Seçmen artık sadece eleştiren, iktidarın her yaptığına ‘Hayır’ diyen, karşı çıkan, engellemeye çalışan tarz-ı siyasetten bıktı. Bilişim çağının olanakları ile çok hızlı tepki verebiliyor. İnternet ayakları artık olmazsa olmaz diye nitelenen gazetelerde haberler anında güncellenirken, okur sadece okur olmaktan çıkıp, yazar olarak yorum yazıyor, puan veriyor, tebkisini yada övgüsünü anında yazı işlerine ve yazarlara iletebiliyor. Özgürlükler arttıkça, farklı perspektiflerden tarih araştırmaları ve gerçekler gün yüzüne çıkıyor. İnsanımız dünyayı tanıdıkça karşılaştırmalı tarih sorgusu, siyaset algısı gelişiyor. Almanya bu gelişmeyi yakalamışken biz neden hala gerideyiz? Sorusunu kendi içinde sorduğu gibi dış ses olarakta çevresine iletiyor.

CHP sosyalistliği, sosyal devlet anlayışı nasıl sorgulanıyor görmüyormusunuz? Tüm bu gelişmeler karşısında mevcut düzenden nemalanan, çocuklarının ve torunlarının geleceğini, kariyerini bu düzenin devamında gören zihniyet ve zümreler ise gidişata dur demek için atmadık takla bırakmıyor. Dünyanın en büyük video paylaşım sitesini “Atatürk’e hakaret ettiği” gerekçesiyle erişime kapatıyorlar. Biraz internet bilgisi olan için bunu aşmak zor olmasada sonuçta cezalandırılan, yeni kullanıcılar. Oysa milyarları bulan içeriği ile yasak, daha çok bu portalı kullanan kendi insanına ceza kesiliyor. Sadece ilgili link yasaklanarak aynı sonuça ulaşılabileceği bilgisine ise biganeler.İletişim ağı genişleyip, geliştikçe yaş ortalaması ‘ihtiyar’ düzeyindeki partiler ve özellikle CHP çuvallamalarına devam edecektir. Çünkü gençlik, amatörlük olduğu kadar heyecan, ruh, heves, ukba, hırs ve enerjiyi içinde taşır. Eleştirdiğiniz kadar çözüm önermeniz, çözüm yolları göstermeniz, çözüm yollarını açmanız ve yardımcı olmanız yeni siyaset beklentisinin merkezidir. Yapılanları külliyen ret etmek ise gerizekalı siyaset zamanlarında, darbe sürecinin dar alanda kısa paslaşmalarına izin verilen politik zeminlerde kaldı.

Önder Sav Malatya da yaşlı ve fakir bir CHP üyesinin ‘Hacı olma isteğini’ iletmesine bence Avrupalı hiçbir sosyalistin aklına gelmeyecek bir düzeysizlikle cevap veriyor. “Araplara para kaptırmanın alemi yok. Bakarsın oraya gidince Muhammed (‘a.s’ biz ekleyelimde terbiyesiz saygısız olmayalım) seni bırakmaz” adam daha da utanmazca söylediği kepazelik hatırlatılınca “kamera olduğunu bilmiyordum” diyor. Eğer bu bir zeka özürlülüğü değilse “biz CHP yöneticileri zaten kamera olmayan biz bize toplantılardahep böyle din, diyanet ve peygamber hakkında ileri geri, abuk subuk konuşuruz” itirafıdır!

Hükümet yıllardır bitirilemeyen ama devletin en çük övündüğü, üzerinden puan toplamaya çalıştığı, ismine TRT de Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) diye tv kanalı bile kurduğu projeyi hayata geçirecek müthiş bir adım atıyor. Öyle böyle değil, bütçelendirilmiş, yapılandırılmış, kalemleri çıkarılmış, görev paylaşımı yapılmış gerçekçi bir planla açıklanıyor bunlar Eyyübi’nin başkentinde... Ama şoven söylemlerden başka hizmet üretmediği söylenen ilin belediye başkanı ortalarda yok. CHP ise Hükümetin bu açılımını kendince gölgelemek ve etkisinin toplum üzerinden dağılması için harekete geçiyor. “CHP Genel Merkezi DinleniyorDeniz Baykal çıkıp, kesin bir dille ve her zaman ki saldırgan uslubuyla verip, veriştiriyor. Olay şu:
"Merkeze alınan Bolu eski valisi Ali Serindağ CHP genel merkezinde Önder Sav ile görüşür. Burada Sav’a yerel seçimlerde Bolu Belediyesinin nasıl alınacağına dair taktikler verir. (bakın devletin bir valisi CHP genel merkezinde CHP’nin nasıl seçim kazanacağı yönünde planlarını arz ediyor) Hatta bazı bakanlar hakkında yakışıksız laflar eder ve CHP yanlısı kullanılabilecek personel isimlerinide iletir. Bu konuşmalar ise Vakit Gazetesinde ertesi gün okurlarına duyurulur.
Herkes Vakit’in bu görüşmeyi nasıl ele geçirdiği? Sorusu üzerinden (özellikle uzun zamandır hükümetten İstanbul'un göbeğinde otel yapım izni alamayan bir medya gurubu) hükümete, emniyet ve cemaat bağlantılarına abanarak, demedi-komadı bırakmadı. Böylece gündem değişti. GAP konusunda hükümet açılımı manşetlerden hemen düşürüldü. Oysa doğal olan yeni açılım üzerinden gelir dağılımındaki dengesizlikler tartışılsın, Kürt Sorunu, Terör masaya yatırılsın, şoven ve ayrılıkcı kürt gurupları tahlil edilerek, çözüm yolları aransın.

Ama nerde? madem bu düzen korunmalı, çark ne daha hızlı nede daha yavaş dönmemelidir. Zaten yaşlılar ayakda uydurmaz bu hıza..! Aynı Anayasa Mahkemesi Başkanı Osman Paksüt olayında olduğu gibi kimse orada kimlerle yemek yediğinin, buluştuğunun üzerinde durmadı yada gözlerden kaçırıldı. İşin garibi CHP hırçın ve mal bulmuş mağrip, pozlarıyla sarıldığı Sav’ın dinlenme iddialarına hükümetin bizzat İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından yapılan “gelin mecliste araştırma komisyonu kuralım. Birlikte araştıralım ve sorumlulara en ağır cezayı verelim” teklifine kulak asmadı. Dün Vakit Gazetesi dinlemenin nasıl gerçekleştiğini açıkladı:
“Tarih 25 Mayıs 2008 Cuma... Saat 10.00 civarı... Muhabirlerimiz, Hac ve Peygamber Efendimiz aleyhinde sarfettiği sözlerden dolayı büyük tepki çeken Önder Sav'ın bu konudaki görüşünü almak üzere, kendisini 0532 3.... numaralı telefondan ararlar. Önder Sav; o an Vali Ali Serindağ ile görüşmektedir. Muhabirlerimize, ‘Misafirim var. Bir dakika...’ der. Muhabirlerimiz beklemeye başlar. Telefon açıktır. Muhabirler, Önder Sav ile Vali Serindağ'ın konuşmasına işte o telefondan, yani Önder Sav'ın telefonundan 42 dk. mutalli olurlar. Önder Sav ile Vali Serindağ'ın görüşmesi, Sav'ın da ifade ettiği gibi, "bir saat" kadar sürer. Ancak 42 dakika sonra Önder Sav'ın telefonu kapanır. Muhtemelen şarjı bitmiştir!”
Olayın dinleme felan olmadığı, yaşlılıktan kaynaklanan unutkanlık yada saloş bir durumdan ortaya çıktığı hemen anlaşıldı! Peki bu durumda CHP ne yaptı? Dün vereceklerini söyledikleri “gensoru” öncesi yapacakları toplantıyı iptal ettiler. CHP Gn. Bşk. Yrdc. Kemal Anadol duyurduğu ve davet ettiği basın toplantısına gelmedi. Özür mü daha ufukta yok! Zaten beklenmiyorda.. ne Sav’ın dine ve Peygambere höykürmesinden nede kendi ihtiyarlığının etkileriyle gündemi işgal etmesine... Lakin Deniz Baykal’ın Önder Sav’a ne kadar kızmış olduğunu tahmin etmek hiçde zor değil!

Cenk SARIGÖL